Siyasiler virüsü böyle savıyor

Son günlerde siyasiler arasında testleri pozitif çıkan ve tedaviye alınanların sayısında artış yaşanmaya başladı.

Tüm önlemlere rağmen, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ ve Hatay milletvekili Hüseyin Yayman da hastalığa yakalandı. Ardından AK Parti grup toplantısının iptal edilmesi de anlamlı bulundu.

Doğal olarak, kulislerdeki ana sohbet konusunu salgından korunmanın yolları oluşturuyor. Herkesin dilinde bağışıklık sistemini güçlendirme var. Bu nedenle doktor milletvekillerinin önerileri pek revaçta. Öncelikle vitamin takviyesi konuşuluyor. Milletvekilleri C vitamini ve D vitamini kullanmanın doğru bir tercih olduğunu dile getiriyorlar.

Meclis’in gripsavar içeçeği olan “atom”a ilgi de epey arttı. Zencefilli meşhur bitkisel içecek, koronavirüsün de ilacı oldu. Başka bir milletvekili, saf iyotla yaptığı gargarayı tavsiye etti. Ağzı tuzlu suyla gargara yapmanın virüsle mücadelede yararları anlatılırken, işi ileri götürenler saf iyotla haftada bir gargara yaptıklarını söylediler.

Siyasiler, bağışıklık sistemlerini geliştirmek için birbirinden ilginç yöntemlere başvuruyorlar. Ama konu en son gelip “maske, mesafe ve temizlik” üçlüsüne takılıyor.

Vekillerin, seçim bölgelerinde ve parti kongrelerinde bu üçlüye dikkat etme zorluğu da her fırsatta anlatılıyor.


ÇAVUŞOĞLU GÜNE ALANYA AVOKADOSUYLA BAŞLIYOR

Siyasiler virüsü böyle savıyor


* Bu konuda farklı bir yöntem uyguladığını anlatan kişi, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu oldu. Çavuşoğlu, virüs önlemlerinin başında “Alanya avokadosu” geldiğini anlatıyor. Kullandığı eşyalar konusunda titiz davrandığını, her seferinde dezenfekte ettiğini dile getiren Çavuşoğlu, güne Alanya avokadosu ile başlıyor. Avokadonun yararlarını bilmeyen yoktur. Pandemisavar olarak kullanıldığını da öğrendik.


‘ATOM’DA NELER VAR

Siyasiler virüsü böyle savıyor


MECLİS’in en meşhur içeceği olan “atom” sıcak suda zencefil, tarçın, limon karışımıyla hazırlanıyor. Büyük su bardağı ile servis edilen bu içecek ilk olarak ANAP milletvekilleri tarafından her türlü gribal enfeksiyona iyi gelmesi nedeniyle “atom” diye adlandırıldı.


GIDADA MÜTHİŞ OPERASYON
DİDİK DİDİK ETTİLER

İKTİDAR
partisi, geçen hafta kapalı kapılar ardında önemli bir operasyon yaptı. Tarım Bakanlığı’nın daha çok sahte gıda ve hobi bahçeleri düzenlemesiyle bilinen yasasının 4. maddesi buhar oldu. Yapılan müdahalenin ilginç bir öyküsü var.

Bu maddelere yönelik itiraz önce STK’lardan, sonra AK Parti milletvekillerinden geldi. Gelelim toplantıdaki ilginç tartışmalara ve Tarım Bakanlığı bürokratlarının geri adım atmasına neden olan itirazlara...

Teklifin özellikle 29, 30, 31 ve 32’nci maddelerinde gıdada yanıltıcı yayınların önüne geçmek amacıyla konulduğu iddia edilen maddeler, bilimsel görüşlerin bile açıklanmasının önünü kapatıyordu. Yani gerçekten sorunlu bir gıdaya, “sorunlu” demenin cezası 50 bin lirayı buluyordu.

Sadece bu da değil, milletvekilleri büyük gıda firmalarının korunduğu, küçük firmalara yaşam hakkı verilmediğini savundu. Hatta toplantıda örnekler de verildi. Yani yeni bir firmanın örneğin propolis adıyla bilinen ürünü veya Nutella adıyla bilinen kahvaltılık çikolatayı artık kimsenin üretemeyeceği, marka koruması adı altında tekel oluşturulduğunu iddia etti vekiller.

MUHALEFETE KALMADAN

Bir başka eleştiri ise GDO’lu ürünler konusunda yapıldı. Bu konuda konulan kotaların ve koruma duvarlarının bu maddelerle dolaylı olarak kaldırıldığı, nişasta bazlı şeker üreten firmaların istediği operasyonun gerçekleştirildiğini öne sürenler oldu.

Yani anlayacağınız, yasanın 4. maddesi, haftalardan beri bu konuda oluşturulan kamuoyunun da etkisiyle AK Parti milletvekilleri tarafından yerden yere vuruldu. Bundan sonrası çok hızlı oldu. Teklif geri çekildi, tartışmalı maddeler ayıklandı ve kalan metin yasalaşma aşamasına geldi.

Bu çalışmanın ilginç tarafı, bakanlıklardan gelen tekliflerin, TBMM’de kurulan yeni mekanizmayla muhalefete bırakılmadan didik didik edilmesi. Bilerek veya bilmeden kamunun aleyhine olan düzenlemelerin önlenmesi açısından çok önemli bir işlev üstlenildi.

Tabii bu çalışma modelinin tüm bakanlıkların teklifleri için geçerli olmadığını iddia edenler var. Bunu gözlemek de bize düşüyor.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Meclis’i virüs vurdu

Pandemide son bir ay içerisinde yaşanan patlama, doğrudan siyaseti ve siyasetçileri ilgilendiriyor.

Milletvekillerinin, “Testim pozitif çıktı” açıklaması yapmadığı gün yok gibi. Bu kervana, son olarak kürsüden herkesi uyaran TBMM Başkanvekili Süreyya Sadi Bilgiç de katıldı.

Geçen hafta bu köşeden, kurallara uymayan vekilleri, “Arkadaşlar maskenizi çıkarmadan bağırın, bir parçaçık yedi metre yol alıyor, kendinizi düşünmüyorsanız, bizi düşünün” diye uyardığını duyurduğumuz Bilgiç de virüs kaptı. Anlaşılan virüs, yedi metre yol alarak onu da buldu.

Tedavisi evde süren Bilgiç’in kızı da maalesef babası yüzünden hastalandı. İkisinin de durumu iyiye gidiyor. Bilgiç, uyarılarında ne kadar haklı olduğunu kanıtladı ama her ara verildiğinde başkanlık divanının arkasındaki odaya, herkesin toplanıp, koyu sohbete dalmasını önleyemedi.

Çünkü, partilerin grup başkanvekilleri başta olmak üzere, özellikle AK Partili vekiller, o küçük odada sohbet edip, çay-kahve molası veriyor. Başkan ve başkanvekillerinin dinlenme odasında, bazen 10 kişi olabiliyor.

Aynı günlerde, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki bütçe görüşmelerine HDP Bitlis Milletvekili Mahmut Celadet Gaydalı’nın COVID-19 testinin pozitif çıkması üzerine ara verildi. Gaydalı, test sonucunun pozitif olduğunu bütçe görüşmelerinde, gelen mesajla öğrendi. Salon boşaltıldı, dezenfekte edildi. Gaydalı evine gitti, yanında oturan milletvekilleri de tedbir amaçlı test yaptırdı.

Meclis’te virüs vakaları öyle arttı ki; şimdi siyasiler, yüz yüze görüşmelerini ve programlarını askıya almaya hazırlanıyor. Artık online dönemi geçen nisan ayı gibi yeniden yoğunlaşacak. Yeni önlemler almaya hazırlanan TBMM yönetimi, zorunlu bütçe mesaisinin ardından, Meclis’i bir süre tatil etmeyi planlıyor. Tabii, bir de kürsü arkasındaki dinlenme odasına ziyaretçi yasağı gelecek.

Yazının Devamını Oku

Alman diplomatların bağlama tutkusu

Almanya’nın Türkiye Büyükelçiliği bağlamaya hiç yabancı değil.

Sadece büyükelçiler değil, Ankara’da yaşayan eşlerinin de bağlamaya büyük hayranlık duyup ders aldığını hatta mini konserler verdiğini biliyoruz.

Almanya’nın yeni Ankara büyükelçisi Jürgen Schulz da bu geleneğe uydu. Yeni büyükelçi, bağlama dersi almaya başladı. Boş zamanlarında gitar çalmayı seven Schulz’un bağlama dersleri aldığı, Büyükelçiliğin resmi sitesinden duyuruldu. Schulz’un kısa sürede son derece başarılı olduğu görüldü.



Schulz’dan önce de Almanya’nın Ankara büyükelçisi Martin Erdmann’ın eşi Marion Erdmann saza büyük ilgi duymuş ve çalmayı öğrenmişti. Alman çiftin Âşık Veysel hayranı olduğu ve büyükelçilikte ünlü ozan için gece düzenledikleri de biliniyor.

Yazının Devamını Oku

Z kuşağı dediğin... 5 milyon gencin hesabı farklı

Seçimlere çeyrek kala yapılan araştırmalardansa, toplum tercihlerini belirli aralıklarla ölçen çalışmalar değişen tercihleri görmek açısından her zaman daha değerlidir.

Özellikle, gençlerin öncelikleri ve beklentilerini görmek, ona göre strateji geliştirmek akıllı siyasetin işi.

Yerel seçimlerde sonuçları belirleyen gençler, bundan sonraki sürecin de vazgeçilmezi olacak. 5 milyonu ilk kez oy kullanacak olan genç seçmenin toplamı 13 milyonu buluyor. Yani bu kitle, seçmenlerin neredeyse yüzde 20’si. Z kuşağı olarak adlandırılan bu gençlerin önceliklerini belirleyen yeni araştırmalardan söz etmek istiyoruz. Bir kaç araştırma şirketinin art arda yaptığı çalışmaların B yüzüne baktığımızda şöyle bir tablo çıkıyor ortaya:

- Gençler, isteklerini “özgürce yaşamak, demokrasi, adalet” olarak tanımlıyorlar. Genç seçmen, ekonomik kalkınmanın bunlar olmadan sağlanamayacağına inanıyor.

- Gençlerin, farklı düşünmeye sahip kişilerle birlikte yaşama sorunu bulunmuyor. Tek ölçü olarak kendine müdahale edilmemesini gösteriyor.

- Korkuları, eğitim hayatlarından sonra iş bulamamak. Talepleri ise “Kendi emekleri, fikirleri ve çalışkanlıkları ile bir yere gelmek.

- Gençler, objektif ve açık kriterler arıyorlar ve kuralların sık sık değişmesine itiraz ediyorlar. “Baş eğmek, boyun eğmek” gibi kavramlara yabancılar.

- Siyasi partilerde gördükleri en büyük sorun, tepeden aşağı örgütlenen yapılar. Gençler, bu yapılarda kendilerine özgürce hareket etme olanağı verilmediğini düşünüyor.

- Siyasilerin dili ve üslubu gençlere hitap etmiyor. Yeni ve farklı şeyler söylenmesini, proje odaklı konuşulmasını önemsiyorlar.

Yazının Devamını Oku

Başkandan damlacık ölçümü

TBMM’nin yeni yasama dönemi, her gün birden fazla milletvekilinin koronavirüse yakalandığı haberleriyle devam ediyor.

Artık milletvekillerinin büyük bölümü hastalığa yakalandığını ilan da etmiyor. Kulislere göre koronavirüse yakalanan milletvekili sayısı 50’yi geçti.

Bu nedenle TBMM Genel Kurulu’nda milletvekilleriyle oturumu yöneten başkanvekili arasında sürekli uyarı savaşı yaşanıyor. Bu konuda en titiz başkanvekili ise Süreyya Sadi Bilgiç. AK Partili başkanvekili işi o kadar ileri götürdü ki konuşma sırasında ağızdan sıçrayan parçacığın ne kadar yol kat ettiğini bile anlattı milletvekillerine. Bazı milletvekilleri tavırlarıyla Bilgiç’i çileden çıkardı. Bilgiç’ten de üst üste uyarılar geldi:

* Süreyya Sadi Bilgiç: Sayın milletvekilleri, kürsüde konuşma yapacak arkadaşların lütfen kürsüye gelene kadar mutlak surette maske takmalarını, sadece konuşma yaparken çıkarmalarını hassaten rica ediyorum...

* Süreyya Sadi Bilgiç: Değerli arkadaşlar, maskelerinizi çıkarmayın. Biliyorsunuz, pek çok milletvekili arkadaşımız maalesef COVID-19’a yakalanmış vaziyette. Kendinizden vazgeçmiş olabilirsiniz ama arkadaşlarınızdan ve bizlerden vazgeçmeyin...

* Süreyya Sadi Bilgiç: Bakın değerli arkadaşlar, konuşan damlacıkları 7 kat daha uzağa atıyor, 7 metre daha uzağa atıyor. Sıhhatimiz için maskeyi takması gerekir, lütfen.

* Süreyya Sadi Bilgiç: Arkadaşlar, Ali Şeker Bey’in uyarılarını dikkate almanızda fayda var, kendisi doktor. Maskenizi çıkarmayın lütfen. Siz kürsüde konuşurken, stenograf arkadaşlar büyük tehdit altında, bilhassa en solda oturanlar.

* Süreyya Sadi Bilgiç: Sayın Zülfü Demirbağ, ben size “Maskenizi indirmeden bağırın” diye rica etmekten yoruldum, siz maskeyi indirmekten yorulmadınız.

Yazının Devamını Oku

Cumhur ittifakında sucuk pastırma çatlağı

Türkiye’de, “en iyi ürünü biz üretiriz” iddiası nedeniyle komşusuyla çekişmeli olmayan il yok gibidir.

Bu da en çok “sucuk, pastırma, baklava” konusunda yaşanır. Her yıl, birkaç ilin ileri gelenlerinin de dahil olduğu tatlı çekişme, bu kez Cumhur İttifakı’nın siyasileri arasında yaşandı.

Sosyal medya üzerinden alevlenen tartışma, Afyonkarahisar Sandıklı’nın AK Partili Belediye Başkanı Mustafa Çöl’ün paylaşımıyla başladı. Çöl’ün, “Kayseri, Afyon sucuğunun anca getir götürünü yapar” deyince, Kayserilileri ayağa kaldırdı.   

MHP Kayseri Milletvekili Baki Ersoy’un, verdiği yanıt, ittifak ortaklarını karşı karşıya getiren siyasi krize dönüştü. Ersoy, Çöl’e, “Bu nasıl bir üsluptur? Bir, belediye başkanı bu şekilde mi kadim şehrimiz Kayserimizi aşağılamaya çalışır? Biz de Afyonkarahisar şehrimizle ilgili mi yazacağız? Ayıp, yazık sana” dedi.

MHP Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Taytak ise “Ben Kayseri Tomarza’da 4 yıl öğretmenlik yaptım, memleketim Afyonkarahisar’ın sucuğu da ülkemizin en kadim şehirlerinden Kayseri’nin sucuğu da çok güzeldir. Afyon da bizimdir, Kayseri de bizimdir. Güzellikleri paylaşarak çoğaltalım. Bize bu yakışır” paylaşımıyla orta yol bulmaya çalıştı.

Çöl, tartışma büyüyünce geri adım atarak, “Afyon paylaşımını gençler beğenmemiş, gençlerimiz emanetçilerimiz için her şeyi yaparız. Kaldırdım gitti :)” paylaşımı yaptı. Ersoy da “Üslup bu olmalı zaten Sayın Başkan” diye karşılık verdi. İkilinin twitter üzerinden başlayan tartışması böylece tatlıya bağlandı.

Herkes biliyor ki; aktörünün “domates veya biber salçası” olduğu yeni bir tartışma her an başlayabilir. Çünkü, illerin önde gelenlerinin, yerel ürünlerinin tanıtımını yapmak ve rekabeti kızıştırmak için bunu yöntem olarak kullandıklarını düşünenler de az değil.

BEYAZ ROZET TAKİBİKORONAVİRÜSLE

Yazının Devamını Oku

Canlı canlı bütçe

Şu sıralar Meclis’in en renkli komisyonu, Plan Bütçe. Komisyondaki bütçe görüşmelerinde hem çok net eleştiriler yapılıyor hem de ilgililer bunları not olarak sorunlarla yüzleşiyor.

Tabii dokundurma, espri, sohbet de bol. Çünkü, komisyonun tüm üyeleri, salondan çıkıp, başkanın odasına geçtiğinde çaylı-kahveli sohbetler başlıyor.

Komisyon, bu yıl çalışmalarını canlı yayın tartışmasıyla açtı. HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, bütçenin halkın hakemliğine sunulması gerektiğini belirterek, görüşmelerin canlı yayınlanmasını istedi. CHP Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu da, “Böyle teknolojik imkân var, yapalım. Halktan neyi saklamaya çalışıyoruz?” diyerek destek verdi. Ardından iktidar partisi milletvekillerinin itirazı başladı. AK Parti Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir, “Gizlemiyoruz, bizim derdimiz, burada hakikati ters yüz etmeye dönük şovlarla milletimizin kafasını karıştırmaya çalışmanız” dedi.

Hacer Boyacıoğlu’nun aktardığına göre, iktidar partisi istemediği için canlı yayın yapılamadı ama konu döndü döndü, bütçede yaşanan sorunları vatandaşın hakemliğine sunmaya geldi. Muhalefet, atanamayan öğretmenler, EYT’liler, bütçe açığı, döviz kurundaki artış gibi konuların vatandaşın önünde tartışılmasını istedi.

Bu kez, AK Parti Manisa Milletvekili Uğur Aydemir söz alarak, atanamayan öğretmenlerden başlayıp, EYT’yi kaldırmanın SGK’da kocaman bir kara delik yaratacağını anlattı. Aydemir konuşmasını, “Sayın Paylan, aynı şeyleri her sene anlatmayalım sana. İyi ki canlı yayınlanmıyor, milletin kafası karışır yaa” diye tamamladı.

Her yıl bütçe görüşmeleri, renkli tartışmalar eşliğinde yapılıyor. Bu uzman kadronun tartışmasının vatandaşa son derece ilginç geleceği kesin. Canlı yayınlansa, pandemi günlerinde vatandaşı epey oyalar.

KARAKOMİK BİR ANKARA FİLMİTBMM Dilekçe Komisyonu’na yapılan başvurular, bazen Nasrettin Hoca fıkralarına taş çıkartır. Bir vatandaşın “Ben kadın doktora muayene oldum, niye e-nabızda erkek doktor görünüyor?” sorusu, önce Meclis bürokrasisi, ardından ilgili hastanenin yönetimine kadar uzanan kalabalık bir gruba epey mesai yaptırdı. Bunun ne önemi olduğunu soran olmadı.

Umut Erdem

Yazının Devamını Oku

Dört girişim tek umut

Pandemi nedeniyle ekonomik sorunlar yaşayanların gözü-kulağı TBMM’de görüşülen borçların yeniden yapılandırması düzenlemesinde.

Düzenleme çiftçi borçları hariç, beklendiği gibi geniş kapsamlı yapıldı. Buna rağmen, paket dışında kalanlar için Meclis’te hummalı bir kulis çalışması yürütüldü.

Başta vergi ve SGK olmak üzere, vatandaşın kamuya olan borçlarını yeniden yapılandıran pakete, “stok affı ile matrah artışının” alınması konusunda milletvekillerinin yoğun talebi oldu. Sadece muhalefet değil, AK Parti ve MHP milletvekilleri de toplu halde kapsamın genişletilmesini istediler. Hatta, “Matrah artışı vergi borcu değil, devletin kesesine fazladan para girecek. Hiç olmazsa bunu yapın” diyen milletvekillerinin çabaları sonuç vermedi.

Diğer kulis faaliyeti ise pandemi nedeniyle borçları zaten yapılandırılanların da kapsama alınması konusunda yapıldı. Bu konu kapalı kapılar ardında tekrar tekrar gündeme getirildi. Ancak buna da geçit verilmedi. Bürokratlar, “Biz bu kişilere yeni hak verdik. Eğer henüz zamanı gelmemiş borcu yeniden yapılandırırsak, kimse borcunu ödemez. Yeni yapılandırılanları tekrar yapılandırırsak bunun sonunu alamayız. Bir tarih koymak zorundaydık, 31 Ağustos olarak belirledik” açıklaması yaptı. Bu açıklama, vekillere mantıklı geldi.

Bu sistemin, borcunu zamanında ödeyen sorumlu vatandaşlara haksızlık anlamına geldiği ve onlara ödül anlamına gelen bir düzenleme yapılması önerisi de karşılık bulmadı.

Sonuçta çiftçi borçları, borcu yeni yapılandırılanlar, stok affı ve matrah artışı bekleyenler sistem dışı kaldı. Hala, yasanın TBMM Genel Kurul görüşmelerinde bunların dahil edileceğine ilişkin umut besleyenler var. Hiç belli olmaz, siyaset bu. Bir önergeye bakar. GÖZLER İSTANBUL’DAHEM KORONA HEM KONGRE

İstanbul, son günlerde Ankara’nın siyasi kulislerinde, iki nedenle gündem oluşturdu. Birincisi, pandemideki artış, ikincisi AK Parti il örgütünde yapılan operasyon. İkinci konu sadece İstanbul milletvekillerinin değil AK Partili tüm siyasilerin ilgisini çekti. Çünkü, İstanbul ve Ankara için alınan kararlar, bundan sonra atılacak siyasi adımların habercisi olarak değerlendiriliyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın geçen hafta, İstanbul yönetimiyle şimdiye kadar yaptığı en geniş kapsamlı toplantıyı yapıp, İstanbul’un yeni siyasi aktörlerini belirlemek için yaptığı çalışma, merak konusu oldu. Erdoğan’ın AK Parti İl Başkanı Bayram Şenocak’ın birlikte çalışmayı planladığı 39 ilçe başkanından 17’si (kimine göre bu sayı daha fazla) yerine yeni isimler araması, sıradan bir olay değil.

Bunu İstanbul il başkanı ve yönetim değişikliğinin habercisi olarak okuyanlar olduğu gibi, bu operasyonun sadece ilçe başkanlarıyla sınırlı kalacağını iddia edenler de bulunuyor.

Yazının Devamını Oku

Mesut Yılmaz’a veda! Hüzün ve acıya yenildi

Mesut Yılmaz’ın genellikle mesafeli ve soğuk görünüşünün ardında, dost masalarında ne kadar esprili olduğunu bilmeyen yoktu.

Gazetecilik hayatımın en önemli dönemi olan ‘siyaset muhabirliğine’ başladığımda, ANAP iktidardaydı ve parti kongresiyle Mesut Yılmaz genel başkanlık görevini almak üzereydi. Şimdikinden farklı olarak, tüm seyahatlerde, partideki tüm toplantılarda, genel başkanlarla, başbakanlarla zaman geçiren gazetecilerdik. Öyle ki seçim otobüsünün önünde Mesut Yılmaz ve Berna Yılmaz oturur, arkada bizler sıralanırdık.

Yılmaz, dünya siyaseti konusunda uzman, demokrat, uzlaşmacı, güçlü diplomasi yeteneği olan, analiz yeteneği yüksek bir siyaset adamıydı. Yılmaz’ın genellikle mesafeli ve soğuk görünüşünün ardında, dost masalarında ne kadar esprili olduğunu bilmeyen yoktu. Biz gazetecilerle sohbetlerinde de müthiş espriler yapıp, özellikle genel başkan yardımcısı Şadan Tuzcu’yu kızdırmaya bayılırdı.

ANAP’taki sıkıntıları, krizleri, kendisine yönelik eleştirileri yazdığımızda son derece makul karşılar, espriler ve küçük dokundurmalarla güler geçerdi.

Hürriyet’e davet edildiğimde, dönemin Ankara temsilcisi Sedat Ergin’e “Ateş gibi bir gazeteci almışsın” dediğini duyduğumda, bu hayatımın en kıymetli ödüllerinden biri oldu.

Eşi Berna Yılmaz’ın insan ilişkilerindeki maharetini bilmeyen yoktur. Büyük oğlu Yavuz’un vefatından sonra torunlarının sevgisine sarıldı. Ancak maalesef, hüzün ve acıya yenildi. Yılmaz’a veda ederken, ailesine başsağlığı diliyorum.

Yazının Devamını Oku

Önce Hasan Dağı sonra Tuz Gölü

Milattan 7 bin yıl önce volkanik patlamalarla oluşan Hasan Dağı, bundan üç hafta önce gündeme başını uzatıp hızla uzaklaştı.

Önce deprem, ardından gaz çıkışında artış bilim insanlarının ilgisini çekerken, volkanın uyanacağı endişelerine bir yenisi eklendi; Tuz Gölü.

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, konuyu Meclis gündemine taşırken, olaya başka bir açıdan yaklaştı. Deprem yaşanan fayla, 550 milyon metreküplük birinci fazı tamamlanan Doğalgaz Depolama Tesisi’nin yer aldığı Tuz Gölü’nün altından geçen fayın aynı olduğuna dikkat çekti. Gürer, depremlerin gölün içine yapılan doğalgaz depolarına etkisinin olup olmadığının araştırılmasını önerdi.

Böylece konu, Hasan Dağı’ndan çıkıp, geniş kapsamlı bir güvenlik meselesine dönüştü. Gündemdeki konular baş döndüren hızla değişirken, unutulan bu konu, hem bölge milletvekillerini, hem de bölge halkını yakından ilgilendiriyor.

Uzmanlar, dağın eteğindeki Keçikalesi köyünde karbondioksit gazı çıkışlarıyla ilgili bilimsel araştırma yapılmasını isterken, bu bölgede 20 farklı noktada gaz çıkışı yaşandığı ve bunların takip edildiği öğrenildi. Bu gazların kökenine yönelik izotop analizlerinin, MTA tarafından yürütüldüğü kaydediliyor.

Özetle bölgede art arda yaşanan deprem, gaz çıkışındaki artış, Hasan Dağı’nın volkanik geçmişi ve aynı fay hattının Tuz Gölü’nün altından geçiyor olması, sadece bölge halkına değil, bölge milletvekillerine de uykusuz geceler yaşattı.

Şimdi herkes, MTA’dan depremlerin Hasan Dağı’ndaki volkanik hareketliliği ile Tuz Gölü’ndeki Doğalgaz Depolama Tesislerini nasıl etkileyeceğine ilişkin raporu bekliyor.

SENDİKALAR SAVAŞITürkiye

Yazının Devamını Oku

Çekirdek seçmen nereye?

Kamuoyu araştırmaları, çoğunlukla partilerin aldıkları oy oranlarındaki değişiklikler açısından ilgi çeker.

Ancak biz biliyoruz ki; siyasetbilimciler, bu rakamlardan çok, seçmen refleksleriyle ilgili ipuçlarını merak ederler.

Eylül ayında, büyük bir kamuoyu şirketine “özel olarak yaptırılan” ve halen gün yüzüne çıkmayan bir araştırma elden ele dolaşıyor. Ankara kulislerinde çok ilgi çeken bu araştırmada, partilerin oyları üç eksik-bir fazla aynı gibi. Ancak, araştırmanın, “seçmenin ruh hali” denebilecek bölümleri ilginç.

- En çarpıcı yanı, “Siyasi tercihi olmayan, gizleyen veya söylemek istemeyenlerin” toplam oranının yüzde 36’ya çıktığının saptanması. Uzmanlar bunu “gri alan” olarak nitelendiriyorlar ve bu alanın ilk kez bu kadar geniş olduğunu iddia ediyorlar.

- Başka bir veri ise tüm siyasi partilerin çekirdek kadrolarında daralma yaşandığı yönünde. Yani ne olursa olsun partisine oy vermekten vazgeçmeyecek kitlenin küçüldüğü öne sürülüyor. Bu da oyların geçirgenliğinin arttığı anlamına geliyor. Araştırmadaki analize göre, bu kitle, henüz başka bir parti tercihi yapmadı.

- İlginç başka bir analiz ise ailelerin oy kullanma refleksi konusunda yapılmış. Oy kullanmada aile büyüklerinin ve ebeveynlerin etkisi giderek azalıyor. Özellikle taşra illerinde çok görülen aile bireylerinin toplu olarak aynı tercihi kullanmasında, önemli bir değişiklik görüldüğü saptandı. Aile bireylerinin tercihleri farklılık göstermeye başladı. Bunda kadın ve gençlerin tercihlerinin değişmesi etkili oldu.

Yani araştırmanın satır aralarından anlaşılan, çoğunluğu kadın ve gençlerden oluşan “gri alandaki seçmen”, seçimlerin kaderini belirleyecek.

Yazının Devamını Oku

Tam 45 kez korona testi yaptırmış

Koronavirüs testlerine ulaşma sorunu yaşandığı ve siyasilere ayrıcalık yönündeki eleştirilerin yapıldığı dönemde, AK Parti Hatay Milletvekili Hacı Bayram Türkoğlu’nun bir ayda 8 test yaptırdığını açıklaması tepki yaratmıştı.

Testlere ulaşma zorluğu azalırken, bir milletvekilinin arkadaş sohbetinde verdiği test rakamı herkesi şaşkına çevirdi.

Özellikle iktidar partisinde, Cumhurbaşkanlığı ve partide yapılan her toplantı öncesi test yaptırma zorunluluğu var. Bir parti yöneticisi oturup şimdiye kadar kaç test yaptırdığını hesapladı ve 45 kez test olduğu ortaya çıktı. Arkadaşlarına gerekçesini anlatmak zorunda kalan vekil, “Cumhurbaşkanlığındaki her toplantıya gittiğimizde, genel merkezdeki her çalışma öncesinde test yaptırıyoruz. Ben ayrıca seçim bölgemdeki toplantılardan döndükten sonra evdekilere virüs taşıma korkusuyla ayrıca test yaptırıyorum” derken, birçok arkadaşının kendisiyle aynı durumda olduğunu söyledi.

Meclis’te düzenli ve hızlı yapılan COVID-19 testleri için PCR testi cihazı kuruldu. Meclis içerisinde yapılan testler, başka yerlere gönderilmeden kısa sürede sonuç alınıyor. Her gün 2 bin kişinin giriş çıkış yaptığı TBMM’de son verilere göre, 250’ye yakın personelde pozitif vaka saptanmış, bir personel de hayatını kaybetmişti. Bu süreçte siyasiler arasında koronavirüs tedavisi görenlerin sayısı ise 15’e (açıklanmayanlar hariç) ulaştı.

Şimdi yeni yasama döneminde gözler yeni vakalarda. Havaların güzel olması nedeniyle milletvekilleri görüşmelerini açık alanlarda yapıyor. Ancak kış mesaisi, şimdiden hepsini endişelendiriyor.

EZBER BOZAN GENELGE ‘DAYAKÇI EŞLE UZLAŞ’ BİTTİKADINA yönelik şiddetle mücadele konusunda belki de tüm zamanların en kapsamlı, en can alıcı genelgesi geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Sorun olarak belirlenen ne varsa hepsine çözüm öneren, karmaşık gündemin arasında zar zor yer bulan bu metinde öyle kararlar var ki ezber bozuyor.

81 ilin valiliğine gönderilen ve illerde bu konuda görevli tüm kurumları bağlayan genelge, planlandığı gibi uygulanabilse sorunun büyük bölümü ortadan kalkar. “Aslolan metinler değil, uygulamadır” sözünü bir kez daha anımsatıp çok önemli beş başlığa göz atalım istedik. Şöyle ki:

* Şiddetle mücadele alanında deneyimli kuruluş müdürü, sosyal çalışmacı, psikolog, kolluk görevlisi, sağlık personelinin görev yerinin sık değişmesi önlenecek. (Bu o kadar önemli ki... Yıllar süren emekle uzmanlaşan kişilerin yerine, uzman olmayanlara görev verilmesi süreci sil baştan başlatıyor.)

Yazının Devamını Oku

Başkentte ince hesaplar! Villa buluşması ipi kopardı

AK Parti’nin bir süreden beri pandeminin gölgesinde devam eden kongrelerinde, beklenmeyen ve bilinmeyen bir gelişme yaşanmıyor. Görevden alınacak il ve ilçe başkanları önceden istifa ettirildiği için, kimin gidip kimin kalacağı zaten biliniyor. Delege de salona gidip, kendisine gösterilen adaya oy veriyor.

Tüm partilerde olduğu gibi, AK Parti’de de İstanbul ve Ankara il yönetimleri özel bir hassasiyetle belirleniyor. İşte, bizim anlatacağımız hikâye, Başkent Ankara’da olup bitenleri anlatıyor. Partinin gençlik kollarından yetişen Ankara İl Başkanı Hakan Han Özcan’ın, beraberinde il başkan yardımcısıyla birlikte, Beysukent’te bir villada Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’la yaptığı görüşme, kulislerde bir süreden beri konuşuluyor.

AK Parti kurmayları, bu görüşmenin resmi mekânlarda kamuoyuyla paylaşılarak yapılması yerine, bir işinsanının ofisinde gerçekleşmesinin yarattığı rahatsızlıktan söz ediyorlar. Buluşmayı, işinsanı olan bu siyasilerin, Ankara Belediyesi’yle iş yapma çabası olarak nitelendirenler de var.

İşte ne olduysa bu görüşmenin sosyal medyaya düşmesinden sonra oluyor. Ankara için belirlenen kongre takvimi bir anda değişiyor. Tüm ilçe kongreleri erteleniyor. Çünkü yeni il başkanı ve çalışacağı ilçe başkanları bir bütün olarak hesaba katıldığı için süreç donduruluyor. Dosya Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın önüne gidiyor. Şimdi Ankara’nın AK Parti il yönetiminin sil baştan yenilenmesi bekleniyor.

Kongreler nedeniyle süren hazırlıklar, AK Parti’nin neredeyse her MYK ve MKYK toplantısının ana konusunu oluşturuyor. Aylardan beri parti, tabanı canlandırmak ve Türkiye genelinde yeni ekip kurmak için çalışıyor.Tabandaki değişiklik, her kongrede genellikle yüzde 50 oranında gerçekleşiyor. Bu süreçte partinin il yönetimi, il milletvekilleri ve belediye başkanlarının uyum içinde çalışmasına da sürekli vurgu yapılıyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, partideki son toplantıda bunun önemine vurgu yaparak, rekabet değil, uyum içinde olmanın önemini tekrarladı. Hatta, milletvekillerinin genel merkezin kararlarına saygı göstermesini isteyerek, Ankara’ya kadar ulaşan çekişmelere işaret etti.

Partinin kongre sürecinde kafa yorduğu bir başka çalışmayı yeni üye yazımı oluşturuyor. Özellikle kadın ve gençlerin ilgisini dinç tutmayı planlayan parti yönetiminin, sosyal medya üzerinden yeni çalışmalar yapacağını öğrendik. Çünkü, özellikle genç tabanda kayma olduğu belirtiliyor. Bu konu partide ciddi şekilde kafa yorulan bir konu, bunu da iletelim.

Sonuçta AK Parti 2021’de yapacağı büyük kongresine, sağlam il yönetimi, sağlam delege yapısıyla gitmek istiyor. Erdoğan’ın zor süreçte, güçlü bir yapı oluşturmaya çalışması anlaşılır. Bu nedenle hem İstanbul, hem başkent yönetimi çok önemli.

Ve özellikle bu iki ilde, il yönetiminin milletvekilleriyle uyumuna değil, genel başkanla uyumuna bakılır.

Yazının Devamını Oku

Pancar yoksa dezenfektan da yok

Şekerpancarı ile dezenfektan arasındaki ilişkiyi eskiden sadece kimya sektöründeki uzmanlar bilirken, pandemi yüzünden hepimiz öğrendik.

Her yılın bu aylarında, milletvekilleri kendi seçim bölgeleri için hayati önem taşıyan tarım ürünlerinin taban fiyatları konusunda yarışa girer ve en yüksek fiyatın verilmesi için kulis yaparlar. Bu kez siyasiler, şeker pancarını daha yüksek tondan savunmaya başladılar. Çünkü pancar yoksa dezenfektan da yok demek. Ne talihsizliktir ki pancar üreticisinin yıllardır gündem bile oluşturmayan sorunları “pandemi-dezenfektan” ilişkisi yüzünden dikkat çekti.

CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, şekerpancarı sökümü yapanları ziyaret ettiğinde, çiftçiler şeker fabrikalarındaki alım kampanyasının başlatılmasına rağmen hâlâ fiyat açıklanmamasından dert yandı. Her yıl eylül başında değerlendirmelerin yapıldığı pancar fiyatlarına ilişkin bu yıl bir açıklama yapılmaması çiftçiyi mağdur etti.

Çakırözer, üreticiyi mağdur etmeyecek taban fiyatı açıklanması isterken, şeker pancarının koronavirüsle mücadeledeki yerine yaptığı vurgu, herkes kadar bizim de ilgimizi çekti. Çakırözer, pandemide hayati öneme sahip kolonya ve dezenfektanın ana bileşeni olan “etanol”ün önemli bir kısmının şeker pancarından sağlandığına dikkat çekti.

Çakırözer, “Koronavirüs salgınıyla mücadelede Kazım Taşkent Eskişehir Şeker Fabrikası da elini taşın altına koyarak, bu üretim katkıda bulunmuştu. Fabrika yöneticilerinin bu yöndeki açıklamalarını hep birlikte okuduk. Bu zorlu süreçte eğer eli nasırlı pancar üreticimiz üretmeseydi bugün belki de etil alkol bulamayacaktık. Tüm bunlar göz önünde bulundurularak, çiftçimiz daha fazla mağdur edilmemeli. Pancarda taban fiyatları çiftçimizin talepleri doğrultusunda açıklanmalıdır” dedi.

Bu, yıllardır dikim alanları daraltılan, yabancı gıda şirketlerinin üzerine oynadığı oyuna ilişkin yüzlerce senaryonun anlatıldığı pancar üreticisinin bu kez farklı nedenle dikkat çekmesini sağladı. Gübre, elektrik, mazot maliyetleri yüzde 100’e yakın arttığı için yüksek taban fiyatı isteyen pancar üreticisinin, sağlıklı gıda ve sağlıklı hayat için ne kadar önemli işlevi olduğunu bir kez daha gördük.

Yazının Devamını Oku

Dünür kriteri sorunu - ‘Devlete uygun kayınpeder’ aranıyor

İktidar Partisi’nin iki yıldan beri yasalaştırmaya çalıştığı Güvenlik Soruşturması teklifi, kapalı kapılar ardında yeni bir tartışmanın konusu oldu.

Teklif, 2018’den beri farklı biçim ve içeriklerde TBMM’nin önüne geldi. Ancak hem AYM’nin uyarıları hem AK Parti ve muhalefet milletvekillerinin itirazları nedeniyle yasalaşamadı. Şimdi ise kapıda yeni bir sorun var, o da kamuda işe gireceklerin, kayınvalide ve kayınpederlerinin soruşturulması konusu.

TBMM’nin yeni yasama döneminde öncelikli olarak gündeme getirilmesi planan Güvenlik Soruşturması teklifi, geçen haziran ayında Meclis İçişleri Komisyonu’nda uzun tartışmalardan sonra kabul edilmişti. Ancak, ortaya çıkan metin çok da “ideal” bir düzenlemeye dönüşmedi. Kamu çalışanı olmak için “Sadakat, işbirliği, devlete bağlılık” gibi soyut ifadeler ayıklansa da hem güvenlik soruşturması hem de arşiv araştırması neredeyse devletin her biriminde çalışacaklar için zorunlu hale getirildi. Yani sadece güvenlik soruşturması kanunundaki özellikleri taşımak yeterli olmaktan çıktı. Daha derin bir araştırma tercih edildi.

Düzenlemeyle, arşiv araştırmasında kişinin adli sicil kaydının yanı sıra, kolluk kuvvetleri tarafından aranıp aranmadığına, hakkında bir tahdit olup olmadığına, kamu davasının açılmasının ertelenmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar ile hakkında daha önce kamu görevinden çıkarılma ya da kesinleşmiş memurluktan çıkarma cezası olup olmadığına bakılabilecek.

Güvenlik soruşturmasında ise arşiv araştırmasındaki konulara ek olarak kişinin, görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve istihbarat birimlerindeki olgusal verilerinin, yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğinin, terör örgütleri veya organize suç örgüleriyle eylem birliği, irtibatı olup olmadığının tespiti amacıyla yapılabilecek.

Özetle teklif, muhalefetin “fişleme yapıldığı” itirazları arasında komisyonda kabul edildi. Kabul edilen metinde en çok dikkat çeken madde ise güvenlik soruşturmasına, kişinin eşi, çocukları ve birinci derece kan bağı olan akrabalarının yanı sıra “sıhri hısımlarının” yani eşinin anne ve babasının da dahil edilmesi oldu. Yani kayınvalide ve kayınpederler de soruşturma konusu yapıldı. Hürriyet’te bunu ‘dünür kriteri’ olarak gündeme taşıdı.

İşte bu teklif ve ‘dünür maddesi’ yeni dönemin sorunu olarak yeniden karşımıza çıktı. Muhalefet parti temsilcilerinin, “suçun şahsiliği” ilkesine dikkat çekerek, böyle bir durumda, kişinin sadece eş değil, dünür de seçmek zorunda kalacağı itirazları, iktidar partisi yönetimi tarafından dikkat çekici bulunmuştu. Bu hükmün, teklifin Genel Kurul görüşmelerinde yasadan çıkartılması noktasına gelindi. Ancak, İçişleri Bakanlığı’nın bu tür değişikliklere itiraz ettiğini öğrendik. Ayrıca, teklifte daha da güvenlikçi bir bakışla bazı değişiklik yapılmak istendiği de anlatılıyor.

Yazının Devamını Oku

Merkel’in ilginç Ankara kadrosu

Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in, inişli çıkışlı Türkiye-AB ilişkilerinde kopma yaşanmaması için çaba gösterdiğini söylemek yanlış olmaz. Hele son dönemde Doğu Akdeniz’de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile yaşanan gerginlik dikkate alındığında, Merkel’in AB içinde Türkiye açısından önemi daha da belirgin hale geldi.

Merkel göreve başladığı 2005’den itibaren Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğine karşı olduğunu söylese de Ankara ile ilişkilerin sağduyu çerçevesinde devamından yana. Bu tutumunda elbette Alman siyasetinin temel taşlarından “pragmatik anlayış” önemli rol oynuyor. Merkel, AB’nin “korkulu rüyası” yasadışı göçün önlenmesinde Türkiye’nin öneminin farkında. Nitekim Federal Meclis’te geçen çarşamba yaptığı konuşmada da bu konuda Türkiye’nin oynadığı rolü dile getirmekten çekinmedi. İşte bu kapsamda Ankara’daki AB Türkiye Delegasyonu Temsilciliği ile Almanya’nın Ankara Büyükelçiliği’ne yeni atanan büyükelçilerin geçmişteki görevlerine baktığımızda, karşımıza her iki Alman diplomatın da  Merkel’le yakın mesai içinde oldukları çıkıyor.

Sırayla gidersek; Almanya’nın yeni Ankara Büyükelçiliği’ne atanan Jürgen Schulz, Türkiye’ye gelmeden önce New York’ta BM Daimi Temsilciliği´nde Almanya´nın Daimi Temsilci Yardımcısı olarak görev yapıyordu. Almanya Dışişleri’nde Orta, Güney Doğu ve Doğu Avrupa, Güney Kafkasya ve Orta Asya, ABD, Kanada, Türkiye, Batı, Güney ve Kuzey Avrupa ile güvenlik ve silahsızlanma politikaları gibi oldukça geniş bir yelpazede kariyere sahip Büyükelçi Schulz’un, 2008-2013 yılları arasında tam beş yıl Federal Başbakanlık’ta Merkel’le birlikte çalışan önemli diplomatlardan biri olduğunu hatırlatmakta fayda var.

AB’nin Türkiye Delegasyonu Temcilciliği’ne atanan yeni Büyükelçi Nikolaus Meyer-Landrut da, Merkel’le daha içli dışlı çalışmış bir diplomat. Ankara’ya gelmeden önce Almanya’nın Paris Büyükelçisi ünvanına sahip Meyer-Landrut, 2006-2011 yılları arasında Federal Başbakanlık’ta AB İlişkileri Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapmış. Meyer-Landrut, 2011-2015 yılları arasında ise cebinde “Şansölye Merkel’in AB’den sorumlu Başdanışmanı” kartvizitini taşıyordu.

Batı ve Doğu’nun birleşmesinin (Deutsche Einheit) 30’uncu yılını kutlayan Almanya’nın Büyükelçisi Schulz’un, AB Türkiye Delagasyonu Temsilcisi Büyükelçisi Meyer-Landrut onuruna kısa süre önce Almanya Büyükelçiliği’nde “Hoş geldin” resepsiyonu vermesi dikkat çekiciydi. Bu resepsiyon, başkentin diplomasi kulislerinde “Dış politikada Merkel’in yakın mesai arkadaşları, Ankara’da da yakın çalışma içinde olacak” şeklinde yorumlandı. Öyle görünüyor ki, Türk Dışişleri önümüzdeki dönemde bu ikiliyle oldukça yoğun mesai geçirecek.

ÖNCELİK PANDEMİDE
İHALELERE DE VİRÜS BULAŞTI

KORONAVİRÜS,

Yazının Devamını Oku

Pandemi fırsatçılığı

Hükümetin tam da yeni yasaklar yerine, kurallara uymayanlara ceza uygulamasını benimsediği yeni pandemi mücadelesinde, karar vericilerin derhal gündemine almaları gerektiğini iki konuyu iletiyoruz.

Biri korumayan sahte maske üretimi, diğeri hijyen içeriği olmayan sahte dezenfektanlar. Çünkü, TCK’nın ilgili maddeleri, ‘bulaşıcı hastalığın yayılmasına neden olan, bundan kar sağlayan fırsatçılara’ ilişkin hapis cezası öngörüyor. Tek yapılacak işlem, ortaya çıkarıp cezalandırılmak. Bu konuda kamuoyu yaratmaya çalışan son derece duyarlı uzmanların seslerine kulak verelim.



Aysel Alp’in aktardığına göre, Duyarlı İnsanlar Vakfı (DİVA) Başkanı Eczacı Mehmet Şapçı, hastaneler başta olmak üzere piyasada satılan sahte dezenfektan üretiminin yasaklanarak, toplatılması için Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya mektup yazdı. Şapçı, mektubunda hastanelerde ölen 3 kişiden 2’sinin tıbbi hata kapsamında sayılan hastane mikrobundan öldüğüne dikkat çekerek, bazı hastanelerin sahte antiseptik-dezenfektan aldığını iddia etti.

Başka bir çığlık ise Tüketici Hakları Derneği’nden... Maskelerin kalitesine ilişkin yapılan araştırmanın sonuçları vahim tabloyu ortaya koydu. 3 kat diye satılan maskelerde virüsü filtreleyen meltblown kumaşın fiyatı yüksek olduğu için kullanılmadığı, bunun yerine ‘sponbond’ kumaş kullanıldığı anlaşıldı.

Araştırmayı yapan THD Gaziantep Şube Başkanı Eczacı Bülent Yılmaz, “Meltblown kumaşların kilosu 15-16 dolardan satılırken, sponbond kumaşların kilosu 4-5 dolar. Hatta salgının ilk ortaya çıktığı mart-nisan aylarında meltblown kumaşın fiyatı 35 dolara kadar çıkmıştı. Salgının hızla yayılmasında bu koruyucu sanılan maskelerin büyük etkisi olduğunu düşünüyoruz” diyor. Yılmaz, piyasaya maske üreten firmalardan “

Yazının Devamını Oku

Golf zengin sporu mu?

Dünyanın neresine giderseniz gidin, golf sporu zenginlikle ve burjuvaziyle ilişkilendirilir.

60 bin dolar üyelik ücreti isteyen kulüpler olduğunu da belirtelim. Bu bilginin sahibi de golfe olan ilgisini hiç gizlemeyen Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu.

Bakan, golfun zengin sporu olduğunu kısmen kabul ediyor. Ama Antalya’da golf sporunun gittikçe yaygınlaştığını, Tunceli’den, Antalya’nın köylerinden gelen genç çocukların golf oynadığını anlatıyor. Tabii sonunda bunun bir destek programı olduğunu da açıklıyor. Öyle kıyafetini giyip, iyi-kötü sopa edinenlerin gidip yapabileceği bir spor olmadığı gerçek.

Çavuşoğlu’nun yoğun dış politika gündeminin arasına sıkışan bu sohbet ilgimizi çekti. Geçtiğimiz günlerde CNN TÜRK’e konuk olan bakan, en büyük stres atma aracı olarak bahsettiği golfle ilişkisini anlatırken, “Golf zengin sporu mudur?” sorusuna kendince farklı bir bakış açısıyla şöyle yanıt veriyor:

“Esasen çok da zengin sporu değil, herkes oynuyor. Ama tabii bir set almanız lazım, bir ayakkabı, kıyafet ama futbol oynarken de bunları almanız lazım. Aldığınız bir golf setini, 5 sene, 10 sene de kullanabilirsiniz. Ama tabii belli bir para da lazım. Görüyorum, golf sahalarında oynayan çocuklar var. Tunceli’den çocuklar mesela. Tunceli’den hepsi pırıl pırıl kardeşlerimiz var. İstanbul golf sahasında var, aynı şekilde Antalya’daki golf sahalarında, Bodrum’da her yerde o çocuklar var. Antalya’da bakıyoruz, bizim Serik’ten, köyden çocuklar. Tabii destekler veriliyor ama öyle hiç kimsenin oynamayacağı bir spor da değil. Ama her şey sudan ucuz demek de doğru değil tabii.”

DİPLOMASİDE DE İYİ BİR ARAÇ

Bu sohbette golfun diplomatik ilişkiler için iyi bir araç olduğunu da gördük. Çavuşoğlu’nun ABD Başkanı Donald Trump’la golf oynamak için seçimlerden sonrası için sözleştiğini, benzer bir sohbetin Obama ile yapıldığını ancak sonuçlanmadığını da öğrendik.

Eskisi kadar golf oynayamamaktan şikâyetçi olan bakan, bu sporun stresten uzaklaşmak ve dinlenmek için çok önemli bir etkisi olduğunu belirtiyor. Bu arada yurtdışı gezilerinde kendisine gelen golf oynama tekliflerini de kaçırmadığını anlatan Çavuşoğlu’nun, sopa sallamadığı golf sahası kalmamış gibi.

İngiliz aristokrasisinin 5 asır önce keşfettiği golf sporu, yüksek konsantrasyon, zihin kullanımı, dikkati odaklama gerektiriyor. Esneklik ve zindelik kazandırdığı, çok iyi bir sosyalleşme aracı olduğu belirtiliyor.

Yazının Devamını Oku

Korona kulisleri

Son yedi aydan beri koronayla yatıp kalkınca fark ettik ki, bilim dünyasının ilginç bir kulisi var.

Kendi aralarında ilginç bulup takip ettikleri araştırmalar, birbiriyle paslaştıkları makaleler ve itibar etmedikleri bilim insanları olduğunu gördük. Son günlerde bu camia iki ilginç konuyu konuşuyor. Biri “maskenin aşı etkisi yaptığını” kaleme alan makale. Diğeri, aşı denemeleriyle ilgili gelişmeler. Tıp dünyasına aşina, bize ise yeni ve heyecan verici gelen “aşı yerine su enjekte edilen denekler” gibi çarpıcı konuları sizinle paylaşmak istedik.

MASKENİN AŞI ETKİSİ

İngiltere’de yayınlanan bir makalede, enfeksiyon uzmanlarının bildiği bir gerçek, korona bağlamında sıradan vatandaşların anlayacağı şekilde kaleme alındı. Makale, “Maske kullanımı, aşılanma etkisi yapıyor” başlığını taşıdığı için doğal olarak dikkatleri üstüne çekti. Bizim danıştığımız uzmanların mantıklı bulduğu bu makalenin özünde, şu yatıyor: Maskeyle dolaşan ve yaşayan kişiler, bulundukları ortamdaki virüse, maskenin filtreleme yeteneği nedeniyle çok az maruz kalırlar. Çevrenizde hasta olanlar varsa ve virüse maruz kalsanız bile, maskeden dolayı küçük parçacıklar alırsınız. Bu parçacıklar sizi hasta etmez. Tam tersine, vücudunuz buna karşı bağışıklık geliştirir, bir nevi aşı etkisi oluşur. Enfeksiyon uzmanlarının, diğer viral hastalıklardan bildiği bu durum, korona nedeniyle ele alındığında, oldukça ilgi çekti.

SU ENJEKTE EDİLEN DENEKLER

Başka bir haber, Türkiye’yi yakından ilgilendiren aşı denemeleri konusunda. Deneklerin sağlandığı ve eylül sonuna kadar bin kişinin Türkiye’de aşı denemesine katılacağının haberlerini Hürriyet’te okudunuz. Bu denemelerdeki yöntem, çok ilgimizi çekti. Öğrendiğimize göre, deneklerin tamamına aşı enjekte edilmiyor. Neredeyse yarısına su veya benzer etkisiz sıvı enjeksiyonu yapılıyor. Bu arada ne denekler ne de aşıyı uygulayan doktorlar, hangisinin su, hangisinin aşı olduğunu biliyor. Sadece aşı kutularının üzerindeki kodlardan gerçeği “firma veya laboratuvar” biliyor. Amaç hem deneklerin hem de aşıyı uygulayanların, tepki ve verilerinin sağlıklı ve doğru olmasını test etmek. Sonuçta veriler, merkeze ulaştığında “aşıya verilen tepkiler” ayrıştırılarak analiz ediliyor.

Tıp dünyasına bildik, bize ilginç gelen bu konular son günlerde, doktorlar arasında çok konuşuluyor. Unutmadan söyleyelim, aşı ile ilgili tüm bu süreç bir ayda tamamlanacak. Başarılı olduğu onaylanırsa, dağıtım nereden baksanız bahar aylarını bulacak.

Yazının Devamını Oku

Sağ blokta ilginç hareketlilik

MHP’den bir süre önce istifa eden, hem İYİ Parti’nin hem de DEVA Partisi’nin saflarına katmak için görüşmeler yaptığı belirtilen Erhan Usta, geçtiğimiz günlerde tercihini yaptı.

Oldukça uzun süren bir değerlendirmeden sonra Meral Akşener’in yanında siyaset yapmaya karar verdi.

Simgesel olarak Erhan Usta’nın tercihinden yola çıkarak yapacağımız değerlendirme, kapalı kapılar arkasında bir süreden beri yaşanan hareketlilikle ilgili. Özellikle siyasetin sağ blokunda, ‘cumhur ittifakı’nın dışında yeni partiler ve onların etrafında oluşacak yeni bir ittifakın senaryoları dolaşıyor kulislerde. Altının doldurulması için biraz daha yol alması gereken bu senaryoda, üç ayrı ittifaklı seçim planları yapılıyor.

İlginçtir ki bu senaryoların konuşulduğu süreçte, bir milletvekiline Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan telefon geliyor. Telefon görüşmesi, o ilde bir süre önce istifa eden İYİ Parti teşkilatındaki isimlerin kimler olduğu ve partiye kazandırma üzerine yapılıyor. Erdoğan bizzat, bu kişilerin AK Parti’de siyaset yapmalarının yolunun açılmasını istiyor ve “Cumhur ittifakının bir parçası olmaları için gereğini yapın” talimatı veriyor.

Bu birbirinden bağımsız görünen girişimlerin hepsi, olası bir seçimde partilerin tabanlarını güçlendirme ve oy kayıplarını yeni yapılarla giderme çabası olarak okunabilir. Özellikle iktidar partisinin tabanını çeşitlendirme çabaları, kentli milliyetçilerle bağ kurma girişimleri, partiden uzaklaşan gençlerle ilgili planlamalar, kayıpların farkında olduklarını gösteriyor.

Diğer partiler de boş durmayıp, olası bir seçimden ‘yeni güç birliği’, ‘yeni bir stratejiyle’ kazançlı çıkma planı yapıyor. Bugün konuşmak için erken gibi görünen bu ‘yeni taban’ ve ‘yeni ittifak’ planları, hiç uzak olmayan bir gelecekte görünür hale gelebilir. İzlemekte yarar var.

PANDEMİ İTİRAFI MUTSUZUM AMA BİR SOR NEDENSALGININ sonbaharla birlikte yeniden yayılma eğilimine geçmesi ve ikinci dalga önlemleri, bu sürecin insan psikolojisi üzerinde yarattığı etkilerin öne çıkmasına neden oldu. Bu süreçte yapılan araştırmalar, vatandaşların yarısının kendisini “ne mutlu ne mutsuz, daha çok arafta” tanımladıklarını gösterdi.

NG Araştırma’nın geçtiğimiz aylarda 15 yaş üstünde 9 bin 851 denekle yaptığı araştırma, stres katsayımızı ölçtü. 10 kişiden 3’ü kendini mutlu, 2’si mutsuz tanımlarken, 5 kişi

Yazının Devamını Oku