Zülkarneyn Arayışı – 1

Zülkarneyn, Doğu’nun çok eski bir figürü. Ne kadarı gerçek, ne kadarı öykü, neler yapmış, kimleri tanımış? Masal geleneğinde geze geze tanıyacağız Zülkarneyn’i.

Haberin Devamı

Son iki haftadır Büyük İskender’i konuk ettik sayfamızda. Üzerinde durduğumuz konular, İskender’le ilgili gerçeklerdi. Bugün, insanın hayal gücüne nüfuz eden İskender hakkında konuşalım biraz. Çünkü yaşananlardan sonra araya çok zaman girince, hayal gücü hiç yaşanmamış şeyleri de öyle güzel ekliyor ki hayata, insan, uydurduklarına hem inanıyor hem de yeni nesillere inanılması gereken şeyler olarak aktarıyor. Mitoloji de böyle doğuyor zaten. İnanılan uydurulmuşlar diyebiliriz mitoloji için.

YAYILAN MASALLAR

Geçen haftadan hatırlarsınız, İskender’in naaşı Mısır’da İskenderiye’ye getirildikten sonra asırlarca orada kaldı ve bir ziyaretgâh oldu. Tabii İskender’in daha sağlığında kimi mitolojik tanrılarla ilişkilendirilmeye başlanmış olması, onun öldükten sonra iyiden iyiye kutsal bir kimlik kazanmasına neden oldu ve başta Mısır olmak üzere bütün Ortadoğu ve Yunan dünyasında, ardından gelen koskoca Roma İmparatorluğu’nda yayıldıkça yayıldı öyküleri.
Ortadoğu zaten malum, öykülere bayılan bir coğrafya. Halk arasında anlatılan, anlatıldıkça üzerine katılan öykülere bir de zaten bölgenin kültür tarihinde var olan öyküler eklenince, ortaya anlat anlat bitmeyecek masallar çıktı. Sonra ne anlatanlar hatırladılar gerçeği ne de gerçek umursandı, bu kadar ballı şerbetli öyküler varken.

Haberin Devamı

ÇİFT BOYNUZLU FİGÜR

Zülkarneyn Arayışı – 1

Boynuzları olan İskender, paralara nakşedilmiş. Mısır’da tam bir kutsiyete sahipti.

Önce gelin şu Zülkarneyn ismine bakalım biraz. İsim Arapça ama birazdan göreceğimiz gibi uluslararasılığa ve çok dilliliğe sahip. Zü, sahiplik belirten bir sözcük. Karn ise boynuz, tepe, tepelik, perçem gibi anlamlara sahip. Karneyn dendiğinde boynuzlar veya daha da iyisi iki boynuz anlamına geliyor. İkisi “l” ile birleşip Zülkarneyn olunca “iki boynuza sahip” veya “çift boynuzlu” anlamına geliyor. Ama buradaki karn ile boynuz mu kast ediliyor, yoksa mesela perçem mi, orası biraz muallak. Gerçi sonraki tasvir ve anlatımlar şüpheye yer bırakmayacak şekilde boynuzu işaret ediyor ama yine de üzerinde durulabilecek bir konu. (Kişisel bir müdahalede bulunmak isterim. Zülkarneyn, aynı coğrafyada “du-al-karneyn” diye de geçiyor. “Du”nun “iki” olduğunu biliyoruz. Al-karneyn lafı ise “al-(e)k(z)ander”i çağrıştırmıyor mu? Ne de olsa Arapça/Farsa konuşulan topraklarda, yatkın olunmayan Helence isim telaffuz edilmeye çalışılırken ortaya tuhaf sesler çıkması normal. İki anlamına gelen du, bilinen dünyanın iki ucuna hükmeden adamı tarif ediyor olamaz mı? Neyse, sadece kişisel bir his.)

Haberin Devamı

DİLLERDEKİ BOYNUZ VE KARNABAHAR

Çok dilliliğe gelince, İngilizcedeki boynuz “horn”, İspanyolcada “cuerno”, İtalyancada “corno”, Latincede “cornu”… Mesela keçiboynuzu dediğimiz ağaçta yetişen baklagilin Latincesi “Caretonia siliqua”. Hepsinde bir “karn” sesi var kısacası. Bu da sözcüğün Hint-Avrupa dil hareketleri sırasında bir şekilde dolaşımda olduğunu gösteriyor. “Karn” deyince, insanın aklına ister istemez “karnabahar” gelmiyor mu? Siz bilirsiniz ama benim aklıma geldi, bu nedenle mecburum üzerinde durmaya. Ne yazık ki bunun “boynuz”la bir ilgisi yok. Arapça/Farsça “karamb”dan, yani lahanadan geliyor. Karamb-i bahâr, yani bahar lahanası demek. Türkiye’deki bazı yerel ağızlarda lahana için kullanılan “kelem” de, bu karamb sözcüğünün bozulmuş halinden başka bir şey değil. Karamb, keremb, kelem… Alakasız ama akla gelebilecek bir ara bilgi olarak geride bırakalım gitsin.

Haberin Devamı

OKUYUNCA GÖRÜLÜYOR ZATEN

Kimi uyduruk kitaplarda, uyduruk ifadeler vardır. İsmini vermeyeceğim birinde şöyle bir cümle var: “Zülkarneyn isminin hem Tevrat’ta hem de Kuran-ı Kerîm’de geçtiği söylenir.” Söylenir mi? Ne demek söylenir? Açar okursun, geçip geçmediğini görürsün. Bu ifadeyi yazan kişiyi nasıl ciddiye alacağız? Ben söyleyeyim: Kuran-ı Kerîm’de, Kehf Sûresi’nde ismiyle geçer ama Tevrat’ta başka türlüdür. Daniel’in kitabının 8’inci babında, Daniel’in gördüğü rüyet anlatılırken, iki boynuzu olan büyük bir koçun doğuya batıya ve kuzeye tos vurmakta olduğu belirtilir. Kimsenin onun elinden kurtulmadığı, canının istediği gibi davrandığı anlatılır. Fakat o sırada batıdan gözlerinin arasında büyük boynuzu olan bir erkek keçi gelip koçu tepeler; giderek büyüyen keçinin büyük boynuzu kırılır, onun yerine göklerin dört yeline karşı dört boynuz çıkar. Birkaç satır sonra koçun Medya (Med ülkesi) ve Fars Kralı (yani Pers İmparatoru) ve erkek keçinin de Yunan ili kralı (yani İskender) olduğu söylenir. İskender’in adı geçmez ama Darius ve Kyros’tan söz edilir bu metinde. Zülkarneyn ismi hiç geçmez ama koç bahsinde geçen “iki boynuz” meselesi, belki Tevrat’ın eski Arapça tercümelerinde “iki boynuzlu” anlamında kullanılmış bir “zülkarneyn” lafı olarak yansımıştır, onu bilmiyorum. Lakin bizim işimiz dinle ve kutsal kitaplarla değil, mitolojiyle ve kutsal olmayan metinlerle. Gelin oradan devam edelim.

Haberin Devamı

GELELİM KAF DAĞI’NA…

Şimdi de huzurlarınızda Kaf Dağı... Meşhur Kaf Dağı. Eğer Türkiye’de yaşıyorsanız ve ömrünüzde bir iki tane masal dinlemişliğiniz veya okumuşluğunuz varsa mutlaka duymuşsunuzdur. İslâm mitolojisinde dünyanın çevresini saran Bahr-i Muhit, yani Arapçadan tercüme edersek “kuşatan deniz”, başka deyişle okyanus vardır. Bu okyanusun ardında ise, o devasa okyanusu kuşatan bir dağ silsilesinin adıdır Kaf Dağı. O nedenle masallarda uydurma olduğu belli olsun, hayam gücü zorlansın, ucu nereye gidiyorsa oraya kadar gitsin diye “Kaf Dağı’nın ardında, uzak bir ülkede…” denir.

KARANLIK ZULMET

Bu Kaf Dağı’nın yakınlarında Zulmet ismi verilen karanlık bir bölge varmış. Burada da içeni ölümsüz kılan bir Âb-ı Hayat. Yani hayat suyu. Bu bir pınarmış. Her ne kadar dünyayı çevrelese de pınarın batıda olduğu düşünülür, Güneş’in akşamları giderken bu pınara battığı, sabah da yeniden dirilip göğe yükseldiğine inanılırmış. Bütün dünyayı batıdan gelip doğuya kadar fetheden İskender de bu kadar büyük fetihlerle aslında ölümsüzlüğün peşinde imiş. (Bir anlamda gerçekten de öyle değil mi? Bir isim bırakarak ölümsüzlüğe kavuşmak hemen herkesin peşinde koştuğu şey değil midir? İskender de ta Hindistan’a kadar şan şöhret peşinde koştu. Şan ve şöhret, sadece öldükten sonra anılmaya yarar.) Uzatmayalım.
İskender, ölümsüzlük pınarını aramaya bu karanlık yer olan Zulmet’e gitmiş. Öyküye devam etmeden önce, şu Zulmet’in üzerinde kısaca bir duralım. Öykü geleneğine göre “karanlık yer” veya “karanlıklar diyarı” imiş Zulmet. Denir ya hani her masalın ardında öyle ya da böyle bir gerçek vardır diye, işte ona bakıyoruz şu an. Zülkarneyn’in Zulmet’i, Kaf Dağı’nın ardında bir karanlık ülke. Lakin tarihsel gerçek kişilik olan Büyük İskender’in hayatına baktığımızda gittiği yerler belli. (Zülkarneyn eğer oysa diye söylüyorum bunları.) Bunlardan biri, kendi adını taşıyan ve çok önemli bir kent olan İskenderiye’nin bulunduğu Mısır elbette. Burada biraz daha sözcüklere dalmaya mecburuz, çünkü bu “karanlık” lafını çözmemiz lazım.

MISIR’IN ADI

Haberin Devamı

Zülkarneyn Arayışı – 1

Mısır deyince aklımıza kum gelir ama Nil’in öyle bir bereketi var ki, şaşırmamak elde değil.Foto Mohamed - Unsplash

Mısır, bizim dilimize Arapça’dan geliyor haliyle. Arapça “mışr”, başkent, büyük şehir, metropol demek. Ve bu nedenle de Kahire’nin diğer adı. Fakat İskender zamanında kimse oraya “Mısır” demiyordu. O sıralarda “yeni” olan bir isim vardı. Aigyptos. Bu aslında Yunanların, Nil Nehri’ne verdikleri isimdi ve nehrin ismini, bir insanlık geleneği olarak ülkeye de vermişlerdi. (Hindistan’ın adı da İndus Nehri’nden geliyordu mesela.) Fakat soru şu: Mısırlılar kendilerine ne diyorlardı? Onlar kendilerine “Kemet” diyorlardı. Keme ya da kama, sözcük anlamı itibariyle “kara” yani siyah demek. Kemet de “Kara Ülke”. Kara Ülke derlerdi çünkü taşan Nil’in suları çekildikten sonra ortada verimli ve kapkara bir toprak kalırdı. Yani buradaki “kara”, kötü bir anlama değil, tam tersine mis gibi, aşk dolu bir anlama sahip. Eh bizim de burada sadık yârimiz kara toprak değil mi? Çok yaşa Âşık Veysel.

KİMYASI DA HEDİYESİ

Zülkarneyn Arayışı – 1

Kimyanın ismini Mısır’dan alıyor olması ne ilginç değil mi.  Fata Aalex Kondratiev -Unsplash

Bir de ara bilgi vermek şart oldu şu an. Mısır’da bilim epey ileriydi bir zamanlar ya, işte o nedenle ülkenin Kemet olan adından günümüz Batı dillerine miras çok ilginç bir sözcük kalmıştır: Chemistry! (Kemistri okunur. Kem+istri) Yani kimya! Yaa. Diyebilirsiniz ki, “Kardeşim bizim dilimizdeki kimya nereden peki?” E Arapçadan tabii. Kimiyâ. Ne demek biliyor musunuz? “Kara büyü!” Varın ötesini berisini siz düşünün bu kültürel alışveriş hallerinin, ben uzatmayayım artık.

DERKEN…

Efendim, bu İskender, ister Kaf Dağı’nın yakınlarındaki, isterse Mısır’daki suyu içene ölümsüzlük veren pınarı aramaya gitmiş. Yanında da kim var mış biliyor musunuz?.. Aaaa, hay Allah! Sayfa bitmiş! Lafa daldık, öyküye tam dalamadık. Ama bundan sonrası gerçekten çok heyecanlı ve karışık. İçinde dünyanın neredeyse bütün kültürlerinin izlerini taşıyan bir öykü bu. Gelin hayat suyunu, ayazmayı, İskender’i, Yecüc Mecüc’ü, Hızır ve İlyas’ı haftaya bırakalım. (Bunların hepsi bir sayfaya nasıl sığar bilmiyorum ama deneriz.) Eh bu durumda ne denir? Eski TRT üslubuyla söyleyelim: Haftaya aynı gün ve saatte yeniden görüşmek ümidiyle, esen kalın.

BU HAFTA SONU HAVA VE DENİZ

SERİN VE YAĞIŞLI
Aslında tipik bir Ekim sonu diyebiliriz bu hafta sonu için. Serince denebilecek bir hava, pazara kadar yer yer hafif yağış ve pek az esinti. Belki ufak ufak kalorifer, soba çalışacak geceler başlıyor da denebilir. Başkayacak tabii. Her şeyin normali güzel. Yenisini eskisini bilmem, ekstremist yaklaşım eğlence için tamam da, hayatın kendisi uçlara gittikçe zor ve saçma bir hal alıyor. Baksanıza, bütün insanlık maskeye büründük, tam film gibi. Neyse, neşeniz daim olsun.

Yazarın Tüm Yazıları