Uğur Ergan

Başkent yazlıkçıları bekliyor

12 Ekim 2020
Geçen hafta gelen duyurulardan “resim dünyasında biraz olsun kıpırdanma başladı galiba” diye yazınca, hafta içinde biraz galeri gezeyim dedim.



Ankara’da sanat galerilerinin yoğun olduğu Yıldız semtine uğradım. Samimi söylemek gerekirse, galeriler semtinde “korona sessizliğine” şahit oldum. Birkaç galeri açık. Bazıları da açalım mı, açmayalım mı diye düşünüyor.
Bu kısa gezintiden, COVID-19 salgını geçene kadar birçok galerinin özel sergi açmayacağı izlenimi edindim. Anladığım kadarıyla galeriler bir süre daha duvarlarını kendi koleksiyonları ya da konsinyelerindeki eserleri sergileyerek süsleyecekler. Salgınla birlikte artık vazgeçilmez hale gelen “online yaşam” öyle anlaşılıyor ki, sanat dünyasına da iyice yerleşecek. Galerilerin eser satışında online sistemin önemli bir yer tutacağını düşünüyorum. Bunun için de sanırım “instagram” iyi bir mecra.
Resim alan insanların büyük bir kesiminin yazlıklarından geri dönmemelerinin de, sanat dünyasındaki sessizlikteki bir diğer etken olduğunu düşünüyorum. Bir galeri çalışanı bu tespitime katılarak, “Birçok koleksiyoner müşterimizle telefonda konuştuğumuzda, COVID-19’un Ankara’da yoğun olması nedeniyle şehire dönmeyip, yazlıklarında kalmaya devam ettiğini öğrendik. Ekim sonu, kasım ortasına doğru insanlar dönmeye başlar diye umuyoruz” dedi. Anlaşılan Ankara, sanatseverlerin yazı geçirdikleri sahil bölgelerinden dönüşünü bekliyor.
Bu arada bazı okurlarımızdan Ankara’da kültür-sanat etkinliklerini duyuran küçük kitapçıklara ulaşamadıklarına dair mesajlar aldım. Açık galerilere sordum, onlara da kitapçıklar gelmemiş. Sanırım salgın nedeniyle etkinlik yapılamadığı için duyuru kitapçıkları da basılmamış.
Geçen hafta duyurduğumuz Mustafa Ayaz, Ali Kotan, Leonardo da Vinci’nin 500. Ölüm Yıl Dönümü projesi çalışmaları, Adnan Turani, Derya Yıldız, Deniz Onur Erman, Fırça Sanat Galerisi 1’inci suluboya yarışması eserleri, Doğan Karakılıç ve Meçhul Seyyahların Ankara Fotoğrafları sergileri bu hafta da devam ediyor. Bunlara ilaveten Fransız seyyah ve fotoğrafçı Ferrante Ferranti’nin “Yolculuk” adlı fotoğraf sergisi 16 Ekim’de Fransız Kültür Merkezi’nde (Institut Français) açılacak. CerModern’de de korona nedeniyle açık hava etkiliklerine ağırlık veriliyor.

Yazının Devamını Oku

Zor döneme merhaba

5 Ekim 2020
Sanırım 2020, tarihe insanlığın karşılaştığı en zor yıllardan biri olarak geçecek.

Geçen yıl sonlarına doğru başgösteren COVID-19 salgını marttan itibaren Türkiye’de de kendini göstermeye başlayınca, “korona ile mücedele” yaşamımızın bir parçası oldu.
Herkesin bildiğini, yaşadığını burada yeniden anlatmaya gerek yok. Salgınla mücadelede bir çok deneyim kazandığımız doğru. Ama mücadelede bazılarımızın yeterli özeni gösterdiğini söylememiz zor. Oysa bu mücadelede başarılı olmak, her bireyin kurallara uymasıyla mümkün.
COVID-19 salgını yaşam anlayışımızda bir çok değişikliğe neden oldu. Salgın nedeniyle olumsuzluk yaşamayan iş kolu yok gibi. Kültür ve sanat, salgından olumsuz etkilenen sektörlerin başında geliyor. Hala sinemalar açık değil, konserler yok, tiyatroların durumu ortada. Hatırlarsanız, martın ortasından itibaren halka açık etkinlikler yasaklanmaya başlayınca sergiler de bir bir iptal olmaya başlamıştı. Biz de sezonu erken kapatmak zorunda kalmıştık.
Salgınla birlikte “online etkinlik” hayatımızın bir parçası oldu. Resim dünyasıyla yakından ilgilenenler, online sergilere, müzayedelere aşina oldular. Özellikle sosyal medya duyurularında online müzayedelerden geçilmiyor. Dünyada online olarak Türkiye kadar müzayedenin yapıldığı bir ülke var mı, bilemiyorum. Bu ayrı bir yazı konusu.
Yaz dönemi bitince, bazılarımız yazlıklarında kalsa da, önemli bir kesimimiz şehire döndü. Gelen duyurulardan salgına rağmen sanat dünyasında biraz olsun kıpırdanmanın başladığını söyleyebilirim. Madem kıpırdanma var, aralıklarla da olsa yazılara başlayabilirim diye düşündüm. Bazı galerilerden gelen sergi duyurularını altta görebilirsiniz. Ancak şunu hatırlatmakta fayda var. Açılış kokteylleri ya yok, ya da çok az sayıda davetli için kısıtlı bir etkinlik yapılıyor. Bir çok galeri sergi eserlerini internet adreslerine koyarak sanatseverlere ulaştırmaya çalışıyor. Beğendiğiniz resim için randevuyla galeriye gidip görüşme yapabilirsiniz.
Demirören Medya çalışanlarının sağlığına büyük önem gösterdiği için her türlü önlemi alıyor. Hürriyet’in Ankara bürosu olarak uzun zamandır zorunlu olmadıkça çalışmalarımızı evden yürütüyoruz. Mümkün oldukça çok fazla insanla temas etmemeye özen gösteriyoruz. Sergi açılış davetleri için çok teşekkür ederim. Ama bu dönemde mesai arkadaşlarımın da sağlığını düşünmek zorundayım. Bu nedenle dar kapsamlı da olsa, açılışlara katılamıyorum.

Yazının Devamını Oku

Kurtoğlu’nun soyut yüzleri

23 Mart 2020
Yaprak Kurtoğlu soyut figüratif çalışmayı seven bir sanatçı. Nazlı Er ve Cezmi Orhan’ın atölyelerinde pekiştirdiği çalışmaları kendine özgü bir tarza dönüştükten sonra kendi atölyesini kurmuş. Kurtoğlu, “Atölye benim günlük yaşamımın önemli bir parçası. Adeta mabedim” diyor.

Ressam olmaya nasıl karar verdiğini sorduğumda Kurtoğlu’nun yanıtı, “Galiba yaşam bizim çok da planladığımız gibi şekillenen ve devam eden bir durum değil. Ressam olmam, planlarım ve iradem dışında şekillendi. Önce anne oldum, daha sonra yarım kalan üniversiteyi tamamladım. Son olarak da sanat yolculuğum başladı. Oysa bu yolculuk daha önce başlamalıydı ama her şey planlandığınız şekilde gitmiyor hayatta. Bu süreçte ‘Hayatta hiç bir şey için geç oldu dememek lazım. Bir yerden başlamak gerekiyor’ dersini çıkardığım için de çok mutluyum. Resim iç dünyam ve dış dünyamı birleştiren bir dil, dolayısıyla dışa vurumcu bir tutumla her şey kendiliğinden akıp gidiyor” oldu.
Kurtoğlu’nun resimlerine baktığınızda karşınızda soyut yüzler görürsünüz. “Neden soyut yüzler?” sorusunu sanatçı şöyle yanıtlıyor:



“Öyle bir an gelir ki, tuvalin başına sadece kendi gözlerimden gördüğüm, kendi ruhumla hissetiğimi yansıtmak için otururum. Son derece özgür ve çılgın maceraların beni beklediğini biliyorum o an. Galiba anlaşılır bir dil, yani net bir yaklaşımla duygu düşüncelerimi aktarmak bana pek uygun değil. Eğer net ve anlaşılır ifadelerin kullanıldığı bir yaklaşımla duygumu aktarırsam resim bana göre ölmüş olacak, bir tür ölü doğum gibi. Oysa ben hep canlı kalsın, her an değişen insan ve duyguları gibi izleyicisine hep değişik zamanlarda değişik duygular aktarsın istiyorum.”
Kurtoğlu akrilik tercih eden bir sanatçı. Bazen fırça ile müdahale etse de çoğunlukla spatül tekniğini kullanıyor. Sanatçının resimlerinde ağırlıklı soğuk renkler kullandığını söyleyebiliriz. Kurtoğlu, renk seçimiyle ilgili şu değerlendirmeyi yapıyor:

Yazının Devamını Oku

Yalnız ve Yaralı Bir Hayat: Fikret Mualla

16 Mart 2020
İzmir’deki Folkart Galeri’de 17 Mayıs’a kadar gezilebilecek olan “Yalnız ve Yaralı Bir Hayat: Fikret Mualla” sergisinin açılışına davetli olarak katıldım. Yazının sonuna bırakmadan fikrimi baştan söyleyeyim: “Yolunuz İzmir’e düşerse, Folkart Galeri’nin direktörü Fahri Özdemir’in koordinatörlüğünde hazırlanan bu sergiyi görmenizi isterim.”



Avni Arbaş, Hakkı Anlı, Albert Bitran, Hale Asaf, Abidin Dino, Nejad Melih Devrim, Remzi Paşa, Mübin Orhon gibi imzalarla aynı “Paris Ekolü”nde anılan o dönemin önemli ismi Fikret Mualla’nın sergisinde, sanatçının tümü kayıtlı ve sertifikalı 55 özgün çalışması yer alıyor. Sergide, Mualla’ya ait natürmort, peyzaj, nü figür resim ve desenler ile yine figüratif, dışavurumcu birçok Paris ve Fransa çıkışlı iç ve dış mekan yorumunu görebiliyorsunuz.
Bu önemli sergiyle ilgili Folkart, 380 sayfalık cilt kapaklı muhteşem bir katalog da hazırlamış. Katalogda, sergilenen eserlerin yanı sıra, Mualla’nın çocukluğundan ölümüne kadar yaşamından kesitler sunan fotoğraflar, kendisiyle aynı dönemi yaşamış sanatçılar da dahil olmak üzere bir çok tanınmış ismin ve sanat eleştirmenin değerlendirmeleri ve sanatçının özellikle Hıfzı Topuz’la mektuplaşmaları yer alıyor. Kataloğun içine serpiştirilmiş Mualla’nın sözleri ve Hıfzı Topuz’un 2004 yılında Remzi Kitapevi’nden çıkmış “Paris’te bir Türk ressam” kitabından alıntılar, sanatçının Fransa’da nasıl bir ruh haliyle hayatını sürdürdüğünü yeniden hatırlamanıza katkı sağlıyor.
Sergiyi gezdiğinizde, Mualla’nın resimlerinin konularını çoğunlukla kahveler, sirkler ve sokaklar gibi Paris yaşamının gündelik ayrıntıları oluşturduğunu kolaylıkla görebiliyorsunuz. Evrim Altuğ, katalog için kaleme aldığı ve “Hala paletinin götürdüğü yerdeyiz” başlıklı yazısındaki şu bölüm Paris’in, Mualla’nın sanatında nasıl yer edindiğini net şekilde ortaya koyuyor:
“Pek çok kompozisyonuna merkez seçtiği Paris’in Notre-Dame katedrali kesimi veya sayısız kafe-bar ve bistroları, ressamın uğrak yerleri olarak göze çarpıyor. Bu mekanlar, kendi psikolojik atmosferlerinin aydınlığı ve renk doygunluklarıyla önümüze konuyor. Tekinsiz bir sarı, melankolik bir mavi , hep ‘piyasa’ yapan, birbiriyle flörte gönüllü bu küçük burjuva ve çokça yoksul bireylerin üzerinden akıp, geçiyor. Ancak bu panayır alanlarındaki bireyler, yan yana oldukları ölçüde de, birbirlerine olan mesafelerini koruyor.”
Mualla’nın resimlerinde kullandığı bol boyayla ilgili en güzel tariflerden birini de Elif Naci yapmış. Katalogtan okuyoruz yine:

Yazının Devamını Oku

Hakan Esmer’den Karadeniz Sergisi

9 Mart 2020
Başarılı genç kuşak ressamları farklı grup isimleri altında buluşturmasıyla tanıdığım Hakan Esmer, bu kez Cer Modern’de açılan kişisel sergisiyle karşımızda. Esmer 21 Mart’a kadar sürecek olan sergisinde doğup, büyüdüğü Karadeniz’i konu edinmiş.

Sanatçı sergisine, Karadeniz’in yerel ağızlarında “yukarı doğru” anlamında kullanılan “Başukari” adını vermiş.
Hakan Esmer bu sergisinde alışık olduğumuz renkli paleti, kat kat inşa ettiği tuval yüzeyi, özgün fırça vuruşları ve masalsı ifade biçimiyle büyülü bir Karadeniz yolculuğuna çıkarıyor izleyiciyi. Dağ gülünden (Komar çiçeği), yaylalara, Trabzon’un ünlü orta mahallesinden Sümela’ya, Zigana’nın karlı eteklerinden, balıkçıların “heyamola”sına kadar bir görsel şölen sunan sanatçı, tuvalinde her bir katmanından bıraktığı izlerle izleyiciyi kendi üretim sürecini keşfetmeye ve bu sürecin bir parçası olmaya davet ediyor. Sergi ayrıca sanatçının yerelden beslenerek ele aldığı unsurları, kendi serüveni içerisinde nasıl evrensel bir boyuta dönüştürdüğünü de gösteriyor. Doğa ve kent görünümlerini hem içerik, hem de biçim anlamında ilk kez bu çerçevede ele aldığını belirten Esmer, duygularını şöyle aktarıyor:



“Yollarından çıktığım, sisli dağlarının içinde dolandığım, denizinde azgın dalgaları gördüğüm, mayıs göçündeki yaylaların kokusunu hep içimde hissettiğim Karadeniz’de yaşam zordur. Büyüdüğüm, yetiştiğim bu topraklardan aldığım ilhamla tuvalin başına geçtim. 25 yıllık bir demleme yaşadım dalgaların arasında. Doğasını, inadına rağmen insanını, hırsını, cesaretini çok sevdim. Çok çalıştım ve yollara düştüm. Bu yolları çizdim, boyadım, karaladım. Bu sergiyle sanatseverleri Karadeniz’in dağlarında, yaylalarında, denizlerinde, ormanlarında birlikte kardeşçe, dostça, barış içinde yaşamaya katkı sağlamak için bana eşlik etmeye davet ediyorum. Evet, ‘Başukari’ bir anlamda memleketim Trabzon’a vefa sergisi niteliğinde. Bu nedenle heyecanlıyım. Bu sergiyle dostluk ve kardeşlik için horon başı olduğumu düşünüyorum. Yüreğimde horon sesleri, Karadeniz’in coşkusu, hep birlikte insanları ‘hayde’ demeye davet ediyorum.”

ARTANKARA BAŞLIYOR

Çağdaş Sanat Fuarı ArtAnkara’nın 6’ncısı 12 Mart Perşembe günü daha önceki yıllarda olduğu gibi ATO Congresium’da başlayacak. 15 Mart Pazar akşamı sona erecek fuara 150’nin üzerinde galeri, müze, eğitim kuruluşu, sanatsal malzeme üreticisi ve satıcısı katılacak. Fuarda çok sayıda eserin sergilenmesi bekleniyor. ArtAnkara’da genç ressamlara ait sergilenmeye değer bulunan 100 eser de izleyiciyle buluşacak. Sanatçı Onur Ödülü, Kurum Onur Ödülü ve Sanata Katkı Onur Ödülü’nün de verileceği fuarın bu yıl teması “sahiplenme” olarak belirlendi. Bu başlık altında, sanatçının kendi bireysel anlayışla çevresini sahiplenmesinin yanı sıra, sanatçının ve sanat eserlerinin sanat kurulları ve toplum tarafından sahiplenilmesi konularının gündeme getirilmesi hedefleniyor. Bu kapsamda fuar boyunca sanatçıların ve sanat eleştirmenlerinin konuşmacı olarak katılacakları bir dizi etkinlik de yapılacak.

Yazının Devamını Oku

Karakuşun çığlığı

2 Mart 2020
Krişna Sanat’ta (Kennedy Caddesi) “Karakuşun Çığlığı” adını verdiği sergisi 25 Mart’a kadar sürecek olan Murat Oğuz, resme olan ilgisinin nasıl başladığını anlatırken söze, “Annemden dinlediğim masaldaki, ‘Padişah’ın, kızıyla görüştüğü için zindana attığı oğlan, aşkını, duygusunu, efkarını anlatabilmek için duvarlara resim çizmeye başlamış’ cümlesi aklımdan hiç çıkmadı” diye giriyor. Sanatçı, hikâyeden kopmamak için hiç ara vermeden devam ediyor:

“Resim denen şeyi, titrek bir gaz lambasının aydınlattığı kederli kış gecelerinde, annemin yorgun dizleri üzerine başımı koyup usulca dinlediğim Acem masallarında gördüm ilk. Bir çoğunun nasıl başladığını ise hatırlayamıyorum. Masal bu ya, öyle efkârlı, öyle acılıdır ki oğlanın duyguları, duvarlara resmeder. Bütün duvarları tabandan tavana kadar resimlerle doldurur. Kuşların, kurtların, çiçeklerin, dağların, bayırların, ağaçların, sevdanın ve aşkın resmini çizer. Padişah, yıllar sonra zindandaki resimleri görür ve hayran kalır. Sanatın etkileyici kudretinden olsa gerek, padişah ikna olur ve kızını oğlana verir. Sanırım bu masaldı beni resme doğru sürükleyen. Bir de annemin oyalı yazması, nakşettiği kilimleri, dedemin mezar taşına işlenen motifler. Annemin bize anlattığı masal ve hikâyeleri yıllar sonra, antik çağda yaşamış İyonyalı Homeros ve eski İranlı yazar Firdevsi’nin Şahname’sinde görünce de çok şaşırmıştım...”



Oğuz’un çalışmalarında konu edindiği kuzgunlar, çiçekler ve portreler tarih ve zamanın ötesinde. Mekân ve zaman belli değil. Figürlerinde, “kendi iç dünyamın imgeleri” diye tanımladığı bilinçli bir deformasyon var. Sanatçı, figürlerinin vesikalık bir benzetimden öte, içinde bulundukları ruhsal durumu karakterize ettiğini söylüyor. Oğuz, çalışmalarıyla ilgili “Herkesin görebildiği biçimi değil, ötesindeki özü resmetmeye çalışıyorum. Resimlerimdeki figürler acılı ve kederlidir. Fakat aynı zamanda da coşkulu ve isyankardır. Bazen bir çığlık, bazen sessiz bir ıstırap içindedirler” vurgusunu yapıyor. Gazi Üniversitesi Resim Anasanat Dalında öğrenim görmüş olan, daha önce Türkiye’nin birçok değişik şehrinde eserlerini sanatseverlerin beğenisine sunan Oğuz, Ankara’daki son sergisine neden “Karakuşun Çığlığı” adını verdiğini de, şöyle anlatıyor:
“Figürlerim ile bazen isyan edip bazen sessiz bir ızdırap içine girdim. Ters laleler ile boynum büküldü geçmişe, hüzünlendim. Sonra kuzgun bedeni ile çığlık attım resimlerimde. Ve sonra yırtıldı sessizlik, yırtıldı zaman, karakuşun çığlığıyla...”

KENTTE NE VAR?

Hakan Esmer-21 Mart’a kadar (CerModern/Sıhhiye), Orhan Taylan-26 Mart’a kadar (Platform A/Taurus AVM), Yalçın Gökçebağ retrospektif sergi-29 Mart’a kadar (İş Sanat/Ulus), Pınar Tınç-Buğra Özer(seramik)-18 Mart’a kadar (Galeri Soyut/Yıldız), Fulya Uzer-4 Mart’ta açılacak (İsmail Altınok Sanat Merkezi/Kolej), Ceyda Güler-Huri Kiriş-M.Orkun Müftüoğlu-Zeynep Bingöl Çiftçi-18 Mart’a kadar (Fırça Sanat/Hilal Mahallesi), Nisa Kılınç-8 Mart’a kadar (Mustafa Ayaz Müzesi/Balgat), Elif Okur Tolun-6 Mart’ta açılacak (Galeri Akdeniz/Yıldız), Uğur Çalışkan-13 Mart’a kadar (Nurol Sanat/Kavaklıdere), Gültekin Serbest-18 Mart’a kadar (Valör Sanat/Yıldız), Muharrem Pire-7 Mart’a kadar (Sevgi Sanat/Hilal Mahallesi), İnga Simonyte Deniz-16 Mart’a kadar (Bilkent Üniversitesi Sanat Galerisi), Necla Tuğcu-5 Mart’a kadar (BRHD/Hollanda Caddesi), Nezafet Özlütürk-Raif Gökkuş-5 Mart’a kadar (Emin Antik/Kale), Kim Yong Moon-8 Mart’a kadar (ÇSM/Çankaya), Bağdagül Demirtürk-6 Mart’a kadar (Galeri M/Armada AVM), Nermin Alpar-18 Mart’a kadar (Medya Sanat/Çankaya), Jou-Yi Chen-10 Mart’a kadar (ÇSM/Çankaya), Kaligrafi ve Yazı Çiçekleri sergisi-21 Mart’a kadar (Kore Kültür Merkezi/Kavaklıdere).

Yazının Devamını Oku

Cezmi Orhan’ın gizemli dünyası

24 Şubat 2020
Tuvalin sadeliği; hızlı vurulduğunu farkettiğiniz fırça darbeleri; kimisi sert ama acıyı da görebileceğiniz, bazı parçalarını kendi estetik ruhunuza göre yerleştirebileceğiniz figürler; “radikal” olarak yorumlayabileceğiniz biçimler, semboller ve ne zaman sergi açsa öğrencilerinin akın akın gelişi...“Cezmi Orhan’ın sergisini tarif et” deseler, söyleyebileceklerim bunlar olurdu.

Cezmi Orhan, Galeri Akdeniz’de (Yıldız) 29 Şubat’a kadar sürecek sergisini, bu kez sembolizm akımının öncüsü Fransız şair Stéphane Mallarmé’in “Zarla Şans Dönmeyecek” şiirinden esinlenerek hazırlamış. Sergiyi gezdiğinizde, Mallarmé’in “şiir gizem dolu olmalı” görüşünün Orhan’ın resimlerine de yansıdığını görebiliyorsunuz. Gelin isterseniz, ne demek istediğimi daha iyi anlatabilmek için sergiyle ilgili hazırlanmış manifestoya özetle bir göz atalım:
“Sergi, metin ve görselliğin karşılıklı duruşu ile ortaya çıkan dinamik ilişkinin görselleri, anlatımcı bir ifadeye dönüşmeden çağrışımsal ve sezgisel düşüncenin ekseninde oluşturulmuş iki ve üç boyutlu çalışmalardan oluşuyor.
Cezmi Orhan için sanat insana ve yaşama dair sorunların çözüm ve yüzleşme alanı. Bu nedenle sanatçının eserlerinde başat imge insandır. Tanımsız, ifadesiz ve cinsiyetsiz olarak ele alınan, tuvale sığmayan, yarımlık hissi veren insan imgeleri, portrenin ifadeci görevinin bedensel devinimlere yüklendiği anıtsal ifadelere dönüşen figürler olarak karşımıza çıkıyor. Tuval yüzeyinin radikal biçimlenişine göre konumlanan figürler, tekil varoluşları ile özgürlük taşıyıcısına dönüşen izleyici ile güçlü bağ kuran görsellikteler. Bu yaklaşım insanın varoluşuna dair birçok soruya yanıt arama çabasıdır, sanatçının varoluş tavrının eser üzerinden yansıması ve kışkırtıcılığıdır. Sergi, arkasında durulabilen bir savunma ile oluşturulmuş, radikal biçimlendirmeler, iki ve üç boyutlu çalışmalar ile orkestra gibi. Sergi, izleyiciye görünenin arkasını okumaya davet eden ritmli bir izleme serüveni sunuyor. Cezmi Orhan’ın çalışmaları, yaşamın bir yerinden atılan bir çığlığın duyulması ve hissedilmesi gibi.”



Peki soyut resmin önemli isimlerinden Orhan şövalede boş bir tuvalin başına geçtiğinde ne hissediyor, ne düşünüyor, sonuca nasıl ulaşıyor? Bu soruların yanıtını da Orhan’ın geçmişte verdiği bir röportajda buldum:

Yazının Devamını Oku

Gece sirenleri

17 Şubat 2020
Sadece Ankara’nın değil Türkiye’nin önemli kültür-sanat merkezlerinden biri olan CerModern, kaçırılmaması gereken bir etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Soyut resmin önde gelen ressamlarından Ali Kotan’ın, Türk edebiyatının en önemli isimlerinden yazar, senarist ve eleştirmen Selim İleri’nin metinlerinden ilhamla oluşturduğu yeni sergisi “Gece Sirenleri”, Ankaralı sanatseverlerle buluştu.

85 eserin yer aldığı sergide sanatçılara ait özel defterler, el yazmaları, fırça, palet ve desenlerin yanı sıra Selim İleri’nin el yazısını mekana eriştiren özel alıntılar, Ali Kotan’ın cömert, büyük ve albenisi olan, çekim gücü çok büyük soyut imgeleriyle biraraya gelmiş. Ankaralı izleyiciler, ilk olarak İzmir’de Folkart’da açılan ve geçen yıl Türkiye’nin en önemli sanat etkinlikleri arasında gösterilen sergiyi 15 Mart’a kadar CerModern’in Kuzey Hangar Galerisi’nde görebilirler. İzmir’de açılmış sergiyle ilgili yorumlar harmanlandığında, ortaya çıkan değerlendirmeleri şöyle özetleyebiliriz:
“Gece Sirenleri, yaklaşık 3 yıllık bir çalışmanın sonucu. Sergi iki sanatçının birbirinden aldıkları ilham ve etkiyle ortaya çıkmış. Selim İleri’nin büyüleyen metinleri Ali Kotan’ın resimlerine etki etmiş. Sergi sürecinde Ali Kotan’ın resimleri Selim İleri’ye, Selim İleri’nin metinleri de ressam Ali Kotan’a emanet edilmiş. İki usta isim izole edilmiş eserlerde hissettiklerini, gördüklerini, algıladıklarını, kendi sanat dallarında eserleriyle yorumlayarak izleyicinin karşısına çıkmışlar. İyi ve güzelden yana imge ve harflerin tanıklığından oluşan sergi, iki odaklı hayata karşı çıkışı ortaya koyuyor. Sergi, kalem ve fırçanın ortak dansında, içi içine sığmayan, çoşkulu bir hayal gücünün ortaklaşan yoğunluğunu ve saflığın, temizliğin dünyasını temsil ediyor. İki sanatçının izleyiciyi bambaşka bir farkındalık çizgisine taşıdığı bu ortak sergi; bir bakıma yaşamda çektiğimiz acılarla yüzleşmemizi de sağlıyor. İleri ve Kotan bu projeyi, “metin ve imgenin dünya karşısındaki çevre ve hiçlik kavgası” olarak betimliyor.”



ÇİZGİ ROMAN SANATI

CerModern’de, çizgi roman sanatının önemli isimlerinden Jean “Moebius” Giraud ve Enki Bilal’in ölümsüz eserlerini de görebilirsiniz. Murat Cem Şerbetci’nin koleksiyonundan seçilmiş litografi, serigrafi, heykel, obje, katalog ve anı ürünlerden oluşan sergi, çizgi romanın kültür kökeni ve yapıtaşına bir koleksiyon üzerinden eşsiz bir serüven sunuyor. Ankaralı koleksiyoner Şerbetci, 1970’li yıllardan bu yana bir yaşam tarzı haline getirdiği çizgi roman serüvenini sadece eser toplayıcılığıyla sınırlı kalmadan kültürel bir fenomen olarak içselleştirmiş, her iki sanatçıyla da yakın dostluk kurmuş, sanat hayatlarına tanıklık etmiş bir isim. Serginin ilk bölümünde Moebius’a ait Arzach, Starwatcher ve ünlü Ten Ten’in yaratılışındaki çizimleri görebilirsiniz. İkinci bölümde ise Enki Bilal’in özellikle “Transit” çizgi romanına ait çizim ve heykeller karşınıza çıkıyor. CerModern’in ana galerilerindeki bu ilginç sergi 18 Nisan’a kadar açık.

Yazının Devamını Oku