Bunların dışında çocuk isteği olmayan veya gebeliğin sağlık açısından ciddi risk teşkil ettiği hastalarda histeroskopi yöntemiyle tüpler kapatılabilir. İşlem genel veya lokal anestezi altında kadın doğum uzmanı tarafından yapılabilir. Sadece tanı amaçlı kullanılan ofis histeroskopi işlemi ise genel anestezi olmadan yapılabilir.
Histeroskopi için kullanılan cihaz birkaç milimetre kalınlığında, ince, uzun, çubuk gibi ışıklı ve kameralı bir cihazdır. Rahim ağzı özel aletlerle genişletilerek cihaz rahim içine yerleştirilir. Rahmin içi gaz veya sıvı ile doldurularak görüntü alınır. Rahim içinden alınan görüntü kamera aracılığıyla ekrana aktarılarak değerlendirme yapılır. İşlem yapılacaksa veya biyopsi alınacaksa cihazın içinden geçen daha ince aletler kullanılır.
Histeroskopi genellikle güvenli bir işlemdir. Operasyondan kısa bir süre sonra hasta eve gönderilebilir. Ancak genel anestezi altında işlem yapıldıysa anestezinin etkisi geçene kadar beklenmesi gerekir. Bu da birkaç saat sürebilir. İşlemden sonra hafif kasıklarda ağrı, kramp ve kanama olabilir. Ciddi komplikasyon görülme riski nadirdir. Bu tip komlikasyonlar zor ve uzun süren operasyonlarda görülebilir.
Kaç tip histeroskopi vardır?
Aşılama tedavisinde spermler yıkanıp yoğunlaştırılarak, daha sağlıklı ve hareketli olanlar seçilir. Bunlar daha sonra bir kateter aracılığıyla yumurtlama zamanında rahim içine, yumurtalara yakın bölgeye bırakılır. Bazı durumlarda aşılama işlemi rahim ağzına veya vajene de uygulanabilir. Ancak bu tip aşılamaların başarısı rahim içine yapılan aşılamaya göre düşüktür.
Aşılama kimlere yapılır?
Aşılama tedavisi, tüplerinden en az bir tanesi açık olan kadınlarda ve ağır üreme sorunu olmayan çiftlerde tercih edilir. Böylece rahim içine konulan spermlerin tüplerde döllenmek üzere bekleyen yumurtalara kolayca ulaşarak gebelik elde edilmesi umulur. Genellikle aşılama işlemi pek çok üreme sorununda ilk seçenek olarak kullanılır. Bunlardan bazıları şunlardır:
• Nedeni bilinmeyen infertilite: Aşılama bu şekilde sebebi belli olmayan kısırlık durumlarında genelde yumurta geliştirici ilaçlarla birlikte uygulanan ilk tedavi seçeneğidir.
• Endometrioze bağlı infertilite: Endometriozisi ve/veya çikolata kisti olan kadınlarda yumurtlamada, yumurta kalitesinde, rahmin gebeliğe hazırlanmasında ve döllenme aşamasında oluşabilen bazı problemler gebe kalmayı güçleştirir. Bu hastalarda da yumurtlatma tedavisi ve aşılama uygulanarak bu olumsuzlukların üstesinden gelinmeye çalışılır.
• Hafif-orta erkek infertilitesi: Erkeklerde semen analizinde bazen bazı anormallikler gözlenir. Bu anormallikler sperm sayısının düşük olması, sperm hareketinin az olması veya spermlerde şekil bozuklukları şeklinde olabilir. Bunlar hafif veya orta şiddetteyse aşılama yapılabilir. Aşılama için sperm hazırlanırken problemli olan spermler ayıklanır ve sağlıklı-hareketli olanlar yoğunlaştırılarak rahim içine verilmek üzere alınır.
• Servikal faktöre bağlı infertilite: Serviks yani rahim ağzı spermlerin vajinadan rahme, oradan da yumurtaların bulunduğu tüplere geçişi için gereklidir. Rahim ağzının salgıları yumurtlama zamanında değişir. Bu dönemde spermlerin geçişini hızlandıran, spermlerin dölleme kabiliyetini artıran maddeler salgılar. Ancak bazı kadınlarda bu salgı olması gerekenden daha koyu, yapışkandır ve sperm geçişine izin vermez. Hatta bazen bu salgı içindeki maddeler ve antikorlar spermler için öldürücü, hareketlerini kısıtlayıcı olabilir. İşte bu gibi durumlarda aşılama yapılarak rahim ağzı by-pas edilir, spermler direkt rahim içine bırakılır.
• Semen alerjisi: Nadiren bazı kadınlarda eşinin semeninde bulunan bazı maddelere karşı alerji olabilir. Bunlarda ilişki sonrası vajinada yanma, kaşıntı, kızarıklık, şişlik olabilir. Böyle durumların tedavisinde kondom (prezervatif) kullanılır. Ancak kondom kullanımı gebeliği engellediği için bebek düşünen çiftlere aşılama uygulanır. Aşılama için sperm hazırlanırken semen içindeki alerjiye neden olan maddelerin pek çoğu ayıklanmış olur.
Tüp bebek tedavisi, anne ve babanın yumurta ve sperm hücrelerinin laboratuvar ortamında birleştirilerek bir embriyo oluşturulması ve bu embriyonun rahim içerisine yerleştirilmesi prosedürlerini içermektedir. Tüp bebek tedavisi bu şekilde anlatılınca basit bir işlem gibi görünmekle birlikte aslında kompleks işlemlerden oluşmaktadır. Hastaya göre değişen çok ince ayarlamalar ve hassas çalışmaların yapılması gerekmektedir.
Modern tüp bebek tedavisi ilk kez Robert Edwards ve Patrick Steptoe tarafından yapılmıştır. Tüp bebek işlemi sonucu doğan ilk bebek ise Louise Brown isimli bir bebek olup, 1978 yılında İngiltere’de dünyaya gelmiş ve ilk başarılı tüp bebek uygulaması olarak tarihe geçmiştir. O dönemden itibaren tüp bebek ile ilgili gelişmeler, yenilikler günümüzdeki tüp bebek tekniğinin temelini oluşturmuştur. Böylece üreme tıbbı açısından bir çığır açılmış ve 30-40 yıl öncesinde çocuk sahibi olması imkansız gibi görünen pek çok kişi bu yöntem sayesinde gebe kalabilmiştir. Dünyada tüp bebek ile ilgili gelişmeler hızla devam ederken, ülkemizde tüp bebek konusundaki çalışmalara kayıtsız kalmamıştır ve 1989 yılında Ege Üniversitesi’nde ilk tüp bebek doğumu gerçekleşmiştir.
TÜP BEBEK TEDAVİSİ KİMLERE UYGULANIR?
Günümüzde bu yöntem sadece doğal yollarla çocuk sahibi olamayan çiftlerde gebelik elde etmek için değil, bazı genetik hastalıkları bulunan çiftlerde hastalığı taşımayan embriyoların elde edilmesi, doku-organ nakli gereken durumlarda genetik olarak benzer kardeşlerin oluştuğu gebeliğin sağlanmasında da kullanılmaktadır. Günümüze kadar yaklaşık 6 milyon bebeğin IVF teknolojisi ile dünyaya geldiği tahmin edilmektedir.
Çocuk sahibi olamayan çiftlerde tüp bebek tedavisi için öncelikle yapılan testlerle hastaların normal yöntemlerle gebe kalamayacağı tespit edilmiş olmalıdır. Yine tüp bebek işlemi öncesinde aşılama tedavisinden fayda görebilecek hastalara en az 3 kez aşılama (inseminasyon) yapılmış olmalıdır.
TÜP BEBEK TEDAVİSİ NASIL YAPILIR? TÜP BEBEK TEDAVİSİ AŞAMALARI NELERDİR?
Tüp bebek tedavisinde öncelikle yapılan testlerle erkekte ya da kadındaki sorunlar incelenir. Yine tüp bebek yapılmasına engel bir hastalığın varlığı da araştırılır. Kısırlık nedeni kadından, erkekten veya her ikisinden kaynaklanabilir. Bazen de kısırlığa neden olacak hiç bir sorun çiftlerde tespit edilemez. Buna “nedeni bilinmeyen infertilite” denir.
Bu araştırma tamamlandıktan sonra, çiftler tüp bebek için uygunsa kadına adetli dönemde tüp bebek iğneleri başlanarak yumurtalar geliştirilir ve belli büyüklüğe geldiğinde çatlatma iğnesi ile yumurtanın yapıştığı duvardan ayrılması sağlanır. Çatlatma iğnesinden 36 saat sonra anestezi altında “yumurta toplama işlemi” yapılır. Toplanan yumurtalar embriyologlar tarafından laboratuvar ortamında erkeğin spermleri ile döllenir. Embriyolar her gün kontrol edilerek 2-5 gün laboratuvar şartlarında büyümeleri sağlanır. Daha sonra gelişen embriyolar ana rahmine yerleştirilir.
Gebelik durumu bazı çekincelerden dolayı gizlenmekte, bu durum anne adayının etrafından ve çevresinden yardım ve destek almasına engel olmaktadır. Oysa ki çalışma hayatının getirmiş olduğu stres, kaygı, uykusuzluk ve düzensiz beslenme gibi vücudu etkileyecek olumsuz etkenlerin minimuma indirilmesi için hem aileden hem de iş yerinden destek alınması şarttır. Gerekli olan önlemler alındığı takdirde anne adaylarının hem çalışıp hem de rahat bir gebelik geçirmeleri mümkündür. Gebelik durumu bazı çekincelerden dolayı gizlenmekte, bu durum anne adayının etrafından ve çevresinden yardım ve destek almasına engel olmaktadır. Oysa ki çalışma hayatının getirmiş olduğu stres, kaygı, uykusuzluk ve düzensiz beslenme gibi vücudu etkileyecek olumsuz etkenlerin minimuma indirilmesi için hem aileden hem de iş yerinden destek alınması şarttır. Gerekli olan önlemler alındığı takdirde anne adaylarının hem çalışıp hem de rahat bir gebelik geçirmeleri mümkündür.
Çalışan anneler adayları için tavsiye edebileceğimiz beslenme önerileri
1. Günün ilk öğünü mutlaka kahvaltı olmalı ve kahvaltıda gerekli besinler yeterli miktarlarda alınmalıdır. Bu besinlerin başında gerekli kalsiyum, potasyum, protein ve vitamin içeren besinler (zeytin, peynir, süt, çavdar, yumurta, sebzeler, yaş-kuru meyveler, taze sıkılmış meyve suyu vb.) gelmektedir. İşe gitmeden önce mutlaka erken kalkılmalı ve kahvaltıya zaman ayırmalısınız.
2. Erken gebelik döneminde bulantısı fazla olan gebeler yataktan kalkmadan kahvaltısını yapmalı, sonra iş için hazırlanmalıdır. Bu durumda kahvaltıyı hazırlamak işi müstakbel babaya düşecektir. Eğer işe geç gitme şansı varsa geç kahvaltı edilmelidir. Böylece sabah bulantısı azalmış olur. Kuru, tuzlu, soğuk gıdalar, çerez, leblebi bulantıya iyi gelebilir, bunlar menüye eklenebilir.
Adet kanamasıyla beraber hormon değerleri bazal seviyelere iner. Bu hormon değerlerindeki bu iniş-çıkışlar bazı kadınlarda semptomlara neden olur. Buna premenstruel sendrom denir.
PMS yumurtlama zamanından sonra başlayan ve adetin başlamasıyla azalan semptomlardan oluşur. Bu semptomlar kişiden kişiye değişmekle birlikte genelde hafif seyreder. Nadiren kişiyi günlük hayatını etkileyecek, işinden-sosyal hayatından alıkoyacak şiddette olur.
PMS daha çok kimde görülür?
PMS dünyada bütün kültürlerde ve kadınlarda görülebilir. Yapılan bir çalışmada kadınların yüzde 88'inde değişik düzeylerde PMS bozukluğuna rastlanmıştır. Yaş ilerledikçe PMS’ye bağlı şikayetler azalmaktadır. Annesinde PMS bulguları olan kızlarda bu durumun oluşma ihtimali daha fazladır. Bu da rahatsızlığın genetik bir yatkınlıkla ilgili olabileceği ama aynı zamanda öğrenilmiş bir reaksiyon da olabileceği ihtimalini akla getirmektedir.
Adet öncesi sendrom yaşayan kadınlar hangi şikayetle gelir?
PMS olan kadınlarda daha çok göğüslerde ağrı, gerginlik ya da adet öncesi kilo alma problemlerine rastlanır. Karın ağrısı, karın şişliği, gaz, sindirim sistemi bozuklukları, kabızlık, ishal, iştah değişiklikleri, baş ağrısı, halsizlik, uykusuzluk, kas-eklem ağrıları, bulantı gibi şikayetler de olabilir. Bu sendromu yaşayanların şikayetleri farklı kültürlere göre değişkenlik gösterir. Uzakdoğulu kadınlar daha çok ağrı şikayetiyle gelirken gelişmiş toplumlarda ise huy değişiklikleri, depresyon en sık bulgudur.
PMS'nin duygusal bozuklukları nelerdir?
En sık görülen durum depressif- bir anda değişen ruh hali, ani ve aşırı sinirlilik durumudur. Çoğu kadın bu dönemde gerginlik, duygusallık, alınganlık, konsantrasyon bozukluğu, unutkanlık hali yaşar. Bazı kadınlarda geçici hafıza kaybı bile meydana gelebilir.
İşlem genel anestezi altında uygulanır. Göbek içinden 1 cm’lik kesi yapılarak karın boşluğu, 3–4 litre karbon dioksit gazı verilerek şişirilir. Ardından göbekten girilerek karın içerisine kamera sistemine bağlı bir optik sistem yerleştirilir. Daha sonra kasık bölgelerinden açılan iki delik yardımıyla operasyon gerçekleştirilir.
Laparoskopi ameliyatı kimlere yapılır?
Genel durumu operasyona elverişli olan herkese laparoskopi yapılabilir. Ağır solunum veya kalp problemleri olanlarda işlem sırasında baş aşağı pozisyon kullanıldığından laparoskopi operasyonu tercih edilmez.
Laparoskopi ameliyatı açık ameliyata göre avantajlı mıdır?
Bu tekniğin, klasik açık cerrahiye göre pek çok avantajı vardır. Laparoskopi ile ilgili en sık sorulan sorulardan birisi kozmetik bir problem oluşturup oluşturmayacağıdır. Operasyonlar geniş kesi yapılmadan gerçekleştirilmektedir. Ciltte estetik açıdan rahatsız eden bir iz bırakmaz. Laparoskopi ameliyatları sonrası iyileşme daha kolay ve çabuk, karın içerisinde operasyona bağlı yapışıklıklar daha az olmaktadır. Karın içinde gözlenmesi en zor bölgeler laparoskopi yöntemiyle rahatlıkla görülebilmektedir. Ağrı kesici kullanma ihtiyacı fazla değildir. Ameliyatlar sonrası hastanede kalış süresi oldukça kısa olup hasta 1-2 hafta içerisinde işine dönebilmektedir. Bu süre açık ameliyatlarda 6–7 haftayı bulmaktadır. Kan nakli ihtiyacında azalma olur. Aşırı kilolu hastalarda operasyon açık ameliyata göre daha kolay olmaktadır. Karın açılmadığı için iltihaplanma ve kesi yeri fıtığı görülme riski çok azdır.
Laparoskopi ameliyatı komplikasyonları nelerdir?
Laparoskopide de birtakım komplikasyonlar görülebilir. Cerrah ne kadar tecrübeli ise komplikasyon oranları o kadar azalır. Teleskopun ve trokarların karın içine sokulması sırasında büyük damar ve barsak yaralanmaları olabilir. Cerrahi müdahale esnasında ise barsak, idrar torbası, idrar yoları ve damar yaralanmaları görülebilir. İşlem sırasında her an için açık cerrahiye geçme olasılığı mevcuttur. Bu konularda hasta muhakkak bilgilendirilmeli ve onayı alınmalıdır.
Pandemi hepimize anlattı, şimdi gayet iyi anlıyor ve 7’den 77’ye hepimiz aynı şeyi söylüyoruz: Gerçekten nerde o eski günler, o eski bayramlar?
Bayramlar bize bir araya gelme, senede bir kez olsun uzakta olan yakınlarımızı görme ve beraber vakit geçirme fırsatını sunuyordu. Ama geçen sene olduğu gibi bu sene de sevdiklerimizle bir araya gelme, beraber kutlama, yeme-içme, eğlence, el öpme, harçlık, şeker, çikolata gibi bayram denince akla ilk gelen aktiviteler olmayacak, olamayacak. Küçükler, kendilerini şımartacak büyüklerle bir araya gelemeyecek. Oysa bizler bayramlarda mezardaki sevdiklerimizi bile yalnız bırakmaz, onlara da uğrardık. Meğer ne güzel, ne tatlı ve özgür bir hayatımız varmış.
Elden bir şey gelmeyeceğine ve hepimizin toplum sağlığı için kurallara uymamız gerektiğine göre duygusal değil, gerçekçi davranmalıyız. Pandemi varsa biz de başka yollar ve çareler buluruz. “Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır” ilkesinden yola çıkarak çözüm üretebiliriz.
Pandeminin bayram coşkusunu ve ruh sağlığımızı bozmasına izin vermeyeceğiz. Peki neler yapabiliriz?
1. Bir arada olmasak da bayram yine bayram. Her bayramda erkenden kalkıp hazırladığımız kahvaltı sofralarımız, el öpme ve harçlık merasimi özellikle çocuk olan evlerde elbette devam edecek.
2. İletişim çağındayız, herkesin elinde akıllı telefon. Bayram görüşmelerini görüntülü olarak yapabilir, sevdiklerimizle bu şekilde bayramlaşabiliriz.
Özellikle kronik hastalığı olan kadınlarda, gebelik öncesi hastalığın kontrol altına alınması ve ilaç tedavisinin ona göre değiştirilmesi veya ayarlanması sağlıklı bir gebelik süreci için şarttır. Aksi takdirde hem annenin hem de bebeğin durumu riske atılmış olur. Bazen de farklı nedenlerle ilaç kullanılırken hamile kalınması durumunda bebekle ilgili olumsuzluklar olabilmektedir.
Plansız gebeliğin en önemli nedeni korunmamak veya etkin bir doğum kontrol yöntemi kullanmamaktır. Çoğu çift geleneksel dediğimiz yeterince etkin olmayan yöntemlerle gebelikten korunmaya çalışmaktadır. Bu yöntemlerde başarı şansı düşük olduğu için plansız gebelikler oluşabilmektedir.
Günümüzde kullanılan ve plansız gebeliği önleyen pek çok modern doğum kontrol yöntemi vardır. Modern doğum kontrol yöntemleriyle ilgili çiftlerin en büyük çekincelerinden biri bunların kısırlığa yol açma korkusudur. Özellikle doğum kontrol hapı kullananlarda bu endişe sıklıkla görülmektedir. Ama bu endişe yersizdir. Çünkü böyle bir durum söz konusu değildir. Çok uzun dönem hap kullanımda adette azalma, sürede kısalma gibi etkilerin olması normaldir, ilaç kesildikten sonra birkaç ay içinde normal düzen geri dönmektedir. Bu tip ilaçlar genelde adet düzenleyici ve hormon bozukluklarının tedavisinde kullanıldığından, ilaç kesildikten sonra tekrarlayan sorunlar ilaçtan kaynaklanıyor gibi algılanmaktadır.
En fazla bilinen modern yöntemler doğum kontrol hapları, prezervatif ve rahim içi spirallerdir. Ancak bunların dışında yeterince bilinmeyen pek çok yöntem mevcuttur. Pek çok alternatif yöntemin olması, kişisel farklılıkların dikkate alınması, kişiye özel planlama yapılması açısından uygundur. Çünkü her yöntemin kendince avantaj ve dezavantajları, yan etkileri vardır, her yöntem herkese uygun olmayabilir. Örneğin sigara içenlerde, ailesinde emboli-pıhtılaşmayla ilgili sorun olanlarda, memede kist/kitle olanlarda doğum kontrol hapları önerilmez. Bu nedenle uygun yöntem için mutlaka bir doktora danışılarak karar verilmelidir.
Haplara benzer şekilde hormon içeren iğneler, kola cilt altına takılan implantlar ve hormon salgılayan vajinal halkalar vardır. Doğum kontrol iğneleri ayda bir veya 3 ayda bir uygulandığından kullanım kolaylığı vardır. Aynı şekilde kola takılan implantlar 3 yıl boyunca korunmada etkilidir. Vajinal hormon salgılayan halkalar da aylık kullanım için uygundur.
Ülkemizde sık kullanılan korunma yöntemlerinden birisi de spiral yani rahim içi araçtır (RİA). Esnek bir materyalden yapılan rahim içi araçlar, rahmin içine yerleştirildiğinde tipine göre bakır veya hormon salgılayarak gebeliği engeller. RİA takıldığı anda etkisi başlar, çıkarılırsa etkisi hemen geçer. %99 oranda gebelik önleyici etkisi vardır. RİA tipine göre koruyuculuk süresi 5-10 yıl arasında değişir.
Bunlardan başka erkeklerin kullandığı prezervatife benzer kadınlar için de kondom vardır. Bunlar ilişki öncesi vajinaya yerleştirilir ve spermlerin geçişine engel olur. Yine diyafram denen çanak şeklinde rahim ağzına takılarak korunmayı sağlayan aletler de vardır. Spermisid denilen, spermleri öldüren fitillerle beraber kullanıldığında bu yöntemlerin etkinliği çok yüksektir.
Gebelik anlamında çok yüksek risk taşıyan, hamile kalması kesinlikle yasak olanlarda sterilizayon (kısırlaştırma) ile ilgili cerrahiler yani tüplerin bağlanması ameliyatı uygulanabilir. Standart yöntemleri kullanamayan ya da bu yöntemlerin uygun olmadığı kadınlarda da tüplerin bağlanması düşünülebilir. Tüplerin yeniden açılması güçtür, bu nedenle karar verirken acele edilmemeli ve emin olunmadıkça yapılmamalıdır. Bağlanmış tüplerin açılması %50 geri dönüşümlüdür, ancak tüplerin açılması için yeniden ameliyat olunması gerekir.