Merhaba Güzin Abla, kocam 53 yaşında. 28 senelik evliyiz ve 17 yaşında bir oğlumuz var. 4 sene önce eşim abisini kaybetti, anne ve babası da çok genç yaşta ölmüşler.
Abisinin ölümü onu çok üzdü. Kendine gelemedi. Ben ona çok destek verdim ama nafile. Bakımsız bir erkek oldu... Yıkanması için bile ona yalvarıyorduk. Zavallı ve perişan bir hali vardı.
Odaları ayırmıştık, evliliğimiz bitmişti sanki ama hâlâ bir aradaydık, dışarıya karşı hâlâ karı koca gibi davranıyorduk.
Bir senedir davranışlarından şüpheleniyordum, bana karşı çok uzak ve soğuk davranıyordu. Sürekli çevresinde konuşmak için insan arıyordu ve herkes ondan bıkmıştı.
Tatildeyken cep telefonunu ele geçirdim. Bir süredir 63 yaşında bir kadınla mesajlaşıyormuş.
Birlikte kahve içiyorlarmış. Kadını sevdiğini söylüyor ama kadın mesajlarda onu istemediğini yazıyor. Kadına çiçek göndermiş ve saat almış.
Bütün mesajlarını okudum ve yıkıldım. Çünkü bunu yazan ve yapan kocam olamazdı. Ama inkâr etmedi ve telefon sapıklığına kapıldığına, bir boşluk içinde olduğunu söylüyor.
Hiçbir yerde görmediğim, bilmediğim bir yüzdü ama kalbime işlemişti. O kız, sanki geleceğimden bana selam vermiş gibiydi.
Aradan yıllar geçti. 17 yaşına geldiğimde yolum İstanbul’a düştü. İçimde hep bir isteğim vardı; bir kız arkadaşım olsun, hayatımı paylaşabileceğim biri olsun. Ama ne çare... Cesaretim yoktu, hep içime kapanıyordum.
O yıllarda gazetenin bir köşesi çok meşhurdu: Güzin Abla. İnsanlar dertlerini, aşklarını, hayallerini oraya yazardı. Ben de bir gün cesaretimi topladım ve yazdım.
Hiç beklemediğim bir şey oldu: Tam 80 kız bana mektup gönderdi. Hepsinin yazısını okudum, hepsinin dünyasına dokundum.
Ama içlerinden biri vardı ki, satırlarında farklı bir sıcaklık hissettim. O an anladım, aradığım, belki de rüyamda yıllar önce gördüğüm kişi oydu.
Mektuplar bizi İstanbul’dan Kırşehir’e götürdü. Aradan geçen yıllar boyunca kalemimizle ördüğümüz o bağ, bir dostluk olmaktan çıkıp gerçek bir sevdaya dönüştü.
Her satırında özlem, her cümlesinde umut taşıyan mektuplar... 5 uzun yıl, birbirimizin sesini kalemden, nefesini kâğıttan duyarak yaşadık. Ama kaderin önümüze koyduğu engeller vardı. Onun ailesi beni tanımıyordu. Benimse arkamda duracak kimsem yoktu.
Açıklama istediğimde, nereye götürdüğünü söylemeyi kesin bir dille reddetti ve sadece “emin ellerde” olduklarını söyledi.
Ama ihanete uğramışlık duygusundan kurtulamıyordum. Yıkılmıştım. Kedilerim Maxim, Oleg ve Luna hayatımın çok büyük bir parçasıydı ve bana danışmadı bile.
Dürüst olmak gerekirse boşanmayı ciddi ciddi düşünmeye başladım. Acaba ben mi abartıyorum? Yoksa gerçekten de geçilmemesi gereken bir çizgiyi mi geçti?
Ertesi sabah eşimle sakin bir şekilde konuşmaya çalıştım. “Lütfen bana nerede olduklarını söyle” dedim. Kollarını kavuşturdu ve soğuk bir şekilde cevap verdi: “Onlar iyiler. Sanki sokağa atmışım gibi davranıyorsun. Onları emin ellere teslim edilmesini sağladım.”
Aramaya başladım. En yakın barınaklara gittim, internete ilanlar verdim ve ödüllü broşürler bastırdım. Birkaç gün geçti ama hiçbir şey bulamadım. Her eve döndüğümde nefretimin büyüdüğünü hissediyordum. Peki ya eşim? Hiçbir şey olmamış gibi bir tavır içindeydi.
Ve bir gün hayvan barınağında çalışan bir arkadaşım bana şunları yazdı: “Sanırım kedilerinizi gördüm. Birkaç gün önce bir kadın sizinkine çok benzeyen üç tane getirdi.”
Barınağı aradaığımda şu cevabı aldım: “Çok üzgünüm ama onlar çoktan yeni sahiplerini buldular. Sahiplerin bilgisi gizli. Ama size temin ederim ki, onlar iyi ailelere gittiler.”
Güzin Abla, çok karmaşık hissettiğim bir dönemdeyim. Babamın annemi dövdüğü, aldattığı kaotik bir ailede büyüdüm. Üniversite yıllarımda ise evli biriyle kopuk bir ilişkim oldu. Bunlar beni hayata, insanlara karşı güvensiz biri yaptı.
Şimdi 28 yaşındayım. Hayatıma düzgün biri girdi. Benden 3 yaş büyük. Kanser hastası babasını tedaviye getirdiği sırada, beni çalıştığım yerde görmüş.
Çok seviyor, aşırı ilgi gösteriyor, beni mutlu etmek için elinden geleni yapıyor. Çabasını, fedakârlığını görüyorum. Benimle hayatıyla ilgili her şeyi dürüstçe paylaştı.
Takıntılarımı gidermek için aynı konuları defalarca konuşsak da ses etmeden açıkladı.
Kaygılarımı geçirmek için çabalıyor her zaman, ben ise hep bir açık yakalama peşindeydim. Bu huyum da annemden geçmiş sanırım. Hep bir kuşku var içimde.
İlk zamanlar keyif alırken, işler ciddiye doğru gittikçe emin olma isteğim artıyordu ve onu her konuda test etmek istiyordum.
Bir ara sinirlenince sesi yükseldi; ‘babama mı benziyor acaba’ dedim. Başka zaman el şakası yaptı, ‘sen şiddet yanlısı mısın’ dedim. Bazen bir şeyleri benden sakladığını düşünüyorum. Bu iç ses mi, kuruntu mu bilmiyorum.
Merhaba Güzin Abla ben 29 yaşında, 9 senelik evli bir genç kadınım. Eşimle evliliğimizin ilk günlerinden bu yana sorunlarımız hiç bitmiyor. Bana karşı ilgisiz, anlayışsız, sevgisiz biri.
Beni sürekli aşağılıyor, hakaretleri hiç bitmiyor. Zaman zaman şiddete de başvuruyor. Kendimi ona bir türlü sevdiremedim... Bu durumda ‘niye çekiyorsun, neden ayrılmıyorsun’ diyeceksiniz ama maalesef bizde boşanmak yoktur. Kısacası boşanmamıza izin vermezler. Ayrıca çocuklarım da var. Bu da beni çok düşündürüyor.
Bir süredir sosyal medyadan tanışıp görüştüğüm biri var. Her ne kadar istemesem de kendimi sanal alemde bir ilişkinin içinde buldum. Onun ilgisi, şefkati çok güzeldi. Kısa sürede kendimi kaptırdım.
Beni şımartıyor, sevgiyle yaklaşıyor. Ben bu duyguyu hiç bilmiyordum. Beni çok sevdiğini hissedebiliyorum. Ama o da evli.
Bana ‘onlardan bağımsız biz olalım’ demişti ama benden beklentileri var.
Görüşmek istiyor... Ben bunun hiç mümkün olamayacağını defalarca söyledim. Söylediklerim karşısında hep alttan alıyordu... ‘Seneler sürse bile ben seni beklerim, yeter ki bağımız kopmasın’ diyordu hep...
Ancak mesafeli olduğum için, ‘ben artık yapamıyorum, çok üzülüyorum, yoruldum artık’ deyip benden ayrıldı.
Merhaba Güzin Abla, 30 yaşında, 12 yıllık evli, iki çocuk annesi bir kadınım. Eşimle severek evlendik.
Benim sevgim hiç azalmadı ama eşim hem beni sevdiğini söylüyordu hem de beni sürekli aldatıyordu. Hangi işe girse oradan yeni biriyle aldatıyordu beni.
Bu duyguyla yaşamak çok zordu. Psikolojim bozuldu. Birini bulup takip ettirdim eşimi, işyerinden bir kızla birlikte olduğunu anladım. Kızın evine gidiyor, orada bir süre kalıyor, onunla olduğu zamanlarda eve çok geç geliyordu. Sorduğumda ise “İşyerini geç kapattık” diyordu.
Artık dayanamadım, çocukları aldım ve bekâr ablamın evine taşındım.
Eşim geldi, yalvardı, yakardı, bir daha asla böyle bir şey yapmayacağına yeminler etti.
Ama bu kaçıncı yemin edişi, biliyorum ki yine yapacak...
Çocuklarını bile düşünmüyor. Başka kadınlara gitmekten kendini alamayacak.
1921 yılında İstanbul’un kalabalık sokaklarında dünyaya geldi. Gazetecilik yolculuğuna, 1952 yılında Yeni İstanbul’da mütercim olarak başladı. Annesiyle omuz omuza çalıştı.
Sonra... Sonra dertleri çevirdi satırlara, sıkıntıları çözdü kelimelerle. Son Havadis’te yazdığı “Sorun Söyleyelim” köşesiyle milyonların dert ortağı oldu. Akşam’da, Hür Vatan’da “Derim ki” dedi...
Ve en sonunda “Güzin Abla Dertlerinizle Baş Başa” dediğinde, Türkiye’nin dört bir yanından gelen mektuplar, kâğıda dökülen iç çekişlerin, mektuba gizlenen gözyaşlarının adıydı...
Yalnız kadınların değil, toplumun suskunlarının da sesi oldu. Bir kalem nasıl olur da bu kadar şefkatli, bu kadar empatik olabilir diyordu insanlar. O oldu. Bir anne gibiydi. Bir sırdaştı. Bir dertdaş...
“Siyaset Çarkı”nı yazdı. “Ihlamurlar Altında”yla içimize sinen gölgeleri anlattı. Ama esas edebiyatı, köşesiydi. Milyonların kalbine kök salan, nasihatle sarmalanmış cümlelerdi onun gerçek mirası...
Merhaba Güzin Abla, kendimi öyle sıkışmış hissediyorum ki anlatamam. Eşim, onunla tanışmadan önce yaşadığım bir ilişkiyi öğrendi. Bu kişi amcamın oğluydu. Aramızda tam anlamıyla bir cinsel ilişki yaşanmadı ama zaman zaman fiziksel yakınlaşmamız oldu.
Eşim bunu öğrenince öfkelendi ve boşanmak istediğini söyledi. O sırada henüz 4 aylık evliydik. Bana “namussuz” diyerek hakaret etti, onu kandırdığımı ve bu durumu asla hazmedemeyeceğini söyledi.
Bu ilişkiyi ondan gizlediğim için beni suçladı. Ben de bu yüzden boşanmanın doğru olmadığını, bunun geçmişte kalan bir durum olduğunu anlatmaya çalıştım. Fakat eşim bana şiddet uyguladı.
Bu olaylar üzerine ben intihar etmeye kalkıştım. Eşim babamı arayıp “Kızınızı alın, götürün” dedi. Babam da, yeğeniyle ilişkim olduğunu öğrenince büyük tepki gösterdi, kuzenime küfür etti. Ardından bize dönüp “Bunları daha önce hiç konuşmadınız mı” diye sordu. Bu sözler eşimi iyice sinirlendirdi.
Eşim, her şeyi babamlara anlatmamı, ancak o zaman bize bir şans daha vereceğini söyledi. Ben de babama her şeyi anlattım. Babam kızdı ama ne dövdü ne de hakaret etti. Sonra eşime dönüp “Sen benim kızıma nasıl ‘namussuz’ dersin” diyerek tartışma başlattı. Bu olay büyüdü, iki taraf da birbirine hakaret etti. Eşim, “Ya ailen ya ben” dedi. Ben de eşimle kalmayı seçtim.
Babam, “Bu adam sana bunu hayatın boyunca yüzüne vurur” diyerek beni uyardı. Eşime “karaktersiz” diyerek tepki gösterdi. Bu olaylardan sonra ailemle görüşmemeye başladım. Ancak annem sürekli mesaj atıp bizi rahatsız etti. Bu şekilde sekiz ay geçti.
Şimdi ise boşanıyoruz. Eşim hâlâ bana “akraba sevicisi” diyerek hakaret ediyor. Oysa daha 40 günlük evliyken bile, hatta nişanlıyken bile sık sık “ayrılalım” diyen biriydi. Şu anda 6 aylık hamileyim. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Lütfen bana yardım edin... ◊ Rumuz: Boşanma aşamasında
YANIT