Elif Doğru

Dünya Sarılma Gününde Kendinize Sarılmaya Ne Dersiniz?

21 Ocak 2021
Evet, yanlış okumadınız. Kendimize de sarılmaya ihtiyacımız var.

Sarılmak toplumda evrensel şefkatin sembolüyse, öz-şefkatle kendinize de sarılabilirsiniz.

Özellikle pandemi sürecinde sevdiklerimizden uzak, sosyal mesafeyi koruyarak geçirdiğimiz onca zamanı göz önünde bulundurursak bugünü kendimize sarılma günü olarak değerlendirebiliriz.

Hatta sarılırken de kendinize şu soruları sormanızı istiyorum;

Ardından hala kendinize sarılmaya devam ederken 10 kere derin nefes alıp verin ve her nefesin ardından zihninizde şu sözleri tekrarlayın:

“Ben kendimi çok seviyorum”

“Kendimle barışığım”

“Çok sağlıklıyım ve çok mutluyum”

“Sahip olduğum her şey için şükrediyorum”

Yazının Devamını Oku

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü

25 Kasım 2020
Kadınlara yönelik şiddetin dünya çapında tahmini oranının yaklaşık %25-%50 arası olduğunu biliyor muydunuz?

Dünya sağlık örgütünün 2013 yılında yayınladığı rapora göre dünyadaki kadınların %35’i şiddete maruz kalıyor. Türkiye de ise bu oran 2008 yılında yapılan araştırmaya göre %39’dur.

Günümüzde kadınların hala şiddetle mücadele etmeleri ne kadar trajik öyle değil mi? Kaldı ki şiddet gösterenlerde birer anne evladı. Ne yazık ki şiddet gören veya şiddete aile içinde tanık olan çocuklarda kadınlar kadar etkilenmektedir. Bu gibi durumlarda genel olarak çocuklarda kaygı bozuklukları, korkular, yeme ve uyku bozuklukları görülmeye başlanabiliyor. Ayrıca benlik saygısının düşmesi, çaresizlik, şiddete başvurarak istediğini yaptırabilmeyi öğrenmelerinin yanı sıra, büyüdüklerinde de aynı davranışı gösterme potansiyelleri artıyor. Şiddet gösterme eylemi de bir kısır döngüye giriyor maalesef.

En çok şiddet gören kadınların durumlarına baktığımızda;

Peki, şiddet yalnızca fiziksel midir?

Tabi ki hayır.

Kadına şiddetin çeşitleri vardır. İlla fiziksel olması gerekmez psikolojik şiddette kadının ruh sağlığının bozulmasına yol açar. Şiddetin fiziksel ve psikolojik boyutlarının da yanı sıra cinsel ve ekonomik şiddette mevcuttur. Bu durum hem bireysel hem de toplumsal bir sorundur.

Şiddet gören kadın en güvende olması gereken evinde bile kendisini tehdit altında hisseder, bu durumu çevresiyle paylaşmaya çekindiği için sosyal yaşamdan uzaklaşır ve iyice depresif bir duygu durumuna bürünür. Bir süre sonra bu kişide öğrenilmiş çaresizlik ortaya çıkmaya başlar ve yardım arama ihtiyacını bile eyleme geçirmekte zorlanır. O nedenle her kadının bu gibi durumlarda ne yapması gerektiğini, nereden destek alabileceğini biliyor olması oldukça önemlidir.

Kadın şiddet gördüğü zaman en yaygın olarak korku, kaygı, suçluluk, değersizlik, huzursuzluk gibi duygular yaşar. Şiddetin sonucu fiziksel darbeyse kimi zaman ölümle sonuçlanır kimi zamansa kişiyi intihar düşüncelerine ve hatta intihar eylemine sürükleyebilir. Şiddet gören kişilerde aynı zamanda depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, kendine zarar verme davranışı, anksiyete bozukluğu, alkol veya madde bağımlılığı gibi bir çok psikolojik/psikiyatrik durumlar ortaya çıkabilmektedir. Bu noktaya gelinmeden önce kişinin harekete geçmesi ve yardım kuruluşlarına başvurarak kendi güvenliğini sağlamasının yanı sıra psikiyatrik ve psikolojik tedavileri içinde destek almaları yaşamlarını tekrar kurabilmeleri açısından son derece önem taşır.

Yazının Devamını Oku

Depremin Çocuklar Üzerindeki Etkileri

1 Kasım 2020
Çocuklar depremden yetişkinlere göre çok daha fazla etkilenirler. Kendi dünyalarında bir anlam arayışına girerler ve en çok korktukları şey belirsizliktir. O yüzden ebeveynlerine olayı anlayabilmek için çok sık soru sorabilirler. Her seferinde sabırla ve en doğru şekilde durumu dramatikleştirmeden açıklamak gerekir.

Çünkü çocuklar anlamadıkları şeylerden korkarlar ve bu korku bir travmaya dönüşebilir. Lütfen çocuklarınızın yanında depremle ilgili duygularınızı çevrenizdekiler ile açık bir şekilde paylaşmayın. Çocuğum duymuyordur veya zaten oyun oynuyor ilgilenmiyor diye düşünmeyin mutlaka bir kulağı sizdedir.
Olabildiğince çocuğunuza durumu anlatmak, neden ve nasıl olduğunu açıklamak, onu bilgilendirmek ve olayları çok büyütmeden kısa ve öz bir şekilde anlatmanız süreci anlamlandırmalarına yardımcı olacaktır. “Nasıl kışın yağmur yağıyor bazen gök gürüldüyor ve şimşek çakıyor. Deprem de bir o kadar doğal bir durum. Her zaman olmasa da arada olabilecek bir şey.” Tarzında açıklamalar yapabilirsiniz. Ayrıca çocuğunuzun duygularını anladığınızı belirtmeniz de oldukça önemlidir. “Korktun biliyorum, ben de şaşırdım ama artık güvendeyiz ve ben senin yanındayım merak etme.” gibi açıklamalarla sizin onu anladığınızı ve saygı duyduğunuzu anlayacaktır.

Bazı çocuklarda deprem sonrasında belli başlı davranışlar gözlemleyebiliriz. Bunlar: ani davranış değişiklikleri, huzursuzluk, ağlamalar, uykusuzluk, beslenme sorunları, yalnız başına uyuyamama, alt ıslatma, tırnak yeme, sebepsiz karın ağrıları, mide bulantıları, korkular, okula gitmek istememe gibi türlü davranışlar görülebilir. Bu gibi durumlarla karşılaştığınız da çocuğunuzu rencide etmeden ona bu durum hakkında yardım edebileceğinizi söyleyebilirsiniz. Öncelikle size ne hissettiğini anlatmasını isteyebilir ardından birlikte oyun oynayabilir veya resim çizebilirsiniz. Her aşamada çocuğunuzu gözlemlemeniz oldukça önemlidir. Çünkü iç dünyasıyla ilgili bilgileri çocuğunuz bu gibi yollarla dışa vurur. Eğer çocuğunuz çok kaygılıysa, durumdan dolayı travmatize olduğunu düşünüyorsanız en kısa zamanda bir uzmandan destek almanızı öneririm.

Depremin Ergenler Üzerindeki Etkileri
Ergenlik yetişkinliğe doğru çıkılan bir yolculuktur. Bu yolda ilerlerken bazen kişinin karşısına engeller çıkabilir. Kendini gerçekleştirme ve bulma evresinde olan kişi bu süreçte bir anlam arayışı içerisindedir. Bilinçli ve aynı zamanda hayata karşı kaygılıdır. Özellikle bu dönemde olan bir genç deprem gibi bir doğal afet ile karşılaştığında çok fazla kaygıya kapılabilir. Geleceğe dair planlamalarında kararsızlık yaşarken birde maddi manevi kayıp yaşamak oldukça travmatik sonuçlar doğurabilir. Ergen ile deprem konusunu konuşmak bir çocuk ile konuşmaktan daha zordur. Çünkü çocuklar bir takım şeylerin üstünde çok uzun süre durmazlarken ergenler için öyle değildir. Ergen her şeyi anlayabilecek ve ileride neler olabileceğini tahmin edebilecek olgunluktadır. Bu yüzden bir ergen ile konuşurken dikkatli ve yapıcı olmak gerekir. onlardan bir şeyleri saklamak ebeveyni arasındaki güveni oldukça zedeler. Zaten geleceğe dair birçok beklentisi ve aynı zamanda kaygısı olan genç bir de travmatik bir olay ile karşılaşırsa hayatının yönünü değiştirmeye yönelik harekete geçmeye kalkışabilir. Bu süreçte onlarla sakin konuşmak, inatlaşmamak, orta yolu bulmak ve düşüncelerine saygı duymak önem taşır. Umutsuzluğa kapılmaları veya hayatlarında değişiklik istemeleri (ileride başka bir şehirde veya ülkede yaşamak gibi) oldukça normal karşılanmalıdır. Olayın üzerinden zaman geçtikçe duygusal yoğunlukta azalacaktır. Eğer depresyon gibi belirtiler ortaya çıkarsa bir uzman ile görüşülüp ilerlenmesi çok daha fayda sağlayacaktır.

Depremin Yetişkinler Üzerindeki Etkileri

Yazının Devamını Oku

Best Model Melisa İmrak'ın Birinciliği Neden Tartışma Yarattı?

1 Kasım 2020
Melisa İmrak henüz daha 15 yaşında olmasına rağmen Best Model Türkiye yarışmasında birinci seçildi. Tabi bu birincilik yaşı itibariyle tartışmaları da beraberinde getirdi. Durumu gelin biraz da psikolojik açıdan değerlendirelim.

Çocukları çok küçük yaştan itibaren ekranlarda görebiliyoruz. Reklamlarda, dizi ve filmlerde hatta markaların tanıtım yüzlerinde. Peki 15 yaşında bir genç kızın ailesinin de rızası ile modellik yarışmasını kazanmasının ne gibi bir sakıncası olabilir ki?

Açıkçası dram dizilerinde oynatılan çok küçük yaş çocuklarının senaryo gereği ağlaması, aile içi şiddete film dahi olsa tanıklık etmesi hatta bu gibi sahnelerde rol alması çok daha travmatik. Asıl bu konuların tartışılması gerekirken ne yazık ki bizler medyada bunları oyunculuk adı altında normal karşılıyor ve bir önlem almıyoruz.

Ayrıca ünlü markaların yüzlerinde yine çok küçük çocuklar görebiliyoruz. Kaldı ki Best Model Çocuk Türkiye 4-14 yaş arası yapıldığını da göz önünde bulundurursak, 15 yaşındaki Melisa İmrak’ın yaşından dolayı tartışma konusu olmaması gerektiğini düşünüyorum.

Melisa İmrak gibi birçok ünlü genç ve çocukların hem ülkemizde hem de dünyada yaşayabileceği popüler çocuk sendromundan bahsedelim. Popülaritenin getirdiği çevresel ilgiden dolayı bireyin bu ilgiyi devamlı istemesine ve göremediği zaman kendisini duygusal açıdan yetersiz ve mutsuz hissetmesine yol açabilir. Hatta bunların yanı sıra bireyde aşırı ilgiden dolayı bunalma, özgürlüğünün kısıtlandığını hissetme, okulda ve çevresi tarafından sürekli olarak dikkatlerin üzerinde olduğunu bilmesi kişide baskı yaratarak çevreye uyum sağlamasında sorun yaratabilir.

Yazının Devamını Oku

Hayatınıza 'Reset' Atıp Yeniden Başlamaya Ne Dersiniz? 

10 Haziran 2020
Hayatımızın belli dönemlerinde bazı şeyler istediğimiz veya düşündüğümüz gibi yolunda gitmez.

Bazen fırtınalı bir dönem geçiririz, bazense son derece durağan ve sessiz. Tıpkı mevsimler gibi. Eğer kışı yaşamazsak yazı göremeyiz. Devamlı yazı yaşarsak belli bir süre sonra yazın kıymetini bilememeye başlarız. Bazı seneler kış çok sert geçer bazense yazın sıcağı bizi yakıp kavurur. İşte hayatlarımızda tam olarak böyle. 

Peki siz yaşamınızın hangi mevsimindesiniz şu anda?

Eğer çok zorlu ve fırtınalı bir kış yaşıyorsanız o halde size güzel bir haberim var. Yazınız çok güzel geçecek demektir. Her gecenin ardından nasıl gün doğuyorsa, her kışın ardından da hayatımızda çiçekler açmaya başlayacağını bilmenizi isterim. 

Yaşınız kaç olursa olsun, her yaşın bir güzelliği olduğu kadar zorlukları da var elbette. Örneğin 15 yaşındaki bir gencin yaşadığı zorluklar kendisine göre gerçekten zor olabilir. Lakin bu 30 yaşındaki bir yetişkin için geçerli değildir. Veya 50 yaşına gelmiş ve hayatta güzellikler kadar zorluklarda yaşamış, birçok şeyi tecrübe edinmiş bir birey ile 80 yaşındakinin hayat tecrübeleri bir değildir. Herkesin edindiği tecrübeler, yaşadığı zorluklar kendi yaşantısına göre derecelendirilir. 

Kime göre zor, neye göre zor? O yüzden hayatınızda bir şeyler yolunda gitmiyorsa yeniden başlamayı deneyin. Yeni hayatınızın nasıl olmasını istiyorsanız bunları detaylıca düşünün ve bir plan oluşturun. Hatta kağıda yazın. Sonra da bu istediğiniz hayata nasıl erişebilirsiniz bunun için kendinize küçük hedefler belirlemeye başlayın. Hayallerimize bir anda ulaşmamız tabii ki mümkün olmayabilir. Zaten kısa sürede ulaşmamalıyız da aksi halde ne kıymeti kalır ki. Biraz zorlanmalı, emek harcamalı, uğruna ter dökmeli ki değerli olsun. 

O yüzden yaşını bahane etmeden, yaşadıklarının zorluğuna aldırış etmeden, başarıyı kıl payı kaçırdığın için kendinde bir daha o enerjiyi görmesen de, hatta her şeyi batırmış dahi olsan vazgeçme. Hiçbir şey için geç değil. Önüne ne kadar engelde çıksa umudunu yitirmeden tekrar ayağa kalkıp yürümeyi bil. Kimse yardım etmese bile vazgeçme. Zihnimiz yapabileceklerini kestirebildiği kadar başarılı olur. Eğer kendine bir limit koymazsan ve gerçekten inanırsan hedeflerine başarıyla ulaşırsın. Yeter ki iste ve her düştüğünde hayata yeniden başla!

Yazının Devamını Oku

Yeni Normalleşmede Psikolojimiz

2 Haziran 2020
Tüm dünyayı kasıp kavuran Korona virüs salgını sebebiyle ülkemizde getirilen kısıtlamalar 1 Haziran 2020 tarihinden itibaren kısmen ortadan kalkıyor ve yeni normalleşme sürecine adım atıyoruz.

Peki bu normalleşme ne kadar normal olacak ve bizler bu yeni sürece ne kadar sürede adapte olabiliriz? 

Bir süredir evlerimizde kalarak yeni düzene adapte olmaya çalışırken bir hayli zorlandık. Maddi manevi zorlu günler geçirdik ve halen geçirmeye devam ediyoruz. Ancak bir yerden artık başlamamız gerekiyor ve yaşama kaldığımız yerden devam etmemiz gerekiyor. Tabi ki önlemler almaya devam ederek. 

Yeni normalleşme demek, eski yaşam standardında devam edeceğimiz anlamını taşımıyor. Virüs ortadan kalkmış değil, o yüzden kendimize ve çevremizdekilere dikkat ediyor olmamız, maske, eldiven ve sosyal mesafeyi koruyor olmamız hayati önem taşıyor.

İşimize geri dönecek olmamız, yazın gelmesiyle tatile çıkmak istememiz ve her şeyden önemlisi özlem duyduğumuz ailelerimizle bir araya gelmeyi planlarken, yeni normalleşme sürecinde bunları nasıl gerçekleştireceğimizi ön göremiyor olmamız bizlerde kaygı oluşturabilir. Bu aşamada duygularımıza yoğunlaşıp neler hissettiğimize bakmamız gerekiyor.

Öncelikle bu kaygının normal olduğunu bilmenizi isterim. Hepimiz aynı duyguyu yaşıyoruz ve bunun üstesinden gelebilmemizde bizim elimizde. Eğer olumsuz düşünceler içerisindeyseniz, ilk yapmanız gereken şey olumlu düşünmeye odaklanmak olmalı. Yani durumun pozitif tarafından bakmaya çalışmalısınız. Böylelikle bir süre sonra zihniniz negatifi değil pozitifi düşünmeye başlar. Alınması gereken önlemleri almaya devam etmeli ve kurallara sadık kalmalıyız. Unutmayın virüs geçmedi sadece bizler bu süreçte virüse nasıl yaşayacağımızı öğrenmeye başlıyoruz. 

Çocuklarınızla yeni düzen hakkında konuşmanız ve süreci yaşına uygun anlayabileceği dilde anlatmanız faydalı olacaktır. Çocuklarda pandemi sürecinde devamlı evde kalmaya ve ebeveynleri ile sürekli bir arada olmaya alıştıkları için işe dönecek olmanız onları da etkileyebilir. Çocuğunuzun olumsuz etkilenmemesi için önden konuşmanız, artık işe başlayacağınızı söylemeniz ve yeni düzenin nasıl olacağı ile ilgili bilgilendirmeniz önemlidir. Üzülmesin veya ağlamasın diye evden çıkarken haber vermeden gitmemelisiniz. Bu durum çocuğunuzda ayrılık kaygısı yaşamasına sebep olur. Her zaman doğru bilgiyi aktarmalısınız. İşe başladıktan bir süre sonra çocuğunuzun davranışlarında farklılıklar görebilirsiniz. Ağlamaları, üzülmeleri, küsmeleri veya akşam siz eve döndüğünüzde sizinle daha fazla vakit geçirebilmek için uyumak bile istememelerini anlayışla karşılamalı, duygularına saygı göstermelisiniz. Elbette yaşadıklarımız kolay değil, süreci hep birlikte sağlıklı bir şekilde atlatabilmemiz için birbirimize sarılmalı ve duygularımızı açıkça dile getirmeliyiz.  

Psikolog Elif Doğru

Yazının Devamını Oku

Eşinizle Aranızdaki İletişimi Güçlendirin

13 Mayıs 2020
Eşinizle aranızdaki iletişimi güçlendirebilirsiniz. Bunu yapabilirsiniz. Yeter ki isteyin, istikrarlı olun, vazgeçmeyin.

Hepimiz zaman zaman sinirli, asabi, stresli, kırılgan, kırıcı, anlayışsız olabiliyoruz. Yaşadığımız pandemi süreci başlamadan öncede normal şartlarda da sürekli, her zaman, yaşadığımız olumlu - olumsuz her şartlar altında sabırlı, güler yüzlü, sakin ve sevecen olmamız imkansız.

Neden mi? 

Çünkü biz de 'İnsanız!' 

Duygularınızı saklamadan ve bastırmadan saygı çerçevesi içerisinde belli etmeniz gerekir. Fakat devamlı karşınızdaki kişiden birşeyler talep eder, bir beklenti içine girerseniz sonunda hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Karşınızdaki akrabanız, arkadaşınız, dostunuz, hatta çocuğunuz dahi olsa aynı hayal kırıklığına uğrama ihtimaliniz yüksek. Dünya sadece birimizin etrafında dönmüyor maalesef. 

Sizin istek ve taleplerinize o an eşiniz uyum sağlayamayabilir. Her iki tarafında her beklentiyi karşılamak gibi bir zorunluluğu olmamalıdır. En nihayetinde hepimiz insanız. O sebeple bir beklentiye girip sonunda o beklenti karşılanmadığı için üzülüp sinirlenmektense istek ve ihtiyaçlarınızı eşinize doğrudan söyleyin. O an yapmak istemiyorsa anlayışla karşılayın (kadın-erkek her iki taraf içinde geçerlidir). 

Anı yaşayın, geçmişi sürekli dile getirip eşinizin önüne sermeyin. Hatalarınızı kabul edin. Eşinizi olduğu gibi sevin. Sonuçta kimse sizi evlenmek için zorlamadı. 

Siz isteyerek evlendiniz öyle değil mi? 

(istisnalar dışında)

Yazının Devamını Oku

Yeni İlişki Trendi: ‘Sosyal Medyada Gizemli Aşklar’

2 Mayıs 2020
Sosyal medyanın hayatımızdaki hızlı yükselişinden sonra kişisel hesaplarımız sanki kendi dünyamızın bir yansıması oldu. Paylaştığımız fotoğraf ve videolar, aldığımız yorumlar ve beğeniler, gittiğimiz yerler ve yediğimiz içtiğimiz her şeye kadar sosyal medyada gösterir olduk. Hatta bu durum öyle bir hal aldı ki insanlar artık birbirleri ile gizliden rekabete girmeye başladı.

Kişilerin mükemmel bir hayat yaşadığını ve harika bir görünüme sahip olduğunu lanse etmeye çalışması, aslında kişide özgüven eksikliğini ve yetersizlik duygusunu ön plana çıkartmakta. Oysaki sosyal medya üzerinden sergilediği hayatın gerçeği yansıtmaması kendisini bir süre sonra yetersiz, mutsuz ve değersiz görmesine neden olarak depresyona girmesine sebep olabilir.

Aslında kişi kendisiyle ilgili her şeyi sosyal medya hesabından paylaşarak görselliğe dayalı gerçek veya kurgusal bir benlik sunumu gerçekleştirmeye çalışıyor. Çünkü asıl arzusu insanlar üzerinde iyi izlenimler bırakmak ve etrafındakilerden kabul görmektir. Böylelikle aldıkları geri bildirimlerle arzu ettikleri kimliklerine ulaşmayı başarıyorlar. Elbette sosyal medya üzerinde birçok kişiden ilgi görmek ve mesajlar almak insanın egosunu da tatmin ediyor. Durum böyle olunca insanlar birçok kişiyle flört edebiliyor veya kolaylıkla hayatındaki insandan vazgeçebiliyor. Bu sebeple çoğu yeni dönem ilişkilerinin eskiye nazaran çok değiştiğini söyleyebiliriz.

Bir de son zamanlarda yeni ilişki trendi olan gizemli olmak, ünlüler gibi özel hayatımızı saklayarak yaşamak istememizin aslında altında yatan birçok psikolojik sebebi var. Sosyal medya üzerinden insanlar hoşlandıkları kişilere rahatlıkla ulaşabildiği için ve son dönemde kısa süreli ilişkiler daha revaçta olduğundan dolayı insanlar ciddi ilişki yaşamaktan kaçınıyorlar.

Özellikle ilk başta bir amaç uğruna başlamayan ilişkiler birlikte zaman geçirdikçe ciddi ilişki boyutuna geçebiliyor. Ciddi bir ilişki yaşama niyetiyle başlamadıkları için haliyle sosyal medyada ilişkilerini ifşa etme gereksinimi duymuyorlar.

Yaşadığı ilişkiyi gizli tutma ihtiyacını sadece erkekler değil artık kadınlarda duyuyor. İnsanların ilişkilerini saklamaya ihtiyaç duymalarının aslında birçok nedeni var. İlk nedenlerden biri kişinin diğer insanlarla olan etkileşimini kısıtlamak istememesi. Yani açık bir kapı bırakma isteği. Eğer bu ilişkim yürümezse ilgi görmeye devam edebileyim düşüncesi mevcut. Burada insanların benmerkezci düşünce yapısında olduklarını söyleyebilirim.

Tüm ilgi odağının kendinde olmasını istemesi, ilişkisi bitse bile hayatına kaldığı yerden devam edebilmesinin daha kolay olmasını istemesiyle oluşuyor. Diğer nedenler ise, sosyal medyayı aktif kullanmayan, nazar değmesinden korkan, aile ve çevresinin öğrenmesini istememesi, kıskançlık gibi nedenlerden dolayı da insanlar ilişkilerini sosyal medya da göstermekten kaçınıyor olabilirler.

Yazının Devamını Oku