GeriAdil Yıldırım Sevgililer Günü'nün Dayanılmaz Hafifliği
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sevgililer Günü'nün Dayanılmaz Hafifliği

Sevgililer Günü'nün Dayanılmaz Hafifliği

"Herkese merhabalar... Yılda bir defa gerçekleşen ve kimi insanlar tarafından son derece gerekli kimileri içinse anlamsız olarak yorumlanan 'Sevgililer Günü' dönemine hoş geldiniz."

Yıllar içerisinde bugünü özellikle bekleyen, bu tarihe hazırlanan ve hakkını vererek geçirmek isteyen bir erkek ile karşılaşmadım; anladım ki erkeklerin özel günlere ilgisi her zaman için sınırlı, bu durum İtalya’da da pek farklı sayılmaz; bu tip özel tarihlere kadınlar kadar dikkatle yaklaşmıyorlar. Bu durum, erkeklerin yapısal olarak özel günlere karşı kayıtsız ve ilgisiz olmalarıyla açıklanabilir. Öte yandan, bundan yaklaşık on beş sene evvel öncesine dönerek, yalnız geçirdiğim bir Sevgililer Günü'nü sizlere aktarmak istiyorum, bu şekilde bir erkeğin psikolojisinde nasıl yansımalar yarattığını gözler önüne sermek mümkün olacaktır.

2006 senesi 14 Şubatı’nı İtalya Milano’da yapayalnız geçirdim; fakat aslında birkaç gün daha ilişkimizi sürdürebilseydik o zamanki İtalyan kız arkadaşımla birlikte geçirebilirdik. Sevgililer Günü'nden birkaç gün önce bir senelik ilişkimizi sonlandırdık, bunun en büyük sebebi aramızda bitmek bilmeyen tartışmalardı. Özellikle yirmili yaşlarda insanlar bir tartışmada 'haklı olmayı' 'ilişkiyi ayakta tutmaya' tercih ederler ve sürekli “ben haklıyım” psikolojisine girerek gereksiz bir inatla olaylara yaklaşırlar. Sanırım biz de yirmili yaşların başında ufak konularda bile ego tartışmalarına giriyor ve aslında ilişkinin enerjisini yukarıda tutmaya çalışmıyorduk.

Bir tarafıyla bu oldukça hüzünlüydü çünkü aramızdaki uyum aslında mükemmeldi, öte yandan bu tavrımız ilişkinin pozitif yanlarını ortadan kaldırıyordu. Kimi zaman birkaç gün sessizlikle çözülebilecek olayları da, ısrarla üstüne giderek ve bitmek bilmeyen atışmalarla köpürtüyor ve ufacık konuları büyük problemler haline getiriyorduk. İşte böyle bir ruh hali içerisinde Sevgililer Gününe beş on gün kala, birbirimizi daha fazla yıpratmamak adına ayrılık kararı aldık; büyük bir üzüntü içerisinde girdiğimi hatırlıyorum çünkü birlikte geçirdiğimiz bir sene zarfında yurt dışına ve yalnız olmanın psikolojisi ile ona iyice bağlanmıştım, aynı şekilde o da bir Romalı olarak Milano’da yalnızdı ve bir seneyi hemen her gün birlikte geçirdiğimiz için bana bağlılığı yüksekti. Hani böyle yoğun ilişkilerin bitmesiyle insan kendisini büyük bir boşlukta hisseder ve boşluk duygusuyla nasıl başa çıkacağını bilemez; işte bu duygu içimde tarif edilemez bir üzüntüye dönüştü ve etrafımda olup biten olayları en kötümser haliyle görmeye başladım.

O yıllarda Milano’da iki yakın Türk arkadaşım vardı ve ikisinin de çok uyumlu görünen ilişkileri vardı. Normalde o sene Sevgililer Gününde onlarla birlikte üç çift bir restoranda yemek yiyecektik, zaten onlarla sıklıkla bir araya geliyorduk ancak biz birkaç gün kala ayrılınca bu plan bizim açımızdan suya düştü ve ben yalnız başıma evimde girmek zorunda kaldım. Yalnızlık üstüme geliyordu ve neden başaramadığımızı düşünüyordum, öte yandan başkalarının çok mutlu olduklarını dolayısıyla ilişki konularında daha başarılı ve adeta bizde olmayan özelliklere sahip olduklarını düşünmeye başlamıştım.

Aslında bu durum sevgililer gününe yalnız giren bazı insanların yaptıkları bir hatadır, kötümser ruh haline yenik düşerler ve kendi durumlarını, dışarıdan bakıldığında detaylarını bilmedikleri başka ilişkiler ile kıyaslamaya başlarlar. Bu durum elbette sağlıklı değildir çünkü biliyoruz ki dışarıdan görünenler bir ilişkinin gerçekte ne durumda olduğunu, içeride tam olarak neler yaşandığını bütünüyle yansıtmaz. İnsan, yalnız olduğunda diğer tüm insanların ne kadar mutlu ve ilişkiler konusunda becerikli olduğunu düşünmeye başlar ve kendisine karşı adeta acımasızlaşır, olayları objektif bir şekilde değerlendiremez.

Kendini başkalarıyla kıyaslamak belki büyük bir hatadır ancak en az onun kadar büyük bir diğer hata ise kendini izole etmektir. Sevgililer gününü yalnız geçirmek dünyanın sonu değil ancak bunu kafasında büyütmek ve adeta kendini cezalandırır gibi eve kapanmak, dışarıda mutlu çiftleri görmemek adına dışarı çıkmamak ve keyifsiz bir akşam ile mücadele etmek son derece anlamsızdır. Peki yalnızlar ne yapmalıdır? Özellikle önerim şudur: Mutlaka kendinize bir hediye alın, kendinizi ödüllendirin çünkü en büyük sevgiyi kendinize karşı beslemelisiniz.

Kendini sevmeyen bir insan, bir başka insanın ona yönelttiği sevgiyi algılayamaz ve bunun değerini bilemez; ilk ve en değerli ilişkimiz kendimizledir kendiyle barışık olmak tabiri çok yerindedir. Kendiyle savaş içerisinde olan bir insanın sevginin kıymetini bilmesi ve bir ilişkide bu duyguyu hissettiğinde bunu pozitif enerjiye dönüştürebilmesi neredeyse imkansızdır; dolayısıyla bu satırları okurken bir ilişkiniz yok ise kendinizi mutlaka ödüllendirin ve bulunduğunuz durumun hiç de garip falan olmadığını sadece momentumun yani doğru zamanın henüz gelmediğini kendinize hatırlatın. Bu hediye; çok sevdiğiniz restoranda bir akşam yemeği ya da uzun zamandır satın almayı düşündüğünüz bir elbise de olabilir; kendinizi şımartın, bunu fazlasıyla hak ediyorsunuz.

2006 senesinde Sevgililer Günü'nü yapayalnız geçirirken iki yakın arkadaşımın ilişkilerinde çok mutlu olmaları da garip bir şekilde benim üzüntümü ve yalnızlığımı derinleştirmişti; oysa sadece birkaç hafta sonra onlarla bir araya geldiğimde ikisinin de farklı sebeplerle kız arkadaşlarından ayrıldıklarını öğrendim. Buna çok şaşırdım ve adeta inanamadım çünkü onları dışarıdan baktığımda o kadar mutlu ve ilişki konularında başarılı görüyordum ki ilişkilerini neredeyse “mükemmel” olarak konumladığımı fark ettim oysa hiçbir şey göründüğü gibi değildir ve mutluluk kavramı da diğer pek çok kavram gibi görecelidir; tamamen nereden baktığınızda ilgilidir. Başkalarını yüceltirken kendinizi iyice dibe doğru sürüklemek insanın yaptığı belki de en büyük algı hatası olabilir.

Bir ilişkisi olanlar ancak mutlu olmayan, sorunları bir türlü halledemeyenlere şunu belirtmek isterim: Sevgililer Günü sizler için büyük bir fırsat, elinizden geldiği kadarıyla ve olanaklar içerisinde bir organizasyon yapmaya çalışın ve bu günü, bir süredir ilişkinizde veya evliliğinizde yaşadığını sorunları geride bırakmak için bir milat olarak değerlendirin, eğer olaya bu açıdan bakabilirseniz bu tarih sizler için bir fırsat olabilir.

Keyifli bir akşam yemeği sırasında geçmiş sıkıntıları arkanızda bırakın, “sen şunu yaptın ben bunu yaptım” benzeri konulara girmeyin ve ne olursa olsun keyfinizi kaçırmayın, eğer insanın geçmişe dönük yaşaması gerekseydi gözleri yüzü yerine ensesinde olurdu. Biz sadece ileriye bakmalıyız, hayat böyle daha anlamlı ve güzel. Sorunlarınız olmasına rağmen ayrılmadığınız göre demek ki aranızda bir bağlılık ya da sizi birbirinize bağlayan çeşitli sebepler var. Bunların kıymetini bilin ve bir ilişkinin de emek vererek büyüdüğünü, her gün karşılıklı fedakarlık ve anlayışı gerektirdiğini kendinize hatırlatın. Emek verilmeyen hiçbir şey korunamaz ve devam etmez, mutlaka emek verilmesi ve çaba harcanması gereklidir.

İlişkisinde veya evliliğinde mutlu olanlara gelince. Hayat kısa ve sevdiğiniz insanla keyifli günler geçirmek büyük bir şans! Dolayısıyla sevgililer gününde yıllar sonra bile hatırlayacağınız ve belki de size kahkahalar attıracak anılar biriktirin. İlla en lüks restoranda yemeğe gitmek değil, hatta mümkünse normalde gitmediğiniz farklı bir yere gidin ve kendinize güzel bir deneyim yaratın, baş başa olmak her zaman iyidir, duygularınızı ifade etmekten çekinmeyin ve onunla olduğunuz için şanslı hissettiğinizi mutlaka vurgulayın çünkü hayatın günlük telaşı içerisinde günün sonunda elimizde kalan keyifli anılar ve paylaşımlardır.

Anı biriktirmek için Sevgililer Günü fırsatını kaçırmayın.

Bu arada, bir erkek mutlaka çiçek almalıdır. Çiçek sevmeyen bir kadınla henüz tanışmadım. Israra gerek yok dostum, mutlaka çiçek almalısın.

Keyifli bir hafta sonu sizlerle olsun.

Görüşmek üzere...

INSTAGRAM

Epilepsi hastalığı bulaşıcı mıdır? Dünya Epilepsi Günü için sokağın nabzını tuttukTürkiye’de yaklaşık 1 milyon epilepsi hastası bulunuyor. Türk Epilepsi İle Savaş Derneği, 10 Şubat Dünya Epilepsi Günü kapsamında bu yıl 4’üncüsünü gerçekleştirdiği “Epilepsi İçin Bak” kampanyası ile herkesi epilepsinin farkında olmaya davet ediyor. Bugüne kadar binlerce kişi tarafından desteklenen kampanya, epilepsili bireylerin yaşadıkları zorluklara ve toplumsal baskılara dikkat çekiyor. İsteyen herkes Epilepsi İçin Bak sosyal medya hesapları üzerinden mor gözlük filtresiyle fotoğrafını çekip #EpilepsiİçinBak, #DünyaEpilepsiGünü ve #YılOlmuş2020 hashtag’leriyle paylaşım yaparak kampanyayı destekleyebilir.
False