Uğur Yılmaz

Bursa'nın değişmeyen sorunu

16 Haziran 2020
Bursa, raylarla 1892’de tanışmış. Mudanya’dan Bursa’ya 56 yıl süren tren seferi 1948’de sona ermiş. Raylar sökülmüş. Ancak o günlerden kalan istasyonlar, bugün lokanta-cafe olarak hizmet vermeye devam ediyor.

Bursa’nın uzun yıllar sonra tekrar raylara kavuşması ise şehir içi ulaşımla mümkün oldu.
2002 yılında Bursaray ilk seferine başladı. İpekböceği, tarihi tramvay hatlarıyla, raylara alışkın hale geldi Bursa. Ama Bursa’nın makus talihini kimse kıramadı. 25 yıllık meslek hayatım boyunca, Bursa’nın en önemli sorunlarının başında, ulaşımın geldiğine tanıklık ettim.Üzerine defalarca yazdım, haber yaptım.
Hava, deniz ve karadan şehirler ve ülkeler arası bağlantı sorunun hep yaşadı Bursa.

25 YILDIR YENEMEDİ

Türkiye’nin üretim üssü ve ikinci ihracatçı ili olarak, bu talihini, 25 yılına tanıklık ettiğim sürede hiç yenemedi Bursa. Yenişehir Havaalanı, Yunuseli Havaalanı tartışmaları hiç bitmedi. Yenişehir Havaalanı’nın bölge havaalanı olarak kullanılması ihtimali de İstanbul Havaalanı’nın yapımıyla neredeyse imkansız hale geldi. Oysa dünyada bolca örneği olan ucuz havaalanı olması içten değildi Yenişehir’in.
Yenişehir, birkaç şehire sefer düzenlenen, hac döneminde kullanılan efektif kullanılamayan bir havaalanı olarak yaşamını sürdürüyor.
Havada işi çözemedik. Karada ise otoyollarla, gecikmeli de olsa bir rahatlama yaşandı şehirlerarası ulaşımda.

Yazının Devamını Oku

Maskeyi kahramanlar takar

9 Haziran 2020
Bazen sözlerinizin kifayetsiz olduğunu bilirsiniz. Ancak kendinizi söylemekten de geri tutamazsınız. Bir kişiye değse size yeter. Hatta kimse oralı bile olmasa, size bir ferahlık verir içinizde tutmadığınız için düşüncenizi. Bir umutla söylemişsinizdir sözünüzü.

Bu kez de aynı duygular içindeyim. Kifayetsiz sözler edeceğim belki ama etmeden de duramıyorum.
Bursa’nın en medeni, modern, gelişmiş, Türkiye’nin en çok üniversite mezununun yaşadığı ilçeler sıralamasında üçüncü olan Nilüfer’de yaşıyorum. Hal böyle olunca beklentiniz de yüksek oluyor. Medeni olmanın, modern olmanın, gelişmenin sadece maddi değil beşeri etkilerini de görmek istiyorsunuz, ama gerçek size oyun oynamaya devam ediyor.
Covid-19 salgını sürecini 2.5 ay iyi idare ettiğimizi düşünenler arasındayım. Ama son birkaç haftadır işler öyle değil. Salgının tekrar yayılması endişesini taşıyanlardanım ancak daha büyük medeniyet ölçümüzün düşüklüğünde.
Sokaklara çıkıldığında maskesiz insanları gördükçe hayretler içinde kalıyorum. Maskeyi kahramanlar takar. Bakın çizgi romanlara, fantastik filmlere. Örümcek adamdan Zorro’ya, Batman’dan Maskeli Süvari’ye kadar.
Maskeyi takan sadece kendini gizlemek amacını gütmez, sevdiklerini korumak için de takar maskeyi.
Günümüzün maskeli kahramanları da, hiç kuşku yok ki sağlık çalışanları. Hem kendilerini, hem tüm insanlığı koruyorlar maskeleriyle.
Bizim kültürümüze ise biraz yabancı maske. Bizde kahramanlar, çoğunlukla somut-gerçek kişiler olmuş. Maskeye gerek görmeden, mertçe mücadelelerini vermişler. Ama bu yine somut kötü karakterler karşısında gerçekleşmiş.

Yazının Devamını Oku

Çiftliklerde ölçek şart

2 Haziran 2020
Gelişmekte olan, ya da gelişmiş ülkelerin, çoğunlukla temel ihtiyaçların ne kadar önemli olduğunu unuttuklarını düşünürüm.

Dayatılan tüketim alışkanlığı içinde, teknolojinin getirdiği sanal mutluluk alanları, çoğunlukla vazgeçilemez gibi görünür. Ancak işin renginin öyle olmadığı, yaşadığımız salgın döneminde bir kez daha ortaya çıktı.
Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin doğruluğu, yaşadığımız karantina günlerinde bir kez daha kendini gösterdi. Evde kapalı kaldığımız dönemin başında Mart ve Nisan aylarında, doymak ve bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için besinler ve takviyelere doğru bir yönelme yaşandı (Elbetteki kişisel gözlemlerimden yaptığım çıkarımdır).
*
Yani Maslow’un piramidindeki ilk basamak olan fiziksel ihtiyaçlar giderilmeye çalışıldı. Aynı dönemde, evde kalarak, piramidin ikinci basamağı olan güvenlik ihtiyacımızı da gidermeye çalıştık. Ancak bir süre geçince, aç kalmadığımızı ve güvenliğimizi de kısmen de olsa sağladığımızı görünce, bu kez ait olma ihtiyacımız nüksetti. Önce online görüşmeler başladı ardından, güvenli olduğunu düşündüğümüz yakınlarımızla sosyal mesafe ve hijyene önem vererek yüz yüze görüşmeler de başladı.
Buradan devam edecek değilim. Yıllardır bu piramide inanırım. Bu dönem de bana bunun doğruluğunu gösterdi.
Özellikle gıdanın ne kadar önemli olduğunu, tarım ve hayvancılığın vazgeçilemezliğini bir kez daha kanıtladı.
*

Yazının Devamını Oku

Bursa kiviyi sevdi

30 Mayıs 2020
Geçmiş bayramınız kutlu olsun. Evde kaldığımız, büyükleri ve küçükleri, eş ve dostu görüp sarılamadığımız bir bayram oldu. Sağlık olsun diyerek aldık, kabul ettik. Umarım gelecek bayramlara benzerini yaşamayız.

19 Mayıs’ta sokağa çıkma yasağı sürerken, Bursa kırsalını gezip tarımsal faaliyetlere ilişkin gözlemlerde bulunma şansım oldu. Batısından doğusuna, güneyinden kuzeyine gezdim. Ovada canlılık var. Bu yıl, nektarin ve şeftaliden umutlu çiftçi. İlaçlama, gübreleme, tekleme faaliyetleri sürüyor. Sebze dikimlerinde sona yaklaşıldı. Güzel bir hasat dönemi olur umarım.
Gezerken, gerek çiftçilerden, gerekse bana eşlik eden sevgili dostum Ziraat Mühendisi Bertuğ Karakule’den, Bursa tarımına ilişkin önemli bilgiler alma şansım oldu.
Tarım, malum stratejik önemde bir sektör. Olmazsa olmaz. Çiftçinin derdi çok ancak Bursa çiftçisi bilinçli, ölçeği kısmen yakalamış, gerekli yatırımları yapabilecek güce sahip. Hal böyle olunca, meyveciliğin üssü olan Bursa’da, kivi bahçeleri de artmaya başlamış. Biraz rakamlara bakalım.
Türkiye’de, geçen yıl 63 bin 798 ton kivi üretilmiş. Bunun 8 bin 168 tonu Bursa’dan, yani yüzde 13 gibi bir oran. Ama 2010 yılında durum çok farklıymış. Bursa’da kivi üretimi o zaman sadece 661 tonmuş, toplam üretimin sadece yüzde 2.5’i.

*

Peki neden kiviye eğilim var? Edindiğim izlenim şöyle; armut bahçesi olan çiftçiler, yıllarca bu üründen çok iyi para kazandılar. Armut, bakımı zahmetli bir ürün. Bir bıkkınlık da getirmiş haliyle. Belli bir doyuma ulaşan çiftçi, bahçesini bozarken, biriktirdiği sermaye ile ilk yatırım maliyeti yüksek olan kiviye yönelebiliyor. Dönümde, 8 bin lirayı bulan yatırım maliyetini karşılayabilen çiftçi, 3 yıl sonra gelecek ilk hasatı beklemeye başlıyor. Kivide ilaçlama yok gibi. Hasat zamanı gelince işi kolay. Zaten Türkiye’nin kivi tüketimine, üretimi yetmiyor bile. Yani ürünleri değerini buluyor. Ayrıca kivi konusunda Türkiye tüketicisi doyuma ulaşmış değil. Henüz bilmediğimiz sarı, kırmızı ve mini kivi çeşitleriyle de yakında tanışabiliriz. Yani hala bakir bir ürün sayılır kivi.
2010 yılında, Bursa’da 105 bin ton olan armut üretimi, 2019’da 209 bin tonu buluyor. Türkiye armut üretiminin 3’te 1’inden fazlasını Bursa karşılıyor. 9 yılda rekolte iki katına çıkıyor. Kivide ise 12 kattan fazla bir artış var. Bir yılda bile kivideki artış yüzde 45’e yakın. Şeftali, kara incir, ahududu, böğürtlen ve armut denilince ilk akla gelen kent olan Bursa, yakında Yalova ve Karadeniz’in ardından kivide de liderliğe oturabilir. 9 yılda gelinen nokta bunu gösteriyor. Bir de küresel ısınma etkisi var tabi. Meyveciliğin başkenti Bursa, yeni durumlara da adapte olabiliyor.

Yazının Devamını Oku

Yeni normalin ekonomisi

19 Mayıs 2020
Malum, bizim çağımızı yaşayanların görmediği bir salgını yaşıyoruz. O nedenle elimizde geleceği planlayacak yeterli veri yok.

Siste giden bir gemi gibiyiz. Gemisini, bir yere çarpmadan limana ulaştıran kaptan, başarılı olacak. Tecrübe, beceri ve bilgi yine en büyük meziyetler olacak. Ancak şans da yanımızda olmalı elbette.
Artık yeni normal, ya da kontrollü sosyal hayat dönemine giriyoruz. Bu durumun en erken sonbahara kadar, hatta yılbaşına kadar sürmesi bekleniyor. İşletmeler peyder pey açılacak. Yaralar sarılmaya çalışılacak. Bazı işletmelerimizi, maalesef kaybedeceğiz. Yeni normalde, yeni şeyler görmeye başlayacağız. Bunların başında da kuşku yok ki dijital ekonomik faaliyetler gelecek. Bu faaliyetler bir süredir hayatımızda ancak Covid-19 salgınıyla daha da yaygın hale gelmeye başladı. Artık hem hayatın, hem ekonominin ayrılmaz parçaları olarak aramızdalar. Bu durum devletleri de harekete geçirdi. Dijital ekonomik faaliyetlere vergiler uygulanmaya başladı. Türkiye’de bu oran yüzde 7.5 ile dünyanın en yükseği. Bunu söyleyen Yeminli Mali Müşavir, eski Maliye Müfettişi ve eski Ekonomi Bakan Danışmanı Emrah Akın.

*

Akın BUSİAD’ın online Çekirge Toplantısna konuk oldu. Burada salgının vergisel etkileri, kamunun durumu hakkında bilgiler verdi. Biraz onun neler söylediğine değineyim. Akın, vergi ertelemelerinin sonbahar ve yıl sonunda karşımıza daha büyük bir sorun olarak çıkabileceğini ifade ederek, bir vergi affının gündeme gelmesi gerektiğini kaydetti. Kamunun daha çok elini taşın altına sokup, ekonomi çarklarını döndürmesi gerektiğini de kaydeden Akın, bütçe açığı ve enflasyonun şimdilik dert edilmemesi gerektiğini de söyledi.
Akın, üretimde özellikle istihdam üzerindeki vergi yükünün en azından 2020 için azaltılması gerektiğini belirtirken, başta sağlık olmak üzere bazı alanlarda KDV’nin yine bu dönemde sıfırlanmasını önerdi.
Akın, kamu bütçesinin bu yıl beklenenden daha fazla açık verebileceğini de ifade ederek, ekonomik canlanmaya yönelik tedbirler alınmaması halinde yeni vergi tedbirlerinin de gündeme gelebileceğini ifade etti.
Ama asıl mesele Akın’ın uzun vadedeki öngörüsünde. Uzun vadede Akın, dijital ekonomiden alınan vergilere vurgu yaparken, vergi ve muhasebelendirme işlerinin işletme dışında gerçekleşebileceğini söyledi. Akın, salgında tedarik meselesinin öneminin ortaya çıktığını da belirterek, bölgesel tedarik ağlarının önem kazanacağını ifade etti.

Yazının Devamını Oku

Yeni normalin ekonomisi

19 Mayıs 2020
Malum, bizim çağımızı yaşayanların görmediği bir salgını yaşıyoruz. O nedenle elimizde geleceği planlayacak yeterli veri yok. Siste giden bir gemi gibiyiz. Gemisini, bir yere çarpmadan limana ulaştıran kaptan, başarılı olacak. Tecrübe, beceri ve bilgi yine en büyük meziyetler olacak. Ancak şans da yanımızda olmalı elbette.

Artık yeni normal, ya da kontrollü sosyal hayat dönemine giriyoruz. Bu durumun en erken sonbahara kadar, hatta yılbaşına kadar sürmesi bekleniyor. İşletmeler peyder pey açılacak. Yaralar sarılmaya çalışılacak. Bazı işletmelerimizi, maalesef kaybedeceğiz. Yeni normalde, yeni şeyler görmeye başlayacağız. Bunların başında da kuşku yok ki dijital ekonomik faaliyetler gelecek. Bu faaliyetler bir süredir hayatımızda ancak Covid-19 salgınıyla daha da yaygın hale gelmeye başladı. Artık hem hayatın, hem ekonominin ayrılmaz parçaları olarak aramızdalar. Bu durum devletleri de harekete geçirdi. Dijital ekonomik faaliyetlere vergiler uygulanmaya başladı. Türkiye’de bu oran yüzde 7.5 ile dünyanın en yükseği. Bunu söyleyen Yeminli Mali Müşavir, eski Maliye Müfettişi ve eski Ekonomi Bakan Danışmanı Emrah Akın.
Akın BUSİAD’ın online Çekirge Toplantısna konuk oldu. Burada salgının vergisel etkileri, kamunun durumu hakkında bilgiler verdi. Biraz onun neler söylediğine değineyim. Akın, vergi ertelemelerinin sonbahar ve yıl sonunda karşımıza daha büyük bir sorun olarak çıkabileceğini ifade ederek, bir vergi affının gündeme gelmesi gerektiğini kaydetti. Kamunun daha çok elini taşın altına sokup, ekonomi çarklarını döndürmesi gerektiğini de kaydeden Akın, bütçe açığı ve enflasyonun şimdilik dert edilmemesi gerektiğini de söyledi.
Akın, üretimde özellikle istihdam üzerindeki vergi yükünün en azından 2020 için azaltılması gerektiğini belirtirken, başta sağlık olmak üzere bazı alanlarda KDV’nin yine bu dönemde sıfırlanmasını önerdi.
Akın, kamu bütçesinin bu yıl beklenenden daha fazla açık verebileceğini de ifade ederek, ekonomik canlanmaya yönelik tedbirler alınmaması halinde yeni vergi tedbirlerinin de gündeme gelebileceğini ifade etti.
Ama asıl mesele Akın’ın uzun vadedeki öngörüsünde. Uzun vadede Akın, dijital ekonomiden alınan vergilere vurgu yaparken, vergi ve muhasebelendirme işlerinin işletme dışında gerçekleşebileceğini söyledi. Akın, salgında tedarik meselesinin öneminin ortaya çıktığını da belirterek, bölgesel tedarik ağlarının önem kazanacağını ifade etti.
Yani bu söyleşiden anladığım, zor bir 2020’nin ardından, zorluk derecesini bilmemekle birlikte yeni bir dönem vergisel anlamda da bizi bekliyor olacak. Yeni normal yeni ekonomisi ile karşımıza çıkacak. Uyum sağlayanlar yaşayacak sağlayamayanlar...
Kalın sağlıcakla.

Yazının Devamını Oku

İş dünyasının maske açmazı

30 Nisan 2020
Covid-19 salgının, kontrol altına alınmaya başladığı konuşulurken, gözler iyiden iyiye ekonomik duruma çevrildi.

İşin içinde olanlar bile, yol gösterecek bir fener arayışında. Sisin içinde giden gemiler gibiyiz hepimiz. Gemi kaptanlarının işi zor. Herkes kendi evinin, bütçesinin kaptanı. Bir de iş yerlerini bu sisten çıkarmaya çalışanlar var ki, işleri hepten zor.
Sanayici dertli. Eskiden olmayan maliyetler ortaya çıktı. Buna katlanmaya hazırız deseler bile, maliyetine katlanacakları malzemeleri ve çözümleri bulmakta zorlanıyorlar. Üretim başladığında ne olacağına ilişkin bazı soruları var.

*

Birincisi, üretim başladığında, çalışanları içinde, Covid-19 nedeniyle ölüm gerçekleşirse ne olacağına ilişkin. Olayın iş kazası olarak değerlendirileceği iddiaları iş dünyasını endişelendiriyor. Oldukça sıkıntılı bir durum. Umalım ki öyle olmaz. Bu durumda kimse iş yerini açmak istemez.
İkinci bir temel sorun servisler. Sosyal mesafe kuralına uymak durumunda kalındığında ek servis ihtiyacı doğuyor. Bu durum maliyeti katlıyor kuşkusuz. Maliyet de artmasına rağmen, iş dünyasının derdi şu anda, ek servisin nasıl bulunacağında. Malum servis plakası sayısı belirli miktarda. İş dünyası buna çözüm bulmakta zorlanıyor ve yetkililere durumu aktarıyor.

*

Bir diğer sorun maske. Burada rakamlar çok büyük. Maskenin satışı yasak. Dağıtım, merkezi olarak yapılıyor. İş dünyası maske sıkıntısının üretim başladığında had safhaya çıkmasını bekliyor.

Yazının Devamını Oku

Yenilenebilir enerji öne geçti

21 Nisan 2020
COVID-19 salgın günlerini seyir defterine yazmaya devam ediyoruz.

Salgın ölüm getirdiği için yarattığı diğer etkilere bakma cesaretini gösteremiyoruz. Eve kapandığımız için hava kirliliğinin azaldığını, karbon salımının düştüğünü, hayvanların insanların yaşadığı yerlere geri döndüğünü anlatan haberlere ara ara denk geliyoruz ama kulak arkası ediyoruz daha büyük derdimiz olduğu için. Bugün elektrik üretiminde, Türkiye’nin bu salgın dönemindeki durumunu, bir günlük tüketim üzerinden değerlendirerek, aslında planlama ile dünyayı daha yaşanır bir yapabilme şansımızın olduğunu görelim istedim.Elime geçen veri 6 Nisan 2020’ye ait. 6 Nisan’da günlük elektrik tüketiminde, yenilenebilir enerji kaynaklarından yapılan üretim miktarı, toplam tüketimin neredeyse yüzde 69’u. Tüm yıllardaki rakamlara ulaşabilmiş değilim ama bu rakamın Türkiye için rekor olma ihtimali de var. Daha önce günlük bazda yenilenebilir enerjiden elde edilen günlük elektrik enerjisinde üst rakam bir kaynağa göre yüzde 58 ile 1 Nisan 2018’de olmuş. Gelelim o günkü döküme:

AKARSU HES 16,44 

BARAJLI HES 29,98

RÜZGAR 16,58

GÜNEŞ 0,13

JEOTERMAL 4,07

BİYOKÜTLE 1,65

YENİLENEBİLİR TOPLAM 68.85

Yazının Devamını Oku