E bu tabii ki hiç bitmeyen bir tartışma konusudur. Hiç orta yol bulunmaz, iki tarafın da savunucusu çıkar, hiç şaşmaz.
Ama koca koca insanların birbirine yasak getirmesi bana pek mantıklı gelmiyor.
“Oraya gidemez, bunu yapamaz, onunla konuşamaz” gibi kurallarla ne ilişki yürür, ne arkadaşlık ne de başka bir şey.
Çoğu ilişkide o tatile giden taraf dönüşte pişman oluyor zaten. Oysa gerek yok.
Bırakınız insanlar rahatça hayatlarını yaşasın.
Aldatmak isteyen tatili mi bekler Allah aşkına?
Her yerde her an yapılabilir...
Zihinler kirliyse, vicdanı yoksa her yerde aldatır taraflardan biri.
O sosyal medyadan gazı verenler kendileri inanıyorlar mıydı Safi’nin seçileceğine.
Ben dışarıdan bakıp takip eden biri olarak çok emindim mesela Aziz Yıldırım’ın seçileceğine.
Çünkü yanlış bir yol izledi Hakan Safi.
Sosyal medyadan algı yaratmak için servet dökmek işe yaramazdı ve yaramadı da...
Adı üzerinde yahu sanal bir dünya orası...
Herkes istediğini yazar, istediği algıyı aklınca yaratmaya çalışabilir.
Onu transfer ettim, bunu ettim vaatleri sökmezdi Fenerbahçe taraftarına, sökmedi de...
Gault&Millau Türkiye Turu kapsamında Signature Dining Experience yemeği düzenlendi...
O deneyimin adresi Bodrum Yalıkavak’taki Ruins Luxury Resort’tü. Serinin ilk yemeği olduğu için ilgi de büyüktü...
Gault&Millau, Michelin Rehberi ile birlikte dünyanın saygın gastronomi ve restoran değerlendirme rehberlerinden biri.
Bir süredir de Türkiye’deler.
Bodrum’daki deneyimde Michelin yıldızlı şefler iki gün boyunca kendi menülerini sundu misafirlere.
Özellikle son gün David Zefran, Emre Şen, Osman Sezener ve Atilla Heilbronn’un yyemekleri sunuldu. Buluşma bir de Yalıkavak gibi bir yerde olunca buram buram yerellik geldi katılımcıların burnuna.
Yerel ürünler, muhteşem bir Bodrum manzarası ve dostlarla dolu bir sofra...
Yaz boyunca devamı gelecek buluşmalarda en önemli amaçlardan biri gastronomi odaklı deneyim anlayışını benimsetmek.
Ardı gelir çorap söküğü misali... Dik ve güçlü durmak gerekir bu evrede.
Bir örnek var önümüzde. Manifest grubu mesela.
Sürekli garip garip haberler okuyorum onlarla ilgili.
Yok sözleşmeleri çok ağırmış, yok grup üyeleri istese de bırakamazmış, yok menajerleri olan Tolga Akış onları bağlamış, özel hayat kesinlikle yasakmış gibi...
Yahu haydi diyelim doğru.
Size ne sözleşmelerinden?
Bu kızlar şarkılarını söylesinr, gençlere iyi anlamda örnek olsunlar, bitti gitti.
Bizim dinleyici olarak onlardan istediğimiz sadece budur.
Aslında bir çağrı yapıyor arkadaşı Ozan Güven’e:
“Yıllardır yüzüne yaptığım uyarı, eleştirimi son kez ve kamuoyu önünde bir abi olarak hatırlatıyorum. Bizlere yaptığın savunmayı, olayların önünü arkasını tüm detaylarıyla paylaş ve kamu vicdanıyla helalleş. Her şeyi onarmak dostlarına da, topluma da borcundur.”
O gün o masadan kalkmıştı Aslantuğ. Bunu söylediğimde birkaç arkadaşım “Ortamı sakinleştiriyor, o yüzden kalkmış” dedi.
Yani bilemiyorum... Mutlaka sakinleştirmek istemiştir ama sakinleştiremediğini görünce de masaya gidip arkadaşıyla oturması gerekmez miydi.
“Madem oraya onunla gitmekte sakınca görmedin, niye protestoda yanında değilsin” diye sorarlar adama.
Neyse açıklamaya dönelim...
İki ihtimal var.
Amerikalı bir içerik üreticisi Auger...
Pazar akşamı Travis Scott konserine gitmiş. Konserden ziyade başına gelen olayı konuşalım biz.
O anları anlık videoya çekmiş kendisi. Tersane İstanbul’dan taksiye biniyor ve diyor ki: “Gümüşsuyu’na gideceğim.”
Mesafe tam 5 kilometre...
300 lira falan yazması gerekiyor taksimetrenin...
Neyse biniyor taksiye ve taksici tok bir ses tonuyla “50 euro okey mi” diye soruyor...
“Okey” diyor çocuk.
50 Euro, 2 bin 700 lira civarı yapıyor zaten. Yani alması gereken ücretin zaten 10 katını falan istiyor adam...
En çok da trafikten bahsedilir.
Yani, düşünüyorum da ilk gün çok iyi tamam.
Ama sonra içimi bir ürperti kaplıyor.
Yok, hep böyle olmasın diyorum.
Düşünsenize trafik hep yüzde 5-10 civarında.
Her yere ulaşım 5-10 dakika.
Yahu bizler yapamayız.
Adına ‘üzüm suyu’ diyorlar, içiyorlar sağa sola küfrediyorlar.
Adına başka bilmem ne suyu diyorlar içiyorlar, ‘sözde’ kral oluyorlar.
Mesela, bilmiyorsan içmeyi içmeyeceksin.
Nerede gördük en son örneğini? Eren Hacısalihoğlu’nda gördük, oyuncuymuş kendisi. Sergen Yalçın ile bir mekândan çıkarken kapıda onları magazin muhabirleri bekliyordu. Sergen’i bekliyorlardı aslında.
Bu da kendine pay çıkartmış ve arabaya doğru ilerlerken, muhabirlere ağza gerçekten hiç alınmayacak bir küfür ediyor. Sonra biniyor arabaya. ‘Bize niye küfür ediyorsunuz’ isyanlarına cevap bile vermiyor.
Çünkü muhtemelen farkında bile değil ne dediğinin. Nasıl çirkin, nasıl sakil durduğunu sonradan gördü mü bilemem. Ama yaptığı ayıbı ben izlerken utandım.
Hep sorarım ne sanar böyleleri kendilerini diye.