Liderlerin evlilik öyküsü

Düğününe iki gün gecikmişti

Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve eşi Nazmiye Demirel, 12 Aralık 1948 yılında gerçekleşen düğünle vuslata ermişti. İşte Demirel çiftinin oldukça ilginç evlilik öyküsü.

İslamköy'deki evlerinin kapı komşusu ve kuzeni Nazmiye Şener ile nişanlandığında kendi 17, Nazmiye hanım ise 14 yaşındaydı. Lise bittiği zaman gerçekleşen nişandan sonra Süleyman bey İstanbul'a, İTÜ Makine Mühendisliği bölümüne üniversite eğitimi için gitti. Giderken de, İstanbullu bir kıza gönlünü kaptırmasın diye nişan yüzükleri takıldı. Düğün ise tam 8 yıl sonra gerçekleşti. Düğün başladığında Demirel, Burdur Hükümet Konağı inşaatının başındaydı ve çalışıyordu. Demirel, o günü şöyle anlatıyor:

"Bizim köy düğünleri üç gün sürer. Düğün perşembe günü başlar, pazar günü gelin çıkar. Ben cumartesi günü köye geldim... Perşembe ve Cuma günü yapılan düğünde yoktum."

Yakın çevresi, görücü usulüyle gerçekleşmesine karşın bu evliliği bir "gönül izdivacı" olarak niteliyor. Çünkü, iki gencin, İslamköy günlerinde birbirlerine sevdalı olduklarını belirten bu kaynaklar, olayı, "Aslında platonik bir aşkın vuslata eriş müjdesi" olarak niteliyor.

Tramvay’da başlayan şiirsel aşk

Rahmetli Bülent Ecevit, Rahşan Hanım ile İstanbul, Robert Kolej’de okurken tanışmış. Okulda, bir tiyatro eseri sahneye konurken, dekorlarını Rahşan Ecevit yapıyormuş... Bülent Bey ise şiir kısımlarını okumak için bu gösteride yer alıyormuş. Kısacası bir tiyatro çalışması tanışmalarına ve bu günlere kadar süren birlikteliklerine neden olmuş. Okul arkadaşlığı, aşka dönüşürken Bülent Bey evlilik teklifini tramvay’da yapmış. l946 yılında da evlenmişler.

41’inde cazlı içkili evlendi

Necmettin Hoca,
Türkiye Odalar Birliği genel sekreteriyken, rahmetli Nermin Hanım da sekreteri olarak çalışıyormuş. Birliğin Ankara’daki merkez binasında başlayan bu tanışma kısa sürede aşka dönüşmüş ve Erbakan, yine bu bina içinde evlilik teklifini yapmış. 10 Ocak 1967’de Çınar otelde cazlı, içkili bir düğünle evlenirlerken, Necmettin Bey 41, Nermin Hanım ise 24 yaşındaymış.

Yumruğu yedi soluğu Akçakoca’da aldı

Antalya Lisesi’nde birlikte okuyan Deniz Baykal ile Olcay Hanım arasında aşk filizleri yine bu dönemde yeşermiş. Coğrafya öğretmeninin kızı Olcay Hanım, liseden mezun olduğunda İstanbul Tıp Fakültesini kazanmış. Ancak, Ankara Hukuk Fakültesi’ni kazanan Deniz Bey’le birlikte olmak için büyük bir özveride bulunup Ankara’yı, Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni tercih etmiş. Kısacası iki sevgili Antalya’dan sonra Ankara’da da birlikte olmayı sürdürmüş. Bu arada Olcay Hanım’ın sportmen ağabeyinin bu ilişkinin bitmesi için Deniz Bey’e attığı okkalı yumruk ise şimdi tebessümle anlatılan bir anı.

İlk ve tek göz ağrısı Olcay Hanım nedeniyle günlerini SBF koridorlarında geçirmeye başlayan Baykal, 1961 yılının Eylül ayında amacına ulaşmış. Gizlice kaçtıkları Akçakoca yolunda evlilik teklifi yapan Deniz Bey’in nikahı da, bu şirin Karadeniz kasabasında gerçekleşmiş. Genç çiftin nikah tanıklıklarını, o sırada iş takibi için tesadüfen belediye binasında bulunan iki vatandaş yapmış. Tabii, bu ani nikahtan sonra balayı da Akçakoca’da gerçekleşmiş.

3. günde gelen evlilik teklifi

Tarih, 1986 yılının Aralık ayı... Erkan- Işın Mumcu çiftinin yolları TRT için hazırlanan bir belgeselin çekimleri esnasında kesişiyor. Erkan Mumcu belgeselin yönetmen yardımcılığı görevini üstlenmiş, ilk olarak da Işın Hanım’ın prodüksiyon amiri olan akrabasını tanımıştı. O sıralar Işın Hanım, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar bölümü 4. sınıf öğrencisidir. Kısa bir süre sonra belgeselin art direktörlüğünü yapmak üzere sete gelir. Prodüktör akraba, "Bu sinemacılığı bilmez, ezerler. Sen buna sahip çık, ezdirme, eti senin kemiği benim" deyince Erkan Bey’e gün doğar. İşte o günden itibaren de eti ve kemiğiyle Işın Hanım’a sahip olma çabasına girer.

Zaten evlenmeye karar vermeleri, tanışmalarının üçüncü gününe, söz kesmeleri sekizinci, nişanlanmaları ise 15’inci gününe denk gelir. Nikah defterine imza atmayı 21. güne planlamalarına karşın, Işın Hanım’ın babası kızının okulu bitirmesini şart koşar. Tabii bir an önce evlenmek için Erkan Bey, eşinin bütün ev ödevlerine yardımcı olur. 1987 yılının Haziran ayında ise emellerine ulaşırlar.

Papazın Bağı’nda filizlenen birliktelik

Mehmet
Ağar, 1971 yılında, Mülkiye’de okurken hayat arkadaşı ile tanışmış. Liseyi yeni bitirmiş Emel Hanım, Maltepe Semti’ndeki mahalleden komşusuymuş. Mutaassıp bir çevre ve aile sık görüşmelerini engelliyormuş. Ancak, hafta sonları, kimsenin görmeyeceği tenha yerlerde dolaşabiliyorlarmış. Tabii gündüzleri dar bir zaman dilimi içinde. O zamanlar aşıkların gittiği meşhur Papazın Bağı adlı çay bahçesi mekanları olmuş.

1974 yılının Mart ayında nişan yüzüklerini takmaları bile bu dar birliktelik süresini uzatamamış. Aynı yılın Eylül ayıyla birlikte gelen düğün iki sevgilinin ilişkisini doyasıya yaşama fırsatı vermiş. Bakın Mehmet Ağar Sevgililer Günü için neler söylüyor;

"O yıllarda Sevgililer Günü yoktu ama, birbirimize hediye alırdık. En önemli hediye kırmızı gül olurdu. Arada sırada da gömlek, kravat, bluz, kazak, kitap, çiçek gibi şeyler alıp verdik birbirimize. Zamanımızın sevgilileri küçük şeylerden de mutlu oluyorlardı."

Kolaydı yelken açmak!

Artık her şeyin, ama her şeyin tarifi değişti. En başta da kadın erkek ilişkilerinin tarifi. Fırıncının kızı ve samanlığın seyran oluşuyla açıklanan aşkın tarifi bile günümüzde daha esniyor. Umursamazlık ve bencillik ise erkeğin elinden alınan bir silah... Evine bağlı kadın, yaşama bağlı kadına dönüşüyor. Siber seksin kablolara taşıdığı duyguları ve tatmini kendine döndürmesi için erkeğin, önce kadının başını döndürmesi gerekiyor. Kolay değil tabii, siber dünyada seçici olan kadının sizin üstünüzü tıklaması.

Geçmiş yıllarda gördüğümüz kadından çok farklı bir kadın var artık karşımızda. Yenilenmiş, estetiği cinsellikten soyutlayıp, "kendine özen"e çevirmiş bir kadını, etkilemek çok kolay değil.

Uyanıldığında rüyadaki eş sadece bizimdi, tekti. Çoğu zaman da renkliydi. Bazen sıkılsak da, o her şeyi bizim için yapan kadından büyük keyif aldık. Yelkenlerimizi şişirip başka limanlara doğru dümen kırmak istediğimiz zaman ise onun da seçim hakkı olduğu aklımıza geldi. O nedenle de başka denizlerin kokusunu içimize çekmek istediğimizde hemen olduğumuz yere demir atıp, çakılı kaldık. Aslında kolaydı yelken açmak. Çünkü elde vardı bir. İkincisine giden yolda yükselen adrenalin bir daha, bir daha isteğini körükledi durdu, yıllardır. Ama hep o bizi mest eden limana sadık kaldık durduk.

Ve 14 Şubat sevgililer günü. Güvenli limanıma bağlı teknemde yaşamaktan çok mutluyum. Yelkenler ise çoktan inmiş durumda.
Yazarın Tüm Yazıları