50'inci yıl keyfi

Gülçin TELCİ
Haberin Devamı

ABD'de devam eden tedavi arasında gazetem beni 50'inci yıl için davet edince Milli Piyango'dan büyük ikramiyeyi kazanmış gibi mutlu oldum ve hiç üşenmeden koşa koşa Türkiye'ye döndüm...

Türk basınının amiral gemisi Hürriyet'in 50'inci altın yılı için ilk kutlama Başkent Ankara'da olacaktı...

Bu benim Ankara Büro'daki arkadaşlarımla kucaklaşabilmem demekti... Ankara'ya uçtum... Uçaktan iner inmez hemen Ankara büroya uğradım ve bağışıklık sistemi yüzünden öpüşme yasağıma rağmen hasretten arkadaşlarımı tek tek öptüm... Sonra geceye katılmak için otelime döndüm... Çok heyecanlıydım... 50'inci yıl kutlamasının yapıldığı Hilton Oteli'ndeki odamda giyinip kuşandıktan sonra aşağıya indim... Kokteylde karşılaştığım manzara harikaydı.

Bir anda hafızamda 1930'lu yıllarda Ankara Palas'ta gerçekleşen Cumhuriyet balolarındaki görüntüler canlandı. (Sakın tevellüdüm o kadar eski zannetmeyin, sadece o yılların fotoğraflarından tanıdığım Ankara geceleri)... Kokteylden sonra yemek için masalarımıza oturduk...

YENİDEN DOĞMUŞ GİBİ

Yemekte Hürriyet'in 50 yılının anlatıldığı sinevizyon gösterisi yapıldı... Davetliler filmi izlerken anı tazeledi.... Masada birlikte oturduklarımın yüzlerinden sinevizyonu izlerken nostaljiyi ne kadar içten yaşadıklarını okuyabiliyordum.

Biz bunları hissederken, siyaset tarihine 35 yıllık damgasını vuran Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in neler hissettiğini anlayabilmek için göz ucuyla kendisini süzdüm. Demirel zaman zaman ciddileşmekte zaman zaman ise gülümsemekteydi...

Nostalji sadece görüntülerde kalmıyor, hemen ardından sahneye de çıkıyordu.

Ajda Pekkan, yeniden doğmuş gibi sahne alıyordu.

Beyaz giysileri ve yeni saç modeli kendisine çok yakışmıştı.

Hepimize tempo tutturdu.

Misafirlerin büyük çoğunluğu şarkılara eşlik ederken, Ajda'nın melodileri ile gençlik yıllarına dönüş yapıp anı tazelediler...

Ajda tek kelime ile muhteşemdi.

Son sevgilisi, DTP İstanbul milletvekili Yıldırım Aktuna ise purosunu derin derin çekerken, yüzünde Ajda'ya olan hayranlık okunuyordu.

Tam anlamıyla, gecede herşey muhteşemdi...

Ertesi sabah kendimi Ankara'ya Büro'ya attım. Tabii her zaman yaptığım gibi gecenin mana ve ehemmiyeti üzerindeki görüşlerimi her zamanki üslubumla anlatmaya başladım.

Hastalığın bu konuda beni yıkamadığını bir kez daha kayda geçirdim.

Doslardım mutluydular, değişen bir şey yoktu.

Bütün geciyi detaylarıyla bir çırpıda anlatmaya başladım...

Gece katılacaklarını söyleyip gelmeyerek kalpleri kıran davetlilere takmıştım... Bu yaptıklarının büyük bir saygısızlık ve görgüsüzlük olduğuna inandığımı arkadaşlarıma söyledim...Tabii isim listesini daha önceden çıkartığım için bazı isimleri okurken çok güldük...Oturdukları makamlarla nasıl bağdaşmadıklarını bir kez daha andık...

Türkiye'de, Lütfen Cevap Verin (LCV) olarak isimlendirilen, bir davete katılıp katılmayacağını bildirme alışkanlığının hala yerleşmediği her davette ortaya çıkıyor.

Üçüncü cezaevi mektubu Selçuk Parsadan’dan geldi

YAZILARIMI yazmak için Perşembe günü gazeteme geldim... Masamın üstündeki mektup yığını arasında biri dikkatimi hemen çekti... Zarf özel bastırılmıştı ve 'Selçuk Parsadan- E tipi Kapalı Cezaevi/Afyon' diye yazılmıştı...

Yığının içinden ilk onu çekip aldım... Mektup sahiden Selçuk Parsadan'dan geliyordu... Hani Tansu Hanım'a, 'bana para verirsen senin için seçimlerde propaganda yaparım' diye kandıran. Çiller herhalde 'devletin malı deniz yemeyen keriz' diye düşünmüştü ki şahsi çıkarı için gözünü kırpmadan örtülü ödenekten Parsadan'a 5 milyar lira para yardımında bulunmakta bir sakınca görmemişti... Hayatımda cezaevinden ilk mektup Engin Civan'dan gelmişti... Daha sonra Selim Edes de bana mektup yazmıştı... Parsadan böylelikle cezaevinden bana mektup yollayan üçüncü kişi oldu... Parsadan, ‘‘geçmiş olsun’’ demek için mektubu kaleme almış hastalığıma üzüldüğünü yazdıktan sonra uzun uzun beni methetmişti... Moral vermek için de ailesinden ve çevresinden benim yakalandığım hastalıktan kurtulanları yazmıştı... İşte size Parsadan'ın satırlarından bir iki alıntı...

ÇAY İÇELİM

‘‘Şuna yürekten inanıyorum ki siz de kesinlikle bu hastalığı yenecek ve ömrünüzün bundan sonraki güzel günlerini 'düşman çatlatarak' huzur ve mutluluk içinde geçireceksiniz. Bundan hiç şüphem yok.

Sizi bir an önce sağlıklı olarak köşenizde göreceğime samimiyetle, yürekten inanıyorum...

Allah kısmet eder de ben de cezaevinden sağ salim çıkarsam, sizinle karşılıklı çay içme fırsatını bu dolandırıcı kardeşinize verirseniz ne kadar mutlu ve onore olacağımı anlatamam.’’

Ben de buradan kendisine bu çay davetini sevinerek kabul ettiğimi bildiriyorum...

Parsadan davasında Tansu Hanım'ı kurtarmak için not düşen yargıcın daha önce bir başka davadan rüşvet yediğini bilmemize, yazıp çizmemize rağmen aynı makamı korumasına da çok üzüldüğümü hatırlatmak istiyorum... Üstelik bu zat hapse düşseydi tahliyesinden sonra asla kendisiyle çay içmezdim...













Yazarın Tüm Yazıları