Yücel Sönmez

Kuş gözlemi dünyanın en güzel seyahat nedeni

28 Şubat 2021
Utah Üniversitesi ve Koç Üniversitesi öğretim üyesi, ekolog, ornitolog ve doğa koruma bilimci Prof. Dr. Çağan Şekercioğlu, 2020’de tüm dünyada en çok kuş türü gören kişi oldu. Kuş peşinde tüm kıtaları gezen Şekercioğlu, böylelikle en bakir bölgeleri, medeniyetin el uzatamadığı yerel kültürleri tanıyor.

Dünya kuş gözlem sitesi eBird’e geçen yıl 1.849 kuş türünün gözlem kaydını giren Prof. Dr. Çağan Şekercioğlu, 2020’de tüm dünyada gözlemlenen 9 bin 590 kuş türünün 8 bin 300’ünü gördü, fotoğrafladı ve kaydını girdi. Bu türlerin beşte birini Türkiye, ABD, Hindistan, Kolombiya, Tanzanya, İngiltere’de, geri kalanını da diğer seyahatlerinde gördüğünü belirten Şekercioğlu ile konuştuk.

Kuşları merak etmeye, ilgi duymaya ne zaman başladınız?

Kendimi bildim bileli hayvanlara merakım vardı. 4 yaşında ilk kez sokağa çıkmaya başladığımda, futbol oynayan çocuklara katılmak yerine Ataköy’ün henüz tamamen yok edilmemiş çayırlarındaki hayvanları incelemeye başladım. Zarar vermeden böcek, kaplumbağa, yılan gibi hayvanları yakalayıp, bakıp bırakırdım. Kuşlar daha erişilmez olduğundan kuşların farkına varmam birkaç yıl daha aldı.

 O ne zamandı?

8 yaşında, Ataköy’de tren yolunun kenarındaki ağaçlarda iki tane yeşil papağanı görünce şoke oldum. Babamın 1960’lardan kalan Resimli Bilgi ansiklopedisinde gördüğüm papağanların Türkiye’de de yaşadığını bilmiyordum. Bu kuşların kafesten kaçıp İstanbul’a uyum sağladıklarını yıllar sonra öğrendim. 1983’te gördüğüm bu papağanlar benim de eBird kuş listemdeki ilk kayıt ve sanırım halen Türkiye’de bilinen ilk yeşil papağan kaydı. Kuş gözlemciliğini öğrendiğimde 13 yaşındaydım.

Nereden öğrendiniz?

Yazının Devamını Oku

Takvime değil doğaya bakın

14 Şubat 2021
Hava durumu şu birkaç günü yağmurlu ve karlı olarak gösterse de baharın emareleri her yerde ‘tomurcuklanmaya’ başladı. Türkiye’nin neresinde olursanız olun, balkonda, bahçede, yanından yürüdüğümüz yeşilliklerde, içimizi baharın sıcaklığı ve güzelliğiyle dolduracak birçok ipucu var.

Her ne kadar bu hafta sonu itibariyle kar yağacak tahminleri yapılsa da olağanüstü sıcak günler geçirdik bu kış. Eskilerin hesabıyla henüz cemrelerin düşmesine, yani baharın gelmesine 15 gün olmasına karşın erken gelen baharın güzellikleri bir bir görünür oldu.
İstanbul’un üzerinden leylekler, Antakya, Mersin, Adana ve Antalya’dan arıkuşları, kırlangıçlar, ebabiller, guguk kuşları geçmeye başladı.

İzmir Karaburun’da çiğdemler, Antalya’da anemonlar, orkideler, Datça’da bademler, Karadeniz’in alçak kesimlerinde siklamenler kırları kapladı. Çiçekler açar da kelebekler durur mu? Öncü bahar kelebekleri olarak kırlarda, parklarda çiçek peşinde koşturmaya başladı.



Hayat güzel

Yazının Devamını Oku

Troyalılar bu köylerde yaşıyor... Troya Savaşı’nın yaşandığı Etnoköy Çıplak ve Arkeoköy Tevfikiye

22 Ocak 2021
Troya’nın 3 bin yıldır dilden dile dolaşan, içinde aşkı, cesareti, tutkuyu, intikamı, zaferi ve trajediyi destansı ölçüde barındıran bir hikâyesi var. Ama gerçekle mit kolayca ayırt edilemiyor. Hatta sadece antik kenti gezerek anlaşılabilecek bir hikâye de değil bu. Troya’yı anlamanın yolu biraz da çevresindeki topraklarda bugün ne yaşandığına bakmaktan geçiyor. “Bugün halen yaşayan bir Troya var” diyen kazı başkanı Prof. Dr. Rüstem Aslan’ın rehberliğinde Arkeoköy’e dönüşen Tevfikiye ve Etnoköy’e dönüşen Çıplak Köyü’nü gezdik, son Troyalıların izlerini sürdük.

Troya’nın efsaneleri yeni bir turizm anlayışıyla günümüze taşınıyor. Opet’in desteklediği projenin başrollerinde iki köy var. Antik kentin hemen bitişiğindeki Arkeoköy’e dönüşen Tevfikiye ve Etnoköy’e dönüşen Çıplak Köyü... Troya’yı anlamak isteyenlerin bu iki köyü de gezmesi, vakit geçirmesi gerekiyor. Yapılan çalışmalarla özüne dokunulmadan baştan aşağı elden geçirilen her iki köy de proje kapsamında adeta bir açık hava müzesine dönmüş durumda. Üstelik bu köylerde buğdayıyla, pişirme tekniğiyle Troya’nın kahramanı Hektor’un da yediği ekmeğin aynısını yiyebilir, dönemin tatlısı ‘globi’yi tadabilir, Troyalıların duyduğu sesleri duyup aynı yıldızların altında aynı havayı soluyarak konaklayabilirsiniz. Daha da önemlisi bugün yaşayan Troya’yı görebilirsiniz. 



‘Biz Hektorcuyuz’

“Evet, Türkler Troyalı değil belki ama bir gerçek var ki Troyalılar Türk” diyor 1988’den bu yana Troya ören yerindeki kazılarda görev alan ve şu anda kazı başkanlığını yürüten Prof. Dr. Rüstem Aslan. Benim gibi Troya merakı, Hektor hayranlığı olanlar için can alıcı cümle ardından geliyor: “Toprağın belleği sürekli çalışıyor ve bu nedenle bugün halen yaşayan bir Troya var ve bunun izlerini sürmek mümkün.” Biz de Prof. Dr. Aslan rehberliğinde başlıyoruz bu izleri sürmeye. İlk durağımız Arkeoköy Tevfikiye. Troya Antik Kenti’ne içinden yürüyerek giriliyor. Troya 11 katmandan oluşuyor. Ancak bu köy için 12’nci katman deniyor. Bunun ne demek olduğunu köyde yürürken karşınıza bir duvarın ortasında, üzerinde antik kabartmalar ve yazılar olan bir taş çıktığında anlıyorsunuz. Köyün evlerinin büyük bir bölümünün yapımında antik kentten getirilen taşlar kullanılmış. Bugün 280 hanesinde 550 kişinin yaşadığı köyün sakinleri, arkeoloji tarihimizin başlangıç noktası olarak kabul edilen Troya’da kazıların başladığı 1870’ten bu yana çalışmış. Köydeki herkes Troya Savaşı’nı da savaşın kahramanlarını da biliyor.

Yazının Devamını Oku

Caretta Tuba’nın peşinde... Kıyı kıyı, ada ada Akdeniz ülkeleri

12 Ekim 2020
Bir Akdeniz gezisine çıkacak olsanız nasıl bir rota belirlerdiniz? Hangi adalara, hangi kıyılara uğrar, hangi sularda yüzerdiniz? Bu defa rehberimiz bir iribaş denizkaplumbağası, yani bir Caretta caretta olan Tuba. Unutmayın ki kumsallarında betonların, suyunda plastik başta olmak üzere kirliliğin her geçen gün biraz daha arttığı Akdeniz’de bir kaplumbağanın geçtiği sular en temiz, yaklaştığı kıyılarsa en bakir yerler.

Deniz Kaplumbağaları Araştırma, Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi (DEKAMER) 2009’dan beri denizkaplumbağaları için çalışıyor. Kaplumbağaları uydu vericileriyle izlemek işlerinin önemli bir parçası. DEKAMER geçen yıl Tuba ismi verilen bir iribaş denizkaplumbağasını (Caretta caretta) izlemeye başladı. Kabuğunun arkasında tekne pervanesi yarası olan ve iki aylık tedavi sürecinden sonra doğal ortamına bırakılan Tuba’nın bir yılda Akdeniz’deki kat ettiği yol, 6 bin kilometreyi aştı. Çoğu Akdeniz ülkesine uğrayan Tuba, önce Rodos Adası’na doğru geniş bir yay çizip ardından Marmaris’e yöneldi. Türk sularından çıkınca Yunan adalarını gezen, yolculuğu Malta ve İtalya’yla devam ediyor. En bakir kıyıları, en temiz suları seçen ‘gönüllü rehberimiz’ Tuba’nın duraklarını ve uğradığı yerlerin öne çıkanlarını bir harita eşliğinde sizlerle paylaşıyoruz.




SU PERİSİ SYME’NİN ADASI SİMİ’DE

Yazının Devamını Oku

Gidemesek de oradaymışız gibi

20 Temmuz 2020
Virüs nedeniyle uzun yolculuklara çıkmayı göze alamıyorsanız merak ettiğiniz yerleri internet üzerinden gezebilirsiniz. Gizemleriyle insanlığın bildiklerini altüst eden ‘Göbeklitepe’de ‘sanal tur’u gerçek bir geziyle kıyasladık. Sanal turun en büyük avantajı, bölgenin yaz sıcağı yerine evinizin serinliğinde olması.

Göbeklitepe’yi birkaç kez ziyaret ettim. Oraya adımımı attığımda benim de aklımda beliren ilk soru ‘neden’ oldu. Gezdikçe sorular da şaşkınlık da artıyor; orada olmanın hiç kuşku yok ki en güzel yanlarından biri bozkırın ortasında esen rüzgârı, güneşi, yağmuru hissetmek, gözünüzün görebildiği noktaya uzanan ufka bakmak, kuşların sesini duymak... İşte bütün bunlar Göbeklitepe’yi inşa eden insanların da bundan 12 bin yıl önce hissettikleri, yaşadıkları, duydukları, gördükleri... Orada bulunarak ‘an’da insanlığın atalarını yakalayamamış olsanız da bir ışık oyununda, rüzgârın getirdiği kokuda ya da bir kuşun ötüşünde aynı duyguyu yakalamanız büyük olasılık. Alanın tam tepesindeki yaşlı dut ağacını izlerken bir yandan da dedesinin arazisinde başlayan kazı çalışmalarında getir götür işleri yaparak çalışmaya başlayan, ardından alanın bekçisi olan Hasan Kılıç’tan hikâyeler dinlemenin ‘sanal tur’da bir karşılığı yok maalesef. Ayrıca orada bulunmanın başka birçok avantajı var.

Sadece ören yeri değil

Göbeklitepe, tarihin bazı noktalarda donup kaldığı Harran Ovası’na 65, Urfa Kalesi ve Balıklıgöl’e 22 kilometre uzaklıkta. Ayrıca gitmişken başta Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi olmak üzere Göbeklitepe’nin ayak izlerini takip edebileceğiniz görülmesi gereken birçok yer var. Özellikle Arkeoloji Müzesi’nin Göbeklitepe bölümü adım adım tarih yolculuğuna çıkarıyor. Bittiğinde bunun sadece bir ören yeri gezisi olmadığını, insanlık tarihine bir yolculuk olduğunu anlıyorsunuz.

Sanal gezinin avantajları

Yazının Devamını Oku

‘Tohum ana’nın gelecek nesillere armağanı

28 Haziran 2020
Nardane Kuşçu bu işe çocukken yediği karpuzların çekirdeklerini ayıklayarak başlamış. Bugün çiftliğinde 1200’ün üzerinde atalık tohum saklıyor, ekiyor, çoğaltıyor ve dağıtıyor.

Pandemi döneminin ortak endişelerinden biri de gıda güvenliği oldu. Sağlıklı gıdaya ulaşmanın, sağlıklı bir doğa ve sürdürülebilir tarımla mümkün olduğu iyice gün yüzüne çıktı. 1954 doğumlu Nardane Kuşçu küçük yaşta fark etmiş bu gerçeği: “Çocukluğum Çukurova’nın Ceyhan Köyü’nde kadınların, üretimin büyük bir parçası olduğu bir çiftlikte geçti. Coğrafyaya saygı ve sevgiyi öğreten Yörük kültüründen geliyorum. Köy Enstitüsü öğretmenleri okuttu beni. İlkokulda da, öğretmen okulunda da hep doğayla iç içeydim.Sanki doğanın bir parçası değilmişiz de, o kullandığımız bir şeymiş gibi davranılan yaşam şekli içimi acıtırdı.”


Doğa “Efendi olun!” diyor
Doğanın koronavirüs aracılığıyla “Siz dünyanın efendisi değilsiniz, efendi olun” dediğine inanan Kuşçu; tohumun, sağlıklı toprağın ve suyun gelecek için en değerli şeyler olduğunu söylüyor.
25 yıl ilkokul öğretmenliği yapmış. En güzel öğrenme yönteminin deneyim olduğunu savunuyor. “Çocukların bitkileri domates dikerek öğrenmesini hayal ettim, astronomiyi yıldızlara bakarak keşfetmelerini istedim” diyor: “Kurduğum çiftlikte hayallerimi yaşıyorum. Burası bir çiftlik, bir otel, bir eğitim merkezi ve birçok kişi için bir yuva. Her gün doğadan bir şeyler öğreniyorum. Öğrendiklerimi de çocuklara aktarıyorum. ‘Biz yedik, içtik, yok ettik’ olmaz.”
Tohum en büyük hazinemiz olacak

Yazının Devamını Oku

Salgın döneminde yolcu hakları ve sağlığımızı koruma yolları

30 Mart 2020
Milyonlarca insan evlerine kapanmış bile olsa kimi iş gereği zorunluluktan, kimi salgından uzaklaşma umuduyla yollara düşüyor. Peki bu olağanüstü dönemde bizi her türlü riskten ve kayıptan koruyacak haklarımız neler? En önemlisi, bu süreçte yaptığımız yolculuklarda sağlığımızı nasıl koruyabiliriz?

Koronavirüs salgını başladığından beri Türkiye sınırları içinde neler yaşadığımızı kısaca hatırlayalım. Önce virüsün ilk görüldüğü ülkelere uçuş yasağı konuldu. Ardından kara sınırlarımız kapatıldı. Yurtdışından gelenler Türkiye’ye artık sağlık kontrolü, 14 günlük izolasyon ve karantina prosedürlerine uyma şartıyla kabul ediliyor. THY 45 ülkeye uçuşlarını karşılıklı olarak durdurdu. Tüm uluslararası uçuşlar riskli kabul edildiğinden hava meydanlarında ve sınır kapılarında termal kameralar kullanılıyor. Fakat koşullar ne kadar zorlayıcı olursa olsun, bugünlerde yola çıkmak zorunda olanlar da var. Dünya çapında binlerce insanı öldüren ve onbinlerce insanı tehdit eden virüs, kalabalık içine girmeyi veya uçak gibi kapalı alanlarda seyahat etmeyi daha riskli ve endişe verici hale getirdi. Yani mesele sadece maddi kayıptan ibaret değil, sağlığımızı korumamız için gerekenleri bilmemiz gerekiyor. Bu durumda gezginler hareket halindeyken ve planlama yaparken nelere dikkat etmeli? Konunun uzmanlarına sorduk, işte yanıtlar...




Elinizdeki bileti yavaşça yere bırakın
Tolga Özbek-Havacılık uzmanıŞu anda uluslararası havalimanlarında hangi önlemler uygulanıyor? Havalimanları ciddi risk bölgesi olduğu için alarma geçmiş durumda. Otoparklardan yolcu köprülerine kadar her nokta sürekli dezenfekte ediliyor. Havalimanı görevlileri maske ve eldiven kullanıyor. Yolcu giriş-çıkışlarında termal kameralar devrede. Mecbur kalmadıkça seyahat edilmemeli. Zaten neredeyse tüm havayollarının uluslararası uçuşları durmuş vaziyette. Az sayıda iç hat seferi var devam eden.Peki yolcular nelere dikkat etmeli?Çok mecbur kalmadıkça uçağa binilmemeli. Havalimanına giderken toplu ulaşım yerine özel araç kullanılmalı. İstanbul Havalimanı, geçen haftadan itibaren otoparkını ücretsiz yaptı. Mümkünse internet üzerinden check-in yapmak, biniş kartının çıktısını almak önemli. Böylece temas en aza inecektir. Maske ve eldiven kullanılmalı. Küçük bir çanta taşımak da riski azaltacaktır. Unutmayın, yolcular alandan belki bir kez geçiyor ancak terminaldeki görevliler, uçuş ekipleri sürekli bu risk altındalar. Onlara empati ile yaklaşmak önemli. Uçakta risk biraz daha artıyor. Çünkü yakın temas söz konusu. Uçakların en pis yeri olan yemek tepsilerine dokunulmamalı. Dezenfektanla (100 ml’yi aşmayan bir tane taşınmalı) yemek tepsisi silinmeli. Aslında daha önce bu tür maddelere izin verilmiyordu. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün bu dönem için yayımladığı genelge ile artık serbest. Havayolu şirketleri ikramı en aza indirdiler ve elbette tuvaletler de mecbur kalmadıkça kullanılmamalı. Terminalde indikten sonra bir başka tehlikeli nokta bagaj bantları. Bu nedenle kabin boy bir bavul taşımak en ideali.Önceden programlı uçuşlar ücret ödemeden ertelenebilir mi, geri ödeme alınabilir mi?25 Mart’ta Resmi Gazete’de yayımlanan yeni kurallara göre, 5 Şubat’tan itibaren uçuşu iptal edilen yolcu, istediği bir tarih için değişiklik yapabilme hakkına kavuştu. Biletler açığa alınabileceği gibi açığa alınıp kullanılmayan bilet için uçuş yasağı kalktıktan sonraki 2 ay sonunda iade bedeli alınabilecek.

Havalimanında ya da uçuş sırasında şüpheli bir durumla karşılaşılırsa ne yapılmalı?Her havalimanında sorumlu bir doktor var. Terminalde yetkililere haber verilmeli. Uçakta ise kabin memuru ile konuşulmalı. Birkaç gün önce bir iç hat uçuşunda bir yolcu nefes alamama nedeniyle sağlık sorunu yaşadı. Hastaya ilk müdahale yapılırken diğer yolcular bekletildi. Koah hastası olduğu belirlenince yolcular uçaktan indirildi.Yurtdışı konaklamalarda rapor gerekiyorHaluk Bilen-Seyahat danışmanıOteller bu süreçte ne gibi önlemler alıyor?Sektör dünya çapında çok zor bir dönemden geçiyor. Doluluk oranları yüzde 10-15 civarında seyrediyor. Bu nedenle birçok zincir ve butik otel kapılarını belirli bir süre kapama kararı aldı. Misafirler için tek problem virüs korkusu da değil. Tesiste kalabilmek için son 14 gün zarfında hangi ülkelerden geçtiklerini otele ve dolayısıyla emniyet birimlerine raporlamaları gerekiyor. Açık olan oteller gerekli raporlamaları yapmak dışında, hijyen önlemlerini sıkı tutmak zorundalar. Restoran ve SPA’larını kapatıyorlar bu yüzden. Dezenfektanla her köşeyi silmek zorundalar. Keza odalardaki yüzeyler, havlu ve çarşaflar için de ekstra önlemler gerekli. Fakat bunların kontrolü zor. Yine de otelde konaklama mecburiyeti olan kişiler nelere dikkat etmeli? Mesela kendi yastık kılıfımızı taşımak gibi...İş yastık kılıfıyla bitse keşke. Havlu ve çarşaflar da önemli. Her durumda tavsiye edilen el temizliği ve hijyen kurallarına uymanın yanı sıra odadaki yüzeyleri kolonya veya dezenfektanla silmek gerekli. Bunun dışında asansöre yalnız binilmeli. Açılsalar bile uzun süre SPA’lar kullanılmamalı. Oda servisinden yemek istendiğinde, ekmek, sandviç gibi yiyecekler tercih edilmemeli. Zira tabaktan ellere bulaşmalar olabilir. Barda içki içildiğinde yanında çerez yenmemeli.Daha önce yapılan otel rezervasyonları ertelenebilir ya da maddi zarara uğramadan iptal edilebilir mi?Pandemi, Türkiye dahil birçok ülkede ‘mücbir sebep’ ilan edildi ve turizmdeki iptaller de buna dahil. Normal şartlarda bile zaten turu iptal edilen tüketicilere ‘Paket Tur Sözleşmeleri Yönetmeliği’ne göre iki seçenek verilmesi gerekiyor. Bunlar kanunda 14 gün içinde ödemenin iade edilmesi veya gelecekteki başka bir turun önerilmesi olarak geçiyor. Uçak iptalleri ve sınırların kapanmasıyla başlayan sebepler ortaya çıkınca turun iptali zaten kendiliğinden oluşuyor. Fakat iadelerde zorunlu vergi, harç gibi yasal yükümlülüklerden doğan masraflar geri alınamayabilir. Bunun dışında başka problemler yaşanması halinde, tüketici hakem heyetlerine ücretsiz başvurmak ve detaylı bilgi almak mümkün.Bireysel otel rezervasyon iptalleri nasıl oluyor?Olağanüstü bir durum yaşandığından normalde iptal imkânı olmayan rezervasyonlar da iade kapsamı içinde. Zaten birçok otel zincirinin CEO’su müşterilerine güven telakki edecek e-postalar gönderiyor. Yani örneğin 23 Nisan veya 1 Mayıs tatili için bir rezervasyonunuz varsa herhangi bir ceza söz konusu değil.

Yazının Devamını Oku

Kuşların peşinde Türkiye’nin en güzel yerlerine

4 Mart 2019
Görmek için peşine düşeceğiniz her farklı tür, sizi coğrafyamızın farklı karakterdeki en nadide noktalarına götürecek. “Vay be! Memleketimizde böyle bir yer de varmış” dedirtecek. Kuş göçünün başladığı bugünlerde, gökyüzündeki şovu en iyi izleyebileceğiniz ve aynı zamanda “İyi ki gitmişim” diyeceğiniz, 7 bölgeden 7 yer.

Marmara Bölgesi
Burnunuz mimozada, gözünüz mavide olsun
Kuş göçü açısından Türkiye’nin en şanslı bölgesi Marmara, en şanslı ili ise İstanbul... Hem Karadeniz’den giren hem de güneyden Antakya’dan Türkiye’ye giren kuşların önemli bir bölümü İstanbul üzerinde bir araya gelip, Avrupa yolculuğuna İstanbul’u geçtikten sonra dağılarak devam ediyor. Sarıyer ve Çamlıca tepeleri kuş göçünün İstanbul’da en güzel izleneceği alanlardan. Ama hem kuşları izleyeyim hem de hoş bir gün geçireyim diyorsanız size önerim İstanbul Prens Adaları’nı ziyaret etmeniz. Baharın ilk hissedildiği noktalardan olan adalarda kuş göçünün izlendiği bugünler aynı zamanda mimozaların çiçek açtığı, bahar çiçeklerinin yüzünü gösterdiği günler. Mimozaların en zengin olduğu yer ise Büyükada. Gözlem yapabileceğiniz diğer yerler: Meriç Havzası, İğneada Ormanları, Manyas, Uluabat ve İznik gölleri.




Yazının Devamını Oku