GeriSabanur Kıraç Neden daha çirkin ve daha aptal kadınlara gidiyorlar
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Neden daha çirkin ve daha aptal kadınlara gidiyorlar

Güzel ve akıllı kadınların ilişkiler hakkında en çok merak ettiği sorular nedir sizce? Ben söyleyeyim size:

1-Erkekler neden daha çirkin ve daha aptal kadınlara gidiyor?
2-Neden bir ortamda onların yanına gelmek ve onlarla konuşmak varken onlardan daha az güzel biriyle flört ediyorlar?
3-Neden sevgilileri onları hep daha az güzel veya daha az akıllı kadınlar için terk ediyor?

Neden daha çirkin ve daha aptal kadınlara gidiyorlar

Neden daha çirkin ve daha aptal kadınlara gidiyorlar

Sizce neden? Aptal oldukları için mi? Zevksiz oldukları için mi? Yoksa midesiz oldukları için mi? Eminim bu konuda kuyruk acısı olanlar anında “Kesinlikle hepsi” cevabını yapıştırmıştır. Ancak maalesef ki doğru cevap “Yorgun oldukları için!”


Sevgililerini veya eşlerini daha çirkin ve aptal kadınlar için terk eden tüm erkeklerin ortak noktası güzel ve akıllı eşleri sayesinde bitap düşmüş olmaları. Çünkü akıllı ve güzel kadınlar aptal ve çirkin kadınlardan daha çok emek istiyor. Onlar çıtayı o kadar yükseğe dikiyor ki onları mutlu etmek, şaşırtmak veya etkilemek erkekler için en atletik deveye bile hendek atlatmaktan daha zor oluyor. O yüzden de bir süre sonra erkekler yeni bir şey gösterdiklerinde onlara “Aaa biliyorum bunu filanca kitapta okumuştum” diyen birindense “Aaa hayatımda ilk defa mum ışığı görüyorum” diyen birini tercih etmeye başlıyorlar.


Aslında gözlerinin güzel ve akıllı kadınlardan korkması küçük yaşta başlıyor erkeklerin. Ailenin küçük ve şımarık prensesi olarak yetiştirilen kız çocukları daha ilkokulda “küçük dağları ben yarattım” edalarıyla ortalıkta salınırken, o yaşın erkek çocuklarına “Saçımı çekmeyi aklından bile geçirme!” mesajını veriyor. Daha bu mesajın ciddiyetini anlayamayan oğlancıklar, o yaşta öğreniyor havalı kızların çığlığının daha gür olduğunu. Yaşları ilerledikçe de bu tip kızlardan uzak durmaları gerektiğini daha iyi anlıyorlar. Her şeyden önce çok daha zor bu kızların yanına yaklaşmak onlar için. Tersleme ve küçümseme konularında doktora yapmış olan güzel ve akıllı kadınlar “Ben senin bildiğin kızlara benzemem” mesajı vermek isterken “Beni tavlamaya gücün yetmez” mesajını verdiklerini fark edemiyorlar çünkü.


Es kaza güzel ve akıllı bir kadınla bir araya gelen erkekse bir yıllık ilişkiyi bir ömür yaşamış gibi hissediyor. Bu tip kadınlar birlikte oldukları erkekleri o kadar yoruyor ki erkekler bir sonraki sevgililerini seçerken “Aman abi çok güzel ya da akıllı olmasın” diyor. Bunu bazen sesli söylüyor bazense böyle hissettiklerini bile fark etmeden daha az güzel ve daha az akıllı bir kadının kollarında huzur buluyorlar. Çünkü bu kadınlar onları yormuyor. Bu kadınlar her gittikleri ortamda ilgiyi üzerlerine çekmiyor, her konuşmada zekalarıyla etraflarındakileri ezmiyor. Bu kadınları yönetmek de daha kolay, onlarla ilişki yaşamak da. Çünkü onlar daha ufak şeylerden mutlu oluyor, daha az sorguluyor, karşılarındakine kendilerini daha iyi hissettiriyorlar. Kısacası hayatlarının bir bölümünde öyle ya da böyle, güzel ve akıllı bir kadından dili yanan erkekler artık güvenli ve daha az emek isteyen yolu yani daha az güzel ve daha az akıllı kadınları seçiyor.


Güzel ve akıllı kadınla olmak zor. Onu taşımak, zekası altında ezilmemek ve tabii ilgi çekmesinden rahatsız olmamak ise her erkeğin harcı değil. E boşuna demiyorlar davul bile dengi dengine diye.


Güzel ve akıllı kadınların yaptığı en büyük beş hata

Neden daha çirkin ve daha aptal kadınlara gidiyorlar

Bir erkek bir kadına “Ne kadar uğraşsam da tavlayamam” ya da “Bu kadını tavlamak için harcayacağım emekle üç kadın tavlarım” diyorsa yanmışınız demektir. Peki bir kadın bir erkeğe bu hissi nasıl verir? İşte güzel ve akıllı kadınların en çok yaptığı beş hata…

1- Şaşırmama

Çok bilgili ve kültürlü olabilirsiniz ama erkekler birlikte oldukları kadını şaşırtmayı severler. Sizi ilk kez yabancı bir ülkenin yemeklerini yemeye götürdüğünde “Daha önce de gelmiştim buranın şusu güzeldir” demek yerine “Hayatım ne kadar güzel bir yer acaba buranın nesi iyidir” demeyi deneyin!

2- Birlikte olduğu erkeğe kendini değersi veya çirkin hissettirme

“Ben zaten istesem senin gibi on tane bulurum havaları” kimseye çekici gelmez. Evet talipleriniz çok olabilir ama her an gidecek gibi durursanız karşınızdaki erkeğin size bağlanmasını nasıl beklersiniz?

3- Küçük şeylerden mutlu olamama

Bugüne kadar binlerce kırmız gül almış olabilirsiniz ama bu, sevdiğiniz erkek tek bir kırmız gülle karşınıza çıktığında mutlu olmamanızı gerektirmez. Bırakın sizi küçük şeylerle de mutlu edebileceğini hissetsin.

4- Fazla güçlü olma

Güzel ve akıllı kadınlar genelde güçlü kadınlardır. O kadar güçlüdürler ki erkekler “Ben onu bıraksam o zaten üzülmez, kendi ayaklarının üstünde durur, kısa zamanda da daha iyisini bulur” derler. Halbuki daha az güçlü ve daha az güzel kadınlara “Bana ihtiyacı var, gidersem yıkılır, bensiz yaşayamaz” gözüyle bakar ve onlara kendilerini sorumlu hissederler. Güçlü olun ama “Bu kadının zaten bana ihtiyacı yok” dedirtmeyin!

5- Erkek gibi davranma

En sıkı kavanozları açıp, en zor tamirat işlerini tek başınıza çözdüğünüzde kimse size madalya takmayacak. Birlikte olduğunuz erkeklerden daha erkek gözükmek veya davranma size hiçbir avantaj sağlamayacak. Bırakın bu ilişkide tek bir erkek olsun ve o da sevgiliniz olsun.





https://twitter.com/Sabanur



Yazarın son yazıları



#30 Eylül 2013 Ele güne karşı yapayalnız, böyle de olmaz ki!
#26 Eylül 2013 Ayrılamadığı için evlenenler
#19 Eylül 2013 Bir erkeğe hiçbir koşulda söylememeniz gereken 10 şey
#16 Eylül 2013 “Sevdiğim kız bana abi dedi!”
#12 Eylül 2013 Ölüm hapishanesinde tutukluyuz
#09 Eylül 2013 İlişkilerde olimpiyat şampiyonuyuz!(Kesin Bilgi!)
#05 Eylül 2013 Boşuna direnme seninle evleneceğim!


YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN >>

X

Haftanın müzikleri

****JUDAS PRIESTREDEEMER OF SOULSSony Music
Bugün heavy metal diye bir müzik türünden bahsediyorsak ve bu tür 30 yıldır milyonlarca insana ilham veriyorsa, Judas Priest’e çok şey borçluyuz. Heavy metal’in temelini atan oluşumlardan biri olan İngiliz grup, kariyerinin 17’nci albümüyle karşımızda şimdi. Birkaç yıl önce veda turnesi açıklayan, ardından kurucu kadrodan KK Downing’in (gitarist) ayrılmasıyla şok yaşayan, yerine genç gitarist Richie Faulkner’ı alarak yola devam etme kararı alan efsane grup, kaliteyi düşürmüyor. Bu, son yıllarda kulaklıklarımıza ulaşan en iyi heavy metal albümlerinden biri, sadece bu yılın en iyi heavy metal albümü değil yani. 63 yaşındaki vokalist Rob Halford hâlâ formda. 40 yıllık silah arkadaşı KK’nin yokluğunda Glenn Tipton yine döşemiş klasik, büyüleyici metal riflerini. Yeni ekürisi Richie Faulkner da ağabeylerinin yanında hiç sırıtmıyor, sanki yıllardır yanlarında. Priest’in 2014’te hâlâ ‘Sword of Damocles’ ve ‘Down in Flames’ gibi müthiş şarkılar yazabilmesi ne büyük lütuf. Kıymetini bilelim.

**UMAY UMAY & CEM ADRIANCAM HAVLİDokuz Sekiz Müzik
1994 ve ‘96’da yayımladığı ilk iki albümüyle alternatif müziğin en dikkat çekici isimlerinden biri olarak sivrilmişti Umay Umay. Müzik çalışmalarının yanı sıra; Kürtleri, eşcinselleri, devrimcileri ve Mardin’i anlattığı beş adet de kitabı vardı. 2002’deki ‘Ağzı Bozuk Aşk Mektubu’ albümünden beri ise müzik alanında sesi soluğu çıkmıyordu. Şimdi, son yılların dikkat çekici seslerinden Cem Adrian’la ortak bir albüm yaparak geri döndü. Bu aslında bir Cem Adrian albümü, bu neredeyse her saniyesinden belli oluyor. Zira Cem’in o artık alıştığımız ‘sürekli aynı kelimeyi tekrar etme üzerine’ kurulu beste yapısı bu albümün de temelinde duruyor. Arada Umay Umay, o tekrar eden kelimeleri seslendiriyor sadece, o kadar. Tamam, biraz abartılı bir yorum oldu ama anladınız ne demek istediğimi. Cem Adrian hayranları dışında pek kimseye öneremem bu albümü. Hem artık kaç yaşında insanların albümlerine ‘Cam Havli’ adını vermesi, ‘YaNNızlık’ adında şarkı yapması bir tek bana gülünç geliyor olamaz değil mi?

****EMMA SHAPPLINDUST OF A DANDYSony Music
Fransız şarkıcı Emma Shapplin, ‘90’ların ikinci yarısından beri pop müzik ve klasik müzik arasındaki köprülerden biri olarak dikkat çekiyor müzik dünyasında. Sesinin farklı katmanları var ve hepsini, şarkılarında farklı karakterler olarak kulaklarımıza ulaştırıyor. Onunki kimlikli, bol hikâyeli, hani ‘film gibi’ dediğimiz türden bir müzik... Kariyerinin dördüncü albümü ‘Dust of a Dandy’de ise işin içine biraz rock, biraz trip-hop, biraz da opera ruhu katıyor ve şimdiye kadarki en modern sound’lu işini ortaya çıkarmış oluyor. Emma’yı dinlerken ‘70’lerden bir Fransız filmi izlediğinizi düşünebilir, bir şarkı sonrasında ise bir Hollywood filminin romantik sahnesinde kendinizi hayal edebilirsiniz. Hatta yer yer karanlık sulara da giriyor Emma ve ‘90’ların bağımsız filmlerinde ‘kaybeden’ bir kadının sayıklamalarının olduğu sahnede buluyorsunuz kendinizi. Film gibi albüm, film gibi müzik... Kişilikli pop budur.

Yazının Devamını Oku

Ayrılamadığı için evlenenler

Her dört erkekten biri sevmediği bir kadına evlenme teklif ediyormuş. Dünyanın en ünlü çöp çatan sitelerinden biri olan Match.com’un 5 bin kişi üzerinde yaptığı bir araştırmaya göre erkeklerin %25’i sevmediği, aşık olmadığı hatta cinsel olarak çekim bile duymadığı bir kadınla evleniyormuş.

Bu araştırma insanı şaşırtmalı ama kimseyi şaşırtmıyor! Neden? Çünkü etrafımızda bu şekilde evlenen bir sürü insan var.

Sadece (bu devirde bile) görücü usulü ile evlenenlerden bahsetmiyorum. Bugün en modern, en eğitimli, en düzgün erkekler bile aşk evliliği yapmayabiliyor. Anlayacağınız kadınlar “erkekler evlilikten korkuyor” geyiği yaparken erkekler sevmedikleri kadınlarla patır

patır dünya evine giriyor. Üstelik bu durum sadece erkeklerde değil kadınlarda da böyle.


İlişkiler artık o kadar yapışkan ki, alışkanlık her şeyin önüne geçiyor. Kavgalar artsa, saygı kaybolsa hatta güven yok olsa bile çiftler yine de bir türlü ayrılamıyor. Ya da ayrılsa bile kısa sürede barışıyor. Böyle düşe kalka yıllar geçiyor ve yaş kemale erince çok da romantik olmayan bir şekilde evlenme kararı alınıyor. Kısaca çiftler ayrılmayı becermedikleri için mutsuz olacaklarını bile bile evleniyorlar.

Bugün mutsuz ilişkilerini nikah masasına taşıyanların oranı yüzde 25. Yarın bu rakam ne olur kimse bilmiyor. Aşkın, sevginin ve tutkunun yerini alışkanlık aldıkça ayrılamadıkları için evlenenlerin sayısı artacak gibi gözüküyor. Durum böyleyken 1970’ten bu yana gerçekleşen boşanma sayısının yüzde 40 artmış olmasına da şaşmamak gerek.

Yazının Devamını Oku

Ayrılık sanatı

Ayrılık kararı hiçbir zaman kolay değildir. Bazen aylarca bazen de yıllarca düşünür insan ayrılmayı. Ama bir kez gerçekten karar verdi mi dönüşü yoktur aktır.

O karar da öyle kolay kolay alınmaz. Koca bir süreçtir ayrılmak. Önce bir kuşku düşer insanın için “Acaba mı” der. Sonra yavaş yavaş toplamaya başlar çakıl taşlarını. Ta ki artık bir kum tanesi dahi taşıyamayacak hale gelene kadar. İşte o andan sonra bir sabah uyanır ve hazır olduğunu anlar insan. Bir gece önce sorsalar hala “Onsuz yaşayamam” derken o sabah vücudundaki tüm hücreler “Gitme vaktini” haykırır ona. Çünkü ayrılık su terazisindeki o son damlayı bekler her zaman. Eğer o damla yerine varmadan karar verilirse de kalıcı olmaz çoğu zaman.

İnsan ilişkiye genelde kalbini dinleyerek başlar. Ama ayrılık kararını beyin verdirir genellikle. Hatta o kadar ki, içten içe ayrılık vaktinin geldiğini bilseniz de kalbinize yenik düşersiniz bir süre. Sizi gitmeniz gereken yoldan alı koyar kalbiniz. Eski güzel günleri, zamanında birbirinizi ne kadar sevdiğinizi ve aslında ne kadar mutlu olabileceğinizi pompalar. Biraz haindir kalp bu açıdan. Anı düşünür, kendini düşünür. Kırılmaktan, tekrar sevememekten veya sevilmemekten korkar.


Halbuki ayrılık işi cesaret işidir. “Seni seviyorum ama gel birbirimize dürüst olalım, mutlu değiliz sevgilim” demektir bazen. Bu açıdan da her ayrılık içinde biraz hüzün taşır. Çünkü bir taraf her zaman kırılır. Ama unutmayın ki birini terk etmek onu sevmemek değildir.


Kimse birlikte olduğu kişiyi üzmek ya da yüz üstü bırakmak istemez. Ama mutsuzsanız ayrılmak en büyük hakkınız. Karşınızdaki kişinin hislerini düşünürken kendi hislerinizi de yok sayamazsınız sonuçta. Çünkü mutsuz bir ilişkiyi sürdürmek sadece size değil ona da büyük haksızlıktır.

Ayrılık oyun değildir

Yazının Devamını Oku

Bir erkeği kendinizden ve ilişkiden soğutmanın en kolay yolları

Tabii ki her ilişki kendi özelinde farklıdır. Ama herkes için geçerli olan ve ilişki kitabında açıkça yazılı olmayan bazı kurallar vardır.

İşte karşınızdaki kişiden ne kadar hoşlanırsanız hoşlanın dikkat etmeniz gereken o en temel kurallar:

· Sosyal medya sapığı olmayın

Aman sakın ne Facebook’da ne Twitter’da ne de başka bi sosyal medya aracında sapıklığa bağlamayın! Öyle her fotoğrafını her hareketini beğenip, altına yorumlar yazıp, her tweetini retweetleyip, cevaplar yazmak yok! İlla sapıklık yapıp sosyal medyadaki her hareketini izleyecekseniz bunu en azından gizli yapın!

· İlk günden ilişki durumunuzu değiştirmeyin

Biriyle görüşmeye başladıktan ne kadar sonra Facebook’taki ilişki durumunuzu değiştirmelisiniz? Peki ne kadar sonra ilişki durumunuzu “onunla ilişkisi var”a getirmelisiniz? Kesinlikle ilk gün hatta ilk hafta değil! O daha çıkmaya başladığınız arkadaşlarına bile anlatmamışken ilişkinizin reklamını yapmaya başlamanız biraz umutsuz görünmenize neden olabilir. Bırakın ilk hareket ondan gelsin. Birkaç hafta sonra baktınız hala tık yok ilişki durumunuzu “ilişkisi var”a değiştirebilirsiniz.

· O yokken arkadaşlarıyla buluşmayın

Arkadaşlarıyla iyi geçinmeniz harika bir şey. Onların sizi sevmesi ve aralarına kabul etmesi de öyle. Ama ne olursa olsun unutmayın ki onlar sevgilinizin arkadaşları. Sevgiliniz etrafta yokken onlarla buluşmanız hiç hoş olmaz. Hala nedenini anlamadıysanız o, siz olmadan sizin arkadaşlarınızla buluşsa ne hissederdiniz bir düşünün!

· Ona onun size iltifat ettiğinden daha çok iltifat etmeyin

Yazının Devamını Oku

Olabilecek en kötü ilişki tavsiyeleri

İnternet çıktı mertlik bozuldu. Facebook’da şair olanlar mı dersiniz, Twitter’da komedyenliğe soyunanlar mı yoksa blog köşelerinde eleştirmenliğe girişenler mi?

Hepsinden bol bol vartık etrafımızda. Herkes biraz gazeteci, biraz fotoğrafçı, biraz da siyasetçi artık. Durum böyle olunca özlü sözler havalarda uçuşuyor. Bir yerlerinden edebiyat fışkırtmaya çalışan internet kullanıcıları bir anda fenomen oluyor. Bu bilgi ve ilgi kirliliği arasında insanın kafasının karışmaması, kötü tavsiyelerle yanlış yollara sapmaması ve sevdiği insanlara hata yapmaması neredeyse imkansız. Siz siz olun internette dolaşan her tavsiyeye kulak asmayın. Hele o tavsiye ünlü birinden geliyorsa arkanıza bakmadan o ortamdan uzaklaşın.

Neden mi? İşte size ünlülerden gelen ve asla kulak asılmaması gereken ilişki tavsiyelerine bazı örnekler:


• Socrates
“Ne olursa olsun evlenin. Eğer iyi bir eşiniz olursa mutlu olursunuz. Eğer kötü bir eşiniz olursa filozof olursunuz!”
(Kısacası ya eş ya iş bulursunuz diyor!)


Yazının Devamını Oku

İçinizdeki Erkek Fatma’ya sahip çıkın

Annemle babam boşandığında daha ortaokuldaydım. Bir anda omuzlarımdaki yük artmış, evin küçük ve sevimli kızından evi çekip çeviren faturaları ödeyen küçük hanımına dönüşmüştüm.

O dönem basketbol takımının kaptanı olduğum, sporcu sütyenleriyle göğüslerimi bastırdığım, kız arkadaşlarımdan çok erkeklerle muhabbet etmeyi sevdiğim yıllara denk gelmişti. Küfretmeyi, bira içmeyi, otobüsün en arkasına oturmayı ve hepsinden de önemlisi otoriteye karşı çıkmayı marifet sandığım zamanlardı.

Giyinme tarzım bile bir anda değişmişti. Bol tişörtler kocaman pantolonlar, kulağımda kulaklıklar… En son istediğim ve düşündüğüm şey saçımın rengini değiştirmek, alışveriş ya da makyaj yapmaktı adeta…

Bir de en yakın arkadaşlarım erkeklerdi o aralar. Onların arasında daha rahat hissediyordum kendimi. Aynı müzikten aynı muhabbetten hoşlanıyor, hep beraber takılıyorduk. Anlayacağınız bildiğiniz Erkek Fatma’ydım aslında ama kimse öyle olduğumu söylemiyordu. Çünkü Erkek Fatma o yıllarda tek kaşlı, her önüne çıkan erkeği dövmeye meraklı baska bir kız arkadaşımızın lakabıydı.




Yazının Devamını Oku

Bayram tavsiyeleri

Yeni damatlara ve damat adaylarına bayram tavsiyeleri


• “Bayram trafiği hiç çekilmez şimdi, sonra gideriz” diyerek bayram ziyaretlerini erteleme!
• Sen oradayken eve yeni misafirler gelirse öküzlük etme, önce selam sonra yer ver.
• Kayınvalidenin ve kayınpederin bayramını SMS ile kutlayarak yırtamazsın, boşuna deneme!
• Evde bir şeyin bittiğinden dert yanıyorsa kayınvaliden, hemen fırla tüm puanları topla!
• Bayram ziyaretinde telefonunla mail bakmak, Facebook’a girmek ya da kayınvalide veya kayınpeder hakkında tweet atmak gibi tehlikeli sularda yüzme!
• Kız arkadaşın veya eşin aileni ziyarete geldiyse onları baş başa bırakıp içeride takılma!

Yazının Devamını Oku

Bir erkeğin adam olması için kaç kadın gerekir?

Hayatınızdaki erkeklerin hepsinin ilişkiler açısından belirli bir evrimin sonucunda karşınıza çıktığını fark ettiniz mi?

Kim bilir onu size kimler hazırladı? Kimler ona bir kadına nasıl davranılması gerektiğini öğretti? Kimler cefasını çekti de siz şimdi sefasını sürüyorsunuz acaba? Ya da belki de siz de evriminin bir parçasısınız ve onu olması gereken erkek olabilmesi için başka birine hazırlıyorsunuz? Kim bilir?


İşin gerçeği şu ki; bir adamın bugün olduğu kişi haline gelmesinde sayısız kadının emeği vardır. Ama hepsinden önce annesi atmıştır temellerini. Çünkü bir erkek, bir kadına nasıl davranacağın ilk önce annesinden öğrenir. Annesi oğlunu kızından çok kayırmaz, evde herkese eşit şartlar sağlar, çocuklarını yeteri kadar sorumluluk yükleyerek büyütürse, o erkek büyüdüğünde sevgilisine de aynı saygı ile yaklaşır, evlenince eşine de aynı şekilde davranır.


Her sevgilisi ayrı bir tecrübe kazandırır erkeğe. Sadece cinsel anlamda değil üstelik, duygusal anlamda da. Kadını bir obje olarak görmekten çıkıp ona karşı duygular beslemeyi ve hepsinden de önemlisi o duyguları gösterebilmeyi yaşadığı ilişkilerden öğrenir erkek.


O yüzden erkek dediğinin fabrika ayarlarına dönmesini istemezsin. Çünkü kadınları keşfetmeye başladığı ilk günleri, erkeklerin karanlık çağlarına denk gelir. İlk bakışta çekingen ve sevimli görünseler de bir mağara adamı kadar anlarlar kadın ruhundan. Romantizmi hiç beklemedik bir anda dilini karşısındaki kızın boğazına sokmak zannederler o zamanlarda. “Bak bir kıza öyle davranılmaz, önce saçını okşarsın, bir iki güzel söz söylersin, göğüslerine değil gözlerine bakarsın, sonra o da seni öpmek ister zaten” desen de anlamazlar bir süre.


Yazının Devamını Oku

Sağını solunu şaşıranlar cumhuriyeti

Sağ elinizle sol kulağınıza dokunun dediğimde birkaç saniye dahi olsa nereniz sağ nereniz sol diye düşünüyorsanız hiç utanmayın, yalnız değilsiniz!

Dünyada yaşı, eğitim seviyesi veya mesleği ne olursa olsun hala sağını solunu bilmeyen milyonlarca insan var. Hatta Drexel Üniversitesinde yapılan bir araştırmaya göre bu sayı popülasyonun yüzde 15’ini geçmiş durumda.

Uzmanlar sağını solunu karıştıranların genelde öğrenme bozukluğuna sahip olabileceğini söylüyor. Ama bu durumun IQ veya zeka ile hiçbir alakası yok. Düşünün bir; Okan Bayülgen, Orlando Bloom hatta Leonardo DaVinci’nin bile sağını solunu karıştırdığı söyleniyor.



İnsan araştırmaları inceledikçe bu insanlara üzülüyor. Halbuki üzülecek hiçbir şey yok. Çünkü sağını solunu şaşıranlar için hayat daha zor filan değil. Zor olan bir şey varsa o da onlarla yaşamak!

Bir düşünsenize insanı 180 derece yanlış yönlendiren, “Buradan sağa dön. Yok yok öbür sağa” gibi komik cümlelere maruz bırakan bu tatlı insanların etraflarındakine neler yapıyor?

Yazının Devamını Oku

Bilmeniz gereken en önemli 10 ilişki gerçeği

Aşk zormuş, ilişkiler zormuş, karşı cinsi anlamak zormuş… Tamam olabilir. Bazı zorlukları olabilir ama burnunuza sokulan ipuçlarını görmemeyi seçiyorsanız bu zorlukları siz de yaratıyor olabilirsiniz.

İşte size bilmeniz gerek en önemli 10 ilişki gerçeği

Şu anda (sizle) çıkmak istemiyor

Biri size “Henüz çıkmaya hazır değilim” diyorsa boşuna bir kenarda oturup hazır olmasını beklemeyin. Çünkü bu cümlenin tercümesi “Seninle çıkmaya hazır değilim ama başkalarına kapım açık”tır. Bana inanmıyorsanız bekleyin ve görün en fazla bir ay içinde başkasıyla çıkmaya başlayacak!

Çivi çiviyi sökmüyor

Uzun, zor veya önemli bir ilişkiden çıktığınızda teselliyi hemen başkalarında aramayın. Çünkü çivi çiviyi sökmüyor. Eğer hala bir önceki ilişkinizle ilgili kalp kırıklıkları yaşıyorsanız o yükü yeni ilişkinize de taşıyorsunuz. Belki de “mutlu son”u yakalayabileceğiniz birini bu yükle yoruyor ve şansınızı kaybediyorsunuz. Eğer kalbiniz kırıksa kendinize biraz zaman verin. Önce kendinizi toplayın sonra ilişki oyununa kaldığınız yerden devam edersiniz.

Onu sadece siz seviyorsanız yanmışsınız

Etrafınızdaki herkes, en yakın arkadaşınızdan ailenize kadar herkes sevgilinize gıcık oluyor ama siz aşkınızdan ölüyorsanız yanmışsınız demektir. Çünkü büyük ihtimalle etrafınızdakiler haklı ve o size göre değil. Siz muhtemelen içinde bulunduğun aşk balonu nedeniyle gerçekleri göremiyorsunuz. Sizi sevenler ondan daha iyisini bulabileceğinizi söylüyorsa onlara inanın, haklı olabilirler.

Yazının Devamını Oku

Ele güne karşı yapayalnız, böyle de olmaz ki!

Öyle bir toplumda yaşıyoruz ki yalnızlar adeta lanetlenmiş. Evli veya çocukluysan toplumda daha rahat kabul görürken, bekarsan şüpheli gözlerin kurbanı oluyorsun.

Bekar olduğunu söyleyince karşındakinin akıllarına gelen ilk soru “Fena bir tip de değil aslında acaba ne sorunu var ki hala bekar” oluyor. Çünkü onlara göre sevgilin veya eşin yoksa tüm sorun sende olmalı. Senin yalnızlığı tercih etmiş olman mümkün değil. Ya da kafana göre birini bulamadığın için gerçekten beğenmediğin biriyle olmamayı seçmiş olmana imkan yok. Yalnızsan sorunlusun bu ülkede.

Yalnızlık veya bekarlık bir seçim olamaz kardeşim

Bekara ev de yok onay da bizde. Üstelik yaşın ilerledikçe daha da zor bekar olmak. Etrafında herkes patır patır evlenip çoluk çocuğa karışınca dostlarından da oluyor insan. Çünkü çiftler çiftlerle, evliler evlilerle, çocuklular da çocuklularla takılmak istiyor. Bir anda dışlanıveriyorsun. Onların derdinden anlamayacağını düşündükleri için mi, sohbet konuları değiştiğinden mi yoksa artık kendilerini senden daha iyi gördükleri için mi emin değilim.

Bekarsan az biraz zavallısın


Yazının Devamını Oku

“Sevdiğim kız bana abi dedi!”

Kabul ediyorum bu sabah içime biraz arabesk kaçmış olabilir.Ama bu konuyu yazmak istememin sebebi sadece içimdeki arabeskçi değil.

Konu aşk, meşk olunca değinmeden geçemeyeceğim bir husus bu aslında. Herkesin başına gelebilen ve geldiğinde de insana Küçük Emrah burukluğu veren bir sendrom: Sevdiğinin seni arkadaş ya da daha da kötüsü kardeş olarak görmesi!


Aslında birine verdiğin değeri gösterirken yanlış anlaşılmak o kadar kolay ki… Arkadaş olarak yaklaştığın birinin sana ilanı aşk etmesi ya da aşık olduğun kişinin sana arkadaş muamelesi çekmesi… Arada o kadar ince bir çizgi var ki, herkes zaman zaman bu hataya düşebiliyor.


Bana göre arkadaş bölgesine girdi mi bir kişi oradan aşk bölgesine geçmesi imkansız denebilecek kadar zordur. Özellikle kızlar birini arkadaş olarak belledikten sonra onu kolay kolay potansiyel sevgili olarak göremeyebilir. Kısacası evet zordur ama imkansız değildir! Bugün tüm dünyada arkadaş olarak başlayan pek çok ilişkinin evlilikle sonlanması da bu sayededir. Peki ama nasıl? Sevdiğin birine onu korkutmadan nasıl “Seni arkadaş olarak değil aşık olarak seviyorum” diyebilirsin?


İşte birkaç öneri:

1- Ağlayacak omuz olmayı bırak!

Yazının Devamını Oku

"Şu okul bir bitse" mi "Abi okul varken ne rahatmışız" mı?

Okullar açıldı ve trafiği felç etmenin yanı sıra milyonlarca öğrencinin gündemine yine aynı cümleler oturdu: "Okula gitmek istemiyorum! Bu okul ne zaman bitecek? Bitse de kurtulsak!"

Okul işte tam da böyle bir şey. Okurken hiç bitmeyecek sandığın, her günü ayrı eziyet gelen ama bittiğinde de insanın burnunda tüten…


Bugün ne kadar genç okula gitmekten şikayet ediyorsa onun en az iki katı kadar (o kadar da genç olmayan) insan da okul yıllarının özlemini duyuyor. Çünkü okul hepimizin olmasa da çoğumuzun evrimini tamamladığı, tek derdimizin hoşlandığımız kişi ve bir sonraki sınav ya da sözlü olduğu "çıraklık" yıllarımızı simgeliyor...


İlk dostlukların kurulduğu, ilk kazıkların yenildiği, ilk kez aşk denen o baştan çıkarıcı duygunun yaşandığı en eğlenceli ve saf yıllarımızdı onlar. Henüz geçim ya da gelecek derdine düşmediğimiz, mavranın birinin bin para olduğu, dar gelirliyle zengin arasındaki uçurumu henüz fark etmediğimiz zamanlardı...

Yazının Devamını Oku

Bir erkeğe hiçbir koşulda söylememeniz gereken 10 şey

İster sevgiliniz olsun ister arkadaşınız, bu dünyada bir erkeğe hiçbir zaman söylememeniz gereken bazı şeyler vardır.

Hani derler ya “Kavgada bile söylenmez” işte bu şeyler bir erkeğe değil kavgada savaşta bile söylenmez. Çünkü erkekler özellikle bu konular hakkında fazlasıyla hassastır ve ne kadar çabalarsanız çabalayın bunları söylediğinizi asla unutmayacaktır. O yüzden siz siz olun bu listeyi okuyun ve ayağınızı denk alın!


1- Adam değilsin!


Yazının Devamını Oku

Ölüm hapishanesinde tutukluyuz

Pamuk ipliğine bağlı yaşıyoruz hayatlarımızı. Ölüm hepimizin kapısında…

Her gün trafikte geçirdiğimiz saatleri bir düşünün. Son 30 yılda ülkemizde 160 binin üzerinde insan trafik kazasından hayatını kaybetti. Bu sayı sadece 2012 için 4 binler civarındaydı...

Evde, mutfakta, banyoda geçirdiğimiz zamanı düşünün. Türkiye'de yılda 6,5 milyon kişinin ev kazasına uğradığını ve bu kazalarda yaklaşık 4 bin kişinin hayatını kaybettiğini biliyor muydunuz?

Türkiye’de yaşanan terör olaylarını düşünün bir de. PKK ile mücadelede son 30 yılda 36 bin’e yakın insanın hayatını kaybettiğini anımsayın...

Trafikte solladığı aracın şoförü tarafından vurulanları, kocası tarafından öldürülenleri, kan davasına kurban gidenleri ve maganda kurşunuyla yaşamını yitirenleri de düşünün. Hatırlayın onları da…

Şimdi bir de Ahmet’i, Ethem’i, Medeni’yi, Abdullah’ı, Ali İsmail’i düşünün. Gencecik bedenlerini getirin gözlerinizin önüne ve sorun kendinize “Neden öldü bu gençler” diye…

Ölmek, öldürülmek veya bir kazaya kurban gitmek an meselesi ülkemizde. Dedim ya ölüm zannettiğimizden de yakın hepimize…

Yazının Devamını Oku

İlişkilerde olimpiyat şampiyonuyuz!(Kesin Bilgi!)

Herkes 2020 olimpiyatlarını konuşuyor.


Kimi bir kez daha olimpiyatları ülkemize getirememenin üzüntüsü içinde, kimiyse “Zaten alsaydık da baş edemezdik, henüz hazır değildik” avuntusunda. Son iki gün, iki geceyi olimpiyatlar hakkında konuşarak geçirdikten sonra aklıma geldi. Keşke ilişki olimpiyatları diye de bir organizasyon olsaydı. Yine bizi ev sahibi yapmazlardı belki ama ülkece altın madalyadan altın madalyaya koşardık, eminim!

Güreşçiler


Bilirsiniz, güreşte eğer bir sporcu rakibinin omuzlarını yere değdirebilirse oyun otomatikman biter. İşte ilişki güreşçilerinde de durum aynıdır. Hedef rakibin omuzlarını yere, yatağa, duvara, masaya değdirip skor kazanmaktır. Bu hedef uğruna yıllardır antrenman yapan Türk genci bu branşta altın madalyayı kimseye kaptırmaz!


Yazının Devamını Oku

Boşuna direnme seninle evleneceğim!

Zorla evlenmek isteyen küçük kızın videosunu izlediniz mi?

İzlemediyseniz hemen şu linkten izleyin ve yüzyıllardır süre gelen kadın erkek ilişkisinin tek bir videoda nasıl özetlendiğini görün: http://webtv.hurriyet.com.tr/2/54215/24644743/1/zorla-evlenmek-isteyen-kiz.aspx


Gördüğünüz gibi erkek evlenmeyeceğim diye çığlık çığlığa ağlıyor ve kız tüm sakinliğiyle “Evet evleneceksin” diyor. Erkek kafasını çeviriyor, konuyu değiştiriyor. Kız bana mısın demiyor. Kızın inadı erkeğinkinden fazla. En büyük silahı da sakinliği.

Erkek ağlıyor, çığlık atıyor, kafayı yiyor ama kız kararlı ve dedim ya her şeyden önemlisi sakin! Bu da yetmezmiş gibi bir de çocuğun annesini almış arkasına. Artık kim durdurabilir onu?! Zavallı erkek, artık bundan sonra yapabileceği tek şeyin sakince ve usulca teslim olmak olduğunu bilmiyor…


Bugün tüm dünyada bu küçük erkek çocuğunun yaşadığı ruh halinde olan milyonlarca erkek var. Karşılarında sakin ve kararlı bir kadın onlara yavaş yavaş nasıl evleneceklerini, kaç çocukları olacağını ve nerede yaşamak istediklerini söylüyor.

Yazının Devamını Oku

Aşkınız kaç karat?

Uzanamadığı ciğere murdar diyenleri saymazsak her kadın bayılır pırlantaya.

Marilyn Monroe’nun dediği gibi pırlanta bir kızın en iyi arkadaşı olduğu için mi? Yoksa Elizabeth Taylor’ın dediği gibi her erkekten daha sadık olduğundan mı? Yoksa komşu kızının dediği gibi “Herkeste var benim neyim eksik” mantığından mı? Emin değilim. Bence her kadının kendince farklı bir ilişkisi var pırlantayla… Ve bu ilişki elmas piyasasını elinde tutanların pompaladığı mesajlarla git gide güçleniyor.


Bilmeyenler için elmas pırlantanın işlenmeden önceki ham hali olarak tanımlanabilir. Pırlanta ise elmasın bir kesimi. Bilinen ilk elmasın izine 3.000 yıl öncesinde Hindistan’da rastlanıyor. Kimi kaynağa göre Yunanlılar elması Tanrı’nın gözyaşları olarak nitelendiriyor kimine göreyse Aşk Tanrısı Eros’un okunun ucunda bulunduğuna inanıyor.


Yüz yıllar boyunca her kültürde ayrı bir değere sahip oluyor elmas. Hatta kimileri elmasın çeşitli doğaüstü güçlere sahip olduğuna bile inanıyor. Bu inançların başında da sol kolunda pırlanta taşıyan birinin düşmanları karşısında zafer kazanacağına olan inanç geliyor. (Tıpkı bugün sol yüzük parmağına pırlantayı geçirebilen kadının evde kalmış kız kurularına karşı büyük bir zafer kazanacağını hissetmesi gibi...)


Yazının Devamını Oku

Finansal aldatma da aldatmadır!

Sevdiğiniz insanı aldatmak için başka biriyle yatmanıza gerek yok, finansal aldatma da aldatmadır.

Bütçelerinizi birleştirmenize, hayatı paylaşmanıza, finansal kararları beraber almanıza rağmen sevdiğiniz kişiden para kaçırıyor ya da yaptığınız harcamalarla ilgili yalan söylüyorsanız bilin ki onu aldatıyorsunuz! Üstelik yalnız da değilsiniz.


Bugün her iki kişiden biri öyle ya da böyle sevdiği kişiye parayla ilgili yalan söylüyor. Kimi satın aldığı şeyleri saklıyor, kimi harcadığı parayı gizliyor, kiminin gizli bir hesabı ya da kredi kartı var kimiyse borç içinde ama sevdiğine söylememiş… Her nasıl ve neden

olmuşsa olmuş ve Forbes’ın yaptığı bir araştırmaya göre bugün, finansal aldatmaların sayısı cinsel aldatmaları bile geçmiş.

Biliyorum, finansal aldatma kulağa ilk bakışta o kadar tehlikeli ya da büyük bir olaymış gibi gelmiyor. Ama işin içine girdikçe finansal aldatmanın ne kadar büyük bir sorun olduğu daha da iyi anlaşılıyor.


Yazının Devamını Oku