"Adil Yıldırım" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Adil Yıldırım" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Adil Yıldırım

Adil Yıldırım

Birlikte Olduğun Adamın Gerçek Yüzünü 4 Adımda Anlarsın

21 Ekim 2019

İlişki tabirinin tanımı ve içeriği hızla değişiyor ya da güncelleniyor, en gerçek anlar birlikte geçirdiğiniz saatler ve biriktirdiğiniz anılardır; oysa birçok insan telefon ekranıyla ilişki yaşamayı kabullenmiş durumda ve bunun aslında garip bir durum olduğunu fark etmiyor.

Bütün bu karmaşa içerisinde, birlikte olduğunuz insanın gerçek yüzünü; yani sizinle ilişkisinde samimi olup olmadığını anlamak belki de en büyük lüks. Peki bunu anlamanın yolu nedir?

Öncelikle şunu söyleyelim, bazı insanlar ilişkide oldukları insanın gerçek yüzünü bilmek dahi istemezler; çünkü onlar günlük hayatın stresi içerisinde kendilerine sadece bir kaçış yolu ararlar; farklı bir duyguya geçmek, bir insanla yeni heyecanlar yaşamak ve hayatta yeni deneyimler yaşamak dışında bir düşünceleri yoktur. Dolayısıyla birlikte oldukları insanın karakteri, göstermediği tarafları veya huyları onları hiç ilgilendirmez çünkü zaten bu ilişkiyi uzatma planları yoktur; sadece içinde bulundukları ruh halinden kurtulmak ve bir insandan alacakları heyecan yoluyla bir süre kendilerini iyi hissetmeye çalışırlar. Kafa dağıtmak veya dertlerden uzaklaşmak için ilişki yaşarlar, bu da bir tercihtir elbette.

Öte yandan, böyle bir ilişki yaşarken aniden ciddileşen ve kendisini spontane gerçekleşmiş bir evliliğin içinde bulan sayısız insan vardır; sadece keyif peşinde koşarken birden evlilik yoluna giren bu insanlar, evlilik esnasında eşlerinin gerçek yüzüyle karşılaşır ve şaşırırlar.

Oysa her şey daha ilişki aşamasında gayet açıktır; tek sorun onların o aşamada başka yöne bakıyor olmalarından ibarettir, sinyalleri görmezden gelir ve keyif amaçlı ilişkilerine devam ederler.

Peki bu sinyaller nelerdir?

Bir erkeğin kadınla ilişkisinde gerçek yüzünü hangi adımlarda anlarsınız?

Maddelere geçmeden önce şunu söyleyelim, bu maddeleri iş hayatındaki arkadaşlarınız üzerinde de deneyebilirsiniz, onların gerçek yüzlerini ve size karşı asıl amaçlarını anlamanıza yardımcı olacaktır.

Yazının devamı...

İlişkinin İlk 6 Ayında Dikkat Etmeniz Gereken Kötü Sinyaller

15 Ekim 2019

Erkek kafasıyla bakıldığında açıkça imkansız görünen “Birisini değiştirme” ideali, maalesef kadınlarda hemen her zaman karşımıza çıkan bir durumdur. Aslında bunun sebebi erkeklerin genelde sol beyin kullanarak hayatlarını sürdürmelerinden ibarettir; yani olanı olduğu gibi kabul etmek, mantık kullanmak, olaylara mühendis kafasıyla yaklaşmak.

Öte yandan kadınlar sağ beyin kullanırlar; yani yaratıcı, estetik ve duygu odaklı yaklaşımları tercih ederler, bu durumda bir adamı severken onun daha iyi versiyonunu ortaya çıkartmak istemeleri, olaya bu açıdan baktığımızda, gayet normal ve anlaşılabilir görünebilir.

Kaybedenler Kulübü filminde mükemmel bir replik vardır ve erkek dünyasında bu replik oldukça ünlüdür, erkeklerin duygularına (hiç duyguları olmaz demedim!) tercüman olmuştur:

“Kadınlar bir adama aşık olur sonra da onu olmasını istedikleri adama çevirmeye çalışırlar…”

Erkekler şöyle düşünürler: “Bana bu halimle aşık oldun ve sevdin, peki beni neden değiştirmeye çalışıyorsun?” Bu sorunun cevabını bir erkeğin beyni kendi başına bulamaz; çünkü erkek düşünce sistemi gayet basittir: “Bir kadın bana uyar ve onunla ilişki yaşarım, ya da bana uymaz ve o kadından uzak dururum. Bu kadar basit. Onu değiştiremeyeceğimi bildiğim için eğer kadının davranışları bana uymuyorsa asla onu değiştirmeye çalışmam ve ilişkinin başında ondan uzaklaşırım; zira değiştirmeye çalışmak zaman kaybı olacaktır…”

Mantık odaklı bakan birisi için bu çıkarıma varmak gayet normaldir; oysa duygu odaklı bakan birisi şöyle düşünecektir: “Peki ama neden olmasın? Ya değişirse?”

Duygu odaklı kadın beyni, hayallerinde o adamı değiştirmiş ve adamın daha iyi bir versiyonunu ortaya çıkartmıştır; o haliyle adama yeniden aşık olmuş ve hatta onunla evlenip çoluk çocuğa karışmış, pembe panjurlu evinde onunla mutlu bir aile hayatı yaşamaya başlamıştır. Bu hayalin ona verdiği duygular, kadını o kadar mutlu eder ki, adamı değiştirme arzusu kadının hayatında önemli bir amaç haline gelir. İşi gücü bırakıp her an adama yeni bir şekil vermeye çalışırken, aniden ortadan kaybolan adam izini kaybettirir; çünkü sokaktaki on erkekten en az altı tanesi kendisine müdahale edilmesinden ve farklı bir adam haline getirilmekten hoşlanmaz. Şunu sorar: “Neden beni olduğum gibi kabul etmiyorsun?”

Bu noktaları özellikle vurguladıktan sonra, ana konuya gelelim:

Yazının devamı...

Evliliklerde Denge Ne Zaman Kaybolur?

8 Ekim 2019

O kadar hassas bir soru ki bu konuya değinmemek olmazdı.

Soruya şöyle yanıt vermek ve yeni bir pencere açmak gerekir: “Acaba evlilikten önce ilişki safhasında bir denge var mıydı?”

Belki de hiçbir zaman denge yoktu ancak bunu kabullenmek imkansızdı, olabilir mi acaba?

İnsan ilişkilerinin her türlüsünde alma verme dengesi vardır; zaman zaman daha çok ilgi veya sevgi gösteren taraf değişebilir ancak denge unsurunun gerekliliği asla değişmez. Bir terazi gibi düşünelim, terazide denge şaştığı zaman ilişkinin tadı kaçar ve bir taraf sürekli alttan almak zorunda kalır; peki böyle bir ilişki ne kadar sürer?

Alttan alan tarafın sabrına bağlıdır; ancak biliyoruz ki hele de günümüz koşullarında sonsuza kadar sürmez, çünkü sosyal medya sebebiyle herkesin çok sayıda alternatifi var ya da bu yönde bir algısı var.

Evlilik öncesi ilişki aşamasına dönelim; bir adamla birliktesiniz ve ilişkide ilk üç ay büyük ölçüde işler yolunda gidiyor. Unutmayınız ki ilk üç ayda birçok erkek kadına en iyi halini sunar; kibar, anlayışlı, özverili ve hatta duygulu bile davranabilir. Sonrasında, yavaş yavaş erkeğin daha gerçek yüzünü görmeye başlarsınız, daha ilgisiz, daha anlayışsız, daha mesafeli, öncelikleri açıkça ortaya çıkmaya başlayan ve başka şeylere daha çok zaman harcayan bir adama dönüşür. İşte tam bu noktaya dikkat ediniz; çünkü tam da bu virajda ilişkinin kaderini belirleyecek olan sizin davranışlarınızdır; çünkü terazideki denge değişmeye başlamıştır.

Kimi kadınlar birlikte olduğu adamı kaybetmemek için sessiz kalır ve tepki göstermezler, doğru üslupla kibar sözlerle adamı uyarmak gerekirken hiç ses çıkartmadan adamın değişen tavırlarını alttan alırlar. Tek amaçları zaten uzun bir yalnızlık döneminin ardından buldukları bu ilişkiyi kaybetmemektir. Oysa bu çok kritik bir hatadır çünkü erkek davranış biçimine göre karşıdaki insan (kadın veya erkek) yanlış davranışlarına karşı sessiz kaldıkça bu büyük bir zayıflık göstergesidir ve olumsuz davranışlar gittikçe artmaya başlar.

Bireysel çalışmalar yaptığım kadınlardan şunu her zaman duymuşumdur: “Saçımı süpürge ettim, hep fedakarlık yaptım ama o bana asla düzgün davranmadı!”

Yazının devamı...

İlişkilerde Kadınlar Tarafından Tercih Edilen 4 Erkek Çeşidi Nelerdir?

4 Ekim 2019

Yazmanın sihri işte burada; hiç tanımadığım insanların hayatlarına dokunuyorum ve bunun bana verdiği duyguları tam anlamıyla tarif etmenin bir yolu bulunmuyor. Muazzam bir duygu paylaşımı diyelim.

Geçen yazıda Leonardo Da Vinci’nin yaşadığı çağda ne kadar yalnız olduğunu ve onun dehasını anlayan insan sayısının bir elin parmaklarını geçmediğini; fakat yine de hayatı boyunca dehasını ortaya koyabilmek adına verdiği mücadeleyi sizlere kısa bir hikaye ile aktarmıştım. Günümüzde de kendini bu çağa ait hissetmeyen binlerce insan var ve onları bir araya getirdiğimizde pek de yalnız sayılmazlar.

Bir kadının kendini yalnız hissetmesi ile bir erkeğin yalnızlığı arasında dağlar kadar fark olduğunu belirtelim; çünkü kadınlar duygu odaklıdırlar ve bu duyguların ilgiye ve sevgiye yoğun olarak ihtiyacı vardır; oysa erkekler ilgi beklemezler ve arkadaşlarıyla futbol maçlarını izleyerek bile kendilerini yeterince iyi hissederler; çünkü erkek 'yapmak' odaklıdır. Bir futbol maçında bağırıp çağırmak bile onun için kendini ifade ettiği bir yapma eylemidir; oysa kadın 'hissetmek' odaklıdır ve sevildiğini ya da önemsendiğini hissetmeye ihtiyaç duyar. Aradaki fark genel olarak bu noktadan kaynaklanıyor.

Nasip olursa 2020 senesinde İlişki Koçu olarak 10. yılımı dolduracağım. Bu süreçte altı binden fazla insanla çalışma imkanı buldum ve bu danışanların yüzde doksanı kadınlardan oluşuyor. Onlarla çalışırken onları yakından gözlemledim ve bu gözlemleri dünyanın çeşitli ülkelerinde kadınların erkek tercihleri üzerine yapılan araştırmalar ile birleştirdiğimde kadınların tercih ettikleri dört çeşit erkek öne çıkıyor. Bu yazıda sizlere bu erkekleri anlatacağım:

Olgun adam/Yaşlı adam

Bir kadının erkek seçimleri şüphesiz onun babasıyla çocukluk yıllarında kurduğu ilişkiyle birebir bağlantılıdır. Çocukluk deneyimleri kadın olsun erkek olsun bir insanın psikolojisinin mimarıdır ve erkeklerde anne ilişkisi ne kadar önemliyse kadınlarda baba ilişkisi aynı oranda etkilidir. Küçük yaşlarda babasıyla yeterince sağlıklı iletişim kuramamış, babasından pek ilgi ve sevgi görmemiş kadınların, yetişkin çağlarında kendilerinden yaşça büyük, kimi zaman yirmi yaş büyük erkekler ile flört etmelerinin sebebi genelde budur. Elbette babasıyla harika bir iletişim yaşamış bir kadın da kendisinden yaşça çok büyük bir adamdan etkilenip onunla ilişki yaşayabilir ancak bu istisnai durum yukarıda bahsettiğimiz psikolojik altyapıyı ortadan kaldırmaz.

Çirkin adam/At hırsızı 

Elbette her erkek yakışıklı olmak zorunda değil, ayrıca kime göre ve neye göre yakışıklı? Bu kadar göreceli bir kavramda genel olarak kadınların fikir birliğine vardıkları söylenemez. Kimisi sakallı ve esmer erkekleri tercih ederken kimileri renkli gözlü ve sarışın erkekleri ön sıraya koyarlar. Tercihler ve zevkler tartışılmaz; ancak burada bahsettiğim, on kadından sekiz tanesinin daha ilk görüşte “Aman Tanrım ne kadar tipsiz bir adam” dedikleri adamlar. Bu adamlar kadınlarla ilişkilerinde çenelerini iyi kullanmak zorundadırlar zira fiziksel olarak etkileyici bir tarafları olmadığı için konuşarak yani kadının kulağına yönelik etkileyici fısıltılarla kadını tavlamak zorundadırlar. Başka çareleri yoktur ve bu anlamda hayat onlar için zor olabilir; fakat işin enteresan tarafı bazı kadınların bu tip adamları üstelik adam hiçbir çaba göstermeksizin tercih etmeleridir.

Yazının devamı...

'Bu Çağda Kendimi Yalnız Hissediyorum' Diyen Yalnız Ruhların Melodisi

27 Eylül 2019

Yaklaşık altı binden fazla kadınla bireysel çalışmalar yapma fırsatım oldu; bu çalışmalarda dönemsel olarak kadınların dertli oldukları konular değişti ancak bir başlık çalıştığım kadınlarda ne de erkeklerde hiçbir zaman değişmedi: “Adil Bey, ben bu dönemin aşklarına ve ilişkilerine ayak uyduramıyorum, bu dönem benim ruhuma hitap etmiyor, kendimi yalnız hissediyorum…”

Aslına bakarsanız yalnızlığın cinsiyeti olmaz. Yalnızlık insan ruhunu hızla ele geçiren ve korkuya ya da paniğe sürükleyen bir duygudur. Kimi insanlar bu duyguyla baş edebilmek adına ne öğle yemeklerini ne de molalarını yalnız geçirmek istemezler ve normalde selam bile vermek istemedikleri insanları sürekli etraflarında bulundurmak zorunda hissederler; aksi halde kesif ve yoğun bir yalnızlık duygusu onları çaresiz bunalımlara sürükleyiverir.

Kimi zaman bu duyguya bahane olarak “yanlış zamanda dünyaya gelmiş olmak” gibi açıklamalar yapma gereği duyarlar ve en güzeli de buna kendileri de inanırlar. Youtube kanalımda spiritüalizm üzerine videolarımı izleyenler bilir, her zaman tekrarlarım: “Kainatta ne tesadüfe ne de hataya yer yoktur.” Bu durumda bir insan nasıl olur da yanlış zamanda dünyaya gelmiş olabilir?”

Madalyonun diğer tarafından bakacak olursak: “Kendini bu devirde bir yabancı gibi hisseden insanın asıl ruhsal deneyimi de bu döneme ayak uydurmak olabilir mi?”

Dünyayı kasıp kavuran tüketim çılgınlığı aşk ve ilişkilerin üzerinden adeta bir tank gibi geçerken, belki de bazı yalnız ruhlar aşkın düştüğü bu durumu görmek zorundalar. Belki de geçmişin karanlık koridorlarında bu ruhlar aşkın kıymetini bilemedi, sevdiği kadını bir gecenin sonsuz sabahında terk edip gitti, ya da çocuğunu bir daha görmemek üzere ardında bıraktı, ailesine sahip çıkmadı ve aşka asla inanmadı.

Hayatın anlamı olan aşka inanmayan bu ruhlar, aşkın anlamını yitirmeye başladığı bir çağda cezalandırılıyor olabilirler.

“Kendimi bu çağa ait hissetmiyorum” diyenlerle o kadar sıklıkla karşılaştım ki, kimsenin bu çağa ait olmadığını düşünmeye başladım. “Kendimi bu çağda yapayalnız hissediyorum” diyenler aslında hiç de yalnız değiller! Bir bilseler ne kadar kalabalık olduklarını ve kendileri gibi binlerce insanın kendine benzer ruhların arayışı içerisinde olduğunu bir bilseler, bu yalnızlık duygusu tarihe karışacak!

Yaptığım işi en iyi özetleyen metafor: “Farklı bir pencere açmak” olarak özetlenebilir. Bir insana farklı bir bakış açısı sunduğunuzda gözlerinde yanan ateşi görür ve arkanıza yaslanırsınız. Bu ateş, onun ruhunda yanan ateştir ve insanı ayakta tutan ışığın ta kendisidir.

Yazının devamı...

Bir Erkeğin Seçeneği Değil Önceliği Olmanın 6 Yolu

21 Eylül 2019

İşte bu sebeple; çok sayıda seçenekleri olduğunu düşünen insanlar, ciddi ilişki yaşayabilecekleri birisiyle karşılaştıklarında bunun değerini fark etmeden ellerindeki fırsatı kaçırıyorlar.

Daha da kötüsü, ilişki yaşamaya çalışan insanların psikolojisindeki yozlaşmadır; “eğer ben günde on beş kişiyle yazışıyorsam, o zaman bu yeni tanıştığım insan da aynı şeyi yapıyor olabilir! Dolayısıyla ona neden güveneyim?”

Kendisinden şüphe eden insanın bir başkasına güvenmesi elbette imkansızdır.

Kadınlardan şu soruyu her zaman alırım: “Ben bu adamın önceliği olmak istiyorum, bunu nasıl yapabilirim Adil Beycim?”

Yıllardır kadın erkek ilişkileri üzerine çalışan ve bireysel çalışmalarda kadınlara erkek düşünce sistemini aktaran birisi olarak, bu konu öncelikli konularım arasında olmuştur:

“Bir erkeğin önceliği haline gelmenin yolları nelerdir?”

Bunu yapabildiğinizde, işte o zaman ilişkinizin adeta bir sihirli el değmişçesine size keyif vermeye başladığını göreceksiniz. Bir kadın için huzurlu ve keyifli bir ilişki, yoğun duygularını aktarabildiği ve kendisini aynı zamanda güvende hissettiği bir yaşam alanı açmak demektir ki bunu yaşayabilen kadınların daha yaratıcı ve etkin olduklarını görmezden gelemeyiz.

Yazının devamı...

Bir Erkeğin Sana Aşık Olmaya Başladığını Gösteren 5 İşaret Nedir?

12 Eylül 2019

Shakespeare’den bu yana binlerce yıl görmüş dünya, ne savaşlar ne buhranlar gördü aşk bitmedi de şimdi tabletler aşkı bitirmiş olabilir mi gerçekten?

Dünya tarihindeki bin çeşit çalkantı aşka el uzatamadı, asla aşkın heyecanına bir alternatif bulunamadı, şimdi nasıl olur da aşk bir anda biter?

Hayır efendim, böyle bir şey mümkün değildir. Sadece zamanın ruhuna uyum sağlamaya çalışmaktadır, mahiyeti değişir, makyaj yapılır, eli kolu boyanır, gerçek üstü deneyimler ile süslenir püslenir ancak AŞK asla son nefesini vermez yeryüzünde.

Neden mi?

Yazının devamı...

Aşk ile Saplantı Arasındaki İnce Çizgide Dans Etmek

4 Eylül 2019

Hayat, geçirdiğimiz yazlar ile anlam kazanıyor ve kimi yaz aşkları ömür boyu unutulmuyor, insan ruhunun en derin noktalarına işliyor muazzam anılarla.

Peki aşk ile saplantı arasındaki ince çizgide dans etmenin yolu nedir?

Yıllardır bireysel ilişki koçluğu yaptığım için binlerce insanla çalışma şansım oldu; bu çalışmalardaki gözlemlerimi ve kendi çevremdeki ilişkilerde olan biteni analiz ettiğimde şunu açıkça görüyorum: maalesef bizim ülkemizde saplantı haline gelmiş ve içinden çıkılmaz bir karmaşaya dönüşmüş ilişkilerin sayısı oldukça fazla. Bunun temel sebebi ise ilişkilerin oluşumu ve yönetimi konusunda bireylere hemen hiçbir eğitimin verilmiyor olması.

Hayattaki başarının temelinde öncelikle insanın kendisiyle kurduğu veya kurmak zorunda olduğu ilişki yatar; ancak birçok insan kendisiyle sağlıklı bir ilişki içerisinde değildir. Aynaya baktığında gördüğü insanın çocukluğundan gelen travmaları vardır, anne baba ilişkisi sağlıklı değildir ve bu kötü anılar onun ömür boyu kurmak zorunda olduğu tüm ilişkilere derin etkilerde bulunmaktadır. Bunun çözümü için profesyonel yardım almak aklının ucundan bile geçmez zira yüzleşmek bir insan için belki de en büyük ve aynı zamanda en zor sınavdır.

Kendi travmalarının yanı sıra karşı cinsle ilişkinin nasıl kurulması gerektiği konusunda hiçbir eğitim almamış olması ve karşısına çıkan ilk insanla evlenmesi konusunda maruz kaldığı aile baskısı bir insanı olabildiğinde zorlar, nefes alamaz hale gelir. Annesi kızını evlenmesi konusunda baskı altına alır, teyzeler ilerleyen yaşına işaret ederler ve tüm aile fertleri yaşı geçmeden evlenmesi gerektiği hususunda yerli yersiz hatırlatmalarda bulunurlar. Bütün bunlar olup biterken kızın iş hayatında her şey yolunda gitmektedir, kariyer basamaklarını hızla tırmanır ve tüm öğrencilik hayatında yaptığı sıkı çalışmaların sonuçlarını artık almaya başlamıştır.

Fakat, doğduğu kasabada yaşayan annesi sürekli aramakta ve her geçen gün baskıyı arttırmaktadır; “haydi artık kızım, yaşın geçmeden birisini bulmaya çalış!”

Bu baskılar öyle bir noktaya gelir ki, kız evlenmek zorunda olduğunu yoksa annesinin onu asla rahat bırakmayacağını anlar ve annesinin bulduğu bir damat adayıyla hızla söz ve nişan yapılır, tek maksat bir an önce evlenip bu baskıyı sona erdirmektir.

Yazının devamı...