"Necmi Tanyolaç" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Necmi Tanyolaç" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Necmi Tanyolaç

Ayhan Bermek yola çıkıyor

25 Ocak 2008
TSYD’de üzerine yönelen kamera ve gözler önünde bir kez daha yola çıkışının temel nedenini şöyle açıkladı: "Bilim, Ahlak ve Adalet için... Yalnızca başkanlığa değil, Türk futbolunun geleceğine, ilerlemesine, ahlakına adayım. Temiz futbola, ekonomik ve sportif başarıların istikrarına ve devamına adayım."

Futbol kamuoyunun karşısına üçüncü defadır çıkıyor Bermek: "Bunun için seçimi kaybettiğim günden beri çok temkinliyim. Türk futbolu hak ettiği yere gelecek. Vereceğim mesaj; kimse kapalı kapılar ardından başkanlık seçiminin entrikalarını çevirmesin. Ben buradayım."

İşte Türkiye böyle bir sürece giriyor. Ayhan’ın bu üçüncü seferi. Federasyonlardaki görevlerinden, Milli Takım Sorumluluğuna kadar çok şey gördü, çok şey yaşadı. Şimdi çok karmaşık bir dönemde, federasyonun önderliğine soyunuyor.

Futbolun geleceğini tartışanlar içinde her tür kişi var. Seçkinler, delegeler, delege avcılar, maceraperestler... Çünkü Futbol Federasyonu Başkanlığı, futbol dünyamızın en yüce makamı demektir. İki kale arasında top oynamanın ötesinde... Futbol; eğlence, gösteri ve şenlik. Hepsi doğru ama bir de tehlikesi var bu işin. Futbolun getirdiği nimetlere açık olması. Para, şöhret gibi heves ve güçlere sahip olabilme hırsı... Çünkü yeşil sahaların altı da, üstü de para. Bir federasyon başkanı para ile rahat rahat oynayabiliyor. Çünkü özerklik futbol oyununu çok para kazanılır, çok harcanır bir düzeye getiriyor, özellikle de bizde!

Haluk Ulusoy cesur bir başkan. Fazlasıyla cesur. "Milli Takım Avrupa Kupası’nda final oynamazsa beni yerimden edenlerden hesap sorarım" diyor. Kime karşı? Medyaya, kurulu düzene ve muhaliflerine karşı... Hiç hesap vermeden, hesap sormak... Olur mu? Oluuur. Bizde olur. Ankara’daki genel kurula gelen FIFA temsilcileri, kafaları karıştırdı. Rahatsızlık yarattı. Memur maaşlarına karışacak kadar ileri giden IMF müfettişlerini bize hatırlattı. Yoksa futbolda IMF devrine mi giriyoruz?

Bermek ne yapmak istiyor?

Ayhan Bermek işte bu iç ve dış baskılara karşı çağdaş bir federasyon kurma amacıyla yola çıkıyor. Yüklendiği görev ağır. Ne yapmak istiyor? Güven, başarı ve itibar programı. Önce güven.

Yeni yönetim anlayışı: Adil, tarafsız, şeffaf, demokratik yönetim.

Kaynak artırımı: Daha büyük gelir pastası.

Tarafsızlık: Bütün Kulüplerin Federasyonu.

Nabız yoklamalarında Ayhan Bermek’e büyük sempati var. Ona, futbolun itibarını geri getirecek gönüllü gözü ile bakılıyor. Çünkü bıçak kemiğe dayanmış. Futbolumuz yönetilemez hale gelmiştir. Artık, taraf olmak durumundayız. Ben, federasyon seçimlerine katılsam oyumu Ayhan Bermek’e verirdim.
Yazının devamı...

Aman Avcı vurma beni!

19 Ocak 2008
Hangisine daha çok sevindiniz. Kaç Galatasaraylıya sordum. Aynı cevabı aldım; "Rizespor galibiyeti, Fenerbahçe beraberliği de üzerine kaymaklı kadayıf gibi geldi."

Eee. Ben de Galatasaray taraftarı olsam aynı şeyi söylerdim. Bunun "bugün sana, yarın bana"sı olması ihtimaline karşın. Lig başlarken, Avcı Abdullah'ın takımı, Fenerbahçe'yi uzağında Olimpiyat Stadı'nda 2-0 yendiğinde çoğumuzun yorumu aynıydı: "Sürpriiiiz" O sürprizdi de bu ikinci yarıdaki beraberliğin anlamı neydi. Avcı Abdullah'ın ekibi, Kanarya'yı her sahada kovalıyor, vuruyor. İki maçta dev bir rakipten 4 puan almak dile kolay. Ama İkitelli'de ama Saracoğlu'nda.

Yok, yok, yok... Ne bu ilki, ne de ikincisi sürprizdi. Yüz yıllık FB, 1992 doğumlu BŞB. Öyle bir takım ki, Fenerbahçe'nin tekerine çomak sokmaktan keyif alıyor sanki. Kocca Fenerbahçe, 70 dakika sonunda bir şut atıncaya kadar, İstanbul BŞB, iki gol attı. Demek ki bu rakip, Fenerbahçe'ye ters geliyor. Futboluyla rakibini yürüyemez haliyle getiriyor.

Tek suçlu Alex mi?

Fenerbahçe'de Deniz, Alex, Selçuk yoktu ondan... Kezman, Appiah yoktu da ondan. Sahaya takımlar 11 kişi ile çıkar. Mazaret kabul edilmez. Senyor Zico, bir B planı uygulayamadı. Çünkü takımın yarısı sakat. Yarısı da kış uykusunda. Alex yoksa, ikinci bir oyun kurucu yoksa, neyi konuşuyoruz. İhtiyaç halinde, orta sahaya konulan Gürhan, neredeydi. Niye kimsenin aklına gelmedi.

Fenerbahçe artık keyif vermiyor. Transfer yapmıyor, eldekiler de yetmiyor.

Galatasaray ve Beşiktaş, ikinci yarıya güvenle girdiler. Kazandılar. Konya galibiyeti ve Rize vurgunu başlangıç olarak önemli. Lige hızlı girdiler.

Ligin lideri Sivasspor'a gelince; 10'da 10. Haftanın Panaroması'nda arkadaşımız Sıddık Turgut'un manşeti, tek kelimeyle muhteşem. "Belediye çukuru." "Fenerbahçe, İstanbul BŞB ile oynadığı maçta 5 puan kaybetti. Galatasaray ve Beşiktaş da o çukurdan ikişer puan kaybıyla çıkarken, beraberliğe de şükrettiler."

Bir kör bile iki kez aynı çukura düşmezmiş. Bir de bizim büyüklere bakın... "Sivasspor nereye gidiyor" derseniz. Adresi verelim: ŞAMPİYONLUĞA.
Yazının devamı...

Gündüz Hoca'nın köyü

11 Ocak 2008
Gündüz Hoca’yı kaybettik. O, futbol aydınlığını doğunun köylerine götürmeye azmetmişti. Götürdü de... "Futbol Köyleri" Gündüz Tekin Onay’ın hayaliydi. Gerçek oldu... Arkasından ağlayanlar, göz yaşlarını tutuyor. Çünkü hocanın vasiyeti var. Doktorlardan 1 ay ömrü olduğunu öğrenmişti. Çevresindekilere, dipdiri bir coşkuyla, "Dert etmeyin. Bir ayda daha çook işler yaparız" demişti. Gündüz’ler ölmez. İşte doğudaki futbol köyünün çocukları hocalarının ve topun peşinde...

Orada uzakta, bir futbol köyü var...

O köy, "Gündüz Hoca’nın köyü"...

Sevgiyle yaşayacak...

Yazının devamı...

Hoşgeldin Sivasspor

28 Aralık 2007
"Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor gibi şampiyonluk tiryakileri dururken Sivasspor'un orada ne işi var?" diye soru sorma hakkımız yok. "Gözü var" demek yeter. Ne işi olduğunu ikinci yarıda daha dikkatle izleyeceğiz. Bülent Uygun’un Yiğidoları futboldaki iddiasını ortaya koydu. İlk yarı liderliği sürpriz değil, "Haktır".. Yaygın deyişle "Hak eden kazandı."

1992-93 sezonunda devreyi lider bitiren Kocaelispor'dan sonra Sivasspor, 15 yıl sonra Anadolu'nun yükselen sesi oldu. Darısı tüm kulüplerimizin başına. Hürriyet Spor Servisi'nin araştırmacı editörü Sıddık Turgut, tepedeki baskını rakamlarla açıklıyor: 2001-02 sezonunda Galatasaray'ın (9'da 9), 2004-05 sezonunda Fenerbahçe'nin (8'de 8) başarısını tekrarlayıp, kendi evinde ilk yarıdaki tüm maçları kazanan ekip oldu Sivasspor.

İkinci yarıya avantajlı çıkacak. Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor'la 4 Eylül Stadı'nda oynayacaklar. Zaman neyi gösterir ama Sivasspor'un da kendi sahasındaki kapışmaya gelen rakiplerin yoluna gül döşemeyeceği kesin!..

Önce UEFA

Ligin ilk yarısında Fenerbahçe (14), Galatasaray (15), Beşiktaş (17) puan kaybetti. Sivasspor, "çeşmenin suyu nereden geldi?" diye ıkınıp sıkılmadan 37 puanla liderliğini ilan etti. Bugün şampiyonluk yarışmasındaki dar koridor, futbolumuzdaki gelişmeyi önlüyor. 50 yıldır, 3 takım büyük ödülü paylaşıyor. Trabzonspor 70'lerde İstanbul saltanatına öyle bir darbe vurdu ki, köprünün altından büyük büyük kupalar birer birer Karadeniz'e aktı. Ne var ki, bir zamanların efsane ekibi yıllardır suskun. "Tık" yok. Ankaragücü, Gençlerbirliği, Gaziantepspor, Bursaspor, Denizlispor'un da baş kaldırma vakti gelmedi mi? Elbette şampiyonluk uzun bir yol. Önce ekonomi ve yakın geleceğin hedefe dönük planlaması. Sivaspor yola çıktı. Taraftarları "şampiyonluk" diye bağırıyor. Geçen hafta İstanbul'da Spor Ajansı'nın düzenlediği "Ayın Altın Adamı" yarışmasında Sivasspor Kulübü Başkanı Mecnun Odyakmaz, milyonlarca Sivaslı’ya çağrıda bulundu: "Büyük hedeflere varmak için hepimiz kenetlenmeliyiz. Taraftarımız şampiyonluk diye bağırıyor. Ama istemek yetmiyor. Sivas halkı ile büyük kentlere yayılmış iş adamlarının alkışları da yetmiyor. Sivasspor'u herkesin kucaklaması ve desteklemesi şart." Teknik direktör Bülent Uygun da başkanı gibi düşünüyor. Yıldızları satıp iki adam almak mı? Yoksa yeni bir transfer yapıp gücüne güç katmak mı?

Bu görüşe katılıyorum

Yılın sorusu? Sivasspor şampiyon olur mu?.. Kolay değil, olmaz da değil. Önce ilk 4'te kalacaksın. Takımın yıldızlarından Devran'ın arkadaşları adına açıkladığı hedef önce "UEFA". Bu görüşe katılıyorum, kutluyorum. Son söz olarak Pir Sultan Abdal'ın "Sivas ellerinde sazım çalınır" türküsünden bir dize: "Kul Olayım Kalem Tutan Ellere. Katip Arzuhalim Yaz Yare Böyle". Ben de yazdım işte: Hoşgeldin Sivas.
Yazının devamı...

Avrupa baskısı

16 Aralık 2007
Türk takımı artık Avrupalılar’ın yemi olmaktan çıktı. Neler oldu gördük. Çok zorlu bir kuradan F.Bahçe, yüzünün akıyla çıktı. UEFA şampiyonu CSKA’yı, Inter’i ve PSV Eindhoven’i yenerek ikinci tura çıktı. Bu F.Bahçe’nin kişiliğinde Türk futbolu için tarihe geçecek bir başarıdır.

Günlerdir Avrupa medyası, F.Bahçe’yi anlatıyor. İçini dışını, ünlülerini, futbola getirdiği heyecanı tek tek... Evet, F.Bahçe, Şampiyonlar Ligi cephesinde bir yenilik, bir olaydır. Arkadaşımız Bülent Boğ, tur sonrası kazançlarımızı tek tek yazdı. "F.Bahçe, 200 takımı solladı" manşetini okuyalım; "Sarı lacivertliler Şampiyonlar Ligi’nde gösterdiği başarıyla UEFA sıralamasında 14.6400 puanla bu sezon 200 takımı solladı. Bu sezon en çok puan alan takımımız olan F.Bahçe, hem kendine gelecek yıl için seribaşılık kapısı açtı, hem de şampiyonumuzun 2009’da düzenlenecek Şampiyonlar Ligi’ne doğrudan katılması için büyük bir katkı yaptı." F.Bahçe’yi sadece biz değil, Avrupa da alkışlıyor. Tablo, "F.Bahçe’nin Avrupa baskısıdır." Dışarıdaki F.Bahçe’nin gerçek gücünü açıklıyor.

Yeni forvet gerekiyor

F.Bahçe, buraya 5 yıllık bir program ile geldi. Kurumsallaşmadaki önderliği, ekonomik gücüne güç katan stratejisi ve doğal olarak futbolda Avrupa’ya çıkış startını iyi seçmesi... Anelka, bu planın bir parçasıydı. Daum dahi... Bugüne geldiğimizde Roberto Carlos için aynı şey söylenebilir. Büyük futbol, büyük isimlerle etkisini arttırıyor. Zico’ya gelince; "stajyerlikten kurtulduğunu" göstermesi, tevazuluğunu gösteriyor. Zico bugün futbolun tarihinin en büyük yıldızı Pele’nin takım arkadaşıdır.

F.Bahçe, Avrupa’nın en iyi 16 takımından birisidir. İkinci tura dünya devleri ile sınava girecektir. 21 Aralık’ta çekilecek kuralar, karşısımıza kimi çıkartacak? "Seç seç al" diye bir şey yok. Kim çıkarsa bahtına... Barcelona, Manchester United, Chelsea, Real Madrid, Milan, Sevilla ve Porto. Deyim yerindeyse hangisi çıkarsa çıksın, F.Bahçe ateşten gömleği giyecektir. Zico, F.Bahçe’nin yeni bir santrfora ihtiyacı olduğunu, hepimizden iyi bilmektedir. Kezman’la, Semih’le içeride oynarsınız ama dışarıda hele hele böylesine önemli bir turnuvada mümkün değil... Ronaldo mu, Adriano mu, yoksa Lyon’lu Fred mi... Mutlaka bir yeni forvet gerekiyor.
Yazının devamı...

Nazım Hikmet'in ilk derbisi

8 Aralık 2007

Zirvenin ilk fırtınalı havasında... Galatasaray lider olarak sahaya çıkıyor. Fener'in gözü onun yerinde. İkisinin arasında Sivasspor var, ama o da hangisi kazansa kaybedecek.

Murat Erdin'in yazdığı "Yer Fener, Gök Cimbom / Dünyanın En Büyük Derbisi" isimli kitabı çıktığında kapışıldı. Kaçıncı basımı bilmiyorum, ne ki yüzyılın şairi Nazım Hikmet'i de maça götürüyor.

Derbinin kitabı olarak tanımlanan kitap sportif ve kültürel bir yapıt.

Önsöz:

Yazının devamı...

Evdeki hesap

1 Aralık 2007
Gazetelerde bu tür yorumlar, sıram sıram... Ahı vahı, her kaybedilen şanstan sonraki yakınmalar... Evdeki hesap çarşıya uymadı. Fenerbahçe neredeyse hiç oynamadan gruptan çıkma garantisine koşturulurken 'Gıcık' bir strese yakalanmış gibi...

Fenerbahçe, İnter'e ilk yarıda dayanabildiği kadar kafa tuttu. Ama ikinci yarı başladığında; galiba 'İnter sahaya gelmişti'...

Fenerbahçe'nin ve milyonlarca taraftarın aklı karıştı. Bu oyunla bu defansla, bu disiplinsiz görüntü ile maç kazanılmazdı, berabere de kalınmazdı...

İtalyan futbolunun süper gücü 'hesabı' kesiverdi.

Bu nasıl Fener?

İkinci yarıda İnter oynadı, bizimkiler seyretti. Seyredene de golleri, seyrettirdiler. Roberto Carlos takımın iki liderinden biri. Kanatlardan vınlayarak karşı sahaya gidiyor, inleyerek dönüyor. Çünkü dönüşünde mutlaka savunmadaki görevi açık veriyor. Son zamanlardaki maçlarında ne zaman ileri gitse, mutlaka Fener'e gol oluyor. Ne oldu o, frikiklere? Real Madrid'te uzaktan vuruşları ile ağlara imzasını atan süperstar giderek cıvıyor...

Frikikten daha tek golü yok. Takımın yarısı sanki ikinci yarıda oyunu boykot etti. Bırakın koşuşmayı, topa gitmeye üşeniyorlar.

Alex'e gelince; 1 şutu savunmadan döndü. Şansa bakın, top geri gitti Fener'e gol oldu!!! Alex'in bu tür maçlarda klası paslanıyor. Sonunda da yorulup oyunu bırakıyor. Bu maçta kaleci Volkan, Gökhan, Aurelio ve Semih kendilerini parçaladılar. Hele Semih'in koca İnter defansı karşısında koşmaktan dalağı düştü. Böyle bir yarım porsiyon takım yarı yolda kalır. İnter gibi üst düzey kalitede ekibe kaybedilen maç, olağanüstü sonuç değil. Ama Fenerbahçe'nin tembelliği olağanüstü düzeyde idi.

Elbette ki, ümitler bitmedi. Bir kör bile, kuyuya iki defa düşmezmiş...

Bu Fener yoluna devam eder.
Yazının devamı...

Avrupa’da yeni hedefler gerek

23 Kasım 2007
Sadece Avrupa’nın değil, dünyanın devleriyle de aynı kulvarda koşmak, onur verici. Almanya, İtalya, Fransa, Hollanda... Portekiz’den İspanya’ya kadar birbirinden güçlü takımlar ve kupa dışı kalan İngiltere! Kupalarda alıp başını gitmek o kadar kolay değil. Bunların arasında bir Türk takımının bulunması hangimizi mutlu etmiyor. Tam 8 sene bekledik. Fatih Terim, bu yılki final yarışına adını ve emeğini koydu.

Sıkıntılar oldu. Kaybedilmeyecek maçlarda puan kaybı oldu. Ön finaldeki Norveç ve Bosna Hersek galibiyetleri... Ohhh. Bir daha aradığımız yerdeyiz. Şimdi bundan sonrasını düşüneceğiz. Evet hatalarımızı, sevaplarımızı, nerede yanlış, nerede doğru yaptığımızı tartışacağız. Fatih Terim ve kadroya girecek futbolcularımızın sınavı yeniden başlıyor.

Çünkü başarılı olmak zorundayız. Avrupa’nın gözü üstümüzde. Fatih Terim, "Avrupa Şampiyonası’nda herkes çok güçlüdür. Türkiye orada bir rol üstlenecektir. Takımımla finallerdeyim" dedi.

Terim’in ikinci yarısı

Önceki gece tarihe mutluluğun fotoğrafı düştü. Ali Sami Yen Stadı üzerinden bütün Türkiye ayağa kalktı. Kanatlarım olsa da, geçti içimden. Birkaç damla da yaş. Böyle günlerde sevinmek ve birkaç damla gözyaşı akıtmak yaşayana keyif verir. Evet, bu zafer yaşadığımız kasvetli günlerin aydınlığı oldu. Futbol deyip geçemeyiz.

Şimdi Türkiye’de şarkı söylemek ve eleştiride bulunmak serbesttir. Medya nasıl eleştiri hakkını kullanıyorsa, Fatih Terim yeni bir atılım projesini planlamakla yükümlüdür. Kötü oynadık, iyi oynadık, kazandık. Çok iyi oynayıp kaybetmektense böylesi daha kazançlı değil mi? Başarı bize yeni bir kapı açıyor. Büyük hedeflere varabiliriz. Artık kazanma ve dayanışma zamanı. Dün Hürriyet’te gençlerle yemek yerken karşı eleştiriler geldi. Belli ki çocuklar daha hoşa giden şeyler duymak istiyorlardı. Hürriyet’in birinci ve spor sayfaları muhteşemdi. İçinde birkaç dost öğüdü olmuş. Kınamayın. Her şey başarı için. Bu mutluluğu bize yaşatanları kucaklayalım.

Bayramın keyfini çıkartalım.
Yazının devamı...