Merve Karakuş

Veliler ne istiyor, okullar ne bekliyor?

25 Aralık 2020
Eğitimciler ve ebeveynler olarak pek çok konuda aynı yöne bakarken pandemi ile birlikte eğitim, öğretmen ve okul kavramlarına bakış açımız farklılaştı ve edindiğimiz deneyimlerle yenileri eklendi.

Başta “Okul” kelimesine atadığımız kavramlar hızla değişirken ardından online olarak evimizde derslerine kulak misafiri olduğumuz öğretmenler ile “öğretmen” kavramına ve okul politikalarına karşı, ebeveynlerin bakış açılarında farklılıklar oluşturdu. Gerek sınıf yönetimi, gerek disiplin, gerek öğrenci-öğretmen ilişkisi, gerekse akademik olarak pek çok şey çocukların derslerine ister istemez uzaktan misafir olan ebeveynler tarafından sorgulanmaya başlandı.

Pandemi dönemi eğitim yöneticilerinin, öğretmenlerin ve okul ders programlarının belki de en çok eleştirilip sorgulandığı zaman oldu. Kısacası artık ülkemizde azınlık bir kesim olsak da aynı dili konuşabileceğimiz, eğitimin her aşamasındaki kalitesinden bahsedebilir düzeye gelebilen ebeveynler ile karşılaşmaktayız.

Peki, ebeveynler okullardan ne istiyor, okullar ebeveynlerden ne bekliyor?

Bu sorunun cevabını sorgulayan eğitim koordinatörleri, bir okulun en az 2 senesini kurtaracak stratejilerini oluşturabilenlerden olacaktır. Bu sorunun önemi, altında yatan onlarca detayda gizli olmakla birlikte, bu detay ise sorunun geçmiş ve şuan arasında bir köprü oluşturarak gelecek adına cevap aramasıdır. Her okul; dönem başında okul eylem stratejik planını oluşturur, gerek veliler yönünden gerekse öğrenci ve öğretmen yönünden yaşanabilecek sorunlara karşı belirli davranış kalıpları geliştirmiş, adaleti, eşitliği ve hoşgörüyü temel alan kapsayıcı bir felsefe ile hareket eder.

Pandemi ile bazı kurumlar maddi kaygılar içerisinde boğuşurken bazıları ise akademik kaygı ile öğretmen ve velileri 2. planda tutarak günde 8 saate yaklaşan ve çoğu zaman da aşan online derslere sarıldı. Ne yazık ki ay sonunu düşünen öğretmenler yeteri motivasyonu sağlayamazken, performans ve verimlilik açısından gerileme yaşadı. Pandemi yokmuşçasına okulda olduğu gibi günde 6-8 saatini online derse ayıran kurumlarda çocukların sosyal, duygusal ve bilişsel sorunlarına eğilemeden öğrenme kayıplarının ve oluşan yeni nesil sorunların sorumluluklarından uzak kaldılar. Belki unutulan belki de 2. planda tutulan veliler ise bu sürece birebir tanık oldular. Süreç tüm dünya için zor ve belirsiz geçerken, okul tarafından dönem başından yapılandırılmayan veli iletişimi, iş birliği ve dayanışma planlamaları gözle görülür oranda eşitsiz ve çoğunlukla verimsiz bir hal aldı.

Veliler ne istiyor sorusuna gelecek olursak, bu maddelerle madalyonun diğer yüzüne bakalım:

Veliler bu sorulara çözüm ararken, ne yazık ki çözümden değil sorulardan bile uzak kalmak isteyen okul yönetici ve öğretmenleriyle de karşılaşabiliyorlar. Geleceğin eğitim dünyasına bir hazırlık olarak kabul edeceğimiz bu pandemi sürecinde, okulların politikalarına yeniden bakmaları ve nitelikli öğretmen gelişim akademileri ile birlikte her çocuğa özel yaklaşımlarla süreci yeniden yapılandırmaları gerektiği bir kez daha ortaya çıkarak, gerçekleri görmemizi sağlamıştır.

Yazının Devamını Oku

Covid-19 sürecinde öğrenme kayıpları

4 Aralık 2020
Pandemi sebebiyle yurdumuz genelinde eğitime uzun soluklu aralar verilmesi, çocuklar okullarına kısmi de olsa kavuşmuşken tekrar kapanması ve açılıp açılmayacağının belirsiz olması öğrencilerde içselleşmiş ve yıkılması zor konfor alanları yaratırken, oluşan öğrenme, motivasyon ve güdülenme kayıpları ise, ebeveynleri ve eğitimcileri endişelendirmektedir.

Öğrenme kayıplarını tespite dayalı okullar tarafından henüz bir çalışma görülmezken, bu durumun boyutlarının ne derece olduğunu da somut veriler ile bilememekteyiz. Fakat saha çalışmalarımızdan, öğrencilerimizden ve velilerimizden elde etmiş olduğumuz gözleme dayalı verilere göre bu kayıptan en çok etkilenen kesimin anaokulu, ilkokul 1. ve 2. kademeleri, LGS ‘ye hazırlanan 7. ve özellikle 8.sınıf öğrencileri olduğunu gördük.

Özel okul ve devlet okullarını el aldığımızda ise, özel okullarda ne yazık ki öğretmen motivasyonunun büyük ölçüde düştüğünü, bu durumun ise öğrenci tutumlarına ve ders işleyişlerine yansıyan olumsuzlukları meydana getirdiğini gördük. Devlet okullarında 35-40 kişiyi bulan sınıflarda online eğitim sürecini yöneten kimi öğretmenler tüm sınıf ile aynı anda ders işlerken kimi öğretmenlerin sınıfı 10’ar kişilik gruplara ayırarak ders işlediğine de tanık olduk. Bu da gösteriyor ki, özel ve devlet okulları arasında zorunlu online eğitim konusunda yaşanan sorunlar farklı da olsa, sorunların halen devam ettiği yönündedir.

Otonom öğrenmenin öz disiplin ile olan ilişkisi, bu ilişkinin okul öncesi ve ilkokul kademlerinde bir beceri eğitimi olarak sunulmasının değerini bir kez daha anlamış olsak da standardize edilmiş eğitim yöntemini içselleştirmiş öğrenciler için otonom öğrenme ve öz disiplin yolu ile eğitim akışını disipline eden kesim azınlık oluşturmaktadır. Bu kesimde göze çarpan faktör ise aile faktörü ve aktif aile katılımıdır. Bir diğer azınlığı oluşturan kesim ise, üstün potansiyelli çocuklar ile dezavantajlı çocuklardır. Online eğitimin yetersiz kaldığı bu kesimde ve yüz yüze bireysel çalışma imkânı elde edemeyen ailelere acil aile eğitimleri, öğrenme psikolojisi, çocuk pedagojisi ve özel çocuklar ile çalışma alanlarında uzman, sahanın dinamiklerine hakim kişilerce ücretsiz eğitimler verilmesi gerekmektedir.

Öğrencilerin bu süreçte ne denli öğrenme kayıpları yaşadığına dair okulların ve sınıf öğretmenlerinin tespiti ve ona uygun olarak eğitim sürecini yapılandırması gerekli olduğunu düşünmekteyim. Geçen senenin yarı döneminden itibaren okullarından uzak kalan öğrencilere yeni bilgileri yoğun ve sınıftaymışçasına aktarmaya çalışmak, bunun beraberinde kontrol edilemeyen ödevler yüklemek, çözümleri yapılamayan, yanlış yapılan soruları çözülemeyen denemeler ile -mış gibi yapmanın ötesine ne yazık ki geçemiyoruz. Geçememek ile beraber öğrencilerin ne denli öğrenme kaybı yaşadığını da somut veriler ile göremiyoruz.

Yazının Devamını Oku

Kriz döneminde başarı odaklı öğrenci koçluğunun faydaları nelerdir?

20 Kasım 2020
Okulların yıl sonuna kadar kapalı kalması çocukların okula uyumlarını daha zorlaştırmakla kalmayıp, öğrenim kayıplarının da bir hayli artacağına sebebiyet verecektir. Sınıfların kısmi doluluk ile de olsa aktif hale gelmesi, özellikle ilkokul kademesindeki öğrencilerin hijyen kurallarına uymakta zorluk yaşadığını, birer taşıyıcı oldukları için de ev ortamlarında ciddi kaygılara sebep olduğunu gözlemledik. Sınıf ortamlarından uzak kalan çocukların, hem sosyal hem de akademik yönden gerilemeleri, gelecek adına taşıdığımız kaygıları daha da kuvvetlendirmiştir.

İçinde bulunduğumuz olumsuz sürecin ne kadar daha bu şekilde devam edeceğini kestiremezken, evde eğitim sisteminin kurgulanması amacı ile rutin ve plan oluşturma yöntemlerini ebeveynler olarak gündemimizde tutmamız ve irdelememiz gerekecektir. Anaokulları, 1.sınıf, ortaokulların 8. sınıf ve lise son sınıf öğrencileri için geçen seneden edindiğimiz tecrübeler bizlere gösteriyor ki, otonom beceri yeteneği gelişmemiş, okul tarafından desteklenmemiş çocuklar, özellikle sınav sürecinde öğrenme kayıpları ile girdiklerinde akademik benlik saygısını yitirme, başarısızlık korkusu, yalnızlık ve depresyon gibi durumlara maruz kalabilmektedirler. Öğretmenlerin zorunlu online eğitim dönemi performansları ne yazık ki yüz yüze eğitime oranla zayıf kalmakta, istenilen verime ulaşılamamaktadır. Eğitim teknolojilerine uzak kalan veya gayret içerisinde olmayan öğretmenlerin isteksiz tutumları da bu sorunlara yenisini eklemiştir. Farklı şehir ve okullarda birlikte çalıştığımız ebeveynler ve öğrencilerimizden aldığımız dönüşlere göre, online eğitim süreci planlamaları ciddi farklılıklar göstermekte, aynı kademedeki öğrenciler arasında gözle görülür eğitim açıkları ortaya çıkmaktadır.

Uzaktan eğitimin dezavantajlarından biri olan öz disiplin sorunu, otonom öğrenme beceri eksiliği ile birleşince ebeveynlerin bu kriz döneminde öğrenci koçlarına ihtiyaç duymalarını sağlamıştır. Ne yazık ki, öğretmenlik mesleğinden çok uzakta kimselerin öğrenci koçluğu adı altında çalışmalarda bulunması, çocukların en hassas olduğu şu dönemde daha büyük krizlere yol açmaktadır.

Bu dönemde ebeveynlerin son derece dikkat etmesi gereken bir husus da; etkin bir öğrenci koçunun formasyon sahibi, pedagojik bilgiye sahip, çocuklar ile çalışmaya ve öğrenmeye hevesli, alanında saha deneyimi olan, uygulamadan gelen ve çalıştığı kademedeki çocuklar ile alakalı iş tecrübesine sahip, kişiselleştirilmiş öğrenme modeline hakim ve uygulayabilen kişiler olması dikkat edilmesi gereken durumların başında gelir.

Kriz döneminde başarı odaklı öğrenci koçu ile çalışmanın faydaları nedir?

Ebeveynlerin kriz dönemlerini birlikte aşabilecekleri profesyonel kişilerce mentorluk dayanışmasına ihtiyaç duymaları yeni normalde, kişiselleştirilmiş öğretim planlarının değerine dikkat çekmektedir. Özellikle sınav sürecindeki çocuklar için başarı odaklı çalışılması adına, öğrenci koçlarında vurgulamak istediğim en önemli ayrıntı, uygulamadan gelen tecrübeli öğretmenlerin bu alanda faydasının yadsınamaz olduğudur.

Yazının Devamını Oku

Sınırları olmayan yaklaşım: Felsefe

27 Ekim 2020
Yeni nesil çocuklar ile çalışırken dikkat edilmesi gereken en önemli ayrıntılardan bazıları; çocukların belirli kalıplar içerisinde kalamaması, değişkenliğin sürekliliği, evrensel ahlak değerlerinin bu değişim döngüsü içerisinde kendine kalıcı bir yer sağlayamamasıdır. Bu da sıkça duyduğumuz ve tanık olduğumuz yeni nesil çocukların hedonistliği ve ahlak değerlerinden yoksunluğu olarak karşımıza çıkıyor. Pek çoğu, aileleri ve öğretmenleri tarafından bu negatif kavramlar ile sıkça eleştirilirken, biz eğitimciler suçu kimde aramalıyız?

Konuyu hoşgörü, yardımseverlik veya paylaşım kavramları üzerinden ele alacak olursak ilkokul çağındaki bir çocuğun evrensel bir değere sahip olamaması,  önce aileyi ardından okulu sorgulamamızı gerektirmez mi? Peki okullarda değerler eğitimi adı altında kimi etkinlik ve derslere katılan çocuk, evde ailesinden, okulda öğretmenlerinden, öğrenilen şeylerin gerçek hayattaki somut karşılığını göremediği zaman, ahlak değerlerinin çelişkilerden meydana geldiğine inanmaz mı?

Ders içeriklerinin ve değerler eğitimi çalışmalarının, hayat boyu öğrenmeyi kalıcı kılması ve özellikle öğrendiklerini kullanabilmesini nasıl aktif hale getiririz’in cevabı, okul ders müfredatı içerisinde anaokulu sürecinden başlayan bir karakter kazanma eğitimini var etmemizi ve eğitim politikası içine harmanlamamızı gerektirmez mi?

Her sorunun cevabını kitaplarda katı kurallar ve maddeler içerisinde aradığımız müddetçe başta kendi çocuklarımızı ardından öğrencilerimizin değişimlerini ne yazık ki kaçırmaktayız. Her çocuk özeldir inancını benimsemiş bir eğitimci isek, herkese uygun tek program olduğunu bilincini taşımamız tezatlık oluşturmaktadır.

Çocuklar ile çalışmak sınırsız ve kalıpsız düşünmeyi gerektirir. Kalıpsızlık ise dayatılan öğretilerin ötesini görmek, ötesine geçmeye cesaret ederek elde edilir. 1 oda, 1 masa ve 3 sandalyenin, kağıtların dosyaların içerisinde, mesai saatinin dolmasını beklemek, aldığı teorik eğitimin pratikte bir ömür boyu işine yarayacağını ummak hiç kimse için kabul edilebilir değildir. Öğretmenlerin kendi içlerindeki idealizm ve öğretmen liderliği becerilerinin, açık fikirli ve özgürce kazanım odaklı çalışmalarının zamanı geldi de geçiyor.

Mevlana’nın da dediği gibi, “Dün dünde kaldı, bugün yeni şeyler söylemek zamanı.” Yeni nesil çocuklara dün bilinen yöntemler çerçevesinde yaklaşmak, katı normlar ile çember dışına çıkamamak önce mesleğimizi ardından çocuklarımızdaki değişimleri yakalayamayışlarımızın sebebi olabilir.

Rehber öğretmenler için alternatif bir yaklaşım olan kazanım odaklı felsefe etkinliklerinin, anaokulları, ilkokullar ve ortaokullar için amaca yönelik yapılandırılması ile rehberlik birimini yeni ve işlevsel bir sürece girecektir. Çocuklar, psikolojik ve gelişimsel alt yapısı amaca yönelik hazırlanmış bu alternatif yöntem içerisinde, bir rehberlik görüşmesinden ziyade sohbet ortamında kendini bulacaktır. Felsefe denince ilk akla gelen, antik çağ, filozoflar, kuramlar, -izm’ler olmamalıdır. Felsefe, çocuklara doğru düşünmenin yanında, dayatılanın sorgulanmasına, sorgularken korkmamasına ve özgür hissetmesine de yardımcı olacaktır. Çocuklar, bir konu üzerinde tartışırken kendi hayatlarından bolca örnek vermekte, ailevi ve kişisel süreçlerine değinmektedirler. Aynı zamanda, akranlara göre üstün potansiyelli kimi çocuklar ve çoklu zeka kuramından varoluşsal zekası yüksek olan çocuklar için bu bir iletişim aracı olarak yeniden tasarlanmalıdır.

Okul rehberlik birimleri için alternatif yaklaşım olarak felsefe çalışmalarına başlamak için gerekli en önemli detaylar, kalıpsız düşünmeyi içselleştirmiş, felsefe etkinliği yapabilmek içine ne bir gruba ne katı normlara ihtiyaç duyan bir öğretmendir. Sınırları olan her şeyin sistematik tekrarlandığı müddetçe zihnin doğasına ters düşeceği bilinmelidir. Sınırları olan yerde Felsefe olamayacağı gibi çemberin dışında düşünen çocukları bir çembere hapsetmek de yeni nesil iletişimsizlik olarak anılacaktır.

Yazının Devamını Oku

Çocukların okula adaptasyon sorunu

16 Ekim 2020
İzolasyon dönemi dünyanın pek çok yerindeki çocuklar ve ebeveynler için bir hayli zorlu geçti. Ülkemizde de bu dönemin sıkıntılarını hem ekonomik hem sağlık hem de eğitim alanındaki yüzleşmelerimiz ile yaşamış olduk.

Çocuklarda bu sürecin fiziksel ve zihinsel sorunlara yol açtığını görmekteyiz. Yakın zamanda, İtalya’da yapılan ebeveyn temelli anket çalışmasında çocukların yaklaşık %86’sının duygularını ifade edebilmede zorluklar, davranışlarında konsantrasyon bozukluğu, agresiflik, huzursuzluk, kaygı bozuklukları gibi sorunların meydana geldiği sonucuna ulaşılmıştır.

Yaşadığımız stresli dönemi ve durumları değerlendirme, bu durumlar karşısındaki tepkilerimizi bilişsel ve duygusal gelişmişlik düzeylerimize göre yönetiriz. Çocukların verdikleri tepkiler ve tutumları yaşlarına, kültürel çevrelerine, psikolojik işlevlerine, cinsiyetlerine göre değişebileceği gibi en güvendikleri yetişkinlerle olan yakın duygusal ilişkileri onları fazlasıyla etkiler. Değişkenliği ve belirsizliği yönetmek, uyum sağlamamak için ise başka çıkma stratejilerini kullanır. Bu kavramın dayanıklılık kavramı ile yakın ilgisi bulunmaktadır. Zorlu süreçlerin ardından, sorunu tanıyan ve doğru savunma mekanizması geliştirerek dirençle ayakta kalmasına vesile olan dayanıklılıktır.

Çocuklar okula adapte olmakta güçlük çekebilir hatta direnebilirler. Bazen ise okul moduna girmek hem aileler hem de çocuklar için hayli zorlayıcı bir hal alabilir. Çocukların pandemi sebebiyle içinde bulundukları krize karşı stresle baş etme stratejileri farklılıklar gösterebilir. Bu durum karşısındaki tavır, destekleyici, ben dilini içeren ve çocuğa yönelik olmalıdır. Duygularını ifade etmesine yardımcı olunmalı, güven duyması konusunda açık fikirli bir yol izlenmelidir. Stres ve beraberinde yaşanan olumsuz duyguların (sinir, kaygı, yalnızlık hissi, korku vb.) pek çok insan tarafından yaşandığı ve normal olduğu özellikle dile getirilmelidir. En önemli detay ise günlük aile rutinleri oluşturmak, çocukları ev işlerine dahil etmektir. Zorlu süreçlerdeki aile dayanışmasının, tüm aile fertleri açısından bağlayıcı bir etkisi olduğu unutulmamalıdır.

Eğitim yönünden adaptasyonda görülen en önemli sıkıntı, öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin “Her şey kaldığı yerden devam ediyor/etmeli” düşüncesidir. Bu düşünce çocukların biricikliğine yönelik desteklenmediği gibi, müfredatta yapılan çocuk hazır bulunuşluğundan uzak yüklemeler, telafi dersleri, ağır ve yoğun ev ödevleri çocukları henüz alışamadıkları okul ikliminden uzaklaşmaya, kaygılı ve stresli çocukların duygu durumlarından hasara sebebiyet verecektir. Okulların ilk görevi müfredatı yetiştirmekten önce, çocukların sosyal- duygusal ihtiyaçlarına yönelme, psikolojik yönden destekleme ve bilişsel becerileri dayanıklılık temelinde yeniden inşa etmek olmalıdır. Ancak böyle bir durumda akademik alanda yapılacak yoğun ve tempolu çalışmalar sağlam temeller üzerinde bir anlama kavuşacaktır.

Okul eylem planı içerisinde eğitimciler, çocukların belirsizlik karşısındaki tutumlarını ve uyumlarını kolaylaştırmak adına, duygularını açıkça ifade edebilmesine katkı sağlayacak işlevsel, okul iklimine yönelik ve duygusal aidiyeti destekleyici deneyimlerle desteklendiklerinde, yeni baş etme stratejilerini öğrenen ve hayatına tecrübe eden çocuklar hayat boyu kalıcı bir becerinin de temellerini atmış olacaklar.

    

Yazının Devamını Oku

Online eğitim sisteminde yaşanan sorunlar

7 Ekim 2020
Pandemi süreci ile birlikte gündemimize giren son eğitim sorunsalı olan online eğitim sistemi hem öğretmenleri hem velileri hem de öğrencileri kaosun içine bıraktı. Teknik altyapı ile birlikte online eğitim-öğretim tasarımları konusunda bir kısım öğretmenin kendilerini geliştirmek adına çabaları takdir edilecek düzeydeydi. Kaosu “tatil” anlayışı ile geçiren ve değişime uyum için gelişimden uzak kalmayı tercih eden diğer kısım için ise üzüntümü dile getirmek isterim.

Yeni düzende ailelerin ve öğrencilerin teknik bağlantı sorunları, materyal sorunları, iletişim kopukluğu, bilgi kirliliği gibi sorunlar peşi sıra gelirken, eşitsizliğin hızlı bir ivme ile yükselmeye devam ettiğini görüyoruz. 7 aylık süre zarfında velilerin ve öğrencilerin öğretmenlerinden her anlamda uzak kalışları okul ve eğitime sistemine karşı soğumalarına, öğrenme kayıplarına, disiplin sorunlarına yol açtığı apaçık ortadadır.

Online eğitim sisteminde yaşanan sorunları şu şekilde sıralayabiliriz:

Yazının Devamını Oku

Evde eğitim modeli ve evde ders planı hazırlamanın püf noktaları

18 Eylül 2020
Okulların uzun süreli kapalı oluşunun ardından başlayan online eğitimler ile öğrencilerin bir kısmı haftada iki kez de olsa öğretmenlerini ve arkadaşlarını görebilme şansını elde ettiler. Her ne kadar özlenen sınıf ortamlarına kavuşamasalar da birlikte mücadele etmenin, zorluklar ile birlikte şartlara uyum sağlamanın ne anlama geldiğini ufak yaşlarda kavramaya başlamış oldular.

Yeni eğitim döneminde anaokulları ve 1. sınıflar için hibrit eğitim modelinden yararlanılması ve isteğe bağlı başlayacak şekilde olması, ebeveynlerin bir kısmını da düşündürüyor.

Özel okullarda başlayan online ve yüz yüze telafi eğitimlerinin günlük ve planlı bir biçimde yürütülmesinin, çocukların okula dönüş sürecindeki adaptasyonlarına katkı sağladığını söyleyebiliriz. Fakat kayıp zaman içerisinde, özellikle ilkokul 1. sınıftan 2. sınıfa geçen çocukların yazma ve okumadaki gerilemeleri, alfabeyi sayarken unutmaları, yazı karakter ve düzenlerindeki bozulmalar dikkatlerden kaçmadığı gibi ebeveynlerin eğitim sürecine ne kadar aktif katılması gerektiğinin önemine de bir kez daha tanık olduk.

Çocukların ilk öğretmenleri olan anne babalar veya çocuğa bakan diğer ebeveynler için ev ortamında, ara sınıflar ve özellikle de ilkokul, ortaokul kademesi öğrencileri için ders planın nasıl hazırlanması gerektiği ve nelere dikkat edilmesi gerektiğini, kendi evimde çocuklarıma uygulayış biçimim ile sizlere sunuyorum. Fakat şunu belirtmek isterim ki, çalıştığım ebeveynler ile olan diyaloglarımda annelerin bu konuda kendilerine pek güvenmediklerini ve çekindiklerini gördüm.

Çocuklarımız için her şeyin en iyisi olmasını isteriz, bir sınıf öğretmeninin yaklaşımı, ders işleyişi, eksiklerini tespit ve o yönde yapacağı çalışmalardaki verim vb. pek çok etkeni ebeveynler kendi tecrübeleri ile kıyasladıklarında “Biz bu işin altından kalkamayız, beceremeyiz” gibi karamsar düşüncelere ve kaygılara kapılmaktadırlar. Bir sınıf öğretmenin bilgi, tecrübe ve eğitim yaklaşımları ile kıyaslamaya gidilmesinin ne ebeveynlere ne de çocuklara faydası dokunmamaktadır.

Zaman, annelerin en güçlü olması gereken, kendilerini geliştirmek adına durmadan ilerlemeleri gereken bir zamandır. Okulların eskisi gibi açılmasını beklemek, açıldığı anda çocukların pek çoğunun aynı tempo ve bilgi birikimleri ile devam etmelerini düşünmek şu an için ütopyadan öteye geçemeyecektir.

Bu sebeple çocuklarınızı en iyi tanıyanlar olarak siz ebeveynlere yönelik, evinizde eğitim ortamı yaratmak ve evde eğitim modelini kurgulamanız için işte birkaç önerim:

Yazının Devamını Oku

Yeni eğitim dönemi ve aktif ebeveyn katılımı

8 Eylül 2020
Okulların açılıp açılmama konusu ebeveynler arasında belirsizliğin ve karmaşanın artmasına sebep oluyor. Bir yandan hastalık endişesi yaşayan aileler diğer yandan çocuklarının akademik olarak geri kalmasından, yarı dönemlik kaybın telafi edilip edilememesinden ve bu süreç içerisinde oluşan öz disiplin sorunlarından oldukça muzdarip durumdalar.

Özel okulların, karmaşayı yönetme biçimlerinde su yüzüne çıkan farklarının oldukça değişken olduğunu görmekteyiz. Kimi okulların 7- 8 varan online ders sistemi ve üzerine üç saat daha evde soruların verilmesi, kimi okulların makul orandaki ders sistemleri ile birlikte ödev ve projelendirme sistemlerinin tek başına başarıyı yakalayabileceğinden bahsetmek ise oldukça zor.

Birçok özel okulun ilk hedefinin akademik başarı çabası, yeni dönemde yerini, yeni nesil becerilere, hobi, sanat ve spor dalları ile okulun iç içe geçerek yeni hayat rutini oluşturmasına, teknolojinin 7'den 70'e herkesin öğrenmesi gereken elzem bir kavram olduğunun bilincine, insan ilişkilerinin yeniden düzenlenerek okul-aile iletişim hattının ayrı bir başlık altında ele alınması gerektiğine ve en önemlisi, yıllardır olması gereken aktif ebeveyn katılımının önemine bıraktı.

Ekonomi ve üretim ağırlıklı olarak iş dünyasının, değişkenlik, muğlaklık, belirsizlik ve karmaşıklık kelimelerinin baş harflerinden oluşan KOMB (V.U.C.A) kavramı, sektörün bir parçası haline getirilerek, şirketler ve yöneticiler tarafından kriz eylem planı ile zorlu durumlara karşı ön hazırlık niteliği taşımaktadır. Eğitimde VUCA kavramının gerekliliği, önleyici ve kriz durumlarına yönelik bir eylem planı ihtiyacını bir kez daha hissetmekteyiz.

Bu denli karmaşanın yanında ne yazık ki eşitsizlik de beraberinde gelmekte, bu eşitsizliğin olumsuz izlerini gelecek iki sene içerisinde öğrencilerimizde görecek olmak ise üzücü bir biçimde uykularımızı kaçırmakta ve bu alanda uygulamada neler yapılabilir düşüncesi ile paydaşlarla sürekli çalışmalarımız devam etmektedir. Devlet okullarının öğretmen insiyatifindeki online derslerinin verimsizliği, yeni okumaya geçen çocukların okuma ve yazmalarındaki gerilemeler, sınav sürecinde olup en verimli geçmesi gereken zamanlarında online eğitimin yetersizliği ile birlikte öğretmenleri tarafından destek göremeyen binlerce çocuk, yeni döneme öğrenme kayıpları ve disiplin eksiklikleri ile başlamanın verdiği üzücü bir tablo...

Eğitim liderleri, yöneticileri ve öğretmenleri olarak telafi etmemiz gereken kayıp bir zaman var. Özel okul yöneticilerinin yıllardır süren rekabetlerinin bu dönemde iş birliğine dayalı çözümler üretmek adına fikir birliğine giderek öğretmenleri her yönden desteklemeli ve ebeveynlere eğitim içerisinde aktif bir rol alacak şeklide yeni dönemi düzenlemelidir. Geçmişin getirdiği olumsuz ebeveyn okul ve öğretmen ilişkisinin artık yıkılması ve yeni bir ilişki modelinin geliştirilmesi gereken bir devrim sürecinin içindeyiz. 

Öğrencisi olan her ebeveyn, çocuğunun eğitim hayatı boyunca okul ve öğretmen ile bir ortaklığa girmiş durumdadır. Bu ortaklığın yegane normu ise iş birliği içerisinde hareket etmektir. Fakat, ağırlıklı olarak bizde olan ve süre gelen durum, ebeveynin çocuğunun eğitim yükünün tamamını okulun ve öğretmenin sırtına yüklemesi ve çocuğun herhangi bir sorunu karşısında sorumluluğu karşı tarafa yükleyerek, suçlama içerisinde girmesidir. Özellikle özel okullarda sıkça rastlanan bu durum, ne yazık ki ebeveyn eğitimlerinin, aile seminer ve atölyelerinin genel hatalarının “çocuk merkezli” olmasından kaynaklanmasıdır.

İster özel ister devlet okulu olsun yapılan işin hesap verilebilirlik ve şeffaflık politikası süreklilik arz ettiği sürece, eğitim kalitesinin veli iş birliğinden ve kutsal bir görev yapan öğretmenlerin kendilerini kuruma ait hissedecek bir politika ile harmanlanması gerektiğini ön görmekteyim.

Ebeveynlerin, eğitimde aktif katılım sağlamaları, öğretmen ile olan pozitif ortaklıkları, çocukların öğrenim başarılarına doğrudan olumlu etki etmektedir. Online eğitimin gerçekleştirildiği günümüz şartlarında, ebeveynlerin çocukları ile ev ödevlerini yapmaları, birlikte rutin oluşturarak organize olmaları hem öz disiplin oluşturma hem akademik ve duygusal gelişime destek hem de aile bağlarındaki güçlenmeleri beraberinde getirecektir.

Yazının Devamını Oku