Yonca Tokbaş - Kelebek
Yonca Tokbaş - Kelebek
Yonca Tokbaş - KelebekYazarın Tüm Yazıları

Mor menekşe hikayesi

Arkadaşlarımla buluşmaya, çay saatine gittim.

Haberin Devamı

Eve girdim, önümde beyaz bir sehpa. Üzerinde bir hasır sepet, içinde mor menekşe.
Mor menekşeleri görür görmez, ışınlandım maziye resmen.
Bembeyaz dantelli örtüsü olan bir fiskos masasının önündeyim.
Masa boyum kadar.
Ankara soğuğu var dışarıda. Kış.
Sokağa bakan, perdeleri açık, kocaman bir pencereden bakıyorum parmak uçlarımda durunca.
Küçük Esat Caddesi, gelen geçen yüzlerce araba.
Çocukluk.
O pencere önünden sokağa bakmak çok güzel. Bu kadarcık bir şey çok güzel.
Karşılıklı kahve içen büyükler var. Kendi hayal dünyamda çok önemli bir oyun oynadığım için mırıldandığımdan, onların ne dediğini duymuyorum. Büyükler, aralarında konuştukları şeyleri ben duymayım diye fısıldıyor, ne komik.
Kendi dünyamdaki masalları yazıp oynarken, onları neden dinleyeyim ki!
Küçük Prens’i henüz okumamışım ama; büyüklerin şapka dediği şeyin, benim için zaten fil yutmuş bir boğa yılanı olduğu yaşlarımdayım.
Salonda bir kitaplık var. Dikkatli özenli olmak şartıyla oradan kitapları alabiliyorum.
En sevdiğim Çizmeli Kedi ve Külkedisi.
Kitapları açınca, sayfalarının ucundan tutup kediyi oynatabiliyorum. Külkedisi’nin balkabağından olan arabasının pencerelerini açıp kapatınca, Sindirella’yı görebiliyorum.
Kitaplar resmen ben istediğimde canlanıyor!
Okuyamıyorum ama, bütün hikayeleri ezbere biliyorum.
Kitapları bırakıyorum aldığım yere.
Menekşelere bakıyorum.
Birgül Hala ne zaman onlara gitsek, menekşelerini anlatıyor. Zaten biz o caddeden ne zaman geçiyor olsak perde açık ve ben arabanın penceresinden evin hangisi olduğunu mor menekşelerden tanıyorum.
Mor menekşelerin yanına gelince, yapraklarına sanki büyüteçle bakıyormuşum gibi net görüyorum. Boyuma denk gelen yerdeler ya, benim için yakın çekim.
Kadifemsi koyu yeşil yaprakları var. Damarları kalın kalın. Yaprağın altında saklanan sapı, bordomsu ve toprağa yakın yakın yürüyor yapraklar.
Çok su sevmiyorlarmış. Toprağına şöyle acık parmağını ucundan, incitmeden değdirerek bakacakmışsın; ıslak veya nemliyse suya gerek yok. Toprak kuruysa, suyunu vereceksin. Suda boğmayacaksın, susuz bırakmayacaksın. Ama çok narinler. Yavaş dokunmalı, çıt kırılmasın.
Bir menekşe dalı kırılırsa, bir bardak suda acık bekletip kök salınca toprağa aktarıyormuşsun, hemen tutarmış.
Menekşelerle konuşmak en önemli şeymiş.
Sevmek, ilgi göstermek gerekmiş. O zaman menekşeler, iyice coşarmış. Zaten sevilen her şey coşarmış.
Bunları anlatıyor bana Birgül Hala.
G G G
Sahne atladım zaman tünelinde. Büyümüşüm.
Mor menekşem var.
Bir gün baktım, ölmüş gibi. Yaprağı erimişçesine serilmiş toprağa.
Ben de ölüyorum sandım.
Olamaz, mor menekşem ölüyor olamaz!
Su vermeyi atlamışım, benim hatamdan ölüyor!
Hemen elime aldım o erimiş gitmiş dalından nazikçe kestim. Kalbimde bir umut. Gözümde pıt diye düşemeyen bir damlacık yaş.
Arda gördü halimi. “Yoncacım ölmüş o” dedi, “yenisini alırız, üzülme”.
“Yok...” dedim, “daha bırakmam, yaşatacağım”!
O gece suya koydum, başucuma aldım bardağı. Yatmadan özür diledim. Anlattım içimden geçenleri. Arkadaşıma anlatır gibi.
Sabah gözümü açtım, “Günaydın” dedim. “Senin için elimden geleni yapacağım. Toprağını havalandırdım bak saksının. Evin mis gibi oldu. Bence hâlâ umut var. Bana bir şans daha ver, güven. Lütfen...”
Saksıya diktim. Ben nereye, saksı oraya. Konuşuyorum, anlatıyorum. 2-3 gün sonra, o yaprak dimdik ayağa kalktı!
O mor menekşe yaşadı ve çiçekler açtı.
G G G
“Yonca hoş geldin” dedi arkadaşım, ayıldım. “Pazartesiye mor menekşe yazacağım” dedim.
Biz büyürken, penceresinin önünde menekşelerine canı gibi bakan büyüklerimiz oldu. Sevgi ve emek anlattılar bize. Mor menekşelerle konuşulması gerektiğini duyarak büyüdük.
Umut ektiler içimize. Sevginin sadece sen ile ben arasında kısıtlı olmadığını bildik.
Sevgi; sen ben çiçek pencere önü fiskos dantel örtü kitap masal hepsiydi.
Her gidilen evde, konuşulan çiçekler vardı. Pencere önlerinde menekşeler vardı.
Balkondaki çiçeklere kış vakti su verirken üşümek vardı.
Hayatımızdaki en doğal ve sıradan şeylerden biri, mor menekşelerle sohbetti.
Plastik oyuncaklar kırılınca azar işitmiyorduk biz.
Çiçeğin suyunu vermeyi unutmamaktı aferinlerimiz.
Çiçeği yaşatmak için verilen uğraşaydı en büyük takdir.
Ne ekersen, onu biçersin...
Hayat ekin, umut biçin.
Yonca
“can suyu”

Yazarın Tüm Yazıları