Hadi Uluengin: ABD: Seçim ibresi

Hadi ULUENGİN
Haberin Devamı

YASEMİN Çongar Washington mahreçli olarak dünkü ‘Milliyet’te yayınlanan ve bugün gerçekleşecek Birleşik Amerika başkanlık seçimlerini irdeleyen yazısında, Türkiye ibresinin George W. Bush'dan yana olduğunu kaydediyordu.

Bunun da, cumhuriyetçilerin genelde ‘savunma ve askeri işbirliği konularına öncelik veren, insan hakları sorununu ise fazla öne çıkarmayan’ bir politikayı sahiplenmesinden kaynaklandığını belirtiyordu.

Eh n'apim, o son tahlilde ‘devlet baba’, öyle düşünebilir...

Fakat, Ankara fil amblemli partiyi destekliyor diye kulunuz da onun dümen suyuna girip Mister Bush'a temannah çakacak değil... Şükür, kendi öz babam da dahil bütün babaların yörüngesinden çıkalı çook oldu.

Ve ben tam tersine, demokrat adayın kazanmasını istiyorum. Zaten, hariçten gazel okumak olsa bile, kendimi bildim bileli daima o tarafa temayül duydum.

Üstelik, pratik açıdan bakıldığında, Clinton'un şu anki Başkan Yardımcısı dünya ve ABD siyasetine vakıf olmak açısından Teksaslı kovboyu havada katlar.

Kaldı ki, yarası olan gocunsun, insan haklarının öne çıkartılması beni hiç mi hiç rahatsız etmiyor. Aksine, bunun bilhassa böyle olmasını arzuluyorum.

Dolayısıyla, sayım suyum yok, Ankara ibresinin George W. Bush'dan tarafa meyletmesi zerre kadar umurumda değil, benim ibrem kesinkes Al Gore'den yana!

* * *

FAKAT aslına bakarsanız, bugünkü seçimlerin her iki adayı da kampanya sırasında birbirlerine öylesine yakın bir programla ortaya çıkıp, öylesine benzeşen bir retorik kullandılar ki, ha Ali Veli, ha Veli Ali desek yeridir...

Cumhuriyetçi Parti'nin geleneksel ‘müşteri kitlesi’ni aşarak etnik azınlıklardan dar gelirlilere kadar geniş bir kesime hitap etmek isteyen Bush, ‘kim olursan ol, yeter ki gel’ yaklaşımıyla bu partinin muhafazakar değerleri belirli ölçüde törpüledi. Onu sağdan merkeze doğru kaydırdı.

Aynı gelişme ters cihetten Demokrat Parti'de de tekrarlandı.

Felsefi anlamda liberal addedilen Gore sekiz yıl boyunca ‘ikinci adam’ı olduğu Clinton'un iktisadi liberalizmini de bütünüyle sahiplendi ve o çok izafi ‘sol’dan (!) yine merkeze doğru kavis çizdi.

Belki aralarındaki tek fark Al Gore'nin George W. Bush'a oranla ‘sosyal devlet’ kavramına daha yakın durması ki, ‘Reagan’lı yıllar' bu kavramın içini büyük ölçüde boşaltmış olsa bile, eh hakkaniyetten yanayım, yalnız böylesine bir yaklaşım dahi benim demokrat adayı desteklemem için yeterli...

Ancak şu kesin, her ikisi de Washington ‘rical’ine mensup politikacı ailelerden inen; her ikisi de Harvard Üniversitesi'nin rahle-i tedrisinden geçmiş olan; biri Teksas'dan, diğeri Tennessee'den her iki de güney aidiyeti yansıtan Bush ve Gore gerek siyasi perspektif, gerekse şahsi kimlik bab'ında modern Amerikan tarihinin en ‘ikiz’ adaylarını şekillendiriyorlar.

Zaten söz konusu ‘ikizlik’ten dolayıdır ki, hem sondajlar atbaşı sonuç vererek yarın kimin kazanmış olacağı sorusunu hala cevapsız bırakıyor; hem de yukarıdaki benzeşmesinin katılım oranını daha da düşürmesinden korkuluyor.

* * *

MALUM, Cumhuriyetçiler, seçtiği ana mihraklar hariç ABD'nin dünya sathında ‘izolasyonist’ davranmasını ve demokrasi ve insan haklarına pek aldırmadan ‘realpolitik’ siyasetler uygulamasını isterler.

Demokratlar ise daha müdaheleci ve daha ahlaki yaklaşımları benimserler.

Dolayısıyla, sanki iç bünyedeki benzeşme dış politikaya gelince ayrışmaya dönüşüyormuş izlenimi uyanıyor.

Zaten Ankara ibresinin Bush'a meyletmesindeki belirleyici unsur da bu...

Fakat yukarıdaki izlenim aslında yanıltıcılık içeriyor ve Bush - Gore çiftinin buradaki ‘ikizliği’ni de ortadan kaldırmıyor.

Bu konuyu yarın işleyeceğim...

Yazarın Tüm Yazıları