"Uğur Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Yılmaz

Doğum başladı bir kere

15 Ekim 2019

Dünyada sistem değişimlerinin yaşandığı dönemler, hep sancılı olmuştur. Radikalleşmeler artar. Sesler şiddetlenir. Doğal olarak hareketler de. Ama sadece bize özgü olmayan bir şekilde, toplumsal hafıza ya da okuma eksikliğinden midir, olayları mutlak olarak değerlendirmeyi seçeriz. Beynimiz kategorilerle düşünmeyi kolaylaştırdığı için belki de.
Üniversiteye başladığımda tarih 1991’di. İki kutuplu sistem yıkılmıştı. Uluslararası ilişkiler öğrencisi olduğum için hocalarımızın seslerindeki heyecanı bugün bile hatırlarım. Yeni bir sistem geliyor ve onlar bunu anlamanın ve anlatmanın derdine düşmüştü. O günkü derslerin birinde Türkiye’ye biçilen rollerden birinin Avrupa’yı göçlere karşı koruyacak tampon ülke olduğu anlatılırdı. Bugün bu gerçekleşmiş görünüyor. Batı kendisine göç dalgasının geleceğini neredeyse 30 yıl önce görmüş ve kendince önlemler almıştı. Ancak hayat mutlak akmıyor ve her dönem yükselenler ve düşenlerin olduğu aktörlere tanıklık ediyor.

***

1991’den itibaren dünya sahnesinde jönü oynayan ABD, tek kutuplu sistemiyle istenilen başarıyı gösterememiş görünüyor. Savaşlar, terörün bölgesel değil küresel hale gelmesi, ekonomik açmazlar bu döneme damgasını vurmuş durumda. Dünya yeni bir yol bulmaya çalışıyor. Ancak, eski güçler ile yeni güçler arasındaki mücadelenin ortasında kalmış bir dönemin insanları olarak, sıkıntılı yılları da birlikte yaşıyoruz.
Irak, Libya, Mısır, Yugoslavya, Gürcistan, Ukrayna, Tunus, Suriye derken yeni dünyanın sancılı süreçlerini birlikte görüyoruz. ABD gittikçe hırçınlaşırken, sessiz sedasız ekonomide dünya lideri olduğu artık kesinleşen Çin ortaya çıkıyor. Rusya kendisini topluyor. Türkiye ve İran her zaman bölgenin iki çok önemli aktörü olduğunu ve onlarsız bölgede iş görülemeyeceğini bıçak onlara dayandığında bir kez daha gösteriyor.
Diyeceğim o ki, Moğollardan, Osmanlı’ya, İngiltere’den ABD’ye kadar dünya sahnesine çıkıp inen güçleri hatırlayalım. Değişim hayatın kendisi. Doğar büyür ve ölürüz. Mutlak düşünmekten kaçınmak ve değişen sistemi anlamak gerekir. Dünya değişiyor. Hem de bizim kuşakların hiç görmediği bir şekilde sıkıntılarla. Değişime yön verecek unsurları iyi görmek gerekir.
Öyle ya da böyle güneşin tekrar doğudan yükseldiği dönemlere dönüyoruz. Sanattan, ekonomiye kadar tüm alanlarda eskiyen sistemi temsil eden artık batı haline geldi. Yapay zekadan, üretim gücüne. Sanatsal üretimden askeri güce kadar artık dünyada yeni dengeler kuruluyor. Bu gerçekten korkmak yerine anlamaya çalışmak, Türkiye için çok daha kolay ve fırsatlar dolu bir dönemin önünü açabilir.

***

Yazının devamı...

Sanayici ne istiyor?

8 Ekim 2019

Bazıları çok büyük bütçeli işler, bazıları da daha düşük bütçeli işlerle uğraşıyor. 150 milyon dolarlık yatırım yapanı da var içlerinde, 8-10 milyon dolar ihracat yapanı da.
Bazılarını dinlediğinizde bu cevherler nerede saklı kalmış diyorsunuz? Tıbbi tarımla uğraşanı da var, dev yenilenebilir enerji yatırımı yapanı da.
Ayırıcı özellikleri fazla gibi görünse de, ortak sıkıntıları da az değil.
İş yapmaktan, ihracatla uğraşmaktan, sık sık yurt dışına çıkmaktan, özel hayatlarına vakit ayıramamaktan o kadar da şikayetçi değiller. Ancak, üretimin değersiz hale gelmesinden, yetişmiş elemandan ve önlerini görmemekten çok dertliler.
Birinci madde belki de en mühimi. Ortak yılgınlık noktası “Niye üretiyoruz ki?” oluyor. “Üretmesek çok daha iyi şartlarda yaşarız” diyorlar. Ama kendileri de biliyor, üretim virüsü bulaştımı bünyeye kurtuluş yok.
Enerji zamları, çalışan ilişkileri ve eleman bulamamak ortak dert. Üretimle ilgili kolaylık sağlanmasından yanalar. Öyle büyük destek falan da değil istedikleri üstelik. Sadece toplumsal algının yeniden üretimin değerli olduğunu kabul etmelerini bekliyorlar. Paranın değil üretmenin değerli olduğunu toplum olarak kabul etmemiz gerektiğini sık sık vurguluyorlar.
*

Yazının devamı...

İki sektör nefes aldı

1 Ekim 2019

Bu sektörler tahmin edeceğiniz gibi konut ve otomotiv. Konutta Merkez Bankası’nın 25 Temmuz’da faizleri 24’ten 19.75’e ardından da 12 Eylül’de 16.50’ye çekmesinin ardından bekleyen talepler satışa yansımış durumda.
TÜİK verilerine göre, faiz indirimi öncesi konut satışlarındaki vahim durum gözle görülür noktadaydı. Temmuz 2019’da geçen yılın aynı ayına göre konut satışı yüzde 17.5 düşmüştü. Krediyle satışı gösteren ipotekli satışlar ise tam yüzde 57 oranında inişe geçmişti.
İlk faiz indirimine kamu bankalarının kredi faizlerini düşürerek tepki vermesiyle ağustos 2019’da yükseliş görüldü.
Konut satışları ağustos 2019’da bir önceki yılın aynı dönemine göre, yüzde 5.1 artarken müthiş bir artış kredili satışlarda yaşandı. İpotekli satışlar ağustosta tam yüzde 168 oldu.
Biriken talep, konut satışında üç temel unsurdan en azından 2’sinin yerine geldiğini görerek satışa döndü. Neydi bu unsurlar. Bir geleceğe güven (Burada sıkıntı bitmiş değil). İki uygun faiz. Üç de uygun fiyat.
Konuştuğum bazı konut üreten firma sahipleri son 2-3 ayda işlerinin açıldığını söyleyerek bu tespiti doğruluyor. Artık burada yapraklar kıpırdıyor gibi. Yeni projeye giren olmasa da eldekiler satılıyor gibi.
*

Yazının devamı...

Öğrenciler rekabeti öğrenecek

24 Eylül 2019

İki kutuplu sistemin bitmesinin ardından, tek kutuplu sistemi idare edemeyen ABD, gelmekte olan çok kutuplu sisteme ayak diriyor ve bu direniş dünyayı biraz daha çekilmez bir yere dönüştüryor.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen, hayat akıyor ve en sıkıntılı zamanlarda sorunları önceden gören ve çözümler üretmek isteyen kurum, kuruluş ve kişiler çabalarını sürdürüyor.

*

Uluslarası Rekabet ve Teknoloji Birliği de (URTEB) bu kurumlardan biri. 2002 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla kurulan birlik, konusunda tek. Kurulduğu günden beri biraz atıl kalmış. İlgi, iş dünyasının kendi sorunları nedeniyle beklenen düzeye ulaşmamış. Ancak, Ahmet Özenalp, başkanlık koltuğuna oturduktan sonra, koşullar da, giderek daha el verişli hale gelince bir ivme kazanmaya başlamış URTEB.
Özenalp, işin aslında gelecek kuşakları yakalamakta olduğunu görmüş ve üniversiteye ağırlık vermiş. Bursa Uludağ Ünüversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi bünyesinde, bir Rekabet Merkezi kurulmuş bu yıl 25 Şubat’ta. Bu merkez, tüm fakültelere açık. Hatta Uluslarası Rekabet ve Teknoloji Topluluğu bile kurmuş öğrenciler ve sayıları 400’ü geçmiş.
3 ayda ciddi faaliyetler gerçekleştirmişler. Yeni dönemde iddiaları daha da fazla.

*

Özenalp, ocak ayındaki genel kurullarında öğrencilerin de birliğe üye olmasının önünü açmayı planladıklarını ifade ediyor. Bu yolla, geleceğin iş insanlarına ulaşmayı hedefliyor. Ayrıca, buradaki gençlerin, iş insanı olmasalar bile yönetici olarak rekabet ve teknolojik yenilikler konusunda daha donanımlı olarak iş dünyasına atılmalarını planlıyor. Ağaç yaşken eğilir atasözüne vücut bulduruyor URTEB.

Yazının devamı...

Bu kuşağın müziği

17 Eylül 2019

Çok kısa bir bilgi vereyim meraklısına. Bugün hayatta olan kuşaklar, ‘Sessiz Kuşak’ 1945 öncesi doğanları, ‘Baby Boomers-Patlama Kuşağı’ 1945-1965 arasını, ‘X Kuşağı’ 1965-1980, ‘Y Kuşağı’ 1980-2000 arasını, ‘Z Kuşağı’ ise 2000-2020 arasını kabaca tarif ediyor.
Kuşaklar belirlenirken genel özellikleri öne çıkıyor elbette. Bugün size biraz müzik zevklerimizdeki gözlemlerimi aktarmak istiyorum. Bu konunun uzmanı değilim baştan söyleyeyim. Sözlerim sadece gözlemlerimin sonucudur.

***

Malum ‘Sessiz Kuşak’ Klasik Türk Müziği, Klasik Batı Müziği ve Türk Halk Müziği. ‘Baby Boomers-Patlama Kuşağı’, Türk Sanat Müziği, Klasik Batı Müziği ve Türk Halk Müziği ile son dönemlerinde doğanlar için Türkçe Sözlü Pop Müzik ve çok az da Rock Müzik. ‘X Kuşağı’nda seçenek daha çok. Radyolar, televizyonlar, pikaplar, teypler müzik imkanlarını artırıyor. Hal böyle olunca dünyadaki farklı müzik türlerini seven insan sayısı da artıyor. Ama belirleyici olan Türk Pop Müziği, Türk Halk Müziği, Anadolu Rock, Avrupa ve Amerika’daki müzik anlayışlarını bu kuşakta görebiliyoruz. Bu kuşakta ayrıca bir önceki kuşaktan gelen Anadolu’dan büyük şehirlere göç ve Avrupa’ya göç de etkisini gösteriyor. Arabesk hayatımızda yerini alıyor. Bir de tabi Protest Müzik ya da Özgün Müzik.
‘Y Kuşağı’ eskilerden beslenmekle birlikte ağırlıklı pop müziğe ve rock müziğe yöneliyor. Dediğim gibi bunlar bana ait gözlemler.
Gelelim ‘Z Kuşağı’na. Son günlerde bu kuşağı tanımlayan müziğin rap olduğunu düşünmeme neden olan gelişmelere tanık oldum. Bu tespit sadece ‘Susamam’ klibiyle ilgili değil. Geçen yıl ve bu yıl izleme şansını elde ettiğim Nilfest’e de dayanıyor. Kızım Asya da bu kuşaktan. Onun tercihleri arasında da rap var. Tek tercihi olmasa da. Bazen benimle 70’lere gitse de, çağının tercihlerine de uyuyor.

***

Bu yılki festivalde Ben Fero ve Ceza’nın seyircisi, geçen yıl Ezel’in seyircisi ve şarkılarına yapılan eşlik eden binlerce genç, çok dikkatimi çekti. Bizim kuşak son politik kuşak olarak görülüyordu. Y Kuşağı tam olarak apolitik olarak adlandırıldı. Ancak Z Kuşağı bir başka politik. Tepkisiz değiller. Tepki verdikleri şeyler ve tepki biçimleri bizden farklı. Anında sosyal medya kanallarıyla çoğalabiliyorlar. Rap ile birlikte tepkilerini dile getirebiliyorlar. Tepkilerini eğlenerek ifade ediyorlar. Özlem duydukları bir dünyaları var ve bundan vazgeçmeye de pek niyetleri yok gibi. Bizim kuşağın protest ve arabesk müziklerinin yerini, onlarda rap almış.

Yazının devamı...

Sonbaharda Bursa

10 Eylül 2019

İşe dönüş çoğumuz için zor oldu, biliyorum kendimden. Korkmayalım. Bursa’da yaşayanlar için bence en güzel mevsimlerden birine girdik. Sizi öyle ekonomik sıkıntılarla bunaltmayalım bu hafta. Tatil dönüşü yumuşak bir geçiş yapalım. 28 yıllık Bursa yaşantımda, çok yerini gördüğüm kentin bana göre, en güzel mevsimidir sonbahar. Bu sonbaharda, size kısa bazı tavsiyelerde bulunmak isterim.
İlk tavsiyem, tarihi Bursa olacak. Hanlar Bölgesi, Sur İçi, Tophane ve Altıparmak sırtlarında yürüyüş yapmanızı şiddetle tavsiye ederim. Pınarbaşı, Maksem tarihi kentten uzak kalmış olanlara, hala tatilde havasını yaşatacaktır eminim.

***

Uludağ yolu ve birkaç hafta sonra Uludağ, renk cümbüşünün yaşandığı bir yer haline dönecek. Kaçırmayın derim. İlginiz varsa fotoğraf makinelerinizi de yanınızdan eksik etmeyin. Kent içinde Kültürpark da, renk cümbüşünün yaşanacağı bir yer olarak notlarınızda bulunsun. Tabi Botanik Park da öyle. Kapalı mekan olarak, Panorama 1326 Müzesi’ni de gezi güzergahına ekleyin.
Pideli köfte ya da İskender kebabı da size eşlik edebilir gezinizde. Cantık da olabilir elbette ama Kozahan’da bir kahve ya da çay içmeden bu sonbaharı bitirmeyin derim.
Şehrin doğusuna doğru Mezitler’den, Oylat’a, oradan Cumalıkızık ve Zeynilere kadar pek çok rotada renklerin dansına tanıklık edin. Batıda, Gölyazı’ya akşama doğru giderseniz göl üzerinde batan güneşin, size vereceği enerji, güzel bir sonbahar geçirmenize yardımcı olacak eminim.
Fadıllı üzerinden Karaoğlan’a kadar gidebilirim derseniz, manda sütüyle yapılmış peynir kaymak ve tereyağı lezzetleriyle bir kahvaltıyı da es geçmeyin. Yol boyu Uluabat size eşlik edecek. Bu da cabası. Hele dönüşü Unçukuru üzerinden yaparsanız, yukarıdan Gölü görmek, beyinlerimize kazınacak çok hoş bir görüntü olacak.

Yazının devamı...

Gerçekten üstü altından daha değerli

16 Ağustos 2019

Dünyanın 2035-2050 yılları arasında iklim değişikliği nedeniyle çok sıkıntılı bir döneme gireceği konuşulurken, bu tartışmalar daha da anlamlı hale geldi.
Gerek Bursa’da, gerekse Türkiye’nin orman vasfı yüksek kentlerinde, mermer ocaklarından diğer madenlere kadar, ormanlık alanların nasıl bir yamalı bohçaya döndüğünü uydu görüntülerinden net bir şekilde anlayabilirsiniz.

*

Elbette madencilik insanlık tarihinin başlamasından beri önemli bir yere sahip. Hatta insanlık geçmişinde Bakır Çağı, Tunç Çağı gibi madenlerle anılan dönemler bile var. Madenlerden vazgeçmek mümkün değil. Burada sorun, önceliklerimiz, orman alanlarında açılacak maden sahalarının kamu yararına kullanılacağının halka doğru anlatılması ve çevre ile gelir dengesinin doğru kurgulandığının yine halka inandırılması.

MADENCİLİK...

Attığınız taş ürküttüğünüz kurbağadan daha az değerli olmalıdır. Bugün Türkiye’nin ihracatında madencilik yaklaşık 4.5 milyar dolar civarındadır (TİM 2018 verisi). Mobilya da dahil olmak üzere orman ürünleri ihracatımız ise 5 milyar dolar. Tarım 22.5 milyar civarında, sanayi ise 136 milyarın biraz üzerinde. Bir de bunlara yaklaşık 35 milyar dolar turizm ekleyelim. Gördüğünüz gibi madencilik son sıraya düşüyor bile. Ormanlar yok edilerek turizm, mobilya, dolaylı olarak tarıma da darbe vuruluyor.
Türkiye, Finlandiya ile yaklaşık aynı miktarlarda (Türkiye 22 milyon hektar, Fillandiya 23 milyon hektar) ormana sahip ama getiri açısından uçurum var. Finlandiya 10 milyar doların üzerinde ihracat yapıyor. Ormanların önemli bir bölümü ise özel sektörün elinde. Kesilen her ağaç için 2-3 ağaç dikim şartı var. Aynı yöntemi belirlesek Türkiye’nin yüzde 28 olan ormanlık alanları artar ve özel sektör de buradan para kazanırken, havamıza suyumuza da katkısı olur.

Yazının devamı...

Planlama şart

6 Ağustos 2019

Her ülke kendince buna çözümler üretmenin derdinde. Türkiye yıllardır inşaat ile büyüme politikası izledi ve bu yol tıkandı gibi. Bırakın yeni inşaat yapılmasını, yapılan inşaatların bile satılamadığı bir dönem yaşıyoruz. İnşaat sektöründeki yükseliş sırasında çimento fabrikaları ardı ardına açıldı.
Plansızlık burada da devreye girdi. 2011 yılında çimento ihracatı 11 milyon ton iken 2018 yılında bu rakam 7 milyon 466 bin tona, kapasite kullanım oranı ise 2011’de yüzde 63 iken 2018’te yüzde 53’e kadar düşmüş durumda. Üretim de 141 milyon tondan 106 milyon tona inmiş durumda (Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği internet sitesinden alınmıştır).

***

Çimentoda özelleştirmelerin başladığı 1980’lerin sonunda kamu-özel 41 çimento fabrikası varken bugün bu rakam 70’leri buluyor. Fabrika yapımları da devam ediyor. Plan eksikliği bununla da bitmiyor. Çimento sektöründe ulaşım da maliyet açısından çok önemli. Yaklaşık 300 kilometre çimentonun üretildiği yerden satılacağı çapı gösterir durumda iken açılan fabrikalar nedeniyle bu çap 600 kilometreleri buluyor ve rekabet de kızışıyor. Olan Türkiye’nin kaynaklarına oluyor. İç piyasada inşaat sektöründeki düşüş ve dünyada daralan iş hacmiyle ihracatta iniş gözle görülüyor. Bu da kapasitelerin kullanılamamasına neden oluyor. Fabrikalar, ihracatta fiyat kırmak zorunda kalıyor. Kurban Bayramı nedeniyle bazı fabrikalar otomotivde olduğu gibi uzun tatiller yapmayı tercih ediyor.

***

Ev tekstilinde de bazı tesisler uzun tatilin önüne ya da arkasına eklemeler yaparak bir süre işleri durduruyor.
Yüzümüzü güldüren turizm var. Turizmde işler oldukça iyi gidiyor. Burada dersler alınıp umarım planlamalar devreye girer.

Yazının devamı...
Uğur YILMAZ Kimdir?

.