Uğur Yılmaz

Sistemin yeni çözümleri

18 Ekim 2021
2020 pandemiyle birlikte tüm dünya için zorlu bir yıl oldu. 2021 ise aşıyla birlikte artık pandemiyle yaşamayı öğrendiğimiz bir yıla döndü. Ancak hala işler rayında değil. İnsanların covid sonrası yaşadığı rahatsızlıkların benzerini ekonomiler de yaşamaya başladı.

Pandeminin etkilerinden kurtulmak için basılan paralar, pandemi sonrası artan talebe arzın yetişememesi de eklenince, enflasyon olarak karşımıza çıktı. Sadece Türkiye’de değil üstelik, tüm dünyada. Ayrıca enerji ve tedarik krizleri de ekonomileri zor duruma soktu. Herkes bu işlere çözüm ararken bir yandan da küresel ısınma ve iklim değişikliği nedeniyle daha az tüketelim anlayışı öne çıkmaya başladı. Hal böyle olunca işler daha karışık bir hal aldı.
Tüketip ekonomileri canlandırmak mı gerekli? Yoksa daha az tüketip Dünya’yı kurtarmak mı?

*
Zor bir ikilem ve kapitalist sistemde çözümü çok da kolay değil. Ancak sistem kendince bir yol buluyor gibi. “Yeşil Ekonomi” ile yeni bir büyüme perspektifi çiziyor sistem kendine. Kömürün yerine güneş ve rüzgarı, içten yanmalı araçların yerine elektriklileri, kullan atların yerine çok seferlik ürünleri özendiriyor. Haliyle bu da sisteme yeni bir dinamizm veriyor. Eski ekonomik sistem yıkılırken haliyle sancılar da oluyor. Yeni süreçlere göre doğru kararlar alan, ayakta kalıyor. Ya da sisli bir denizde gemisini karaya ulaştıran en iyi kaptan oluyor.
Hiç de kolay değil. Bir yandan giderek ısınan Dünya’nın ateşini düşürürken, diğer yandan da para kazanmaya ve bunun dağıtımını da doğru yapmaya çalışacaksınız.

*
İTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, BUSİAD Yeşil Bursa Çalışma Grubu çevrim içi toplantısında, “Dünya’nın mikrop kaptığını bu mikrobun da insan olduğunu ifade ederek, insanın çevresine nasıl zarar verdiğine dikkat çekiyor. Peki ama ne yapacağız. Kadıoğlu, yeni koşullara göre hayatın planlanmasını öneriyor. Küresel ısınmaya göre tüketimin, mesleklerin, kentlerin, tarımsal politikaların, kısaca her şeyin yeniden planlanması gerektiğini söylüyor.

Yazının Devamını Oku

Sanayiciden ses birliği

12 Ekim 2021
Türkiye’de sanayinin öncüsü Bursa’dır. Tekstilden, otomotive kadar pek çok sanayi alanında ilklerin kentidir Bursa. Türkiye’de Organize Sanayi Bölgesi’nin de temeli bundan 60 yıl önce Bursa’da atılır ve 55 yıl önce de faaliyete geçer.

Bursa’nın güçlü tarım, dokuma, ipek ve karoseri birikimine, ulaşım imkanları da eklenince OSB için Bursa’dan uygunu bulunamaz ve 8 ili geride bırakarak öne çıkar. Eskiler bilir Bursa Organize Sanayi Bölgesi’nin ismi halk arasında Pilot Sanayi olarak bilinirdi. Pilot uygulama olarak başlamış OSB macerası öyle tutmuştur ki, 325 OSB ve 23 de endüstri bölgesi vardır bugün. Ve halen yeni OSB’ler için yer aranır.

*
Bursa’da 17 OSB faaliyet gösteririr ve yenileri sırada bekler. Yalakçayırı’nda 1 milyon 800 bin metrekare arazide kurulan Bursa Organize Sanayi Bölgesi bugün 7 milyon metrekare alanı geçmiştir. Yanındaki Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi de 250 hektara yakın bir alanı kaplamaktadır.
Yani sanayinin pilotu Bursa olmuştur. Olumlu yönleriyle de olumsuz yönleriyle de. OSB’ler; sanayinin disipline edilmesi, şehrin planlı gelişmesine katkıda bulunulması, birbirini tamamlayıcı ve birbirinin yan ürününü teşvik eden sanayicilerin bir arada ve bir program dahilinde üretim yapmalarıyla, üretimde verimliliğin ve kar artışının sağlanması, sanayinin az gelişmiş bölgelerde yaygınlaştırılması, tarım alanlarının sanayide kullanılmasının disipline edilmesi, sağlıklı, ucuz, güvenilir bir altyapı ve ortak sosyal tesisler kurulması, müşterek arıtma tesisleri ile çevre kirliliğinin önlenmesi, bölgelerin devlet gözetiminde, kendi organlarınca yönetiminin sağlanması gibi amaçlarla kurulmaktadır (En azından Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın internet sitesinde öyle yazıyor).

*
Organize olunması amacıyla iyi niyetle başlayan uygulama elimizde sanırım biraz kolaycılığa dönüşmüş. Artık bu kadar sanayi ve sanayi bölgesi bu kente yeter noktasına getirmiştir bir grubu. Haksız da değiller. Bakanlıktaki OSB amaçlarında yer alan sanayinin az gelişmiş bölgelerde yaygınlaştırılması, tarım alanlarının sanayide kullanılmasının disipline edilmesi, sanayinin disipline edilmesi, şehrin planlı gelişmesine katkıda bulunulması, gibi maddelerin hayata geçtiğini söylemek gerçekçi olmayacaktır.

*

Yazının Devamını Oku

Değişim kendisini dayatıyor

4 Ekim 2021
2020 yılının ilk ve ikinci çeyreğinde dünya ekonomileri pandemi nedeniyle havası sönmüş balona döndüler malum.

Hal böyle olunca tüketim düştü, üretim durdu ve enerji ihtiyacı azaldı. Temel tüketim ihtiyaçları için hane halklarına ve işletmelere devletler destek yaptı ve bunu da para basarak gerçekleştirdi. Şimdi bu destekler enflasyon olarak dönüyor karşımıza.

Üretimdeki daralmanın ardından hızlı toparlanmada, başta enerji ve hammaddelerde arz sıkıntısı yaşanıyor Bu da mamül ürün fiyatlarının artışına neden oluyor. Yani enflasyonu tetikliyor. Fiyatlar arttıkça tüketim isteği de azalıyor. Hal böyle olunca durgunluğun ayak sesleri de geliyor. Hatta durgunlukta enflasyonun da devam edeceği, yani stagflasyonun yaşanacağı da dile getirilmeye başladı.
Geçen yıl nisan ayında 20 dolar seviyesine inen ham petrol fiyatları, bugün 80 dolarlara dayandı. Tüketim düştüğü için enerji fiyatları düşmüştü. Tüketim artmaya başladıkça, enerji fiyatları da çıkışa geçti.

Çin’de enerji krizi konuşuluyor. Dünyada enerji tüketiminde dağılım şu şekilde; petrol (%33), kömür (%30) ve doğal gaz (%23). Bunların hepsi yenilenemez enerji kaynakları. Yenilenebilir enerji kaynaklarına acil ihtiyacı var dünyanın. Belki bu gidiş bir yandan bedava olan yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesini sağlar dünyamızın. Böyle olması halinde küresel ısınma da, ekonomik gerekçelerle yavaşlatılmış olur. Pahalı olan, karbon salımı yüksek enerji kaynakları yerine, hammaddesi bedava olan su, rüzgar ve güneşe yönelerek, hem dünyamızı kurtarmış oluruz, hem de ekonomik sorunlarımıza çözüm üretmiş oluruz.
Avrupa’da enerji sıkıntısı nedeniyle fabrikaların durma noktasına geleceği yazılıyor. Çin’de ciddi elektrik kesintileri olacağı ifade ediliyor.

Elektriğin önemli bir kısmını termik santrallerden sağlayan Çin, dünya piyasasından da kömür çekiyor. Hal böyle olunca başta kömür ve doğalgaz zamlanıyor. Kömürün tonu geçen yıla göre neredeyse yüzde 80 artmış durumda.
Hep beraber göreceğiz. Yeşil ekonomi bugün ve yarının temel konusu olacak. Değişim belki de kaçınılmaz olarak yakında hayatımızın ayrılmaz parçası olacak. Özellikle batarya teknolojileri. Bu durumda daha da mobil hale gelebileceğiz ve belki hayallerimizin de ötesinde bir dünyaya doğru gideceğiz.

Yazının Devamını Oku

Arz ve talep

14 Eylül 2021
Arz, sunmak, piyasaya mal veya hizmet sürmek anlamında kullanılan Arapça kökenli bir kelimedir. Talep de, Arapça kökenli olan ve istek anlamına gelen bir kelimedir.

Bu iki kelime içinde bulunduğumuz kapitalist ekonominin de temellerini oluşturur. Bazen yapay talepler oluşturulsa da genellikle arz, gerçek taleplerin giderilmesi için hizmet sunar. Hoş günümüzde insanların maddi ihtiyaçları yerine, psikolojik ve sosyal ihtiyaçlarını körükleyen ve gerçek bir ihtiyaçların ötesine ulaşan talepler oluştuğu da aşikar.
Ancak konumuz bu değil. Gerçekten arz ve talep dengesi fiyatları nasıl etkiliyor, biraz buna bakalım. Özellikle de okulların açılacağının ortaya çıkmasıyla birlikte, giderek artan ev kiraları ve ev fiyatları konusuna gelelim.
Konut talebini etkileyen ağırlıklı faktörler, konut fiyatları, kredi faiz oranları, ekonomik beklenti, demografik durum, gelir durumu ve beklentisi. Konut arzı için de yine konut fiyatı, faiz oranları, maliyet artışları (enflasyon), ekonomik beklenti, siyasi politikalar da önemlidir. Konut talebi için belki de bir eklenti de tüketim amaçlı ve yatırım amaçlı konut talebi olarak ele alınabilir.

*
Önce arz tarafına bir bakalım. Faizler yükseldi. İnşaat maliyetleri için alınan kredinin faiz maliyeti, doğal olarak tüketici fiyatına yansıdı. Döviz kurundaki oynaklık, enerji maliyetlerinin artışı gibi nedenlerle konut üretim maliyeti, TÜİK verilerine göre, bir yılda yüzde 44.76 artmış durumda. Yani geçen yıl 400 bin liraya mal olan bir ev bugün 576 bin liraya mal oluyor. Enflasyon beklentisi. Enflasyonun düşeceğine inanç azalınca konut fiyatları da daha yukarı çıkıyor. Pandemi de buna eklenince konut üretimi durmasa da istenilen oranda artış sağlanamıyor.

*
Talep cephesinde ise durum şöyle; tüketim amaçlı konut almak isteyenler, kendi gelirleri artan konut fiyatlarının altında kalıyor. Artan kredi maliyetini karşılamak mümkün görünmüyor. Enflasyon beklentisi burada da önemli ancak fiyatların artacağı beklentisine rağmen ev almaya güç yetmiyor. Yatırım amaçlı ev alanların sayısı burada biraz daha artıyor galiba. Konutun diğer yatırım araçlarından daha çok getireceği beklentisi elinde para olanları konuta yönlendiriyor. Zaten istenen seviyeye ulaşamayan konut üretimi, artan maliyet ve kredilerin yüksek olması nedeniyle konut satışını değil kiralamayı özendiriyor. Buna bir de üniversitelerdeki öğrencilerin barınmaları dahil olunca özellikle büyük şehirlerde ev fiyatları doğal olarak yükseliyor.

Yazının Devamını Oku

Bursa siyahı

6 Eylül 2021
Bursa malum bir sanayi kenti olduğu kadar tarım kentidir de. Özellikle meyvecilik çok gelişmiştir Bursa’da. Armut, şeftali, kiraz, zeytin, elma, ahududu, böğürtlende önemli bir yere sahiptir kent.

Türkiye’de üretilen meyvenin yüzde 3.5’i, sebzenin de yüzde 7’si bu topraklarda yetişir. Hele bir “Bursa Siyahı” var ki başka yerde bulamazsınız.
Mevsimidir. Buldukça alın yiyin. Tabi iyisini bulabilirsiniz. Malum iyileri ihracata gidiyor. Ufakları da bize düşüyor. Geçen yıl 22 liradan açılan Bursa siyah inciri piyasası, bu yıl da ihracat için 30 liradan açılmış. Bakınca yüzde 40’a yakın bir zam. Ama işin rengi öyle olmamış. Tüccarlar birden bire fiyatı 12 liraya kadar indirmiş. Çiftçi isyanda. Zaten istenilen verimi bu yıl alamadıklarını, rekoltenin düşük olduğunu söylüyorlar. Az olan ürünün de ucuza gitmesine gönülleri razı değil. Valla bizim de gönlümüz razı değil. Bu kadar güzel bir meyveyi en ucuz 20, en pahalı 30 liraya almış birisi olarak, bu fiyatlara iç piyasaya sürseniz kapış kapış gider derim.
*
Bursa incir üretiminde de Aydın ve İzmir’in ardından üçüncü sırada. Bursa’da üretilen incir Aydın ve İzmir’e göre farklı. Bursa inciri yaş olarak tüketilirken, Aydın ve İzmir’deki incirler ağırlıklı olarak kuru olarak piyasaya sürülüyor. Dünyada da bu konuda birinci sırada yer alıyoruz.
Dünya lideri olduğumuz inciri daha da ileri götürmek işten bile değil. Burada kooperatifleşmek çok önemli. Kooperatifleşmeyi devlet olarak gerçek anlamda özendirmeliyiz. Sadece incirde değil tüm tarımsal üretimde kooperatif üreticinin daha öngörülü bir üretim yapmasını sağlayacaktır.
*
Bursa Siyahı, Deveci Armudu, Çağrışan Karası Üzümü, Gemlik Zeytini, Trilye Zeytini, Bursa Şeftalisi, Bursa Kestanesi. Bu arada menşei bu bölge olmasa da tarihte kavun ve karpuzda sarayın ihtiyacını Karacabey ve Mustafakemalpaşa’nın karşıladığını da hatırlatayım. Dondurmada kullanılan hırsız almaz kavunu, kasa kavunu ve karpuzda bu iki ilçe oldukça iddialı. Ayrıca, İnegöl ve Keles civarında yaban mersini üretimi artıyor. Kivi üretimini de sevdi Bursalılar.

Yazının Devamını Oku

İçimiz dışımız internet

30 Ağustos 2021
Artık her yerde, kafası önde telefonuna bakan, odasından çıkmadan oyun oynayan ya da ekran karşısında hayatını sürdüren, teknoloji bağımlısı gençleri görüyor ve konuşuyoruz.

Sadece gençler mi bizler de artık akıllı telefon, tablet ve bilgisayar olmadan yaşayamıyoruz. Durum gerçekten bu mu?
Gelin birlikte, TÜİK’in yayınladığı “Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması” sonuçlarına bakalım.
2021 yılında hanelerin yüzde 92’si, evden internete erişebiliyor. Bu oran geçen yıl yüzde 90,7 imiş. Pandemiyle birlikte evden eğitim ve evden çalışmanın da bunda etkisi olmuştıur. Ama rakam gerçekten çok yüksek. İnternet kullanım oranı da, 16-74 yaş grubundaki bireylerde, yüzde 82,6 olmuş. Bu oran, bir önceki yıl yüzde 79 çıkmış. Erkekler 87,7, kadınlar ise yüzde 77,5 oranında internet kullanıyormuş.
İnternetin neredeyse tüm evlere girmesi, girdiği evlerde de çok yaşlılar dışında, yine neredeyse herkesin kullanması, internetle yapılan işlerin de artmasına neden olmuş.

Bunların başında e-devlet hizmetlerinin kullanımı geliyor. E-devlet hizmetlerini kullanma oranı son bir yılda 58,9 olarak gerçekleşmiş. Daha önce bu rakam, yüzde 51.5 olmuş.

Elbette ekonomi için en önemli veri ticaret boyutu. İnternet üzerinden mal veya hizmet siparişi verme ya da satın alma oranı yüzde 44,3’e çıkmış. Bu oran geçen yıl yüzde 36.5’teymiş. İşin ilginç yanı benim ve belki bir çoğumuzun sandığının aksine internetten alışveriş yapanların çoğu erkek. Erkekler yüzde 48,3, kadınlar yüzde 40,3 oranında internetten alışveriş yapmış. En çok 70.7 ile giyim, ayakkabı ve aksesuar satın alınmış. Bunu yüzde 40,8 ile yemek siparişi takip etmiş.

Abone olunan dijital içeriklerde film ve dizi izlenme oranı yüzde 30.6.

Yazının Devamını Oku

Baş döndüren gündem

23 Ağustos 2021
İlginç bir ülkeyiz vesselam. Baş döndürücü bir gündemle yaşıyoruz. Bırakın aylar ve günleri, saatler içinde bile gündem değişiveriyor.

Son aya bakın, Doğu Akdeniz krizi tatile girerken, Afganistan masamıza önce Kabil Havaalanının Türkiye tarafından kontrol edilmesiyle gündeme geldi. Ardından düzensiz Afgan göçü ve nihayetinde, Taliban’ın Afganistan’da iktidarı ele geçirmesiyle devam eden bir süreç.
*
Mısır, Suriye, Yunanistan, Ermenistan, Kuzey Irak ve son günlerin ilginç gelişmesi Birleşik Arap Emirlikleri ile gerilimin yumuşama sinyali de dış politika alanında yaşanan gelişmeler. Her biri aylarca konuşulabilir ama bizim öyle bir vaktimiz hiç olmuyor.
Ardından orman yangınları. Ciğerimiz yanıyor derken, daha acımızı yaşayamadan bu kez sel felaketleri. Kastamonu, Bartın ve Sinop’ta onlarca cana mal olan insan hatasının sonucu büyük yıkım. Enflasyonda giderek artan rakam. Küresel ısınma, iklim değişikliği ve pandemi. Yazarken yoruldum.
*
Bir de bunlara kişisel gündem eklenince, başa çıkmak gerçekten zor bir hal alıyor.
Türkiye gerçekten büyük bir ülke, elbette çok gündemi olacak ve konunun muhatapları bunları bu ülke halkının çıkarına yönetecek. Ama bizim en büyük gündemimiz, kısa dönem içinde pandemi ve ekonomi olarak önümüzde duracak gibi. Afganistan’la ilgilensek de sel ve yangınlar konusunda üzülüp yardıma koşsak da, onlar geride kalacak (kaldı bile) ama ekonomi ve pandemi tüm yakıcılığı ile karşımızda olacak. *

Yazının Devamını Oku

Kıpkırmızı bir pazartesi

16 Ağustos 2021
Kolombiyalı büyük yazar Gabriel Garcia Marquez’in Kırmızı Pazartesi adlı romanını yaşıyoruz sanki. Marquez, kitabın daha başında kahramanı Santiago Nasar’ın öldürüleceğini anlatır ancak herkes bilmesine rağmen bir şey yapmaz.

İşte tam da böyle bir durumu yaşıyoruz. Herkes küresel ısınma ve iklim değişikliğinin, insan varlığını tehdit edeceğini öngörüyor ancak kimse net bir şey yapmıyor, yapamıyor.
2015 Paris Anlaşması’yla, küresel sıcaklık artışının, 1.5-2 santigrat derecede tutulması öngörülüyor. Görünen o ki bu hedef artık çok zor. Birbiri ardına açıklanan raporlar durumun parlak olmadığını bize gösteriyor.
*
Birleşmiş Milletler bünyesindeki Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) açıkladığı yeni raporda, “İklim krizinin her yerde daha önce hiç görülmemiş düzeyde kötüleştiği” ifade edilirken, bunun sorumlusunun da insan olduğu açıkça ifade edildi.
Raporda katı bir çözüm bulunamazsa, 2030’a kadar 1.5 derecelik artışın gerçekleşeceği de kaydediliyor.
*
Son derece net olarak kırmızı alarm veren raporda, küresel ısınmayla sıcak hava dalgalarının artacağı, sıcak mevsimlerin uzun, soğuk mevsimlerin ise kısa olacağı da dile getiriliyor.

Yazının Devamını Oku