GeriCengiz SEMERCİOĞLU 500 bin lira verseler de reklamda oynamam...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

500 bin lira verseler de reklamda oynamam...

Sanat hayatının 60, Dostlar Tiyatrosu’nun 50. yılını kutlayan Genco Erkal kariyerinin 88. oyunu “Merhaba”yla ilk kez dün akşam seyirci karşısına çıktı. O oyunun genel provasında buluştum Genco Abi’yle; reklamlarda asla oynamayacağını, Şahan’ı değil Cem’i beğendiğini, Ferhan Şensoy’un kavuğunu vermemesi gerektiğini, iflas edince borçlarını nasıl ödediğini öğrendim...

En zor sorudan başlıyorum. Hangisini daha çok seviyorsunuz: Can Yücel, Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Brecht ve Shakespeare?

- Eyvah, çok zor oldu gerçekten. Hepsinin ayrı bir yeri var.

Bu cevabı kabul etmiyorum...

- Sadece birini söylemem gerekirse, Nazım derim... Çünkü en çok Nazım’la beraberdik, 1975’ten beri sürekli sahnede Nazım’ı söylüyorum. Sadece sahnede değil, politik toplantılarda da onun şiirlerini okuyorum.

Hayattayken Nazım Hikmet’le hiç yolunuz kesişti mi?

- Yok. O vefat ettiği zaman, ben tiyatroya yeni başlamıştım.

En çok Nazım’ı seviyorsunuz ama yeni oyununuz “Merhaba”nın afişinde Brecht en tepede...

- Oyunun afişinin birkaç versiyonu var, sen onu görmüşsün. İsimleri de alfabetik sırayla yazdık.

500 bin lira verseler de reklamda oynamam...

“Merhaba”nın ilk gösterisini neden New York’ta yaptınız?

- New York’a gidiyordum, oradaki arkadaşım “gelmişken bir şeyler yap” dedi. Ben de ne yapabilirim diye düşünürken, aklıma hazırlandığım bu oyun geldi. “Bari bu oyunun provasını yapayım” dedim. Aslında orada oyunun tamamını da sergilemedim. Mesela orada sahnelediğim oyunda 5’inci yazar yoktu, 4 yazarlıydı.

Seyircinin tepkisi
nasıl oldu?

- Harikaydı... New York’ta müthiş bir Türk seyircisi var. Orada daha önce Can Yücel, Aziz Nesin ve Nazım Hikmet’i oynadım. Yıllarca devamlı gittim geldim.

Bu New York seyircisinden çok sizden kaynaklanıyor, hatta Anadolu’da Tarkan gibi karşılandığınızı siz söylüyorsunuz...

- Bir röportajda öyle bir laf etmiş bulundum, çok ayıp bana (Gülüyor). 2 gün önce turneden döndüm. Adana, Mersin, Antep, İskenderun ve Hatay’a gittik.

Nasıl bir coşku vardı, anlatamam. Oradakiler tiyatro ve sanata aç.

Bizi de sosyal medyadan takip ediyorlar.

Bizi gördükleri zaman da müthiş bir sevgi gösterisinde bulunuyorlar, çok duygulanıyorum.

Business uçmak da ne demek

◊ Geçen sene 80’inci yaşınızı sahnede kutladınız. Bu yaşta bu kadar yoğun bir turne programı sizi yormuyor mu?
- Hiç, yormuyor. Zaten İstanbul’da da hiç yerimizde durmuyoruz. Bir oyunu aynı yerde üst üste 2 kere oynamışlığımız yok. İstanbul içinde devamlı turnedeyiz.

◊ Hadi onlar İstanbul içi, Anadolu turnesi çok daha yorucu değil mi?
- Yaptığım işi o kadar çok seviyorum ki, bana hiç yorucu gelmiyor. Her yükü taşıyabilirim.

◊ Turneye giderken business mı uçarsınız?
- Hayır, o ne demek. Ben ekonomi sınıfı biletle uçuyorum.

◊ Organizatör-lerden business bilet istemiyor musunuz?
- Hayır, benim öyle kaprislerim yoktur.
Bir de şimdi kulis istekleri çıkmış, benim hiç öyle isteklerim de olmaz. Uzun yıllar turnelere otobüsle giderdik şimdi hiç olmazsa uçakla gidiyoruz.

5’i de büyük yazar

“Merhaba” oyununu sahnelemeye nasıl karar verdiniz?

- 60. sanat yılım için böyle bir oyun hazırlamak istedim. Yıllar içinde neler yapmışım, bu oyunda toparladım. Bu oyun için uzun uzun kurgu yaptık. Epey kafa patlattık.

Oyunda yer alan bu 5 yazarın eserlerini daha önce de oynadınız değil mi?

- Shakespeare hariç, evet... Bugüne kadar oynayamadığım Shakespeare, bu oyunda bizim şeref misafirimiz.

Bu 5 yazarın ortak özelliği söylediklerinin hiçbir zaman eskimemesi...

- Evet, geçmiyor. Çok tuhaf. Büyük yazar olmak demek böyle bir şey, eskimiyorsun.

Öyle bir şey yakalıyorsun ki çağında, o her zaman güncel kalıyor.

500 bin lira verseler de reklamda oynamam...
Fotoğraflar: Emre YUNUSOĞLU

Ferhan kavuğu vermemeliydi

Ferhan Şensoy, Münir Özkul’dan aldığı kavuğu 2 yıl önce Rasim Öztekin’e devretti. Nasıl bakıyorsunuz Türk tiyatrosunda bu kavuk meselesine?

- Çok önemli bir şey değil bence...

Gerektiğinden fazla mı önem atfediliyor?

- Sembolik bir şey. Bana kalsa Ferhan keşke kimseye vermeseydi. Çünkü hâlâ sahnede... Niye veriyor ki? Artık tiyatro yapmayacağı, köşesine çekileceği zaman verseydi.

Rasim Öztekin doğru bir isim miydi peki?
- O konuda ben bir şey söylemeyeyim.

Şensoy’la yıllarca birlikte çalıştılar, yakın dostlar...

- Bu konuda konuşmam doğru olmaz. Çünkü sen şimdi böyle bir şeyi yakalarsın, hop koyup bir hafta konuşturursun.

Ben yine de sizden bir yorum alayım Genco abi...

- Tabii kendine göre bir anlayışı vardır. Kavuk bende olsaydı, “Ben olsaydım ona vermezdim, buna verirdim” diyebilirdim. Ama kavuk bende değil ki. Şimdi bir şey diyemem. O Ferhan’ın kendi tasarrufu. Ona bir şey söyleyemeyiz, diye düşünüyorum. İyi kıvırdım mı meseleyi Cengiz?

İflas edince, tek kişilik oyunlarla borcumu ödedim

Son dönemde gençlerin kurdukları tiyatro toplulukları da iyi işler yapıyor. Gençleri nasıl buluyorsunuz?

-  Çok yetenekliler. Tiyatro için “iki kalas bir heves” derler ya, onlarınki de o... O küçük salonlarda seyircinin verdiği bilet parasıyla hayatlarını kazanmalarının mümkünatı yok. Bunu, bu işi sevdikleri için yapıyorlar. Seslendirme ya da dizilerden kazandıkları paraları tiyatroya döküyorlar.

Kurduğunuz Dostlar Tiyatrosu, 50’nci yılını kutluyor. Demek ki tiyatro ile ayakta kalınabiliyor...

- Belki tek kişilik oyunlarla ayakta kaldım. Biz ilk 10 yılımızda, 20 kişilik kadroyla 12 ay maaş üzerinden çalışıyorduk. Sonra iflas ettik. 10 yılın sonunda bu işin böyle yürümeyeceğini anladık. Öbür ortaklarım gittiler, ben borçları üstüme aldım. Ondan sonra prodüksiyon tiyatrosuna döndük.

Tek kişilik oyunlarla mı borçlarınızı ödediniz?

- Evet, çünkü çok yurtdışı turnesi yaptım.

Altan yıllarca üç kuruşa çalıştı

Egolar ve rekabetin yüksek olduğu camiada dostlarınız var mı?..

- Ben öyle herkesle görüşmüyorum. Az sevdiğim insan vardır.

Sizin geçmişte önünüze kesmek isteyenler oldu mu? Ortaklarınızdan ayrılıp borçlarınızla uğraşırken destek görmediğiniz isimler?

- Ben hepsinin gerekçelerini bildiğim için hak verdim. Mesela bu işe başladığımızda bekardık. Ama sonra evlilikler başladı, çocuklar doğdu. O tiyatrodan alınan maaşlarla o evlerin dönmeyeceği belliydi. O insanlar başka yerlere kaydılar ve ben onlara hak veriyorum. O yüzden “niye gittin de reklam filminde oynadın” demiyorum çünkü hayatın gerçeği buydu.

Siz geçmişte reklam filminde oynadınız mı hiç?

- Yok oynamadım, oynamam da.

500 bin lira verseler de mi oynamazsınız?

- Yok, istemiyorum… Oynamam. Sadece oynamak değil sesimi bile vermem. Reklamlara seslendirme de yapmıyorum ben...

Geliyor mu reklam teklifi?

- Çok geliyor.

Geçenlerde Altan Erkekli de yaptığımız röportajda borçlarından bahsetti...

- Altan da tiyatronun çok kahrını çekti. Ankara Sanat Tiyatrosu’ndaydı. Rutkay Aziz buraya gelip sinema ve dizilere ağırlık verince bütün yük ona bindi. Yıllarca üç kuruşa çalıştı. Evlendi, çocukları oldu, sonra o da koptu. Öyle devam etmesine imkan yoktu.

Altan Abi’ye “Sizin gibi bir oyuncuya reklamda Ankaralı Turgut’la karşılıklı göbek atmak yakıştı mı” diye sordum.

- Öyle bir reklamda mı oynadı, onu bilmiyorum. Ama bak bunu bana hiçbir zaman söyleyemeyeceksin.

Şahan’ın espri anlayışı bana göre değil

Cem Yılmaz’ı nasıl buluyorsunuz?

- Cem Yılmaz çok yetenekli. Çok iyi bir oyuncu ve yönetmen. Devamlı kendini geliştiriyor. Sinemada ustalık yolunda, her seferinde biraz daha ileri gidiyor.

Cem Yılmaz’ın hep kıyaslandığı Şahan’ı (Gökbakar) nasıl buluyorsunuz?

- Şahan’ın filmlerine gitmiyorum. Espri anlayışını yadırgıyorum, bana göre değil. Aslında Cem’in... Neyse şimdi söylemeyeyim.

Hemen frene basıyorsunuz abi. Ne olmuş Cem’e?

- Frene basıyorum çünkü onları kullanacaksın biliyorum. Tamam yetenekli çocuk dedim işte Cem için…

 YARIN

◊ Nazım Hikmet iyi bir baba mıydı?
◊ Terk edilmedim ama kızımın velayetini aldım
◊ Şener Şen’in de benim de
kaybedecek çok şeyimiz var
◊ Sahnede repliği unutmuş gibi yaparım

 

 

X

1 Haziran’da açılacaksa, 3 Temmuz’da kapansın

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk önceki akşam Ahmet Hakan’ın programında, gidişata göre okulların 1 Haziran’da açılabileceğini söyledi.

Dün de yazdım ben bu konuyu...
2 haftalığına okul açmanın kimseye bir faydası yok.
Çocukların hazırlığı, okula adaptasyonu derken iki hafta bitecek zaten.
Bu sürede de hiçbir şey öğrenmeyecekler ve virüs konusunda gereksiz bir risk alınmış olacak.
“WhatsApp Anneleri” gruplarından da biliyorum, “2 haftalık okula çocuk göndermem” diyen veli sayısı hiç az değil...
O yüzden bu yılı zorlamanın anlamı yok, artık oturmaya başlayan uzaktan eğitim 19 Haziran’a kadar uzamalı ve öylece okullar kapanmalı.
İlla çocuklar eğitimde geri kaldı diyerek okulları açmayı düşünüyorsak benim bir önerim var...

Yazının Devamını Oku

Virüsün iyi yanı

Koronavirüsle ilgili duyduğum en iyi haber bu oldu:11 Mart-27 Nisan arasında 24 kadın cinayete kurban gitmiş..


Geçen yıl aynı tarihlerde bu rakam 44’tü...
Neredeyse yarı yarıya azalmış.
Oysa tam tersi aynı eve kapandıkları için çiftler arasında tartışmaların, boşanmaların, kavgaların daha fazla olması beklenirdi...
Vuhan’da karantina sonrası boşanmaların arttığını biliyoruz.
Belki de bu kendine güvensiz, kadını dövmeyi, öldürmeyi namus meselesi sayan katillerin en büyük derdi kadının dışarıda olması...
Eve kapanıp dışarı adım atmadığı sürece belki de o yere batasıca kıskançlıkları hortlamıyor, kadının dört duvar arasında yaşamasından memnun oluyorlar...

Yazının Devamını Oku

Müdavim hareketi

Virüs nedeniyle kapanan restoranlar, kafeler için dünyada başlayan dayanışma hareketinin bir benzeri bizde de başladı. Adı: Müdavim Hareketi...


Gittiğiniz, sevdiğiniz restoranlar için 50, 100, 200, 400 lira ödeyerek yüzde 25 indirim sağlayan bir çek alıyorsunuz... Restoran açıldığında da gidip o çeki kullanıyorsunuz...
Aslında karantina sonrası yiyeceğiniz yemeğin parasını bugünden peşin ödüyorsunuz.
Ekonomik sıkıntı yaşayan sevdiğiniz mekanlara destek olmak amacıyla...
Restoranlar, kafeler 1,5 aydır kapalı, haziran ortası açılabilirse 3 ay kepenk indirmiş olacaklar...
3 ay boyunca hiç gelir elde etmeden kira ödemek, personel çıkartmamaya çalışmak, ayakta kalabilmek benim diyen işletme için bile kolay bir şey değil.
O yüzden bu sosyal sorumluluk hareketi önemli.

Yazının Devamını Oku

Marvel’in müzikleri

Ben atlamışım, bir Türk kadın müzisyenin Captain Marvel’ın müziklerini yaptığını bilmiyordum. Geçen akşam filmi izlerken sonunda, “Müzik: Pınar Toprak” imzasını görünce şaşırdım. Hemen kimdir diye baktım...

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nı bitirdikten sonra çok az İngilizce bilmesine rağmen 17 yaşında Amerika’ya gitmiş. Önce Chicago’da caz, ardından Boston’da dünyaca ünlü Berklee Müzik Okulu’nda okumuş.
Orada film müzikleri yapmayı öğrenmiş. Geçen yıl 8 Mart’ta Captain Marvel vizyona girdiğinde, Türk basınında da haberleri çıkmış Pınar Toprak’ın... O dönem Variety dergisine de röportaj vermiş.
Dedim ya ben kaçırmışım, Captain Marvel’ın sonunda imzasını görünce keşfettim ve bir Türk kadınının başarısı filmin kendisinden daha mutlu etti beni...

Tüp... Yallah... Yemek vs...
◊ Hastaları vefat ettiği için yoğun bakıma dalan, sağlık personeline tüple saldıran kendini bilmez hasta yakınları bakalım ne ceza alacak?
12 gün önce Meclis’ten geçen ve cezaları yarı oranında artıran sağlıkta şiddet düzenlemesinin ilk sonucunu göreceğiz...

Yazının Devamını Oku

İstanbul budur işte

Andrea Bocelli’nin Milano Duomo’dan verdiği konseri, dünyaca ünlü sanatçıların evlerinden seslendikleri “One World: Together At Home” konserini geçen hafta çok yazdık, çizdik...


23 Nisan akşamında bir konser de bizde vardı...
7 Tepenin Şehri İstanbul’dan 7 Kıtaya adıyla yayınlandı.
Ben Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın YouTube hesabından yayınlanacağını sanıyordum konserin.
Meğer pek çok kanal yayınlamış, evde o saatte TV açık olmadığından farkında değilim, saat tam 19.00’da YouTube’u açtım o yüzden...
Ayasofya önünde ney sanatçısı Yavuz Akalın’la başladı konser...
Drone’larla çekilmiş tarihi yarım adanın görüntülerine müthiş bir ney sesi eşlik ediyor...

Yazının Devamını Oku

Türkiye ve Almanya

Merak ediyorum, neden Almanya’nın ölüm rakamları tartışılmıyor da Türkiye’nin tartışılıyor?


New York Times neden Almanya’yı değil de, Türkiye’yi mercek altına almaya kalkıyor?
Oysa Avrupa’da koronavirüs salgınını başarıyla yürüten iki ülke var... Biri Almanya, diğeri Türkiye.
Almanya’da 150 bini geçti vaka sayısı, 5 bin 500 kayıp var.
Türkiye’de 100 bine yaklaştı vaka sayısı, 2 bin 500’e yakın kayıp var. Bu iki ülkede vaka sayısıyla vefatlar arasında çok ciddi bir makas var.
Demek ki olabiliyormuş.
Bizde ilk vaka sayısının görüldüğü 11 Mart’tan bu yana 6 hafta geçti, 7’nci haftanın içindeyiz.

Yazının Devamını Oku

Çocuklar da çıkmalı...

Dün 65 yaş üstü insanımıza hafta sonu birkaç saat de olsa dışarıya çıkma izni verilmesi gerektiğini yazdım, “eve kapanmaktan hastalanacaklar” diyerek...Pek çok okur destek verdi bu öneriye...


Cumartesi- pazar 08.00-12.00 arası sadece 65 yaş üstü sokağa çıksa inanın hepsine büyük moral olur.
Sadece yaşlılar değil düşünmemiz gereken bir de çocuklar var... Geçen gün 5 yaşındaki oğlum uzaktan eğitim sırasında sınıf arkadaşıyla konuşuyordu; “Delireceğiz oğlum evde oturmaktan” diyorlardı birbirlerine...
Şaka yapmıyorum 5 yaşındaki çocuklar bunu konuşuyordu.
Avrupa’nın en ağır faturasını ödeyen ülkelerinden İspanya, çocuklara “temiz hava izni” verme kararı aldı. 18 Mart’tan bu yana karantina altında olan 8 milyon çocuğa konan yasak 27 Nisan’dan itibaren temiz hava alabilmeleri için gevşetilecek.
Birçok çocuğun 40-50 metrekare evlerden haftalardır çıkmadığını söyledi İspanya Başbakanı...
Bizde de durum farklı değil...

Yazının Devamını Oku

65 yaş üstü hafta sonu sokağa çıksın

Yaşlılar haftalardır evde. Bakmayın güneşi gördüğünde kendini meydanlara, banklara atan üç-beş kişiye. Milyonlarca yaşı ilerlemiş insanımız uzun süredir dört duvar arasında yaşıyor.


Kendi annemden, etrafımdaki yaşı ilerlemiş insanlardan biliyorum.
Evde oturmaktan hasta olacaklar artık.
Moralleri bozuldu, torun torba etraflarında değil, yürüyüşe çıkamıyorlar, çıkıp temiz bir hava alamıyorlar.
Sürekli kapalı bir evde bağışıklık sistemleri zayıflamaya başladı.
En ufak bir mikroba karşı vücutları direnç göstermeyecek artık...
Unutmayın herkesin evi bahçeli, balkonlu, salon salamanje değil.

Yazının Devamını Oku

Belki de maçları böyle izleyeceğiz

Bu haber tam 6 yıl önce çıkmıştı...



Güney Koreli The Hanwha Eagles adlı bir beyzbol takımı seyirci sayısını artırmak için stadyuma robot taraftarlar yerleştirmişti.
Taraftar stadyuma gitmeden akıllı telefonları sayesinde bu robotlardan birini kontrol ediyor ve stattaymış gibi karşılaşmayı robotun gözünden izliyor.
Evinde oturan seyirci robotlara tezahürat yaptırıyor, hatta elindeki dijital pankartları kaldırtıp, şarkılar bile söyletebiliyor.
Her robotun yüzündeki dijital ekrana da evinde oturan seyircinin görüntüsü yansıtılıyor.
Güney Kore beyzbol takımı bu formülü seyirci ve gelir sayısını artırmak için 6 yıl önce bulduğunda ortada virüs falan yoktu.

Yazının Devamını Oku

Neymar bile ağladı, ben hâlâ ağlamadım

“7. Koğuştaki Mucize”, geçen yılın en başarılı filmiydi... 5 milyon 316 bin gişe yaptı, Aras Bulut İynemli’nin oyunculuğu çok konuşuldu...


Seyreden herkesi hüngür hüngür ağlatan bir baba-kız hikayesi;
Haksız yere hapsedilen Memo ve
7 kışındaki kızı Ova’nın...
Şu sıralar farklı dijital platformlarda tavsiye olarak önüme düşüyor film. Belli ki PSG’nin dünyaca ünlü futbolcusu Neymar’ın da önüne düşmüş ve açıp izlemiş “7. Koğuştaki Mucize”yi...
Daha sonra da sosyal medyasından, “Çocuğu olanlar bu filmi izledikten sonraki duygumu daha iyi anlar. İnanılmaz güzel bir film, izlerken çocuklar gibi hüngür hüngür ağladım” paylaşımını yaptı.
137 milyon takipçisi var Neymar’ın... Türk yapımlarının dünyada gücünü ve etkisini göstermek açısından çok önemli bir nokta bu...

Yazının Devamını Oku

Tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılara çağrım var

Lady Gaga bu cumartesi akşamı (18 Nisan) sağlık çalışanlarına teşekkür etmek amacıyla "One World: Together at Home” adında YouTube üzerinden bir konser düzenliyor. Konseri Jimmy Fallon, Jimmy Kimmel ve Stephen Colbert sunacak.


Paul McCartney’den
Stevie Wonder’a birçok ismin şarkılarını seslendireceği
konsere David Beckham, John Legend, Kerry
Washington, Priyanka Chopra Jonas gibi ünlü isimler de katılacak.
Ve burada amaç bir bağış toplamak değil. Sadece eğlenmek, sağlık çalışanlarına moral vermek. Bizde de sağlık çalışanlarımız için bir YouTube konseri neden olmasın?
İlk akla gelen tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılar moral gecesi düzenlemeliler.

Yazının Devamını Oku

Sokağa çıkma yasağında İstanbul

Hafta sonu sokağa çıkma yasağı çok doğru bir karardı, 25 gün önce bu köşede önerdiğim bir konuydu bu...

Cuma akşamı yaşanan izdihamın önüne geçilecek tedbirler alınmalıydı meselesi, zaten hepimizin ortak düşüncesiydi...

Cumartesi evden çıkmadım ama pazar günü gazeteci merakıma yenilip atladım bisiklete, şehirde ne oluyor diye bir tura çıktım...

Fotoğraf çekmek, yasağa uyulup uyulmadığına bakmak için...

Cihangir’den Beyazıt’a kadar bisikletle gidip geldim, şunları gördüm;

◊ Denetimler müthişti. Yol boyunca 6 kez çevrildim, memur arkadaşların kimi tanıdı geçmeme izin verdi, kimi sarı basın kartımı görmek istedi.

Yasağa uyma oranı yüzde 100’dü. Yol boyunca toplasan 3-5 araç, sokaklarda sadece 5-10 insan gördüm.

◊ Geçmişte sayım günlerinde böyle boş olurdu İstanbul. O günlerde de ya gazeteye çalışmaya giderdim ya da sayım memuru olarak görev yapardım. Ama o zamanlar bile bu kadar yasağa uyulmazdı.

◊ Doğma büyüme İstanbulluyum, ben kenti bu kadar sessiz bu kadar boş hayatımda görmedim...

Yazının Devamını Oku

333 katlı bir hapishane

Bir hapishane düşünün 333 katlı bir gökdelen ve her katında iki mahkûm kalıyor...


Ortada 8 metreye 2 metre gibi uzunca bir masanın geçebileceği dikdörtgen bir boşluk var her katta...
Her gün en üstteki katta mükellef bir sofra hazırlanıyor; karidesler, pastalar, etler, balıklar aklınıza ne gelirse... Üstelik çok usta aşçılar tarafından.
Ve bu ancak birinci sınıf restoranlarda olabilecek mükellef masa asansör gibi en üst kattan aşağıya doğru inmeye başlıyor.
Her katta 3-4 dakika duruyor en fazla... 4 dakikada ne yedin yedin, çünkü masadan yiyecek alıp saklamak yasak. Bunu yaptığın an ceza var: Bulunduğun kat hızla buz gibi soğutuluyor ya da çok sıcak hale getiriliyor.
En üstteki ilk 30 kat en şanslısı çünkü her şeyin olduğu masaya saldırıp istediklerini yeme, talan etme şansları var...
Her katta 4’er dakika dura dura gelen masada 40-50’nci kattan sonra neredeyse yiyecek hiçbir şey kalmıyor.

Yazının Devamını Oku

Gazetem kapımda

Evlere kapandığımız şu günlerde bizim grup İstanbul’daki okurlar için çok güzel bir uygulama başlattı.


“Bir Tıkla Gazeten Kapıda” uygulaması.
Biliyorsunuz Dünya Sağlık Örgütü, gazete kağıdında koronavirüs riski olmadığını açıkladı, yani gazeteyi gönül rahatlığıyla kağıttan okuyabilirsiniz.
İşte bu keyiften vazgeçmek istemeyen okurlar için Bir Tıkla Gazeten Kapıda uygulaması var.
Demirören Medya’ya bağlı Hürriyet, Milliyet, Posta, Fanatik gazeteleri için şimdilik sadece İstanbul’daki okurlara yönelik bir uygulama bu.
Yakın zamanda Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerle kapıya teslim sistemi daha da büyüyecek.
Yakala.co ve Scooty işbirliğiyle hayata geçen bir sistem bu. Ben kendi işimi kendim yapmayı severim.

Yazının Devamını Oku

Karantina altında seks hayatımız... Eyvah libidomuz düştü!

Koronavirüsle ilgili her şeyi konuşuyoruz da, bir tek seks hayatımızı konuşmuyoruz. Sağ olsun ekrandaki birbirinden kıymetli hocalar sayesinde hepimiz birer pandemi uzmanı olduk...


Ama bugüne kadar insanların seks hayatıyla ilgili bilgi veren, bu konuda neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlatan tek bir uzmana rastlamadım. Bir tek Ender Saraç’ın Posta’ya verdiği röportajı hatırlıyorum; “Lütfen bu dönemde tek eşli olun” diyordu.
Bu konuyla ilgili bizde yeterli bilgiyi bulamayınca yabancı kaynaklara baktım, New York Times’ın pazar sayısından aşağıdaki bilgileri derledim. İşte 15 maddede karantinadaki seks hayatımız...
1- Bunlar eşi benzeri görülmemiş dönemler olduğu için, karantina altında insanların seks hayatlarının köreldiği ya da zenginleştiği konusunda elde şimdilik yeterli veri yok.
2- Ama şu kesin: Yaşadığımız günler hiç seksi zamanlar değil...
3- İnsanlar yeni seks partnerleri bulma konusuna uzak duruyorlar. Çoğu kişi virüsle ilgili bilgilendirmelere, cinsel sorunlardan daha fazla ilgi duyuyor.
4- 2019’u libido tartışmalarıyla kapatmıştık. Can Yaman’a kötü bir haberim var: Depresyon ve anksiyete libidoyu doğrudan olumsuz etkiliyor. Kesin bilgi!

Yazının Devamını Oku

Evde yemek yapanlara: Emma Teyze’nin Kitabı

Emma Teyze kim? Bizim Kelebek’in zeytinyağı yazarı olan Elvan Uysal Bottoni’nin eşi sevgili Paolo’nun büyük teyzesi...


Emma Mancini, 1907’lerde kuzey ve orta İtalya’da yaşamış ve o dönem yaptığı yemeklerin tariflerini defterine not almış.
Mancini ailesinin ikinci kuşağı olan Emma Teyze’nin bu not defteri, Elvan’ın eşi Paolo’nun kız kardeşine kadar ulaşmış.
20 yıldır İtalya’da yaşayan Elvan da kucağına kadar gelen bu hazineyi değerlendirme kararı vermiş.
Ve ortaya “Emma Teyze’nin Kitabı” adlı geleneksel İtalyan yemekleri tarifinin olduğu bu kitap çıkmış...
Elvan’la neredeyse 30 yıla yakın dostluğumuz var; kendisi çok iyi zeytinyağı, şarap, peynir ve bal tadımcısıdır.
Bu İtalyan mutfağı ve yemekleri üzerine yazdığı 6’ncı kitabı...

Yazının Devamını Oku

Neden para ödüyorum?

Tartışma sadece bizde değil, dünyada da yaşanıyor.


Şu sıralar dünyada herkesin sorduğu soru aynı: Neden almadığım hizmete para ödüyorum?
Hafta sonu New York Times’da okudum, ESPN gibi birkaç spor kanalına aylık abone olan bir kullanıcı koronavirüsten dolayı maçların oynanmadığını ve ödediği ücretin geri verilmesini istemiş.
ESPN de nanik yapmış ona. Geçen hafta ben de bizim özel okulları ve anaokullarını yazmıştım.
Uzaktan eğitim için normal eğitim ücreti almaya devam etmeleri doğru mu?
Okul binalarında hiçbir şeyden değilse ısıtma, elektrik, su, temizlik gibi pek çok giderden kurtuldu özel okullar.
Bunu neden ücretlere yansıtmıyorlar?

Yazının Devamını Oku

Radyoculara iyi bir haberim var

Media Liven 26-31 Mart tarihleri arasında 15.328 kişiyle radyo dinlenmesi üzerine bir araştırma yaptı.


Söz konusu tarih hepimizin evlerine kapandığı karantina tarihleri...
Açıkçası evde daha çok televizyon izlendiği, insanların araçlarına binmediği için radyo dinleme sürelerinin azaldığını düşünüyordum ben...
Radyocu meslektaşlarıma güzel haberi vereyim, meğer tam tersiymiş...
Korona günlerinde radyo dinleme süreleri artmış...
Ankete katılanların yarıya yakını, 7212 kişi her gün radyo dinlediğini söylemiş...
Her gün 1-2 saat dinleyenlerin sayısı 3804, 4 saatten fazla dinleyenlerin sayısı 3586...

Yazının Devamını Oku

Yanlış yapan ünlüler

.

Serdar Ortaç
“Bir çay demleyenim bile yok” diyerek taksi durağını ziyarete gitti, taksicilerle çay içip sohbet etti.
Üstelik maske takmayan taksici “Acı patlıcanı kırağı çalmaz” dedi.
Anlaşılan o ki; sevgili Serdar’ın ne izolasyondan ne de sosyal mesafeden haberi var.

Nasuh Mahruki-Coşkun Aral
Nasuh Mahruki, Silivri-Durusu’da açacağı Doğada Liderlik Okulu’ndaki son hazırlıkları ailesiyle birlikte hafta sonu denetledi.

Yazının Devamını Oku

Zombiler de gerçek olacak mı?

2013’te Cannes Film Festivali’nde Brad Pitt’in “World War Z” filminin tanıtımındaydım... (O zamanlar uçağa biniyoruz ey sevgili okur, yurtdışına festivallere, maçlara, tatillere gittiğimiz yıllar, ne günlerdi be!)


O yıl Cannes’ın ağır topu Brad Pitt’ti, her yer “World War Z” afişleriyle doluydu.
Şu sıralar sürekli virüs, pandemi yapımları izliyoruz ya, geçen akşam “World War Z” önüme düşünce, “Cannes yılları nostaljisi yaparım” diyerek satın aldım filmi...
Film aman aman bir şey değil, yaşayan ölüler, zombiler hikayesi...
Güney Kore’de ortaya çıkan bir virüs insanları yaşayan ölüler haline getiriyor.
Her zombi filminde olduğu gibi burada da yaşayan ölüler, yeni hücrelere ihtiyaç duyduğu için kontrolsüzce sağlıklı insanlara saldırıyorlar.
Filmi izlerken düşündüm; bu Hollywood yapımlarındaki her şey gerçek oluyor ya, bu zombiler de günün birinde gerçek olacak mı? Belki de bu korona belası insanlığın ilk büyük sınavı...

Yazının Devamını Oku