Geriİlker YASİN Terim şapkadan tavşan çıkarmalı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Terim şapkadan tavşan çıkarmalı

Galatasaray rakiplerinin izin verdiği ölçüde üretiyor. Hataya zorlayacak gücü, hızı, ritmi yok. Terim şaşırtmacaları, kadro ve oyun planında değişiklikleri ve sürprizleri sever ama bu kez olasılık düşük.

Galatasaray geriden gelip şampiyon olmaya, son haftalarda yakaladığı serilerle rakiplerini geride bırakmaya alışkın, kodlarında var. 1987’deki 14 yıl sonra gelen şampiyonluk da böyleydi, Fatih Terim’in meşhur ‘8 de kapanır 18’de...’ cümlesiyle anılan son şampiyonluğu da... Bu yüzden Beşiktaş derbisi her şeye rağmen Galatasaray için zafere giden yoldaki mühim bir engel.

Her şeye rağmen dememin sebebi ise Galatasaray’ın performansı, ortaya koyduğu futbol. Liderle yapacağı maç da dahil matematiksel olarak 3 haftada 6 puanı kapatıp ipi göğüsleme fırsatı var. Bu yüzden ikincilik, hele ki mevcut Şampiyonlar Ligi’ne katılım koşullarıyla çok da ana hedef olmamalı. Ama Galatasaray alışık olduğumuz kararlılıktan uzak.

Oyun yapısı itibariyle etken değil, edilgen. Beşiktaş ile arasındaki farkı indirmek için çıktığı Trabzonspor karşısında neredeyse tek bir gol pozisyonu dahi üretemezken, Antalyaspor karşısında üretken bir futbol oynuyor, sonra Konyaspor karşısında yine pozisyon bulmakta zorlanıyor, ardından da Gençlerbirliği maçında görece rahat bir galibiyet alıyor.

Terim şapkadan tavşan çıkarmalı

"GALATASARAY OYUNA HÜKMEDECEK STRATEJİ BULUP BEŞİKTAŞ'I ŞAŞIRTMALI"

Bu istikrarsız oyunun nedeni ise topa genellikle rakiplerinden daha çok sahip olmasına rağmen aslında kontrolün kendisinde olmaması. Galatasaray rakiplerinin izin verdiği ölçüde üretiyor. Hataya zorlayacak gücü, hızı, ritmi yok. Eğer Beşiktaş karşısında galip gelip kağıt kalemi elinden bırakmak istemiyorsa Terim’in deyim yerindeyse şapkadan tavşan çıkarması lazım, oyuna hükmedecek bir strateji bulması, Beşiktaş’ı şaşırtması lazım.

Terim şaşırtmacaları, kadro ve oyun planında değişiklikleri ve sürprizleri sever ama bunca hafta bunu başaramayan Terim’in ve ekibinin derbide karşımıza bambaşka bir kimlik ve üretkenlikle çıkma olasılığı düşük.

"BEŞİKTAŞ FAVORİ"

İhtimali zayıflatan en önemli etkenlerden biri de şampiyonluk meşalesini yakan Beşiktaş’ın temposu ve ruh hali. Oyun ve skor olarak kısa süre yalpalayan Sergen Yalçın’ın takımı, Rize ve Hatay maçlarının özellikle ilk 30’ar dakikasında “Şampiyon benim!” mesajı verdi. Çok daha dar bir kadroya rağmen çok daha sorunsuz görünen Beşiktaş maçın favorisi.

Terim şapkadan tavşan çıkarmalı

100 TL oyna, 100 TL kazan! Yeni üyelere özel, hemen Misli.com'a üye ol...

X

Tebrikler Beşiktaş ikram geri çevrilmedi

Akıtılan terin ve emeğin hakkını verelim...

Beşiktaş’ı yönetimi, teknik ekibi, pandemi döneminde böyle sıkıştırılmış ligde yetersiz kadro yapısına rağmen ruhunu sahaya koyan ve ipi göğüsleyen Beşiktaşlılar’ı tebrik edelim.

25 PUAN KAYBOLMASAYDI...

‘Süper Lig’ dediğimiz, ‘finali muhteşem oldu’ dediğimiz bu lig, ikramların, karşı ikramların, hataların, endüstriyel futbolun bu pahalı dünyasına yabancı kalan yönetici, teknik adamların tutarsız ve pasif kararlarıyla geçti. Kadıköy’de 25 puan kaybolmasaydı, Ali Koç sportif direktör ve teknik adamları Fenerbahçe’nin büyüklüğüne yakışır isimlerden seçseydi, Terim, yönetimle yaşadığı ‘git-gel’lerden desteksiz kaldığı günlerden sürdürdüğü bu yarışta dönem dönem dağılmasaydı Beşiktaş, kendisine sunulan bu ikramları geri iade etme çabasına rağmen son iki maçta verdiği 6 puana rağmen nasıl şampiyon olacaktı?

'AZ'DAN 'ÇOK' YARATMAK

Ama Sergen Yalçın, Josef ve Ghezzal’den ‘Yılın Oscar’ı’nı kazanacak iki futbolcu yaratmasa yönetimin yedeksiz bıraktığı kadroda tevekküle sığınmasa, bu işler zor olurdu. Ligin orta kalitedeki bir takımı, ligdeki en güzel oyunlardan birini oynayarak şampiyon oldu. Beşiktaş’ı azdan çok yaratan bir ekip olarak kutlamak lazım. Bu Beşiktaş, seneye aynı performansı gösteremez. Kalecisinden santrforuna, stoperinden orta saha göbeğine, yeni genç isimler lazım. Eğer Sergen, teknik adamlık yönüyle değil, futbolcu kardeşliği ile Josef ve Ghezzal’ı bu kadrodan içine yüksek bir heyecanla katmasaydı, Beşiktaş tüm ikramlara rağmen hedefe zor ulaşırdı.

TERİM FAZLA ÜZÜLMEMELİ

Terim averajla kaybettiği şampiyonluğun üzüntüsünü fazla yaşamamalı. Bir yerde kendini şampiyon gibi hissetmeli. Tüm çalkantıların içerisinden takımı dünkü noktaya getiren; Terim’in tecrübesi ve motivasyonu olmuştur. F.Bahçe için her şeyin gittiği bir sezondu. Geçen hafta Kadıköy’de Sivas’a kaybettiği maçtan sonra bitmişti F.Bahçe’nin şampiyonluk umutları. Fenerbahçe, Ali Koç dönemine büyük umutlarla baktı. Ama Koç, şirketlerinde gösterdiği basiret ve yönetim kabiliyetini takımın başına getirdiği ilk sportif direktörden son sportif direktöre kadar, verdiği yanlış kararlarla gösteremedi. Koç kalacaksa futbola, futbol takımına, tribünde taraftarı olduğu bir fanatik değil, bir vizyoner iş adamı olarak bakmalı. Sonuçta Beşiktaş, rakiplerinin ikramı nı geri çevirmedi. Ama oynadığı futbol, kendi kadro standardının üstündeydi. Beşiktaş’ı bir kez daha tebrik ediyoruz.

Yazının Devamını Oku

Sürpriz sadece Bundesliga'da yok

Yüksek beklenti, adı da şampiyonluk olunca, futbolcuları strese sokmuş.

Baskı altında adeta felç olmuş, sinir telleri kopmuş bir Beşiktaş vardı sahada. Karagümrük inanılmaz rahat, her zamanki paslı oyunuyla Beşiktaş’ı sinire boğuyor, koşturup yoruyordu. Yıllarca önce Sergen Yalçın, bir muhabirin “18 yaş altı iddaa oynayan gençlere ne söylemek istersin?” sorusuna, “Bundesliga’ya oynamasınlar, çok sürpriz oluyor” cevabını vermişti. Dünkü maç, Sergen’in hesabına göre bir Bundesliga sürpriziydi.

DİNGİNLİK DE DİNAMİKTİR

Beşiktaş'ı haftalardır şampiyonluk potasına koyan, F.Bahçe’nin kaybettiği sürpriz maçlar, G.Saray’ın cömertçe verdiği puanlardı. Şampiyonluk gelecekse, Sergen Yalçın’ın liderlik kabiliyetinin ötesinde büyük şansı ve rakiplerinin ikramıyla gelecek. İlk yarısı Beşiktaş baskısı altında geçen bir maç ama tek gol pozisyonu var. 45+3’te Larin kafa şutunu kalecinin üstüne göndermese, Beşiktaş soyunma odasına berabere gidecekti. Karagümrük, paslı oyunuyla ilk yarı Beşiktaş’ın kademe anlayışını 2 kez bozdu, birinde golü attı, diğerini son anda Welinton önledi.

Siyah beyazlılar, ikinci yarıyı şampiyonluk maçı gibi oynamalıydı. Gergin, stres dolu halini dingin tutmak zorundaydı. Dingilik de bir dinamiktir. Ve karmaşanın olmadığı bir hareket halidir. Beşiktaş, ikinci yarıya biraz bu niyetle başladı. 54’te Ghezzal’ın beraberlik golü, 60’ta N’Koudou’nun direkten dönen topu, Beşiktaş’ın galibiyet iştahının işaretiydi. Eric Cantona’nın “Ben belli bir takıma karşı oynamam. Yenilgiye karşı oynarım” felsefesinde Beşiktaş, yenilgiden kurtulmak için tarihi hatalar yaptı. Bütün defans güvenliğini bırakan, Vida’sı ile Welinton’ı ile disiplinsizce gol atmaya giden Beşiktaş, 10 kişi kalmış Karagümrük karşısında 80’de Borini’den ikinci golü yedi. Savunmayı bomboş bırakmak, akıl işi bir uygulama değildi. Ve Sergen de o eski günlerinden hatırladığımız o dingin havaya bir türlü bürünememişti.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiJSRVBCMThzbiIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

Yazının Devamını Oku

14 dakikada sona eren bir maç

Kadrosundaki yıldızların bolluğu F.Bahçe’nin büyüklüğüne katkı sağlamıyor.

Şampiyon olamayacağına inanmış bir F.Bahçe ile kümeden düşeceğine inanmış Erzurum’un maçıydı. Alanya’da 2 puan bırakıldığında şampiyonluk umutları törpülenmişti. Beşiktaş’ın Hatay önündeki 7-0’lık galibiyeti ile umutlar iyice azalmıştı.

Yetenek maç kazandırır. Zeka ve takım ruhu şampiyon yapar. Tam 30 hafta takım ruhu olmadan ve sorunun kaynağına inemeyen teknik direktör yönetiminde aslında kaybedilen şampiyonluktu. Yönetimindeki 6 maçta 4 galibiyet, 2 beraberlik alan Emre Belözoğlu’nu gelecekteki teknik sorumlu olarak lanse edenler çoğunlukta. Bana sorarsanız yanlış olur. Yönetmek bugüne, liderlik geleceğe yöneliktir. Ve F.Bahçe Emre ile devam kararı alırsa F.Bahçe’nin geleceği de Emre’nin liderliği de tartışılır.

HAKEMLERiN DE ETKiSi VAR!

Evindeki Başakşehir yenilgisi sonrasında kümede kalma umutları, F.Bahçe’nin şampiyonluk umutları kadar azalmış Erzurum dünkü yenilgi ile aslında Süper Lig’e veda etti. Bu vedada hakem Mete Kalkavan’ın ve VAR’daki yardımcılarının da rolü var. Penaltıda kasıt temel unsur ve mesafe çok önemli. Daha maçın başında Gökhan’ın göğsünden sekip 30 cm uzaklıktaki koluna temas eden toptan VAR’ın ve Kalkavan’ın penaltı çıkarması ile Sosa perdeyi açtı. Zaten sıfıra yakın konsantrasyonla maça başlayan konuk takımı bitirdi bu gol. Erzurum’un dağılmış hali Valencia ve Pelkas’a 14 dakika içinde golleri getirdi.

EMRE iÇERi GiTMEMELiYDi

Zorlama konsantrasyon olmaz. Erzurum kazanamayacağını bildiği maçı kaybetti. Böyle bir Erzurum karşısında Mesut daha etkili, Sosa baskısız oyunda rahat, Mert Hakan ve İrfan Can da antrenman maçında gibiydiler. Geçen yıl saha kenarında hakemin Ozan’a gösterdiği kırmızı karta tepki olarak oturduğu sandalyeyi sahaya fırlatan ve sarı kart gören Belözoğlu, yaşı, kariyeri ve beklentilerine uygun davranışları F.Bahçe başında kaldığı müddetçe sergilemeli. Ve bitime dün olduğu gibi 3 dakika kala soyunma odasına dönmemeli.

iSLAM ÇUPi BUNU KASTETMEDi

Dün F.Bahçe’nin 114. kuruluş yıldönümüydü. Yürekten kutlarız F. Bahçe camiasını. Rahmetli İslam Çupi “F.Bahçe’nin büyüklüğü ne şampiyonluk ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz” derken dün 3-1 öne geçtiği maçta lakayıt tavırlarıyla sayısız gol kaçıran ve Erzurum’a 2. ve 3. gol şansını veren F.Bahçe’yi kastetmiyordu herhalde.

Yazının Devamını Oku

Dolmuşa binmeyelim Emre farkı demeyelim

Futbolculuk günlerinde bir maçın sonrasında Emre Belözoğlu’nun “Ben yanlış şeyler söylüyorsam insanlar beni yanlış anlamasın” cümlesi espri konusu olmuştu.

Dün maç öncesi “Şampiyonluk inancı ile geldik, inandığımız doğruları yapacağız” derken kendisini dinleyenlerden bir talebi var mıydı bilinmez ama dünkü oyunla söylediğinin çok daha farklı bir yerinde olduğu kesin. Belözoğlu, F.Bahçe misyonunu bilen, iyi oynayarak, hep kazanmaya ve şampiyonluklara kodlanmış bir takımı sahaya sürme hesabı içinde. Ligin en zengin futbolcu kadrosu ile uzak ara şampiyonluk adayı F.Bahçe’nin genlerini çözemeyen Erol Bulut ile Kadıköy’de kaybedilen onca puandan sonra Emre şimdi 5 dakikada gerçek F.Bahçe’yi yaratsın isteniyor. Dolmuşa binmeyelim, son haftalardaki kıpırdanmaya ‘Emre farkı’ demeyelim. Olmuyor, oyuncularının potansiyelini ki ne kadar olduğu tartışır performansa dönüştürmek için bütün çabaları sonuç vermiyor.

ALANYA ÇOK DAHA YAKINDI

3 topu direkten dönen, 6 metreden inanılmaz goller kaçıran, özellikle F.Bahçe’nin 10 kişi kalmasıyla oyunu domine eden Alanya galibiyete çok daha yakın taraftı. Çağdaş Atan maç öncesi “Mesut’un varlığını F.Bahçe’nin zafiyetine çevireceğiz” söylemini orta sahadaki farklı oyun varyasyonlarını uygulayarak gerçekleştirdi. Topa hükmetmeyi seven iki takımın mücadelesinde gol pozisyonları çoktu. Çünkü iki tarafın savunma hataları anlatılır gibi değil. Dün Pelkas, Mert, Mesut başta olmak üzere F.Bahçe’nin yavaş, rakibe zaman kazandıran oyun anlayışı ile sonuç alması mümkün değildi.

MESUT 4'TE 1'İNDE BİLE DEĞİL

Futbol goldür. Rakip alana 7 oyuncu ile geldiği anlarda pozisyon üretememek F.Bahçe’nin sıkıntısıdır. Alanya orta sahayı hızlı, az adamla diklemesine geçme planı yaparken F.Bahçe çok adamla, çok pasla ama yavaş gol noktasına gitmeyi denedi. F.Bahçe, Efecan ve Davidson’a sahasında geniş alanlar vermenin bedelini Gökhan’ın kırmızı kartıyla ödedi. Aylar sonra sahaya dönen Mesut potansiyelinin 4’te 1’ini bile gösteremedi. Alanya’nın topa sahip olma isteği ve hızlı oyun anlayışı F.Bahçe kalesinde her zaman tehdit oldu.

KRİTİK HAFTADA 2 PUAN GİTTİ

Geldiği günden bu yana 13 puan toplayan Emre’nin takımı dün 2 puanı çok kritik haftada kaybetti. Bu kadro bir yerde Emre’nin oluşturduğu kadro. Oynayanlar patron, zenginler kulübü. İsimleri büyük, transfer bedelleri yüksek. Her biri ayrı telden çalan bu kadroya F.Bahçe misyonu yüklemek Emre’yi de aşar. Liderin 5 puan gerisine düşen ve yarışta yara alan F.Bahçe iptal edilen penaltıda kural hatasını gündeme getirerek hedeften kurtulmak istiyor.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiJBUU14OUxLUiIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

Yazının Devamını Oku

Maç Beşiktaş'ın hakkıydı ama futbol 90 dakika

Beşiktaş sahaya 11 kişiyle çıktı ve eksiği yoktu. Değer olarak (Aboubakar, Cenk, Rosier, Oğuzhan, Necip yokluğunda) tabii ki vardı.

Ama sayısal olarak Sergen Yalçın felsefesi; sahaya 11 kişiyle çıkan takımın eksik olmadığı görüşü, Beşiktaşlı her futbolcuya bir motivasyon veriyordu. İlk yarım saatte 5 gol atabilecek Beşiktaş geniş pencereden bakarsak bu kadar cömert olmamalı gol pozisyonlarında. 16.dakikada Ghezzal’ın yarattığı ve N’Koudou’nun bitirdiği gol sonrasında şunları mırıldandım: “Ghezzal ve Rosier’in belgelerini transferin bitimine dakika kala federasyona yetiştiren motokuryelere tüm Beşiktaşlılar yatsın kalksın dua etsin.

İSTERSEN ATMA!

Bir ressamın fırçasının kıvraklığı veya bir şairin kelime oynaklığı benzeri hareketlerle sağdan kopup gelen Ghezzal herkesin gözünün pasını aldı ve N’Koudou’ya ‘istersen atma’ misali 16. asistini yaptı. Beşiktaş ligi domine ettiği eski günlerine geçen hafta dönmüştü. Bunca eksiğine rağmen yılın futbolcusu Josef’in önderliğinde sağda Ghezzal, ortada Atiba ve zorunlu 9 numara Gökhan dün Beşiktaş’ın gecesine renk katan ilk isimlerdi. Beşiktaş takım halinde başarılı bir futbol sergiledi. N’Koudou ve Ljajic biraz daha sorumluluk alabilse farkın çok daha artabileceği bir maçtı

KARTAL'IN GUIVARCH'I TÖRE

98 Dünya Kupası’nda Fransa Teknik Direktörü Aime Jacguet’nin gol atamayan santrforu Guivarch, hep kenarlara ya da geriye saklanarak sağdan ve soldan gelen Pires, Trezeguet ve Henry’ye gol yollarını açardı. Sergen’in Guivarch’ı Gökhan Töre dün topu getirişi ve bitirişiyle nefis bir gol atarak skoru 2-0’a getirdi ve maça noktayı koydu. Sergen Yalçın bu zor günlerde bir liderin verebileceği motivasyonu futbolculara çok iyi aşılamış ama bir futbol maçının 90 dakika olduğunu ve son dakikaya kadar ciddiyetten kopmamak gerektiğini futbolculara aşılayamamıştı. Ankaragücü maçında 2-0’dan maçı 2-2 bitiren Beşiktaş dün 3-0’a getirdiği maçı 1 puanla da kapayabilirdi. Beşiktaş’taki bu zaaf geride kalan 4 haftada bir şampiyonluğa mal olabilir.

JOSEF'İN YANINA GHEZZAL

Josef'i hep yılın Beşiktaşlısı görürüm ama Ghezzal’ı da artık ona çok yaklaştırıyorum. 75’te bir kontratatakta sağdan getirdiği topu çok az futbol yıldızının yapabileceği bir falsolu vuruş ile ağlara yollayınca 16. asiste 5. golü de ilave etti. Geçen hafta Cüneyt Çakır, dün Abdülkadir Bitigen... Bitigen’in 92. dakikada Larin’e ceza sahası içinde yapılan harekete penaltı düdüğü çalacak diye bekleyenler devam işaretini görünce ‘Bu işte bir iş mi var?’ sorusunu daha sık sormaya başladılar. Beşiktaş, Ankaragücü maçının bir tekrarını oynadı. Ama skor üstünlüğünün vermiş olduğu rahatlığın nelere mal olacağını bir kez daha görebilirdi. Sergen Yalçın’ın yapacağı tek şey futbolcularına bir maçın 90 dakika olduğunu ezberletmesi.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiJSRVBCMThzbiIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

Yazının Devamını Oku

Josef’in Arabistan’da işi ne?

Kendi stoperi ile santrforu arasında böyle gidip gelen başka bir oyuncu yok.

Son 6 maçta 2 galibiyet alıp, 9 puan kaybederek ‘oldum’ dediği şampiyonluğu riske sokan Beşiktaş’a bir doping lazımdı. Ve Beşiktaş son haftaların en başarılı performansını o doping sonrasında gösterdi. ‘Eksikleri konuşmak doğru değil, önemli olan oyuncuların sahada ne yaptığı. Aslan gibi çıkar oynarız’ cümlesini maç önünde kuran Sergen Yalçın, Aboubakar, Cenk, Larin, Atiba,Welinton ve Oğuzhan’ın yokluğunda ‘eksik yok’ deyişinden daha fazla doping yapamazdı sahaya çıkan oyuncularına.

Farklı bir futbol şahsiyeti Josef de Souza. Tam bir profesyonel. Onu 4 yıl önce Arabistan çöllerine yollayanlar ne kadar hata yapmışsa, alıp Beşiktaş’a getirenler de o kadar doğru bir işe imza atmış. Kendi stoperi ile santrforu arasında müthiş bir enerjiyle gidip gelen, en kritik pozisyonlarda topun yanında olan Josef bu mevsim Beşiktaş’ın en başarılı futbolcusu.

ESKi BEŞiKTAŞ GiBiYDi

13 dakikada atılan 4 şuttan 3’ünün gol olduğu maç penaltıya başladı. 4. dakikada Ghezzal ilk golü atarken 2 dakika sonra dağılmış Beşiktaş stoper tandemi arasında Henrique skoru eşitledi. Kayseri ilk 15 dakika müthiş bir iştah ve tam saha presle Beşiktaş’ı şaşırtırken 13.dakikada Ghezzal-Ljajic pas akışında N’Koudou çok güzel bir gol attı. Ve sonra Beşiktaş sazı eline aldı.

Tiki taka, hızlı, sert, kısa paslarla rakip ceza sahasında pozisyon arayan Beşiktaş aynı şeyi Ankaragücü maçında olduğu gibi kendi ceza sahasında yapınca sıkıntı yaşıyor. İlk yarı boyunca hızlı, paslı, rakibe baskılı oyunu sahada görünce eski Beşiktaş günlerine döndük sanki. Skoru tutmak, rakibi ceza alanında karşılamak gibi şampiyonluğa yürüyen bir takıma yakışamayan hatalar yüzünden Beşiktaş, Fenerbahçe maçının son dakikasında gelen travma golden sonra Kasımpaşa ve Ankaragücü maçlarında da korumaya dönük futbol yüzünden puanlar kaybetti.

ENERJi VE AKIL

Dün enerjisini ve aklını iyi kullanarak Kayseri’yi ceza sahasına yaklaştırmadı. Josef tamam ama bu sezon Ghezall’ın da hakkını yememek lazım. Takımın asist kralı dün 65’te nefis bir pasla N’Koudou’ya maçı bitiren golü attırdı. Dün kendini kanıtlamak isteyen Montero, Necip, Gökhan, Ljajic ve N’Koudou, Beşiktaş’ın en kritik maçından yüzlerinin akıyla çıktılar. Kalan haftalarda her maç Beşiktaş için bir final. Dün gördükleri sarı kartla Rosier ve Necip de cezalı. Yani Fenerbahçe maçına kadar fırtına gibi esen, herkesin takdirini kazanan takımın yarısı yok. Rizespor deplasmanı bu hafta zor geçecek. Hatay ve Galatasaray maçlarında zirvenin rengi belli olur kanaatindeyim.

Ama Beşiktaşlı şunu dert etmeli; Sergen Yalçın’ın dün art arda söylediği iki cümleden hangisini ister? 

Yazının Devamını Oku

Bu ruh halleri 2 takıma da yetmez

Oynanan bu futbol F.Bahçe’yi şampiyon yapmaz, Başakşehir’i de kümede tutmaz.

Hiç kimse kendi çabasıyla çıkmadığı yükseklikte kendi çabasıyla kalamaz. Bu takımlar için de böyledir. Son 4 yıl bu aylarda şampiyonluk hesapları yapan Başakşehir şimdi kümede kalma derdinde. Bu yıl şampiyonluktan bir alt lige giden takımı da görebiliriz ligimizde. 4 yıldır zirvelerde gezen Başakşehir neden kalamadı o yükseklikte? Derler ki “Düşmek de uçmaya dahildir.”

FUTBOLUNU NASIL UNUTUR?

Vısca bu takımın çok şeyi. 88’de kazanılan penaltıyı Harun’a nişanlamasa bir beraberlik gelse değişen fazla bir şey olmazdı. Erzurum ve Rize’nin deplasmanda kazandığı, Malatya’nın 13 hafta sonra sahadan 3 puanla ayrıldığı ligin dibindeki büyük mücadelede Başakşehir kazanmak için hiçbir şey yapmadı hatta penaltıyı bile atamadı, bu sezon kazanılan 5 penaltıdan kaçan 4.’süydü. Bir takım oynadığı futbolu nasıl unutur, nasıl bu denli sıradan bir hal alır, hayret.

KONTRATAK YAPAMAYINCA...

Kontratak gole gitmenin en kestirme yoludur. Bu tür ataklardan gol atamayan ve atan ekiplere karşı önlem alamayan ekipler başarılı olamaz. F.Bahçe bastırırken Başakşehir bir kontrada az adamla yakalanan defansı 2 pasla geçti ve Ömer Ali harika bir gol attı. F.Bahçe pres yapmadığı halde Başakşehir kendi sahasından çıkmada zorlandı, bir oyun kuramadı. Ligin yan toplardan en çok gol yiyen takımı Başakşehir en çok gol atan takımı F.Bahçe’nin Szalai ile gelen 40. dakikadaki golüne de engel olamadı.

KACAMAN SADECE iZLEDi

Aykut Kocaman da ikinci yarı benim gibi seyretti. Bu F.Bahçe’nin maçı alması anlamına geldi bir noktada. Hele tecrübeli Mahmut’un sarı kartı varken Valencia ile dalaşması ve kırmızı kartla oyun dışında kalması Başakşehir’in süngüsünü iyice düşürdü. F.Bahçe’de Novak-Gustavo, Başakşehir’de Topal ve Chadli’nin oyuna girişlerin takım formatlarında ve performanslarında fazla bir değişiklik yaratmadı. Başakşehir ligin sondan 4.’süyken oynadığı futbolla ligdeki yerini zirvede 4. sanan bir anlayışta ve donukluktaydı.

DAHA ÇOK ŞEVK LAZIM

Yazının Devamını Oku

Terim’in takımı nasıl böyle oynar

6 haftada kaybedilen 13 puan şampiyonluk hedefini bitirir.

Hatayspor maçı sonrası “Bu gidiş, gidiş değildir” demiştim. Dünkü maçın sonrasında şimdi de bu beraberlik “Bir bitiştir” diyebilirim. G.Saray 11 puan kaybettikten sonra artık her maçı kazanmaktan başta yolun olmadığı yerde Onyekuru ve Arda’nın yokluğunda dün akşam şampiyonluk yarışına veda etti.

“İstatistikler mini etek gibidir, çok şeyi gösterir ama herkesin görmek istediği şeyi göstermez” derler. Dünkü maçın istatistikleri ve oyun içindeki G.Saray duruşu her şeyi açıkça gösteriyor. Bu G.Saray artık şampiyon olamaz. Terim futbolcularına maçtan önce “Ben rahatım, sizler de rahat olun. Çıkın oynayın” demiş. Terim stresin futbolcular üstünde baskı yaratmaması için bu telkini yaptı ama futbolcuları öyle rahatlardı ki şaşarsınız. Ruhsuz yürüyen adamlar topluluğu gibiydi G.Saray. Terim’in o ünlü motivasyonundan eser yoktu. Girenleri, çıkanları, şampiyonluğa inanmamış, hatta istemiyor gibi bir G.Saraylı grubunu çok uzun yıllardır görmedim.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiJqV29xTDNQYiIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

MAÇ iLK YARIDA BiTEBiLiRDi

Takımın lideri yok. Tüm futbolcular üstlerine düşenin en iyisini yapmak yerine elinden geleni yapmanın rahatlığı ve yumuşaklığı içindeydiler. Eğer Muslera olmasaydı 1 puan da yoktu. Kaptan, biri 90+3’te Mevlüt’ün ilk yarı da Ndao’nun mutlak gollerini kutladı. İlk yarı Ndao’nun direkten dönen ve Roco’nun altı pastan bomboş dışarı attığı toplar olmasa G.Saray maçı ilk yarıda kaybedecekti. İlk yarıda Muhammed ve Babel’in geliştirdiği iki gol hamlesi bu ruh içinde G.Saray’a yetmezdi.

Terim’in takımı nasıl bu halde olabilir? Stoper noktasında Marcao’ya Donk’u partner yapmak iyi de Taylan yok. Orta sahanın stoperlere yaklaşacak elemanı ne Etebo ne de Fernandes idi. Kendi alanında Barcelonavari tiki taka paslarıyla dar alanda top çeviren K.Gümrük ceza sahası çevresinde aynı paslaşmayı yapınca bunun faturasını ağır ödedi. Koray-Aksel anlaşmazlığında Fernandes’in asistiyle Babel G.Saray’a beraberliği getiren golü attı.

TERiM SORUMLULUĞU ALMALI

K.Gümrük genç İtalyan hocasının yönetiminde sakin bir pas oyunu oynuyor. Ayağına hakim çok oyuncusu var ve ligin oturmuş takımlarından biri. Biglia ve borini’nin eksikliğine rağmen G.Saray’ı elinden kaçırdı.

Yazının Devamını Oku

Peki ya Alanyaspor kazansaydı!

Hürriyet yazarlarından İlker Yasin, Beşiktaş-Alanyaspor maçının ardından başlayan tartışmayı değerlendirdi.

Teknoloji ve iletişimin bu kadar geliştiği bu çağda herkes herkesin ne yaptığını biliyor.

Dolasıyla Alanyaspor için bu saklanacak bir şey değil. Demek ki halis bir niyet var; sadece antrenman yapma arzusu. Şayet Alanya, Beşiktaş’ı yenmiş olsaydı sosyal medya ne yazardı, bunu sorgulamak lazım.

Bence hiç üstünde durulacak bir konu değil bu zamanda. Ama öyle bir futbol ikliminde yaşıyoruz ki, her insanın her insandan kuşku duyduğu, negatifin her platformda pozitife tercih edildiği bir dünyada sosyal medyanın ayağa kalkmasını yadırgamamak lazım. Yine de Alanyaspor’un antrenman için başka bir sahayı seçme şansı mutlaka vardır; en kolayına gitmeleri yanlıştı.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiJSRVBCMThzbiIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

Yazının Devamını Oku

Gecenin yıldızları Bakasetas ve kaleci Doğan

Trabzon farka gideceği bir maçta iki puanı kaybederken hedefsiz kalmanın sıkıntısını yaşadı.

Bakasetas... Bu Yunan tam bir karakter abidesi. İnsanlığı, rakibine ve işine saygısı takdire şayan. Trabzonspor takımının belkemiği, dün beraberliği kurtaran oyuncu. Başkan Ağaoğlu 3 milyon Euro verdiği zaman “İçim yandı” demişti Bakasetas için ama 2-3 kat fazla paraya satacağı, takımına müthiş bir katkı sağlayan böyle bir futbolcuya sahip olmanın hazzını duymalı. Kaleci Doğan 18 yaşında. Türk futbolunda son yıllarda artan yıldız kaleci grubuna katılan gençlerden biri. Dün yapmış olduğu muhteşem kurtarışlarla geceye damgasını vuran isimdi.

Dün Trabzon her şeyi yaptı. Yediği golden sonra 25 dakika müthiş bir baskı uyguladı, rakibi kendi sahasından çıkartmadı ve Bakasetas’la beraberliği buldu. İkinci yarı Hamza Hamzaoğlu geride kalarak puan alamayacağının farkına vardı, oyuncu değişiklikleriyle takımını Trabzonspor sahasına taşımayı başardı ama iki topu direkten dönen ve kaleci Doğan’ı bir türlü geçemeyen Trabzonsporlu oyuncular “Daha ne yapacağız, girmedi mi girmiyor” diyebilir. Bununla kendilerine bir mazeret ortamı yaratabilirler. F.Bahçe maçından sonra şampiyonluk hedefi kırılan ve hedefe bir türlü odaklanamayan Trabzonspor’da futbolcular potansiyellerini artık performansı zorlanıyorlar. Dün Kayseri’nin 1 puan almak için gösterdiği cansiperane mücadeleyi Trabzonsporlu futbolcular oyunun bütününde gösteremediler.

SAVUNMADA SIKINTI

Trabzon’un şu an en büyük derdi önünde bir hedefin olmamasıdır. Kadronun özellikle defansta ve orta alanda sıkıntı yarattığı ve ciddi alternatifler oluşturmadığı da başta Abdullah Avcı olmak üzere herkesin bildiği bir gerçek. Dün gece renkli hareketli pozisyonu bol olan insanları heyecanlandıran bir futbol maçı izlendi ama iki isim mücadeleyi damgasını vurdu. Hem gol pasının atılacağı yerdeki yaratıcı rolüyle hem de golün atılacağı noktada bitirici özelliğiyle Bakasetas farklı bir konumda olmalı. Ve gecenin kahramanı Doğan meziyetleri, artı şansının da biraz yardımıyla kurtardığı 10 gol pozisyonuyla maçın adamı olarak anılmadı.

<iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/grojPyiHJM8" title="YouTube video player" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>

10.000 TL'ye varan "Hoş geldin bonusu" sadece Misli.com'da! Hemen üye ol...

Yazının Devamını Oku

Bu gidiş gidiş değildir

Ülkemizde vaka sayıları artarken biz 59 öncesi kazanımların peşindeyiz.

COViD zirve yaptı. Dün ülkemizde 44.756 vaka, 156 can kaybı vardı. Kimsenin umurunda değil sanki. Fransa 1 ay tam kapandı. Almanya kapanmak üzere. Milli Takım’ın kampları erkek, kadın futbol, voleybol, basketbol fark etmez Covid-19 vakalarıyla dolu. Bizim derdimiz ise bambaşka. Biri evinde 22, diğeri 14 puan kaybetmiş ve şampiyonluk hesapları şaşmış iki güzide takımımız 1959’dan önceki birinciliklerini deftere yazdırıp yazdırmama hesabına düştü. Değil bugünü yarını, geleceğin başarılarını bulmak yerine 62 yıl öncesinin kazanılmış ödüllerine kafayı takmış takımlar, medya ve tüm ülke. Covid-19 neymiş ki...

BiLDiĞiMiZ G.SARAY YOKTU

G.Saray’da 6 as oyuncu yok ama kulübede Babel, Falcao, Linnes, iki Emreler, Akbaba ve Taşdemir var. Terim takımın kazanma ruhunu ayakta tutacak heyecanı yaratan yarıştan kopmamak için çarpışan bir kadroyu her zaman oluşturan bir teknik direktördü. Ama dün o bildiğimiz G.Saray’dan eser yoktu sahada. Marcao ve Luyindama’nın yokluğunda Fernandes’ten stoper yaratmak işe yaramadı. Fernandes partneri Donk’u da bozdu. Yorgun Ömer ve kankası Belhanda’nın gidişiyle konsantrasyonu bozulan Feghouli ve veteran konumuna gelmiş Arda ile orta saha da düşünce gol ümidi Muhammed’e ilk yarı tek pas geldi. Bu, G.Saray’ın ilk 45 dakikada kaleye attığı tek şuttu.

KOLAY GOLLER...

Hatay, Diouf ve Riberio’un kolay gelleriyle -ki kolaydan kastım G.Saray’ın yememesi gereken goller olmasıydı- ilk yarıyı 2-0 önde tamamladı. Falcao, Babel, Halil ve Linnes’in girişiyle biraz toparlanıp gol aramaya başlayan G.Saray Falcao ile üç net pozisyonu değerlendiremeyince Diouf varlığı hiç belli olmayan G.Saray savunmasında Etebo’dan aldığı topla maçı bitiren üçüncü golü attı.

PSiKOLOJiK ÇÖKÜNTÜ VAR

Üst üste gelen A.Gücü, Rize Hatay yenilgileri ve evinde Sivas beraberliği ile 11 puan kaybeden G.Saray nasıl şampiyonluk yarışında olacak? Terim bir değişim yaratacaksa bunu bu saatte nasıl yönetecek? Aslında G:Saray galibiyet serisi yakaladığı dönemlerde de tatmin edici futboldan uzak ama üç puana gitmekte mahirdi. Resim şimdi bütün çıplaklığı ile ortada. Son haftalarda kaybedilen puanlar bu arada kazanılan Kayseri maçı da dahil olmak üzere oynanan bu futbol Galatasaray’ı zirveye götürmez.

Değişim şart ama gündelik düzeyde futbolcular genelde alışkanlıklarına bağlıdır. Yorgun Ömer, var-yok Onyekuru, konsantrasyonu düşen Feghouli, kenarda buruk Babel ve Falcao ile bir psikoljik çöküntü var takımda.

Yazının Devamını Oku

Erol Bulut'un getirilmesi hataydı

Bence Erol Bulut’un F.Bahçe’nin başına teknik direktör olarak getirilmesi hataydı.

Anadolu kulüplerindeki performansını F.Bahçe gibi bir kitle kulübünde göstermesi zaten çok zordu. Bu gibi takımların teknik adamının bilgileri sadece futbolla sınırlı olmamalı.

Pedogojiden iletişime pazarlamadan teknolojiye her konuda Johann Cruyff gibi biraz bilgi sahibi olmaları gerekir. Daha önce de yazdım, Erol Bulut bu görevde çok fazla kaldı.

Yerine gelecek kişi sezon sonuna dek Emre olabilir ama orada kesin noktanın konulması şart.

Yazının Devamını Oku

Zor olan basiti oynamaktır

Johann Cruyff’un dediğini dün akşam milli takımımız uyguladı.

Vay canına... Hollanda’ya 4 gol. Müthiş bir iş. Başta Burak attığı üç golle, Uğurcan kurtardığı penaltıyla ve tüm Milli Takım gösterdiği kazanma hırsıyla her türlü tebriği hak ediyor. 2002’de Asya’da, Kore-Japonya’da dünya üçüncüsü olan takımın teknik direktörü Şenol Güneş, tam 20 yıl sonra yine Asya’da, Katar’da yapılacak olan Dünya Kupası’na Milli Takım’ı mutlaka götürmek istiyor. “Işığı gözümüze değil, önümüze tutun” diyerek yıpratıcı olmayan, yapıcı eleştiriler isteyen Şenol Güneş artık bir usta.

KORKULAN BiR MiLLi TAKIM

Lucescu’nun 2017-2019 arasında nüvesini oluşturduğu Milli Takım bugün Avrupa’nın önde gelen ekiplerinden biri. Kaleci, stoper, orta alan oyuncularının zenginliği ve kalitesi, Güneş’in tecrübesi ve öğretmenlik becerisiyle birleşince artık korkulan bir milli takımımız var. Bu futbol. Ama bu kadar tecrübeye sahip bir teknik direktörün, uluslar arası lig oyuncularına sahip milli takımın 3-0 üstünlüğü koruma işini kendi ceza sahası içinde yapması, kale sahasına kadar kapanması kabul edilebilir bir şey değil. Bu milli takım koruyarak değil, ilk yarıda olduğu gibi rakibi kendi sahasında tutarak zaferlere daha kolay gider.

Son 60 yıla, Avrupa ve dünya futboluna, yıldızları, teknik adamları, total futbol ekolü ile imza koyan Hollanda bugün de saygı duyulan bir futbol ülkesidir. Dünkü 4 gol bu açıdan çok önemlidir. Oyuncu, teknik adam, futbol düşünürü ve yorumcusu Johann Cruyff’un dün ölümünün 5. yılıydı. “Doktorlar sigarayı bırakmazsam artık futbol oynayamayacağımı söylediler. Ben de futbolu bıraktım” diyecek kadar alışkanlıklarına sadık, inatçı, dediğim dedik, zor bir insandı Cruyff. Barcelona’da yaşayan Cruyff ile Şampiyonlar Ligi maçları öncesi sohbetlerim oldu. “Futbol basit bir oyundur. Zor olan ise basiti oynamaktır” derdi. Dün milli takımımız özellikle ilk yarı kendi alanında iyi, daraltılmış alan savunması ile ve hücuma çıkışta az pas, etkili kontralarla futbolu daha basit oynadı, zoru başardı.

HAKEMDEN FUTBOL DERSi!

Kazanmaya odaklı Milli Takım’ın, Hollanda önünde ilk yarıyı 2-0 önde bitirmesi alkışlanacak bir skordur. 15’te Ozan’ın düşerken destek koluna değen topta penaltı bekleyen Hollandalı futbolculara İngiliz hakem Oliver adeta kural dersi verdi ve ‘devam’ dedi. Kenan’ın başlattığı, Hakan’ın pası ve Burak’ın vuruşu ile gelen gol Milli Takım’ı rahatlattı. 34’te Okay’ın düşürülmesiyle gelen penaltı golü Milli Takım’da rakip kaleye gol için gitme iştahının boyutuna bir örnekti.

Türkiye ikinci yarıya müthiş bir Çalhanoğlu golü ile başladı. Milli Takım 3-0’dan sonra skoru tutma isteğiyle daha savunma ağırlıklı ve tempoyu düşürme oyununda, Hollanda dominant olmaya başladı ve iki dakikada iki gol buldu. Savunmadaki bu zaafı Caner ve Taylan’ı oyuna alarak gidermek ve rakibi ceza sahasına girmeden önlemek düşüncesi olumlu sonuç verdi. Ve Enes’in yoktan yarattığı frikikte gecenin yıldızı, maçın kahramanı Burak skoru 4-2’ye taşıdı.

Sakin, özgüvenli, ne yaptığın bilen, iyi pozisyon alan, yardımlaşan ve futbolu basit oynayan yani Cruyff’un deyimiyle zor olanı yapan Milli Takım işi ilk yarıda bitirdi. İkinci yarı tekrar irdelenmeli, 3-0’dan sonra ceza sahası içine kapanmanın ve iki gol yemenin hesabı da iyi yapılmalı çünkü Dünya Kupası’na giden yolda daha 9 maç var. Milli Takım’ı teknik ekibini dünkü galibiyetinden ötürü kutluyorum.

Yazının Devamını Oku

Farka gidecek karşılaşma berabere bitti

Beşiktaş çok gol kaçırırken son bölümde az daha maçı F.Bahçe’ye veriyordu.

Maç başladığında kazanma odaklı takım görüntüsü veren Beşiktaş’tı. Hafta içinde oynanan 120 dakikalık kupa maçının yorgunluğunun Beşiktaş’ı ne ölçüde etkileyeceğini herkes merak ediyordu. Beşiktaş farka götüreceği maçı az kaldı kaybediyordu. Siyah beyazlılar öyle goller kaçırdı ki beraberlik golünden sonra F.Bahçe’ye kazanma şansını verecek büyük panik yaşadı. Oysa Beşiktaş dün farka gitmeliydi.

CANER’iN ORTALARINA ŞARTLANDI

Zıncır en zayıf halkası kadar güçlüdür. F.Bahçe’de ne zayıf halkanın teknik direktör Erol Bulut olduğunu çok kez yazdım bu sütunda. Ligin deplasmanda en çok kazanan takımı F.Bahçe, mutlak kazanmak zorunda olduğu böyle bir maça doğru bir kadro ve gol odaklı bir futbol anlayışıyla başlamadı. Ekibin kimyasını belirleyen Erol Bulut dünkü maça Ozan’sız başlayınca tüm takım defansın arkasına atılan bir konta topa ve Caner’in ortalarından gelecek kaos pozisyonlarına şartlanmıştı.

Ozan ve Sosa’nın yerine Irfan Can neden seçildi? Hücumda Ozan orta sahada ofansif anlamda Sosa İrfan Can’dan daha iyi isimlerdi. Demek ki akılda savunma hesapları vardı ve Irfan Can ile başlandı. Bu kadro ve oyun anlayışı F.Bahçe’nin beraberlik hesapları yaptığının işaretiydi. Kaleci Altay Aboubakar’ın dört, Atiba’nın iki mutlak gol vuruşunu kurtararak F.Bahçe’nin hezimetine mani oldu.

OZAN 11’DE BAŞLAMALIYDI

Ghezzal’ın frikiğinde Vida Beşiktaş’ın ikinci yarıya golle başlamasını sağladı. İki dakika sonra Aboubakar karşı karşıya kaldığı Altay’ı geçebilse maç orada bitecekti. Riskleri alan F.Bahçe beraberlik golü ararken Beşiktaş ani ataklarda gol pozisyonlarını cömertçe harcadı. Aboubakar az daha bencil olsa, Ghezzal sol ayak falsolarında topa daha iyi vurabilse maç yine 2-3 farka gidecekti ama futbolun kuralı, atamayana atarlar. Bence maça ilk 11’de başlaması gereken Ozan 89’da attığı golle hem F.Bahçe’ye hem Erol Bulut’a umut verdi.

EN ÇOK YALÇIN ÜZÜLMELi

İkınci yarıda Sergen Yalçın bazı değişiklikleri daha erken yapabilir, kamikaze misali gelen F.Bahçe karşısında skor korumalı bir futbol oynayabilirdi. Ancak Ozan’ın golünden sonra F.Bahçe’nin ikinci sayısını da bulup sahadan galip gelmesi oyunun hakkı olmazdı ama Beşiktaş’ın aşırı yorgun ve gol arayışında olduğu anlarda Caner’in soldan yaptığı tehlikeli ortalar Beşiktaş savunmasını çok kere dağıttı.

Yazının Devamını Oku

Maçı kazanmak ve bir yıldızı kaybetmek

Ligin bitimine 12 hafta kala Fatih Terim Belhanda’nın gidişine neden sessiz kaldı?

Son iki maçında 5 puan kaybeden ve şampiyonluk yarışından kopmak istemeyen Galatasaray mutlaka kazanmak zorundaydı. Son 5 maçında yenilmeyen Kayseri, kümede kalma mücadelesinde alınacak her puanın nimet olduğunun bilincindeydi. Futbol kalitesi ve temposu yüksek olmayan maçı, Galatasaray; Falcao ile Mustafa’nın atacağı ve attıracağı gollerle kazanmayı planlamıştı. Aynen öyle oldu. Arda, Babel, Onyekuru, Etebo, Feghouli’yi yedek bırakmak, sakat Donk ile takımdan gönderilen Belhanda’yı unutmak ve Kılınç, Akbaba ikilisiyle kenarlarda, Mustafa, Falcao ikilisiyle de çift santrfor düzeninde sahaya çıkmak, hiç kuşku yok ki bir takım riskleri getiriyordu.

TAKIMIN SiGORTASI TAYLAN

Marcao ve Luyindama ikilisinin baskı yediklerinde yaptıkları top kayıplarının golle sonuçlanmamasında Taylan’ın sigorta olarak kullanılmasından başka alternatif yoktu. Orta alanı pasla geçerek uzun ve diyagonal paslarla kenar adamları Akbaba ve Kılınç’ı ortaya hazırlamak, onların arkasında Yedlin ve Saracchi’den de aynı diyagonal topları beklemek Terim’in planıydı çünkü o topları kullanacak iki ustası vardı. İşte böyle bir organizasyonda Saracchi’nin ortasına Falcao’nun darbesiyle gelen gol, tam bir usta işiydi ve değme futbolcu, bu golü atamazdı.

FATiH TERiM’iN ŞABLONU

İkinci yarı Mustafa, Akbaba ve Fernandes’in çıkıp oyuna Kerem, Onyekuru ve Feghouli’nin girmesi, beraberlik için defans organizasyonlarını riske atan Kayserispor kalesinde 2. ve 3. golleri getirdi. Bu kontralar, Terim’in oyun akış şablonunda vardı. Maç öncesinde kendisinin de G.Saray’dan gönderildiğinin serzenişinde bulunan Terim’in Belhanda’nın olayında suskun kalması, çok kişinin yadırgadığı bir tabloydu. Bir futbolcunun maç sonrası yaptığı açıklamalarda zeminin kötü olduğunu ve oyun kalitesini engellediğini söylemesi dünyada sadece Türkiye’de mukavelesinin feshine neden olur. Tabii ki Belhanda’nın ileri gitmesi, yöneticileri suçlamasının da bir cezası olması lazım ama bu, ipleri koparmak biçiminde olmamalıydı.

HEP TARTIŞILAN BiR iSiMDi

Belhanda hep tartışılan bir isimdi. Ama yeteneği olan bir karakterdi. Yıllardır Terim’in desteğini arkasında hisseden, bu sezon 8 gol, 3 asist üreten Belhanda’nın kişiliğine değil ama oyuna katkısına ihtiyaç duyan bir Terim vardı düne kadar. Bu kritik dönemde ligin bitimine 12 hafta kala Terim neden sustu, bilinmez. Sonuç olarak G.Saray, tüm istatistiklerde önde olduğu Kayseri maçını kolay kazandı ve yarışın içinde kaldı.

<iframe width="727" height="422" src="https://www.youtube.com/embed/c13BAAoLH5Q" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe’ye 45 dakika yetmez

Erol Bulut dün ilk yarıda ortaya koyulan futbolla yetinmemeli.

Tarikat ayinleri de, diskotekler de dakikada 124 vuruş formülüne dayanır. Dans eden bir insanın kalp atış hızıdır bu. Transa geçilir. Dün başlama düdüğüyle beraber Konya önünde F.Bahçe işte böyle bir trans halindeydi. Rakip alanda pres yapan, kendi sahasından çok hızlı kontraya çıkan, performansı artan Sosa ile oyunun iki yönünde de hakimiyet kuran ve Pelkas ile hep gol hamleleri yapan bu takım ilk yarıda F.Bahçe taraftarının istediği futbolu sergiledi. Her şey hızlıydı. İlk 4 dakikada kaleye 4 şut, ince paslar, boş alan koşuları... Yarım saat geçmemişti ki Mert Hakan’ın ceza alanı sağ iç bölgesine yaptığı ortayı Gökhan kafayla kale sahasına indirdiğinde beklenmedik bir isim, Szalai, gol vuruşunu yaptı. Üç dakika sonra Pelkas’ın ara pasında Osayi Samuel aldı götürdü ve işi bitirdi.

EN DOĞRU HAMLE PELKAS

F.Bahçe bu sezon en çok topla buluştuğu ve en çok şut çektiği bir ilk yarıyı oynadı. Osayi’nin ilk maçı sonrası bu sütunlarda yazmıştım, Mesut Özil’den daha faydalı olacak F.Bahçe’ye diye. Yine Yunan Pelkas’ın, F.Bahçe’nin 50’ye yakın transferi içinde en doğru hamle olduğunu yazmıştım. Szalai’nin ilk maçında bir stoper sorumluluğu içinde oynadığını ve bu bölgede F.Bahçe’nin yarasına merhem olacağını ifade etmiştim ve mevsim başındaki tahminde F.Bahçe’nin şampiyonluğun en güçlü adayı olduğunu belirtmiştim. Bir liderin en önemli özelliği heyecan yaratmasıdır. Teknik direktör Erol Bulut bu heyecanı bugüne kadar yaratamadı. Derler ki, problemi çözemiyorsan kurallarına göre oynadığındandır. Bulut kuralı mı değiştirecek bilmem ama bir şeyleri artık değiştirmeli, kuralının dışına taşmalı ve taraftara o heyecanı yaratmalı. 14 deplasmanda alınan 35 puanın cazibesi evinde kaybedilen puanların hayal kırıklığı yanında fazla bir şey ifade etmiyor olabilir.

YETENEK YARAR AMA... 

Şahsi beceriler sporun ruhudur, takım oyunlarında bile. Pelkas, Samuel, Valencia, Sosa, Gökhan yetenekleriyle maça imza koyan isimlerdi. Yedeklerde Gustavo ve İrfan Can sakatlar arasında daha Mesut var. Bu kadro ile mesele ne kadar iyi olduğun değil, ne kadar iyi olmak istediğin. Bulut dün ilk yarıdaki F.Bahçe ile yetinmemeli. Skor 2-0’a geldiğinde tempo düşmemeli, konsantrasyon azalmamalı. Tamam yetenek işe yarar ama hırs kadar ileri götürmez. Bu takım hırsını 90 dakikanın tamamına yaymalı. Altay kurtarışlarıyla, Gökhan ve Pelkas hırslarıyla, Osayi hızıyla, iki stoper golleriyle dün geceyi renklendirdiler. Ama Fenerbahçe’ye 45 dakika yetmez.

<iframe width="727" height="422" src="https://www.youtube.com/embed/I8ubPdTRo5Y" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>

250 TL'ye varan "Hoş geldin bonusu" sadece Misli.com'da! Hemen üye ol...

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe hakkıyla...

Sarı lacivertliler geçen haftaki şoktan çıkıp dün bir şov sergiledi.

Ağaca tırmanırken, pantolondaki yamanın görünme ihtimali, tepeye çıktıkça artar. Sezon başında şampiyonluğun en büyük favorisi olan F.Bahçe’nin Erol Bulut, evinde kaybettiği maçlarla tartışılır duruma geldi ve yamasını görmeyen kalmadı. Ama 10 maçtır yenilmeyen Trabzonspor’un hocası Abdullah Avcı takımı zirveye ortak olunca o da yamasını dün akşam herkese gösterdi. Bakasetas gibi bir yıldızın dün sahada nasıl kaybolduğunu, Flavio’ya bir maç boyu nasıl dayandığını anlamak mümkün değildi. UEFA lisans destekli, düz 165 bin teknik direktör var. Hepsi bilir, bir futbolcuyu oynatmak kadar oynatacak hale getirmek de teknik direktörün görevidir. Heyecanını kaybetmiş, kafa olarak düşmüş, futbolcuları maçlara hazırlamak, onları bir çiçek gibi sulamak teknik direktörün görevidir.

BULUT’UN PLANI TUTTU 

Dün kontrollü gol yememe düşüncesiyle başladı maç. F.Bahçe daha sakin, oyunu domine eden, pas yapan, top tutan ve gol arayan takımdı ilk yarım saat. Gustavo’nun yokluğunda Ozan’ı yedekler arasında tutmak, stoper Szalai’ye sol bekte görev vermek ve şişik egolu yıldız futbolcularla gole gitmek düşüncesi Erol Bulut için dün akşam sonuç verdi. Mesut, Sosa, Pelkas gibi kariyerleri tartışılmayacak oyuncuların arasında Mert Hakan’ı da savaşçı olarak yerleştirince Trabzonspor tam anlamıyla şoke oldu. İlk yarım saatte 4 mutlak gol fırsatını değerlendiremedi F.Bahçe. Serdar, Thiam, Pelkas ve Mesut gole yaklaştıkları anda karşılarında Uğurcan’ı buldular.

YA 3 PUAN YA iSTiFA!

Hocanın verdiği A planından zaman zaman vazgeçen şişik egolu futbolcular şahsi becerileriyle işin üstünden gelme yolunu tercih ederler. 76’da santra çizgisinin az ilerisinden topu alan Pelkas’ın taşıyıp getirdiği ve nefis bir vuruşla bitirdiği gol işte bu tür bir ürün. Erol Bulut 66 dakika yıldızlarının performansına baktıktan sonra, bu dakikada Mesut ve Thiam’ın yerine golcü özellikleri ile tanınan Valencia ve Samatta’yı soktu. Bu şu demekti: Ben buradan 3 puanla ayrılacağım veya istifamı masanın üstünü koyacağım.

Bireysel futbolcu zenginliğine rağmen evinde kaybettiği puanlarla fukaralık kertesine düşen F.Bahçe kazanmayı istedi ve 10 haftadır yenilmeyen Trabzonspor’u şampiyonluk yarışının dışında bıraktı. Kapının kilitli olduğunu anlamak için itmek şart. Dün F.Bahçe bu kapıyı açmak için çok daha fazlasını yaptı. Yıldızlarıyla yaptıklarını Valencia, Samatta, Ferdi gibi golcüleriyle yapmaya çalıştı. Geçen haftaki büyük depremden bu kadar dingin ve motive bir takım çıkarmak da doğrusu kolay iş değil. Eleştirdiğimiz gibi tebrik etmesini de biliyoruz.

<iframe width="1180" height="664" src="https://www.youtube.com/embed/Q5EgmoYwkE4" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>

Yazının Devamını Oku

G.Saray’ın futbol esareti

Terim’in takımı, Avrupa devlerine karşı bile bu kadar mahkum oynamamıştı.

G.Saray savunmada kazandı. Maçın ilk 25 dakikasındaki futbolu, geride kalan 75+uzatma dakikalarında da oynama şansı buldu G.Saray. Ama oynayamadı. Maçın başında özellikle Caulker’ın arkasına atılan uzun mesafeli diyagonal topların tekrarlanmaması, rakip defans üzerine kontra ile gidilmemesi, gol vuruşları yanında asist ve duvar özellikleri olan Mostafa Mohamed’in kullanamaması, topla buluşturamaması, yani G.Saray kenar yönetiminin maç başındaki oyun ritmini unutması Alanya’ya özellikle ikinci yarının tamamında rakip üzerinde büyük baskı imkanı verdi. Ev sahibi takımın özgüveni yükseldi.

SALiH DiREĞE TAKILDI

5. dakikada Mohamed’in direkten dönen topu öncesinde rakipten kurtuluşu ve de ayak içiyle harika vuruşu Mısırlı’nın G. Saray’a çok para kazandıracağının ilk işaretlerinden biri olabilir. 18’de Alanya defansının sağında açılan koridora bu sefer Mohamed’in yerine Emre Kılınç girdi ve iki darbeli vuruşla golü getirdi. O gol öncesinde Salih’in direkten dönen topu da Alanya’nın maç boyunca gole en çok yaklaştığı andı.

MOHAMED iŞLEVSiZ KALDI

Ve ikinci yarı G.Saray sahasında, kalesinde oynandı. Terim, atılan golün üstüne yatmak, en iyi skorun en iyi futbola yeğ tutulduğunu göstermek istiyor gibiydi. Bu durumda Mohamed işlevsiz kaldı. Onyekuru geniş alan bulamadı, istediği pasları alamadı. İkinci devre Alanya bastırdı, G.Saray bütün hatlarıyla savunmada kaldı. Maç adeta tek kale oynandı. Dünkü skoru koruma odaklı oyunda hücum için alınan Mohamed, Onyekuru ve Fernandes’ten verim almak zorlaştı haliyle. Luyindama, Marcao, Ömer ve Etebo’nun yükü de arttı. Son dakikalarda Alanya’nın yoğun baskısı altında Muslera kurtarışlarıyla sahne almasa bir gol ile G.Saray yıkılacak ve Terim maçın yüzde 25’inde topla oynayan takımın hocası olarak başka hikayeler yaratacaktı kuşkusuz.

BU 3 PUANIN ANLAMI BÜYÜK

Zorbay Küçük’te gelecek görüyorum ama dün 23’te Onyekuru’ya Umut’un darbesi bir penaltıydı. 35’te Babacar’ın topa müdahalesi kötü niyetli değil ama ayak darbesinin Luyindama’nın başına teması bir kırmızı kart olabilir. Ve Terim 5 dakikalık Luyindama tedavisinin sonrasında hakeme yaptığı el hareketleriyle bir başka hikayeye kapı aralayabilirdi. Son iki lig maçını kaybettiği, 10 gün önce kupada elendiği Alanya önünde deplasmanda alınan 3 puanın çok büyük anlamı var kuşkusuz. Ama ne olursa olsun bildiğim Terim’in dün geceki futbol esaretini ne Şampiyonlar Ligi maçlarında ne UEFA Kupası’nın kazanıldığı yolda Avrupa’nın devlerine karşı yapılan maçlarda gördüm.

<iframe width="727" height="422" src="https://www.youtube.com/embed/VXCba8vjLpc" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>

Yazının Devamını Oku

Bulut hocasının elini öpmeli

F.Bahçe’nin bu geniş kadroda Gustavo’ya bir alternatif bulamaması düşündürücü...

Birinci ile ikinci. Puan farkı üç. Son 7 maçın 6’sı berabere bitmiş. İki teknik adam da korkularına saygı gösterip cesaretlerini sahaya süren bir oyun anlayışında değil maç başlarken. Yenilmemek üzerine, kontrollü, risksiz bir oyun başlıyor. İlk yarı gol pozisyonu yok diyebiliriz. F.Bahçe ilk şutunu 39’da Sosa ile atıyor, Muslera gole izin vermiyor. F.Bahçe evinde ama daha kontrollü, kontra ile gol arayışında. Tam bir Erol Bulut klasiği. Terim, topa sahip pas oyununu iyi oynayan takımını rakip kaleye set futbolu ile taşımaya kararlı, daha sakin. İki takımın da hedef odaklı gol oyunu oynamadığı ilk yarıda F.Bahçe çabuk ama etkisiz adamları Valencia, Samuel ve Samatta’yı G.Saray defansı arkasına kaçırarak gol arama dışında alternatif bir şablona sahip değildi.

NAZIM SANGARE ÇOK iYiYDi

F.Bahçe Ali Koç yönetiminde 50’yi aşkın transfer yaptı. Sadece bu yıl 23 oyuncu geldi. Kadro kalitesi ve oyuncu çeşitliliğine bakarak mevsim başında F.Bahçe’yi şampiyonluğun en büyük olarak gösterenlerden biriydim ama bu kadroyu sevk ve idare edecek teknik adamın performansını değerlendirmeye almamışım. Yönlendirme ve yol gösterme vazgeçilmez bir beceridir. Ve yönetici yetkinliğini ortaya koyar.

İrfan Can’ı alacağım diye onca para ve Tolga gibi her bölgede kullanışlı bir adamı elden çıkarmak F.Bahçe teknik adamının dün Gustavo yokluğunda, yokluk sınırında kalması demekti. Kimse Gustavo, Pelkas ve İrfan Can’ın yokluğunun maçın kaderini belirlediğini iddia etmesin. Bu sezon Sosa ilk kez kendi standardının üstüne çıkarken sağda Nazım formayı kaptırmamak için sahada kaldığı sürede büyük performans sergiler
ken F.Bahçe’nin gol adamları girenleri ve çıkanları ile tam bir felaketti.

KLASiK FUTBOLDAN ÇIKTI

G.Saray golü bulduğu andan sonra kendi klasik futbolunun dışına çıktı ve savunmaya ağırlık verdi. Bu, golü nasıl atacağını kestiremeyen Erol Bulut’a bir anlamda yol gösterici oldu. Mısırlı santrfor Mohamed gole yakın hamleleriyle ne kadar iyi bir görüntü verdiyse geçen haftanın yıldızı Onyekuru Nazım’ın karşısında oyuna etkinliğini koyamadı.

Gustavo bu takımın rakip kaleye giderken de rakibi kendi kalesinde karşılarken de en önemli oyuncusu. Erol Bulut’un böylesine zengin bir kadro içerisinde Gustavo’ya yedek bulamaması gerçekten düşündürücü. Mazeretler bulmada başarılı olan bir kişi başka işte de zor başarılı olur. Mevsim başından beri F.Bahçe’nin taraftara umut vermeyen oyun performansı dün bir kez daha ortaya çıktı ve evinde Beşiktaş’tan sonra G.Saray’a da yenildi.

Yazının Devamını Oku