Sevgili Güzin Ablacığım, ben 23 yaşında genç bir kızım. Üniversitede okuyorum. Bundan yaklaşık 1.5 sene önce, okulda tanıştığım kendimden küçük bir erkeğe âşık oldum. 1 sene kadar güzel bir ilişkimiz oldu.
İlk başlarda her şey o kadar güzeldi ki beni çok sevdiğini, bana asla zarar vermeyeceğini, beni herkesten koruyacağını söylüyordu.
Onu bir gün annemle tanıştırmak istediğimi söylemiştim. Çünkü ilk kez gerçekten âşık olmuştum. Ancak o bu fikre hiç sıcak bakmadı, hep kaçtı...
Sonra bana açıkça benimle ilişkiye girmek istediğini söyledi. Ona göre eğer bu isteğini yerine getirmiş olsaydım ona sevgimi göstermiş, fedakârlıkta bulunmuş olacaktım. O öyle düşünüyordu. 2 gün boyunca düşündüm, çünkü ailem biraz tutucudur.
Babam sadece namusu şerefi için yaşayan biridir. Benim evimden telli duvaklı kırmızı kuşağımla çıkmamı istiyor… Aslında onu çok iyi anlıyorum, hak veriyorum da.
O yüzden bir yanlış yapmamak için anneme ve ablama anlattım bu durumu. Onlar tabii ki karşı çıktılar, bana yardım edip beni bu durumdan kurtarmaya çalıştılar.
Onun beni gerçek anlamda sevmediğine ikna etmek için çırpındılar... Ve biz ayrıldık.
Merhaba Güzin Abla, ben 10 yıldır evli bir kadınım. Size daha önce de yazdım fakat bu sefer çok çaresizim.
Nereden başlasam bilemedim, benim bir de çocuğum var fakat kalbim bir süredir başka birisi için atmaya başladı. Ama ben bunu ne eşime ne de karşıdaki o insana hissettirdim. Asla ne karşıdaki insana yanlış bir harekette bulundum ne de eşime.
O kişi apartmanda alt katımızda oturuyor, bildiğim kadarıyla da o genç, ya bekar ya da boşanmış. Ben onu sadece platonik olarak seviyorum. Onun haberi bile yok.
Alt katımızda yaşaması her an onu düşünmeme neden oluyor ve bu beni uykusuz ve yorgun bırakıyor.
Eşime bir süredir ‘bu evden taşınalım’ diyorum. Ama o buradan gitmek istemiyor; ‘bu şartlarda çok zor’ diyor.
Aslında o da haklı, tek maaşla nereye gidiyoruz? O kadar yoruldum ki, beynim yorgun, bedenim yorgun. Düşünmek istemiyorum ama elimde olan bir şey değil, gönlüme söz geçiremiyorum.
Birkaç gün görmesem deli oluyorum. Ama bir anda görünce kalbim yerinden çıkacak gibi oluyor. Eşimi aldatmayı asla düşünmedim ama onunla oturup sohbet etmeyi çok isterdim. O çok donanımlı, pozitif, güler yüzlü biri. Eşimle ise hiçbir zaman böyle bir sohbetimiz olmadı.
Kışa hazırlık için evde yapılan domates sosları, doğru yöntemler uygulanmadığında sağlık açısından tehlike yaratabiliyor. Uzman Gıda Mühendisi Tuğba Bayburtluoğlu, özellikle pastörizasyon işleminin önemine dikkat çekerek, “Domates sosları kavanoza konulup kapağı kapatıldıktan sonra kaynar su içerisinde en az 15 dakika 98-100°C’de kaynatılmalı. Bu işlem pastörizasyonu sağlar ve mikroorganizmaların üremesini engeller” diyor.
Bayburtluoğlu, kavanozların ve kapakların temizliğine de dikkat çekiyor ve “Kapak ve kavanoz mutlaka yıkanıp kurulandıktan sonra dolum yapılmalı. Kavanoz ağzından bir parmak boşluk kalacak şekilde doldurulmalı ve kapak 3 geri 1 ileri yöntemiyle sıkıca kapatıldıktan sonra suyun içinde en az 15 dakika kaynatılmalıdır” diyor.
Evde sıkça yapılan bir hataya da değinen Bayburtluoğlu, kavanozun ters çevrilmemesi gerektiğini belirtiyor: “Kavanoz kapağında plastik bir conta bulunur. Kavanoz ters çevrildiğinde bu plastik sosa karışabilir. Böylece evde sağlıklı bir ürün yapmaya çalışırken farkında olmadan plastik tüketmiş olursunuz.”
Kıvamı daha yoğun olan salçada ise risk çok daha büyük. Ev koşullarında daha dikkatli hazırlanması gerekiyor: “Salçayı tuzsuz ve özel makineler olmadan ev ortamında kıvamını koyulaştırmak ve pastörize etmek çok zordur. Bozulan salça ve konserve ürünler, botulinum toksini üretme riski taşır ve sinir sistemi üzerinde felç etkisinde bulunarak solunumu durdurmaya kadar giden bir tehdit oluşturur. Evde ancak bol tuzlu ve kimyasallı salçalar yapabilirsiniz ama bu kadar tuzu ve kimyasalı tüketmek ister misiniz, onu da sorgulamak gerekir.”
Sadece evde yapılan ürünlerin değil, satın aldığımız konserve ürünlerin de riskli olabileceğini belirten Tuğba Bayburtluoğlu, konserve ve kavanoz ürünlerde kapak kısmının içe doğru çökük olmasına dikkat edilmesini ve dışa doğru bombeli veya çatlak ürünlerin kesinlikle kullanılmaması gerektiğini vurguluyor.
◊ Rumuz: Hande U.
YANIT
Başta yakın çevremdeki dostlarım olmak üzere, bu aylarda hanımlarımızın domates sosu ve salça yapmaya merakı dikkat çekici boyutlarda. Ancak TV ve gazetelerde sık sık karşımıza çıkan zehirlenme haberleri, özellikle de son olarak iki çocuğumuzun kaybına yol açan şu domates soslu makarna olayından sonra, okurlarımın endişesini gidermek için bu konuyu köşeme almak istedim. Bu yazıyı bana gönderen sevgili Hande Hanım’a da teşekkür ederim.
İnsan doğası gereği hiç yaşlanmayacak ya da sonsuz yaşayacakmış duygusuyla yaşamını mutlu kılan bir varlık.
Dünyanın hemen hemen hiçbir nimetinden yararlanamayacak kadar melekelerini yitirmiş biri bile yaşama tutunmak için her türlü çabayı gösteriyor.
Ve 80 yılın bir ara muhasebesinin de yapılması gerekir diye düşünüyorum.
Çok şeye alışmamız gerekiyor. Yaşamımızın ilk evrelerinde büyükbaba ve annelerimizi, orta evrelerinde anne ve babalarımızı, daha sonra da gülüp oynadığımız, aynı değerleri paylaştığımız, kızdığımız, sevdiğimiz, âşık olduğumuz, hep yanımızda olmasını istediğimiz insanların bizi terk ettiğine tanık oluyoruz.
Çalınan her telefona eskisi gibi coşku ile sarılmıyor, bir sevdiğimizle ilgili kötü bir haber almanın endişesini yaşamaya başlıyoruz. Zamanın ve ölümün geriye döndürülemez olduğunu yaşayarak öğreniyoruz.
Zaman zaman gösteremediğimiz sevginin pişmanlığını yaşıyoruz. ‘Keşke’ diyoruz... Ancak yaptığımız iyi şeyler, özellikle bir başkası için yaptığımız iyilik ve fedakârlıkları anımsıyor ve ‘iyi ki’ diyoruz... İkisinin toplamından çıkan sonuç yaşamımızın kalitesini veriyor...
Yaklaşık 7 milyon yıldan bu yana insanın var olduğunu biliyoruz... Hiçbirimiz bugünkü düşünce ve olanaklarımızla geçmişi değerlendirip yargılayamayız.
Benim bir ilişkim vardı. Bu genç beni sürekli aldatıyordu. Uyuşturucu kullandığını da öğrendikten sonra uzak durmak istedim. “Senin bende videoların, fotoğrafların var” diye beni tehdit etti. Ben o zamanlar ne yapacağımı bilmiyordum, sürekli kötü şeyler düşünüyorum.
O dönem beni seven başka bir genç vardı, o an nasıl bir duygu içindeydim bilmiyorum ama kalkıp bütün bu yaşadıklarımı ona anlattım.
Biliyorum anlatmamam gerekiyordu ama kendimi o an çok güvende hissetmiştim, çok dertliydim ne yapacağımı bilmiyordum. Bu genç önceleri bana sahip çıktı. Sonra evlendik...
Ama sonra gerçek kişiliği ortaya çıktı... Tam bir psikopat... Sürekli bana bağıran, bana vuran, beni döven biri oldu.
Yani ben o sırada bana böyle davranacağını bilmiyordum, hiçbir şekilde hakkında hiç bilgi sahibi değildim.
Güzin Abla ben boşanmak istiyorum ama bana çok işkence ediyor. “Senin hayatın mahvederim, o videoları ailene gönderir, yalan yanlış şeyler söylerim, senin adını çıkartırım. Seni boşamayacağım seni mahvedeceğim” deyip duruyor. Ben ne yapacağım?
Dayıma anlatmak istedim yapamadım çok utandım.
“O, sadece bir köpek değildi. Bir gölgeydi. Sessiz, sadık, sezgileri insanı utandıracak kadar derin bir dost.
Adı Killian’dı. Golden Retriever cinsinden, 6 yaşında. Parlak tüyleriyle değil, içindeki ışıkla tanınırdı. İsveç’in soğuk topraklarında eğitilmişti ama kalbi, dünyanın en sıcak acılarına koşacak kadar cesurdu.
2023 yılının şubat ayında, yeryüzü Türkiye’de iki kez sarsıldığında, insanlar enkazların altında zamanla yarışırken o da yola çıktı. Sahibinin adı Kiril Hristov’du.
Ama Killian için o bir sahipten öte, bir yoldaştı. Birlikte eğitilmiş, birlikte nefes almış, birlikte umut olmuşlardı.
Maraş’a vardıklarında, etrafı yalnızca çığlıklar değil, derin bir sessizlik kaplıyordu. Betonların altında kalmış canlar, duyulmayı bekliyordu. İşte orada, Killian sessizliği dinlemeyi öğrendi. Bir burun hamlesiyle, bir pati vuruşuyla, bir göz bakışıyla ‘Burada biri var’ demeyi...
Killian 18 kişinin hayatına dokundu o günlerde. Ama sadece enkaz altındaki insanların değil, onları bekleyen çocukların, annelerin, babaların, eşlerin de hayatına. Bir köpeğin dokunuşuyla kader değişti. Çünkü Killian ararken sadece bedenleri bulmuyordu. Umudu çıkarıyordu molozların altından.
Merhaba Güzin Abla, ben üniversiteye giden 19 yaşında genç bir kızım. Bu genç yaşımda hayatımdan bıkmış, usanmış ve yaşadıklarımdan sonsuz bir şekilde yorulmuş bir haldeyim.
Daha küçük yaştayken annem, babamın çapkınlıklarına ve kumar tutkusuna sırf benim ve kardeşlerim için katlanıyordu ve ona tekrar tekrar şans veriyordu. Babam ise pişman olmasına rağmen bu şansları yine hep teker teker boşa çıkarıyordu. Böylece yıllarca babamın başımıza açtığı sorunlara, borçlara hep beraber göğüs gerdik. Daha sonra babam bir yaralama suçundan cezaevine düştü.
O cezaevindeyken annem baba rolünü, ben ise 9 yaşında anne rolünü üstlendim.
Babam çıktıktan sonra ise yine düzelmedi, yine kumara kadınlara gitmeyi tercih etti. Bu süreçte hep maddi sıkıntılarla boğuşup durduk tabii. Kötü günler hiç bitmedi...
Şimdi ise kardeşlerim ve ben büyüdük ama ailemiz dağılmak üzere... Abimin uyuşturucu kullandığından şüpheleniyoruz. Babam yine sabahlara kadar eve gelmiyor ve annem çözümü buradan köyümüze dönüp evden kaçıp gitmekte arıyor.
Ben de korkuyla bu durumu izliyorum...
Herkesin psikolojisi mahvolmuş durumda.
Merhaba Güzin Abla, size utanarak yazıyorum. Ben evli ve iki çocuğu olan bir kadınım. Ama eşimi eski nişanlımla aldatıyorum. 3 yıldır onunla görüşüyorum, çünkü yıllarca unutamadık birbirimizi... Kopamadık hiç...
Düğünümüze birkaç hafta kala eşya, mobilya alımı sırasında ailelerimiz arasında bir anlaşmazlık çıktı ve kavga ettiler. İş büyüdü ve ayırdılar bizi.
10 yıl sonra birbirimizi bulduk ama ikimiz de evliyiz, ikimizin de küçük 2 çocuğumuz var. Şimdi hiç kopamıyoruz. Geçmişin yarım kalmışlığın hesabını sorarcasına ayrılamıyoruz ve her geçen gün daha da bağlanıyoruz birbirimize.
Önceden ayda bir görüşür, haftada bir kere konuşur teselli arardık; şimdi ise hiç ayrılmak istemiyoruz. Evde hayatı herkese zehretmeye başladım. Sevdiğim adamla birbirimizi göremeyince üzülüp geriliyoruz.
İkimiz de sorunlu hale geldik Güzin Abla. Ailelerimize de zarar veriyoruz bu yüzden. Kendimi çok kötü hissediyorum, hem çok utanıyorum yaptığımdan, hem de vazgeçemiyorum. Kendimizi bu çıkmazdan nasıl çıkaracağımızı bilemiyoruz ikimiz de.
Beraberliğimiz tam 6 yıl sürmüştü. Her şey yolunda gidiyordu. Biz çok iyi anlaştık, birbirimizi çok sevdik. Ve düğünüme bir ay kala saçma sapan bir nedenden ayrıldık.
Şimdiki eşim benden 12 yaş büyük. Ben hiçbir zaman eşimi sevemedim. Onunla aile zoruyla evlendim. Ama işim yok gücüm yok. Çocuklar da küçük, ayrılamam kocamdan da... Ama böyle de gitmiyor...