Uğur Yılmaz

Winter is coming

8 Ağustos 2022
WINTER is coming, Game of Thrones dizisinin ilk bölümü ve orada kullanılan bir sözdür.

Aslında çok da yabancısı değiliz, yaşı 40’ın üstünde olanlar bu söze. Çünkü yazın son günleri ve sonbaharda evlerde kışa hazırlık yapılırdı. Patates soğan çuvalla alınır, konserveler hazırlanır, turşular kurulur, köylerde meyve ve sebzeler kurutulurdu.
Tüketim toplumu ve şehirleşme bu yeteneklerimize sekte vurdu. Ama sanki işin rengi yeniden değişiyor. Dünya kritik bir eşikte. Yıllardır tırmanan ABD ile Rusya ve Çin arasındaki gerginlik artık kendisini çok sıcak olarak hissettiriyor.
*
Eskiden Rusya ve Çin’e daha uzak olan coğrafyalarda vekalet savaşları şeklinde süren gerginlikler gittikçe daha az örtülü hale geldi. ABD Başkanı Biden’ın oğlu Hunter Biden’ın Ukrayna’da söz sahibi haline geldiği de bilinen bir gerçek. Rusya’yı Ukrayna üzerinden sıkıştırma planı ve şimdi de Tayvan’da ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin provokatif eylemi. ABD, Çin’in ne kadar ileri gidebileceğini görmek istiyor. Ancak büyük riskler barındıran bu hareket 3. Dünya Savaşı’nın fitilini de ateşleyebilir.
Bölgesel savaşlarla, birbirlerine el ense çeken büyük güçler, artık doğrudan peşreve başladı bile. Kimin sırtının yere geleceğini öngörmek için erken elbette. Farklı argümanlarla tahminler yapabilir ama olan dünya halklarına olacak kuşkusuz.
*
Başta Türkiye ekonomisi olmak üzere, dünyadaki ekonomik gidiş hiç de iyi değil. Gelinen noktada ABD, dünyada yeniden süper güç olmak için bir hamle yapıyor. Ancak yaptığı hamle tarihin çarklarını geri döndürecek güçte mi? Sanmam. ABD 1990’lardan itibaren elde ettiği süper güç unvanını hoyratça kullandı.

Yazının Devamını Oku

Özgürlük ve sorumluluk

2 Ağustos 2022
Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu, Bursa için güzel bir kazanım.

Farklı sanat yönetmenleri, farklı oyunlar sahneye koyarak 8 yıldır, Nilüferlilere çok özel duygular yaşattılar, düşünmeye sevk ettiler.
2014’ten beri 6-7 tane oyunlarını izleme şansım oldu. Her oyunlarını sevdim diyemem ama bazılarının çok iyi kotarıldığına da tanıklık ettim.
*
Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu ödenekli bir tiyatro. Ödeneğin kaynağı da, belediye sınırları içinde halkın vergileri. Ödenekli de olsa tiyatronun, özgürlükçü bir anlayışla, insanların, kendilerini, toplumu ve dünyayı anlama çabalarına katkı yapması çok kıymetli. Kuşkusuz özgürlüğün sorumluluktan bağımsız olmadığını da unutmadan.
DOT’tan bildiğimiz Murat Daltaban’ın Nilüfer Kent Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmenliği’nde izlediğim Gençlik Tiyatrosu oyunu Punk Rock, beni, tüm bu söylediklerim açısından çok rahatsız etti.
50 yaşına merdiven dayamış birisi olarak, bir gençlik oyununa ilişkin yorum yapmaktan çok, özgürlük ve sorumluluk ilişkisini bir kez daha hatırlatmak ve ödenekli tiyatro ile özel tiyatro arasındaki farklılaşmaya da dikkat çekmek istedim.
*

Yazının Devamını Oku

Damdan düşen uyarması

25 Temmuz 2022
2020’nin Mart ayında ülkemiz COVID-19 virüsüyle tanıştı.Önce anlamadık ne olduğunu ölümler geldikçe keyfimiz kaçtı. Sonra hayatımızda ilk kez kapanmanın ne olduğunu anladık (Benim yaşlarımda ve daha büyük olanlar 12 Eylül Darbesi’nin ardından gece sokağa çıkma yasaklarını hatırlar).

Ardından işler kızıştı. Fabrikalar bile kapılarına kilit vurdu. İflaslar geldi. Ama can kayıpları durmadı.
2020 yazında biraz nefes aldık. Ama 2020 sonbaharı hastane yükü açısından kabus oldu. O dönem kabusu yaşayanlardan biriyim.
*
2020 Kasım sonunda yakalandığım COVID’den kurtulmam bir hayli zor oldu.
Hastane kapısından döndüm adeta.
Etkilerini de 3-5 ayda atamadım. Sonra aşı ile birlikte umut da doğdu elbette. Hemen aşılara koştuk.
Yaşadığım çileyi bir kez daha yaşamak istemedim. Sonra rahat bir yaz geçti 2021’de ve 17 günlük kapanma son kapanmamız oldu. Ardından virüsün etkinliğini yitirdiği düşüncesi, aşı ve hastaneye yatış oranındaki düşüş ile toplumsal bağışıklığa doğru hızla ilerlememiz umut oldu.

Yazının Devamını Oku

Yurttan sesler

11 Temmuz 2022
Malum derdimiz pahalılık.Hele bir de okuyan çocuğunuz varsa bugünler bütçe hesaplarını hepten içinden çıkılmaz hale getiriyor.

Üniversite sınav sonuçları açıklanacak ve evlerde önce bir sevinç ardından da anne babalarda nasıl yapacağız bu işi düşüncesi başlayacak.
Bahsettiğim durum her 5-6 haneden birinin sorunu üstelik.
Üniversite öğrencisi uzaktan öğrenimle birlikte 8 milyonu aşkın. Örgün öğrenimde ise 4 milyona yakın.
*
Hal böyle olunca kendi şehrinde okumayanlar için durum çok da parlak değil.
Özellikle İstanbul gibi bir şehire öğrenci gönderen orta direğin vay haline. Özellikle orta direk diyorum çünkü gelir durumu çok düşük olanlara Kredi Yurtlar Kurumu (KYK) yurdu çıkma ihtimali var. Ekonomik durumu yüksek olan zaten durumu o kadar da dert etmez ama orta direk bir yaşama alışmış gencin, İstanbul’da öğrenci olunca aynı hayatı sürdürmesi neredeyse imkansız.
*

Yazının Devamını Oku

Güle güle

4 Temmuz 2022
Bütün ölümler acıdır. Ölen sadece tabuttaki beden değildir. Ölen aslında yaşanmışlıklar, geçmişinizdir. Ölen aynı zamanda yaşamayacaklarınızdır. Ne güzel demiş büyük şair Orhan Veli Kanık, Kitabe-i Seng-i Mezar şiirinde, “Ölüm Allah’ın emri, ayrılık olmasaydı”.


Bir sanatçının ölümü de salt bir bedenin yaşamsal faaliyetlerinin durmasının çok ötesindedir. Bir sanatçı bir devri, bir duruşu, geçmişi, aşkları, özlemleri, yaşanmışlıkları, sizden bir şeyleri de temsil eder. Hele bu sanatçı, 300’ü aşan film geçmişiyle Cüneyt Arkın gibi bir dev olursa, kendinizi biraz daha eksik biraz daha yalnız ve yaşlanmış hissedersiniz.
O güzel insanların güzel atlara binip gittiğine bir kez daha kanaat getirirsiniz. Ve bir an düşünürsünüz neden böyle diye.
Gidenler toplumsal değerleri ifade ederlerdi de o yüzden dersiniz kendi kendinize. Çağı sorgulayacak değiliz. O bizim dışımızda da akıp gidiyor. Ancak, geriye doğru baktığınızda kaybedilen sanatçıların eserlerindeki toplumcu yapıyı tüm yalınlığıyla görürsünüz. Bugün öyle mi der hayıflanırsınız. Eee bu da sizi biraz daha yaş almışlar kategorisine sokar.
*
Cüneyt Arkın özelinde bakalım geçmişe şöyle bir uzanıp.
Bir dönem salon erkeği Cüneyt Arkın; bir dönem Battal Gazi, Kara Murat ve Malkoçoğlu ile tarihi karakter, Dünyayı Kurtaran Adam ile fantastik bir tipleme, Komiser Murat, Baba Kartal gibi polis ve mafya filmleri ve Öğretmen Kemal, Maden, İki Arkadaş ve Gülün Bittiği Yer gibi toplumcu filmlerle hayatımıza renk kattı Cüneyt Arkın.

Yazının Devamını Oku

Türkiye son sırada

27 Haziran 2022
Türkiye İstatistik Kurumu geçen hafta bir bülten yayınladı. Satınalma Gücü Paritesi (Hanehalkı Nihai Tüketim Harcamaları), 2021 başlıklı bülten, Türkiye’nin, 37 Avrupa ülkesi arasında en ucuz ülke olduğunu tescilledi.

Gelin bültendeki ifadelere kulak verelim: “Fiyat düzeyi endeksi, ülkelerin ulusal para birimlerinin karşılaştırmalı olarak döviz kuruna göre alım gücünün göstergesidir. Bir ülkenin fiyat düzeyi endeksi, 100’den büyük ise bu ülke karşılaştırıldığı ülke grubu ortalamasına göre “pahalı”, 100’den küçük ise bu ülke karşılaştırıldığı ülke grubu ortalamasına göre “ucuz” olarak ifade edilmektedir. Türkiye’nin 2021 yılı sonuçlarına göre tüketim mal ve hizmetlerine ilişkin fiyat düzeyi endeksi 40 oldu.

Bu değer, 27 Avrupa Birliği (AB) ülkesi genelinde 100 Euro karşılığı satın alınan aynı mal ve hizmet sepetinin, Türkiye’de 40 Euro karşılığı Türk Lirası ile satın alınabileceğini gösterdi. Karşılaştırmalarda, 27 AB üyesi ülke, 3 Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA) ülkesi (İsviçre, İzlanda ve Norveç), 5 aday ülke (Türkiye, Kuzey Makedonya, Karadağ, Sırbistan ve Arnavutluk) ve 1 potansiyel aday ülke (Bosna-Hersek) kapsandı.

Ülkeler itibariyle karşılaştırıldığında 36 ülke arasında tüketim mal ve hizmetlerine ilişkin fiyat düzeyi endeksi en yüksek ülke 167 ile İsviçre, en düşük ülke ise 40 ile Türkiye oldu.”
Yani, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının, 40 Euro karşılığında aldığı şeyleri, İsviçre’de alması için 4 katından fazla ödemesi gerekiyor. Bunu kabaca 4 ay fazla çalışması gerekiyor diye tanımlarsak durumun vehametini de anlarız.

İşler tüm dünyada olumsuz gidiyor ama biz biraz daha olumsuz ayrışıyoruz. Toparlanma gücüne sahip miyiz? Kesinlikle evet. Gerekenlerin yapılması için beklemek işi biraz daha zorlaştırıyor. Artık orta gelir tuzağı dedikleri yere tutunmakta da zorlanıyoruz. Hepimiz bir araya gelip çözüm üretmeliyiz. Bu ekonomik durum sadece kısa süreli bir durum olmanın ötesinde.

Bunu anlamalı ve harekete geçmeliyiz.
Stok yapan ülkeler, birbirine sopa gösterenler ve değişen ekonomik yapı içinde kendimizi hak ettiğimiz yere taşımak için hep birlikte hareket etmeliyiz.

Yazının Devamını Oku

Rakamlarla sanata pandemi darbesi

20 Haziran 2022
Pandemi korkusu geçti ama delip de geçti. Birçok alanda yaşadığımız sıkıntıları unutmak için mücadele ediyoruz. Amam sosyal hayata pandeminin etkisi gerçekten yakıcı oldu.

Zaten bizlerin gözünde asosyal olan (belki de kendilerince dijital bir sosyalleşme yöntemleri vardır) Z kuşağı, oyun sektörünü coşturdu. Bunun yanında dijital video platformları da aldı başını gitti. Bilindik olanlara yenileri eklendi. Konvansiyonel medyanın son nefesini vermesi belki de an meselesi. Ancak en büyük sıkıntıyı kapalı alanlarda seyirciyle buluşan sanat alanları yaşadı. Bunu zaten herkes biliyor ama bugün rakamlara dökelim istedim. TÜİK Sinema ve Gösteri Sanatları İstatistiğini yayınladı. Pandeminin başladığı 2020 yılından 2021 sonuna kadar olan dönemde işler bilindiği üzere hiç de iyi gitmemiş. 2020 yılında inişe geçen rakamlar 2021’de de hız kesmemiş. Sinema salonlarının sayısı 2020’de yüzde 4,5, 2021’de ise yüzde 11,1 azalarak 2 bin 398 olmuş. Koltuk sayısı ise 2021’de 285 bin 130’a gerilemiş.
Bu gerileyen rakamlar doğal olarak seyirci azalmasından kaynaklanıyor. Sinema seyirci sayısı 2020 yılında, 2019 yılına göre yüzde 69,5 azalarak 17 milyon 226 bin 952 kişi olurken, 2021’de bu rakam yüzde 27,9 azalarak 12 milyon 418 bin 777 kişiye indi. Gösterilen film sayısı 2020’de 2019’a göre yüzde 62 azalarak 25 bin 960’a, 2021’de ise yabancı filmdeki hamle ile yüzde 2,0 artarak 26 bin 483’e çıktı.
Tiyatrolarda da durum benzer. Tiyatro salon sayısı 2019/’20 sezonunda, 2018/’19 sezonuna göre yüzde 20,1 azalırken, tiyatro salonu koltuk sayısı yüzde 24,5 azaldı. Buna göre; 2019/’20 sezonunda tiyatro salon sayısı 720 olurken, tiyatro salonu koltuk sayısı 267 bin 857 oldu.
Tiyatro seyirci sayısı da aynı dönemde yüzde 43,1 azalarak 4 milyon 492 bin 293 oldu.
Tiyatro salonu sayısı 2020/’21 sezonunda da düşüşe devam etti. Yüzde 44.4’lük azalmayla salon sayısı 400’e kadar düştü. Koltuk sayısı da 156 bin 9’a kadar indi. Seyirci sayısı ise sadece 714 bin 864’te kaldı.
Opera ve bale malum bizde rağbet görmez zaten bu alanlarda da iyice dip yaptık. Opera ve bale seyircisi 2020’de yüzde 20.5 inerek önce 256 bin 63’e ardından da geçen yıl yüzde 94,5 azalarak 14 bin 322’ye kadar geriledi.
Görünen o ki başka insanlarla etkileşim içinde yapılacak olan sanat etkinliklerini de yoğun bakıma soktu pandemi. Şimdi Metaverse ile gelecekte daha da bildiğimiz sosyalleşme olmadan bu etkinliklerin yapılmasından bahsediliyor. Yeni bir boyut açılıyor. Benim yaşımdaki çoğu insan için bu boyut hiç de öyle güzel bir boyut değil. Umarım başka insanlarla bir arada izleyebileceğimiz sanatsal etkinlikler çoğalır.

Yazının Devamını Oku

Düz mü? Yuvarlak mı?

18 Haziran 2022
Yıllar yıllar önceydi. Dünya’nın düz olduğu savunulurdu.

Hatta Dünya’nın yuvarlak olduğunu ve Güneş’in etrafında döndüğünü savunduğu için alırız kelleni denilen Galileo Galile, “kelle de yuvarlak yerinde kalsın” diyerek bir adım geri bile atmıştı.
Masal bu ya, onca yıla, onca ispata, üstüne uzaya çıkıp dünyaya dışarıdan bakmaya rağmen, Dünya gezegeninin düz olduğuna inanan bazı beyinler de hala var.

Dünya, düz olmadığı gibi, tüketimin de düz olamayacağı anlaşılmaya başladı. Bazılarımız, artık döngüsel ekonomi modeli benimsenmeli derken, bazıları ise lineer ekonomiden vazgeçmemekte kararlı.
Çaba nafile de olsa, bize ve içinde yaşadığımız bu gezegene epey zaman kaybettirebilir bu lineer yani doğrusalcılar. Onlara göre üret-tüket-at formülü, ekonominin yaşaması için gerekli olan en önemli şey.

Çok şükür ki, başta kuzey ülkeleri olmak üzere insanlar tükenen dünyayı kurtarmak için ayağa kalmış durumda lineer değil, döngüsel ekonomi diyorlar. Bu durum batıyla yakın ekonomik ilişki içinde olan bizim ülkemizde de artık çok ama çok konuşulan bir konu.
Artık özellikle nihai tüketim malı üretenler, hele bir de bunu başta Avrupa olmak üzere batıya ihraç edenler döngüsel ekonominin ne demek olduğunu severek ya da zorla kabullenir oldular.

Döngüsel ekonomi, üretilen ürünü mümkün olduğunca sistem içinde tutmak üzerine inşaa edilmiştir. Uzun süre kullanım, tamir edilme ve geri dönüşüm döngüsel ekonominin olmazsa olmazları arasındadır. Hatta döngüsel ekonomide, tüketimin azaltılması da bizzat istenen bir durum olarak karşımıza çıkar. Tüketilenin aslında geleceğimiz olduğu bilincinde olan bir yaklaşım vardır döngüsellikte.

Hal böyle olunca, eskiyi temsil eden doğrusal üretim ile yeniyi temsil eden döngüsel üretimden hangisinin kazanacağını tahmin etmek çok da zor değil. Ancak, mücadele çetin geçiyor. Tıpkı ABD kuzey-güney savaşı gibi.

Yazının Devamını Oku