Uğur Yılmaz

Yeni kamuculuk yolda mı?

14 Nisan 2020
Bir yandan Covid-19’un korkusuyla bugünü izole bir şekilde yaşıyoruz, diğer yandan ise yarını görebilmek için fütüristler, falcılar, felsefeciler, tarihçiler, sosyologlar, psikologlar kimi bulsak dinliyoruz. Evet bugün zor ama öyle ya da böyle geçip gidecek. Peki ya yarın.

Hepimiz, bugünden belki de daha çok, yarından endişeliyiz. Yarın olduğunda, bizi nasıl bir iş, nasıl bir sosyal çevre bekliyor, nasıl bir ülke ve dünyaya uyanacağız merak içindeyiz. Çok yorum var. Çoğunun doğruluk payı da var elbette. Hangi yolu seçerseniz, yarınınız o yolun sonunda sizi bekliyor olacak.
Komplo teorilerini çok sevmem. Sizi çok güçsüz gösterir. Hep gizemli ve güçlü birileri karar veriyorsa dünyada olan bitene, siz çok acizsiniz demektir. Bu yaklaşım insanlık tarihini açıklayan bir yaklaşım olamaz.
Mutlakçı düşüncenin bir ürünü olan bu yaklaşım, size bir şeyleri açıklamada kolaylık sağlar ve kenara çekilmeniz için de haklı bir gerekçe oluşturur. O nedenle komplo teorilerini atlayıp, yarın için ne yapabiliriz konuşmak gerekli. Bu yaşanan kriz sonrası değişecek dünyada nelerin öne çıkacağını ve neler yapılabileceğini tarihe not düşmek gerekli belki de.

*

Gazetecilik mesleğinde 25 yılımı bu sene geride bıraktım. Ekonomi muhabiri olarak başladığım mesleki kariyerimde, hep tarım ve gıdanın ne kadar önemli bir yer tuttuğunu gözlemledim ve anlatmak durumunda kaldığımda da bunu söyledim. Yapa zeka, dijital dönüşüm gibi yarının dünyasına ilişkin konuşmalara tanıklık ettiğimde de aklımda hep o soru oldu. Peki bunları yiyebilecek miyiz? Yani aslolan toprak ve üzerinde yetişen bitkiler ve onlarla beslenen hayvanlardan elde ettiğimiz gıda. Dijital dönüşüm ise amaç değil ancak bu işleri kolaylaştıracak araçlar olabilir.
Bugünlerde hepimizin yaptığı gibi, sosyal medya üzerinden gelen bir video izledim. Bu videoda Yuval Noah Harari ve Jared Diamond, sistem çöktüğünde kimlerin ayakta kalacağını tartışıyordu. Diamond, taş devri tarzında, tarımsal üretim yapanların şanslı olacağını iddia ediyordu.
Bunu şöyle yorumlamayı tercih ediyorum. Çetin koşullarla yaşamaya alışkın olanlar zor koşullar geldiğinde de hayatta kalabilir. Bundaki kastı da şöyle açalım. Elinizdeki son model telefon bir yere kadar önemli ama karnınızı doyurmanız, hepsinden önemli. Önce kendimize yetebilmek durumundayız. Türkiye aslında tarımsal üretimi köken olarak bilen bir toplum. Ancak uzun zamandır tarımsal üretimi terk ediyor. Öyle olunca da üretimimiz ihtiyacımızı karşılamaya yetmiyor. Özellikle hayvansal üretimde.

*

Yazının Devamını Oku

Üretenler şimdi ve salgın sonrası destek şart

7 Nisan 2020
Corona günlerinde yaşam sıkıntılı da olsa devam ediyor. Üretimini durduramayan işletmeler, zor şartlar altında çalışmaya devam ediyor.

İşçiler sağlıklarından ve işlerini kaybetmekten, işveren ise işlerin azalmasından, şirketin zarar etmesinden, işçilerinin hastalanmasından, hijyen maliyetlerinin artması gibi pek çok sorundan kaygılı.
Hepimiz hijyen ve virüse karşı koruyucu ekipmanları sağlık sektörüyle ilişkilendiriyoruz. Ancak öyle değil. Üretimini sürdüren işletmelerde virüse karşı mücadele ciddi bir maliyet oluşturmaya başladı. Bir yandan işlerini sürdürmek, diğer yandan bu maliyete katlanmak zorundalar. Servisler sürekli dezenfekte ediliyor. İşçilere sürekli maske dağıtılıyor ki bu maskelerin fiyatı 5 kata varan oranda artmış durumda ve bulmak da güç. Hijyen malzemeleri pahalılaşmış durumda. Sadece maske değil, tek kullanımlık eldiven, hijyen jelleri, çalışılan ortamların sık sık dezenfekte edilmesi gibi. Daha önce var olmayan bu maliyetler, normal zamanların 5-10 katına çıkmış durumda şimdi. İşletmeler muhatap bulamıyorlar.

*

Peki süreç biraz olsun yoluna girince ne olacak. Durgunluk mu olacak, yoksa talep patlamasına yetişemeyen bir arz nedeniyle yükselen enflasyon mu? Yaşayıp göreceğiz. Özellikle enflasyon sepetinin yüzde 22’sini oluşturan gıdada özel önlemler almamız şart. Şu an gıdayı işleyen firmalar, üretimine yukarıda saydığım maliyetleri de üstlenerek devam ediyor. Onlara tıpkı hava yolu şirketleri için uygulanan teşvikler gibi özel teşvikler uygulamak şart. Tarıma da özel önem vermek gerekli. Özellikle yağışların beklenilen oranda gerçekleşmediği bir dönemde tarımsal üretimde yaşanacak bir düşüş, bizim için yeni bir sıkıntı kaynağı olur. Turizm ve lokanta kafeterya gibi hizmet sektörleri en büyük darbeyi alan yerler. Buralara özel çözümler geliştirmek de şart.
Yıllar önce yapılan “Alın verin ekonomiye can verin” kampanyasının benzerini salgın sonrası yapmak şart. Mahalle esnafından alışveriş yapmak önemli olacak. Ancak cebinde parası olan için. İnsanların cebinde parasının olabilmesi için istihdamda sıkıntının olmaması da gerekli. Canlanma sağlayacak projeler bir an önce hayata geçirilmeli. Devlet bugün destekler verirse, canlanma sonrası elde edeceği vergilerle, boşalacak kasayı da doldurabilir.
Biraz daha sabır şart. Önceliğimiz elbette bugünlerde sağlık. Geçim derdi yaz aylarında bizi sıkıştırabilir. Bunu da unutmadan kalın sağlıcakla.

Yazının Devamını Oku

Kitaplar duvarları yıkar

31 Mart 2020
Epey zamandır evdeyiz. Biz 3 kişilik bir aileyiz. Kızım, eşim ve ben. Kızım, 16 yaşında lise öğrencisi. Eşimin çalıştığı kurum da şimdilik evde çalışmaya müsaade ediyor. Yani birlikte çoğunlukla salonda geçirilen bir yaşamımız var.

Kızım, kitaplarını defterlerini toplayıp salondaki yemek masasının yarısını işgal etti. Ben de ofisimden getirdiğim bilgisayarımı, çalışma odasına değil, masanın geri kalan yarısına konuşlandırdım. Ayrılamadık birbirimizden anlayacağınız. Ama zaman zaman odalarımza çekildiğimiz de oluyor. İlk günler biraz daha gerilimliydi ortam. Geçen günlerde, herkes birbirinin alanına müdahale etmeden yaşamayı şimdilik başarmış görünüyor.
Bir yandan miktarı ve biçimi azalsa da çalışıyoruz. Evde yapılacak işlerle de ilgileniyoruz. Ev bal dök yala kıvamına geldi anlayacağınız. Film izliyoruz. Oyun oynuyoruz. Kimseyi kandırmayalım, dışarı çıktığımız da oluyor. Ama özellikle insansız alanlarda bulunmaya özen gösteriyoruz. Yürüyüşümüzü yapıp geri dönüyoruz. Biraz yeme konusu rahatsız edici oluyor. Bir de fazla uyuyoruz. Ama en güzeli, kitap okuyoruz.
Okumak tedavi edici olabiliyor. Okuduğunuz her satır, içinizdeki ateşi harlıyor. Neşeniz, heyecanınız yükseliyor. Kapalı ortamda olmanızın bir önemi olmuyor, özgürleşiyorsunuz. Kimi zaman, kitabın kahramanlarıyla dost oluyorsunuz, kimi zaman onları hızla giden bir trenin penceresinden izleyen bir gözlemci. Kimi zaman onlarla seyahat eden ve maceralarına eşlik eden kahramanın kendisi oluveriyorsunuz.

BİZİM KUŞAK...

47 yaşındayım. Yani X kuşağıyım. Televizyonun belirli saatlerde, tek kanal ve siyah beyaz olduğu dönemlerde çocukluğumun ilk yıllarını geçirdim. Elektriklerin sık sık kesildiği, gaz ve lüks lambasının, evlerin baş tacı olduğu yıllardı.
Atlas, iyi bir oyun arkadaşımızdı. Başkentler oyunu oynardık. İsim şehir, kızma birader vs. Yani diyeceğim o ki, biz bugünler için biraz şerbetliyiz. Z kuşağı da biraz dijital sosyal olduğu için zorlanmıyor gibi (Kendi kızımdan biliyorum). Ama Y’lerde bir sıkıntı var gibi ne dersiniz? Onlar yoklukların daha az olduğu dönemlerde yaşadılar. Antrenmanlı değiller sanki.
Tecrübeli biri olarak naçizane tavsiyem kitap olacak. Beni çocukluğumun kasvetli kış aylarında ya da yazın kavurucu sıcağında, yalnız kaldığımda, bahçemizdeki karadut ağacının altında başka dünyalara götüren, başka arkadaşlar edinmemi sağlayan ve özgürleştiren şey kitap olmuştur. Nemeçek’in canını verdiği, Boka’nın, Gereb’in ve arkadaşlarının koruduğu Budapeşte Pal Sokağı’ndaki arsa vatanım olmuştu çocukluğumda. İstanbul’da dört duvar arasında otururken.

Yazının Devamını Oku

Bu ilk ama son olmayabilir

24 Mart 2020
Zorlu, alışılmadık günler yaşıyoruz. En olağanüstü çözümler de unutulmamalıdır ki olağanüstü şartlardan çıkar.

Niyazi Mısri’nin dediği gibi “Derdim bana derman imiş”. Derdimiz büyük. Evlerden çıkamıyoruz, sosyalleşmemiz sanal ortamlar üzerinden. Ama en büyük sıkıntımız, “ya üretim aksarsa” kaygısı.
Bir süredir dünya sanayisi ve bir ucundan da Türkiye sanayisi, endüstri 4.0 ya da dijitalleşme üzerine kafa yoruyor. Karanlık fabrikalar, insansız üretim, insansız lojistik, nesnelerin interneti, artık çok duyduğumuz terimler haline geldi. Bu virüs belasını atlattığımızda daha çok duyacağımızdan da kuşkum yok. Daha az insana ihtiyaç duyularak yapılacak üretim yöntemleri, sadece karlılık için değil toplumsal bir zorunluluk olarak da karşımıza çıkacak. SARS, MERS, kuş ve domuz gripleriyle büyük bir köye dönüşen dünyada, salgınların kaçınılmaz olduğu ortada. O halde, önce insan ihtiyaçlarını karşılayabilecek çözümler üretmek gerekiyor. Yapay zeka, insanın üretme becerilerini üstlenecek gibi. Ama unutulmamalı ki bu üretim yine insan için olacak.
Bu tür kriz dönemlerinde üretimin teknoloji yardımıyla yapılması güzel de ya kaybedilecek işler, yaşanamayan sosyallik ne olacak?
*
İşte asıl sorun buralarda ortaya çıkıyor. İnsanlık, bir yandan dijitalleşmeye yoğunlaşırken, diğer yandan sosyalleşmeye ve kaybolacak gelire karşı da çözüm üretmek zorunda. Vatandaşlık maaşı dünyada bir süredir konuşuluyor. Bunu destekleyenler ve karşı çıkanlar var. Salt ekonomik gerekçelerle değil. İnsanın yaratıcılığını öldürmesi ya da artırmasıyla ilgili entelektüel tartışmalar yaşanıyor. Çok katılmasam da, dijital sosyalleşmenin Z kuşağının ve gelecek Alfa kuşağının zaten tercihi olduğunu iddia eden görüşler var. İnsanın dokunmadan, göz teması yapmadan üç boyutlu bir ilişki yaşamadan eksik kalacağına inanıyorum, bir X kuşağı olarak. Bunun insanın vazgeçemeyeceği, onu insan yapan unsur olduğunu düşünüyorum. İnsan sosyal bir yaratık. Dijitalleşmeyle, üretime insansız çözümler nasıl aranıyorsa, insanlara da sosyalleşme ve yaşayacak geliri elde edecekleri çözümler üzerinde düşünmemiz de şart. Bu yaşadığımız salgın küresel ölçekte belki yeni ve ilk ama son olmayacağı da aşikar. Karamsarlığa yer yok. İnsan umuttur. Çözüm üretme gücüne sahiptir. Bunun da üstesinden geleceğiz.
Her hafta dediğim gibi kalın sağlıcakla.

Yazının Devamını Oku

Koronavirüsün yabancısı değiliz

17 Mart 2020
Tıbbın alanına girecek değilim. Ancak bir gazeteci olarak, ulaşabildiğim bilgilerle bir sonuca ulaşmaktan da kendimi alamıyorum.

Kısaca üstünden geçelim birlikte. Öncelikle koronavirüs, genel bir tanımlama. Hayvanlarda var olan koronavirüsünün, insanlara bulaşmış hallerine aslında yabancı değiliz. Bildiğimiz yakın tarihteki ilk bulaşma SARS. 2003-2004 yılları arasında görülen SARS aynı bugünkü etkiyi yapmış diyebilirim. SARS’ın kaynağının misk kedisi olduğu sanılıyor ve Güney Doğu Asya’dan yayılıp 600-700 kişinin ölümüne neden olduğu belirtiliyor.
18 Mayıs 2003 tarihli hurriyet.com.tr’de, SARS ölümlerinin 630’a çıktığı yazılmış. Bir başka çalışmada ise, 5 Temmuz 2003 tarihine kadar SARS’ın, 774 kişinin ölümüne neden olduğu ifade ediliyor.
*
MERS ise Suudi Arabistan’dan yayılıyor. Deve kaynaklı bir koronavirüs olduğu belirlenirken 2013-2014 arasında bu salgında 550 kişinin hayatını kaybettiği ifade ediliyor. Bunlar Corona kaynaklı olanlar.
H5N1 Kuş Gribi’nde ise, 2003-2008 arasında toplam 245 kişi hayatını kaybetmiş. Bunlardan 4’ü 2006’da Türkiye’den ve ölen 4 kişi de 10-15 yaş arasında.
Peki Batı Afrika Ebola salgınında 2010’ların ortasında 11 bin 300 kişinin öldüğünü biliyor musunuz?
Ya İspanyol Nezlesi nedeniyle 1918-1920 yılları arasında 50 ile 100 milyon insanın öldüğünü biliyor muyuz? Dünya nüfusunun 2 milyar bile olmadığını düşünürsek, rakamın korkunçluğunu anlarız. Atatürk bile İspanyol Nezlesi’ni Samsun’a çıkmadan önce İstanbul’da atlatmış.

Yazının Devamını Oku

Yaren de geldiyse eğer...

10 Mart 2020
Ne güzel kelimedir Yaren. Dost, arkadaş, yoldaş, can, sevgiliyi de bir o kadar severek kullanırım.

Bu kelimeler, bireyin ancak bir diğeriyle/diğerleriyle tamamlanacağını anlatır. En az iki kişiye ihtiyaç vardır bu kelimeler için. Bazen de bir kişi ve bir de başka canlı diyelim.
İşte o güzel kelime “Yaren”, anlamını tamamlayan Adem Amca’ya kavuşmuş. Yaren, bilmeyenleriniz için açıklayayım, Eskikaraağaç köyünde yazı geçiren bir leylek. Ama bu leylek köyde balıkçılık yapan Adem Amca’nın da yareni aynı zamanda. Birlikte balık avına çıkıyorlar. Hal böyle olunca da adı Yaren oluyor elbette. Belgeseli bile var. Hem de ödüllü. Yaren bu sene bir hafta gecikmeli gelmiş Eskikaraağaç’a ve Adem Amcasına.
Olsun. Geç gelmiş ama eşiyle birlikte gelmiş bu kez. Yazı getirmiş anlayacağınız. Adem Amca ve Yaren, yarenliklerini ede dursun, biz sıkıntılardan kafamızı bir çıkaralım. Olacakla öleceğe çare yok yaşayalım hayatı yarenlik ederek.

*
Bahar geldi. Bursa, baharı en güzel yaşatan kentlerdendir. Corona’ya, İdlib’e, ekonomiye, siyasetteki düzeye inat, atın kendinizi kırlara, göllere yarenlerinizle.
Eskikaraağaç Köyü’ne gidip Yaren’i ziyaret edin mesela. Hep Gölyazı bilinir. Ancak Eskikaraağaç da çok güzel bir köy. Hatta kuş tahnit müzesi de var. Bir gezin derim.
Yoksa vücutlarımız hastalanmadan önce beyinlerimiz hastalanacak. Alın kamp sandalyelerinizi göl kenarında hayatın ne kadar güzel olduğunu iliklerinize kadar hissedin. Hele bir de şanslıysanız Adem Amca ile Yaren’i görecek kadar, mesafelerin bırakın insanlar için bir insan ile bir hayvan için bile sorun olmadığına tanıklık etmiş olursunuz kim bilir? Sevginin vücut bulmuş halini görcekseniz belki de. Belki de, hayatta yarenlik etmekten daha önemli şeyleri sıralamakta zorlandığınızı göreceksiniz?

*

Yazının Devamını Oku

Esneklik en önemli meziyetimiz

26 Şubat 2020
Çin’de ortaya çıkan ve dünyaya korku salan Corona Virüsü’nün ekonomik olarak Türkiye’ye olumlu yansımalarının olabileceği konuşulmaya başlandı bile. Ama sakın yanlış anlaşılmasın, çıkarcı bir yaklaşımdan ziyade, gelecek süreci öngörmek adına yapılan konuşmalar.

Yoksa bu durumdan dolayı elini ovuşturan görmedim. Ayrıca bu durumun geçici bir süreç olduğunun da farkında sanayiciler. Ancak burada önemli bir gücü ortaya çıkıyor Türk insanın. Konuştuğum yabancı şirketlerin Türkiye yöneticilerinden aldığım bilgi hep aynı yönde. Türk insanın mühendisinden, idari işlere, işçisinden, tedarikçisine kadar esnek çalışma kabiliyeti batılı şirket yöneticilerini çok etkiliyor.

*
Görüştüğüm yabancı şirketlerin Türkiye yöneticilerinin anlattıkları, gerçekten şaşırtıcı. Milyonlarca dolarlık işleri, sırf diğer fabrikalar bu esnekliğe uyum sağlayamadığı için alabiliyor bizim Türkiye çalışanları. Mühendislik, satın alma ve pazarlamada çok önemli başarılar sergiliyorlar. Dikkat çekilen nokta ucuz iş gücü değil artık. İşin kısa sürede yüksek kaliteyle halledilmesi. Ayrıca, yaşanabilecek aksiliklere karşı Türk çalışanın cumartesi, pazar, tatil, mesai dışı zaman demeden sorunu çözmesi, batılıları çok etkiliyor. Özellikle Orta Avrupa’daki fabrikalarla kıyaslandığında Türkiye’nin halen çok büyük bir avantaj sergilediğini belirtiyor, bu şirketlerin Türkiye yöneticileri. Şöyle bir örnek veriyorlar hatta Polonya’da saat 17’den sonra bir çalışanı cep telefonundan arayıp bir işi soramaz ya da çıkan bir sorun için işe çağıramazsınız. Bizde bu çok normal karşılanır ve herkes sorunu çözmek için elinden geleni yapar. Biz çözüm odaklı çalışırız. Biraz da informal yönümüz hala geçerliliğini koruyor. Avrupa’da formal ilişkiler, kurumsallaşma çözümü yavaşlatıyor, hantal yapının oluşmasına neden oluyor.”

*
BOSCH Türkiye ve Ortadoğu Başkanı Steven Young da geçen yıl BUSİAD’ın Çekirge Toplantısı’nda benzer sözler sarf etmişti. Young, “1910 yılında bir temsilcilikle başladığımız Türkiye yolculuğumuz, 1972’de Bursa’da açılan ilk fabrikamızla sürdü. Biz Türkiye ve Bursa’daki insan kaynağı performansından çok memnunuz. Bölge, büyüyen pazarlarla dolu. Kalitemiz ödüller alıyor. Yan sanayi çok önemli. Buradan Japonya ve Çin’e sevkiyat yapıyoruz. Ayrıca, genç nüfus çok önemli. Bu nedenlerle, Türkiye’de olmaya ve yatırım yapmaya devam edeceğiz” diyerek Türk insan gücünün öneminin altını çizmişti.

*
Bunları neden söylüyorum? Yaşanan dönemsel olumsuzluklara, beyin göçü yaşandığı iddialarına rağmen Türkiye, sadece jeopolitik gerekçelerle değil, 60 yılı bulan sanayileşme sürecinde elde ettiği bilgi birikimiyle, dünyanın hala çok önemli bir ülkesi.

Yazının Devamını Oku

İlgiye değil adrese göre eğitim

18 Şubat 2020
Nerede bir sanayici ile görüşsem derdi eleman bulamamak oluyor. Hem de sektör fark etmeksizin. 2 yıl önce yapılan liselere geçiş sınavındaki değişikliklikle işler iyice karıştı.

Sınavla öğrenci alan mesleki ve teknik liseler ve sınavsız adrese dayalı olarak öğrenci alan mesleki ve teknik liseler var. Sınava girdiniz ancak istediğiniz meslek sınav sisteminde değil ve adrese dayalı olarak da yakınlarda o bölüm yok ne olacak o halde? Başka bir meslek seçeceksiniz. Bu da ilgiye göre değil adrese göre eğitimi gündeme getiriyor ki bundan bir an önce dönülmeli.
Örneğin, çocuk Harmancık’ta oturuyor ve sınavla alınmayan bir bölüme merak sarmış. Adalet, seramik, eğlence hizmetleri, güzellik ve saç bakım hizmetleri vs. diyelim. Ne yapacak bu durumda? Sanırım istemediği bir eğitimle lise hayatını tamamlayacak.
*
Bizim dönemimizde tüm meslek liseleri sınavla öğrenci alırdı. Siz de yeteneğinize ya da merakınıza göre bir bölüm seçer ve aldığınız puana göre sıralamadaki bir okula kaydınızı yaptırırdınız. Ben Haydarpaşa Teknik Lisesi mezunuyum. Kendimden örnek vereyim. İlk olarak Alibeyköy Endüstri Meslek Lisesi Elektronik Bölümü’nü kazanmıştım. O zaman birinci yılın sonunda puan ortalaması iyi olanlar teknik liseye geçiş yapar ve bir yıl daha fazla okurdu lisede. Ben de birinci sınıfın sonunda elde ettiğim puan ortalamasıyla, Haydarpaşa Teknik Lisesi Elektronik Bölümü’ne kaydımı yaptırdım. Her gün köprü geçtim ama istediğim bir okulda okuma şansını elde ettiğim. Tüm zorluklarını bilerek. Bugün aynısını yapma şansı tanıyor muyuz gençlere? Çok zor. Adres oyunlarıyla bir yere kadar belki.

SANAYİNİN İHTİYACI

Ayrıca mesleki liselerde okuyan öğrenci sayısı ile gerçek hayattaki çalışan sayısı da uyumlu değil. Bunu ifade eden de Milli Eğitim Bakanlığı Mesleki Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü. Burada yer alan rakamlara göre Bursa’da 150 bin öğrencinin yüzde 39’u mesleki okullarda eğitim görüyor. Ve bunlarda da, elektrik-elektronik, makine, bilişim, yiyecek-içecek, metal ve motorlu araçlar en çok tercih edilen bölümler. Ancak, Bursa’daki sanayi ağırlığı biraz farklı. Motorlu araçlar istihdam açısından ilk sırayı alırken, onu tekstil ve mobilya takip ediyor. Yani hayatın pratiği ile teorik alandaki eğitim çakışmıyor.
*

Yazının Devamını Oku