Bir fetvayla rahatlayan sanatçıyı açıklıyorum

“Sigara haram mıdır?” konusu epey zamandır tartışılır bizim mahallede... Başbakan Erdoğan gibi azılı sigara düşmanları, sigaranın haram olduğu görüşüne hep yatkın olmuşlardır.
Ancak ulemanın ekseriyeti “mekruh” hükmünü vermişlerdir.
Mekruh, yani haram değil ama hoş görülemez.
Sigaranın mekruh oluşu konusunda da ihtilaf vardır mahallede...
Bazıları sigaranın “harama yakın mekruh” olduğunu savunurlar, bazıları ise “helale yakın mekruh” olduğunu.
Ancak geçtiğimiz günlerde gündeme gelen bir iddia, ortalığı karıştırdı.
İddia şuydu: Sigara filtrelerinde domuz kanı kullanılıyor.
Bu haber, “Sigara Müslümanlara haram” başlığıyla verildi.
Öyle ya, mahallenin yaygın kanaatidir bu: İşin içine domuz girince haramlık konusu tartışılmaz.
Fakat çok geçmeden sigara tiryakisi dindarları rahatlatan fetva, ilahiyat profesörü Saim Yeprem Hoca’dan geldi.
Hoca, filtrede domuz kanı olmasının sigaranın haramlığına delil teşkil etmeyeceğini söyleyiverdi.
Şimdi gelelim rahatlayan sanatçımıza...
Mazhar Alanson...
Paylaşım sitelerinde şöyle bir cümle yazmış Mazhar Alanson: “Hay Allah razı olsun Saim Yeprem Hoca!”

Levent’e dikkat

Levent Gültekin benim eskimez dostumdur.
Yeni Şafak’ta başlattığı kampanyalarla tirajı yükselten isim odur.
Alternatif gazete dağıtımı konusunda uzmandır.
Gerçek Hayat adlı başarılı bir dergi çıkarmıştır.
“Sekiz Sütun” adlı internet sitesini kurmuş, epey ses getirmiştir.
Star Gazetesi’ni hoplatmıştır.
Ve şimdi de televizyonculuk işine el attı.
CİNE 5’in başına geçen Levent, çok ciddi işler yapıyor.
Muhteşem projeleri var.
Hedefi CİNE 5’i kâra geçirip satışa hazır hale getirmek.
Kolay gelsin diyoruz.

Ertuğrul Özkök son 7 yılda neleri öğrendi

Mekke ve Medine’yi keşfetti. İhrama girdi. Hicret yolunda yolculuk yaptı. Talaal Bedru’yu çok sevdi.
Said-i Nursi hakkında düşündü, okudu ve yazdı.
Mustafa İslamoğlu’nun diline meftun oldu.
Girerken ve çıkarken “Selamünaleyküm” denileceğini öğrendi.
Sibel Eraslan’ın yazılarını sevdi öğrendi.
Hz. Ayşe’nin aykırılıklarını öğrendi ve pek sevdi.
Necip Fazıl’ın “Kaldırımlar” şiirinin ezberledi.
Bazı durumlarda o da “Yumuşak başlı isem kim demiş uysal koyunum” dizesini okumaya başladı.
Tarık Tufan’dan ve Hakan Albayrak’tan alıntılar yaptı.
Gerçek Hayat dergisinin takipçisi oldu.
Hasan Karakaya ile kurduğu dostlukla övünmeyi öğrendi.

İslami kesimde Modalar Demodeler

DEMODE Deniz Feneri...
MODA Jet Fadıl...

DEMODE Nihal Bengisu Karaca...
MODA Ece Temelkuran...

DEMODE “Taraf’tan Allah razı olsun” duası
MODA “Taraf da fazla ileri gitti” yakınması

DEMODE Gül’ün Pakistan gezisi...
MODA Erdoğan’ın ABD gezisi...
Yazının Devamını Oku

Yaşar Okuyan’ın kitabındaki hata

Köşelerde yazılınca ben de alıp okudum Yaşar Okuyan’ın “O Yıllar” adlı anı kitabını? Fakat vahim bir hata saptadım, değinmeden geçmeyelim.
12 Eylül öncesi ülkücü hareketin etkin ismi, Alparslan Türkeş’in sağ koluydu Yaşar Okuyan. “Akıncı-Ülkücü kavgası”nı anlatırken İstanbul Fatih Akıncılar Derneği Başkanı Metin Yüksel’in öldürülmesi olayına da değiniyor.
Ve şöyle diyor:
“1971’den sonra Milli Türk Talebe Birliği, Akıncılar’ın karargahı haline geldi. O sırada da bazı çatışmalar oldu. Metin Yüksel isimli Akıncı bir genç, Fatih Kredi Yurtlar Kurumu Yurdu’nda çıkan çatışmada bıçaklanarak öldürüldü. Ülkücüler ile Akıncılar arasındaki ayırım bu olaydan sonra daha da netleşti ve derinleşti?”
Yaşar Okuyan’ın bu aktardıklarında yanlış çok.
Metin Yüksel, “Akıncı bir genç” denilip geçilecek biri değil, Fatih’te Akıncılar’ın etkinliğini sağlayan liderdi.
Bir öğrenci yurdunda çıkan çatışmada bıçaklanarak öldürülmedi.
Fatih Camii’nde cuma namazından çıkışta kurşunlanarak öldürüldü.
Öldürenlerin ülkücü olduğu ortaya çıktı.

Mahallenin “ölmeden önce yapılması gerekenler” listesi

BİR: İstanbul’dan Ankara’ya giderken Bolu Dağı’ndaki İsmail’in Yeri’nde öğleden sonra yemeği?
İKİ: Bir pazar günü Edirne Selimiye Camii’nde namaz kılıp ciğer yemek?
ÜÇ: Adıyaman Menzil’deki “tarikat köy”de bir gecelik misafir olmak?
DÖRT: İstanbul Laleli’deki “Kitapçılar Çarşısı”nda bir Cuma öğleden sonra geçirmek?
BEŞ: Ayasofya’nın bir bölümünde gizlice namaz kılmak?
ALTI: Mehmet Şevket Eygi ile adı sanı duyulmamış şahane camiler gezisi yapmak?
YEDİ: Ankara’da “bizimkilerin iktidarı” konulu bir gezi: Bakanlıklar, Meclis, Çankaya Köşkü falan?
SEKİZ: Yeni dönemde vizeyi kaldıran ülkelere sırayla gezi düzenlemek?
DOKUZ: Tövbe edip kazaya bırakılan namazları kılmak?

Bizi etkileyen dizeler

MEHMET AKİF’TEN: “Müslümanlık nerede bizden geçmiş insanlık bile / Alem aldatmaksa marifet, aldanan yok, nafile!”.
NECİP FAZIL’DAN: “Yol O’nun, varlık O’nun, gerisi hep angarya / Yüzüstü çok süründün ayağa kalk Sakarya”. (“Sakarya Türküsü” adlı şiirden).
SEZAİ KARAKOÇ’TAN: “Sevgili, ey sevgili, en sevgili / Uzatma dünya sürgünümü benim”.
İSMET ÖZEL’DEN: “İnsanlar / Hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır”. (“İçimden Şu Zalim Şüpheyi Kaldır Ya Kendin Gel Ya Beni Oraya Aldır” adlı şiirden?)
ATTİLA İLHAN’DAN: “Olmayacak şey bir insanın bir insanı anlaması”. (“Karantinalı Despina” adlı şiirden...)
CEMAL SÜREYA: “Ne demiş uçurumda açan çiçek / Yurdumsun ey uçurum”. (“Uçurumda Açan” adlı şiirden...)
ECE AYHAN’DAN: “Velhasıl onlar vurdu biz büyüdük kardeşim”. (“Yalınayak Şiirdir” adlı şiirden).

Allah kabul etsin

Nadire İçkale’nin açtığı çığırdan devam edenlerin sayısı git gide artıyor.
“Sosyetik kadınlar”dan sonra şimdi de sanat dünyası umreye ilgi göstermeye başladı.
Son günlerde umreye giden sanatçılar kervanına eklenen isimler şunlar:
Seda Sayan?
Kibariye...
Safiye Soyman?
Her üçüne de Allah kabul etsin diyorum.

İslami kesimde Modalar Demodeler

DEMODE Muhafazakar eşcinsel?
MODA Kahrolsun eşcinsel?

DEMODE Yaşar Alptekin?
MODA Lale Mansur?

DEMODE Eşrefpaşalılar?
MODA Veda?

DEMODE Nargile kafeler?
MODA Kitap kafeler?

DEMODE Oktay Bey’in Basın Konseyi?
MODA Majestelerinin Medya Derneği?

DEMODE Vogue’un Paris gezisi?
MODA DCemaat’in Senegal gezisi?
Yazının Devamını Oku

Ankara’daki Fehmi Koru etkinliğinden notlar

Gazeteci Fehmi Koru, İstanbul’da düzenlediği “Fasıl ziyafeti”ni Başkent Ankara’ya taşıdı. Organizasyon, Fehmi Koru’nun Başkent’teki etkinliğini kanıtlamak için düzenlediği bir “güç gösterisi” gibiydi.

İşte Ankara’daki “Fasıl”dan notlar:
- Fasıl’ın ev sahipliğini Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek yaptı.
- Yüze yakın davetli katıldı, davetlilere fasıldan önce yemek ikram edildi.
- TRT sanatçılarından katılım yoğundu.
- Kabineden iki isim davetliler arasındaydı: Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Bayındırlık Bakanı Mustafa Demir.
- Sürpriz konuk: İlker Başbuğ’a yakınlığıyla bilinen akademisyen Nuran Yıldız…
- Melih Gökçek’in oğlu Osman Gökçek göze çarpan isimlerdendi.

Yazının Devamını Oku

Tekinsiz bir alan: Eşcinsellik

Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, “Eşcinsellik bir hastalıktır” deyince kıyamet koptu…<br><br>Merkez medya, Bakan Kavaf’a yönelik eleştirilerle doldu taştı…

Sağcı Vakit gazetesi Bakan’a tam destek verdi.
Radikal İslami derneklerden bazıları da eşcinsellik karşıtı sert bildiriler yayınladılar.
Mahallenin diğer yayın organları ise meseleye dalmamayı tercih ettiler.
Fakat bir isim vardı ki, yaptığı açıklamalarla fark yarattı.
Ankara İlahiyat’ın feminist İslamcılarından Hidayet Tuksal, CNN Türk’te Tarafsız Bölge’de eşcinsellik meselesini değerlendirirken, gelebilecek tepkilere aldırış etmiyordu.
Tuksal, bakış açısını şöyle belirledi:
*  İslam eşcinselliğe iyi bakmaz. Bu konuda ayetler var.

Yazının Devamını Oku

Patronun dilemması

Başbakan Erdoğan’ın medya patronlarından nasıl bir gazete istediğini anlamaya çalışıyorum...

Sanırım Erdoğan’ın kafasındaki “ideal gazete” aşağı yukarı şöyle bir şey:
-  Manşet atacak ama bağırmayacak.
-  Haber olacak ama memleketi germeyecek.
-  Köşe yazarı olacak ama kafasına göre takılmayacak.
-  Fotoğraf olacak ama müstehcen olmayacak.
-  Eleştiri olacak ama kabul edilebilir ölçüler içinde olacak.
-  Muhalefet yapacak ama hükümet icraatını geniş bir şekilde yansıtmayı ihmal etmeyecek.

Yazının Devamını Oku

Vakit’te bir okur yorumu: Allah Kraliçe’den razı olsun

Vakit gazetesinin internet sitesi Habervaktim’de enteresan bir kıyaslama vardı geçen gün:<br><br>İngiliz Ordusu ile Türk Ordusu’nun mukayesesi... Habere göre...
İngiliz Ordusu’nda örtü yasağı yokmuş, dua etmek serbestmiş, savaş gemisinde bile mescit bulunuyormuş...
Buna mukabil Türk Ordusu, cami bombalama, Müslüman olmayan Türkiye vatandaşlarına suikast düzenleme gibi korkunç ifadelerin yer aldığı darbe planlarıyla gündemden düşmüyormuş.
İki ordu arasındaki kıyaslama haberinin altında ise çeşitli okur yorumlarına yer verilmiş.
Okur yorumlarından birinin başlığı şöyle:
“İngilizler İslam dostudur.”
Cümlenin altındaki yorum ise şu şekilde:
“İngiltere’de sarıklı, cüppeli, takunyalı, poturlu dolaşmak serbesttir. Şeriat mahkemeleri vardır. Allah Kraliçe’den razı olsun.”
Sanırım bu yorumu, Vakit gazetesinin okurlarına sağladığı bilincin dışa vurumu olarak yorumlayabiliriz.
Ne diyelim?
En iyisi ben de bir dua edeyim:
Hay Allah müstahakınızı versin!

Aktörleriyle 28 Şubat

KARADAYI: Dönemin genelkurmay başkanıydı. Milli Güvenlik Kurulu’nda Başbakan Erbakan’ı terletmesiyle meşhurdu. Şimdi telefonları dinleniyor ve internete düşüyor. Terleme sırası onda.

ERBAKAN: Dönemin başbakanı... Partisi bölündü, küçük olanı ona kaldı. Bir ihtimal olarak bile yükselme umudu kalmadı.

ERDOĞAN: Dönemin mazlum belediye başkanı... 7 yıldır Başbakan... Artık gazete patronlarına “atın şu köşe yazarlarını...” diyebilecek kadar muktedir.

GÜLEN: Dönemin mazlumu... Hakkında konuşanlara mektup yazarak “Ben sizin bildiğiniz gibi değilim” derdi. Ama artık hakkında konuşanlar, “Başımıza bir iş gelmez umarız” demek zorunda kalıyorlar.

ALİ KALKANCI: Ergenekon’un maşası olarak Fatih’e sokulmuş... Bunu anladık. Fakat bir maşa, nasıl oldu da Fatih’te kısa sürede etrafına bir cemaat toplayabildi, işte bunu anlayamadık.

FADİME: Sırra kadem bastı. Söylenene göre estetik ameliyatla tanınmayacak hale gelip dünyanın uzak bir köşesinde yaşıyormuş... Ama yine de yakında Sultanbeyli’de ortaya çıkarsa şaşırmayız.

ÇEVİK BİR: En aktif asker oydu. Muhafazakar kesimler adını işittiklerinde titrerdi. Şimdi adı işitildiğinde muhafazakar kesimlerin dudaklarına muzaffer bir gülümseme yayılıyor.

ZAMAN: O dönem öyle korkak, öyle ürkek, öyle idareci bir yayın çizgisi izlerdi ki, şimdiki ataklığına bakıp, “Madem bu potansiyelin vardı, neden 28 Şubat’ta kafayı çıkarmadın kardeşlik” diyesiniz geliyor.

ALTAN AİLESİ: “Cami ile kışla arasına sıkışıp kalmayız” diyorlardı. Şimdi tamamen kışlaya abanmayı tercih ediyorlar, camiyi de pek mesele etmiyorlar.

AHMET HAKAN: Kanal 7 ekranlarında 28 Şubat’a karşı direnişin sembol ismi haline gelmişti. 28 Şubat bitti ama onun direnişi bitmedi. Siperini değiştirdi ama direnişini değiştirmedi.

ERGUN BABAHAN: Eskiden Sabah gazetesinde ne dense yaparak 28 Şubat’a hizmet sunardı. Şimdi Star gazetesinde hükümete hizmet sunuyor.

DEMİREL: Askerle hükümet arasındaki ihtilafları, tarafsız gibi görünerek, askerden yana tavır koyarak çözerdi. Şimdi artık tarafsız gibi gözükmek gibi bir kaygısı kalmadı.

ŞEVKİ YILMAZ: Dönemin kaseti ortaya çıkan isimlerinin başında gelirdi. Şimdi o da AK Partili olmuş... Rize’ye de uğramazmış.

10. YIL MARŞI: 28 Şubat’ın marşı haline gelmişti. Çoktandır işitmiyoruz.

YEŞİL SERMAYE: O günlerde yeşil sermaye listelerine girdin mi yandıydın. Şimdilerde ise abat olma ihtimalin yüksek.

Sezen Aksu’nun da imzaladığı türban bildirisi

Başörtüsü yasağının kaldırılması için harekete geçen “Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Derneği - AK-DER”, yayınladığı bir bildiriyi imzaya açtı.
Bildiride “başörtüsü yasağının kaldırılması” talep ediliyor.
Bildiride şu ifadelere yer veriliyor:
“28 Şubat’ın temel taşı olan bu vahim yasağın ortadan kaldırılmasını talep ediyoruz. Bizler ‘bu ülkede kadınların kıyafetleri yüzünden aşağılanmasını, haklarının gasp edilmesini, tacize uğramalarını istemiyoruz’ diyen herkesi bu ahlaksız yasağa karşı sesini yükseltmeye ve ‘ama’sız bir mücadeleye çağırıyoruz. Hükümeti de bu vahim yasağı hayatın her alanından kaldırması için derhal göreve davet ediyoruz. Başörtülü kadınların sabırla yaşayacağı bir 987 yıl daha yok”...

İşte bildiriye imza atan bazı isimler:

Sezen AKSU, Prof. Ahmet İNSEL, Prof. Baskın ORAN, Gülten KAYA, Oya BAYDAR, Kutluğ ATAMAN, Mihail VASİLİADİS, Ömer LAÇİNER, Nagehan ALÇI, Nabi YAĞCI, Ufuk URAS, Sırrı Süreyya ÖNDER, ESMERAY, Arus YUMUL, Erol KATIRCIOĞLU, Sevan NİŞANYAN, Nuray MERT, Zeynep TANBAY...

Ergenekon’dur Ergenekon

“Bizim mahalle”de “Kedidir kedi” yaklaşımı bitmez.
Başa gelen her belanın, her musibetin, her felaketin her dönem belli bir adresi vardır...
Mesela “Masonlardır masonlar” yaklaşımı yüz yıldır tedavüldedir.
Mesela “Yahudilerdir Yahudiler” yaklaşımı da yüz yıldır gündemdeki yerini korur...
Ve şimdi de yeni “kedi” bulundu...
Yeni “kedi”: Engenekon!
Artık ilgili ilgisiz her olayı getirip Ergenekon’a bağlama moda.
En son grizu faciasının da Ergenekon’a bağlanmasıyla bu iş zirveyi görmüştür...
Bakalım gerisi nasıl gelecek.

İslami kesimde Modalar Demodeler

DEMODE Aklı başında Avni Doğan...
MODA Salkım saçak Avni Doğan...

DEMODE Perihan Mağden...
MODA Ece Temelkuran...

DEMODE Deprem-günah bağlantısı...
MODA Grizu-Ergenekon bağlantısı...

DEMODE Cezaevinden çıkıp umre...
MODA Boşanır boşanmaz umre...

DEMODE Beşir Atalay...
MODA Cemil Çiçek...

DEMODE Muhafazakar Cemil İpekçi...
MODA Anti-militarist Bülent Ersoy...
Yazının Devamını Oku

Askere karşı bildirinin tadını unutamadılar

Hani “e-muhtıra” vardı ya...<br>Bir gece Genelkurmay’ın internet sitesinde yayınlanan... İşte o bildiriye hükümet çok sert bir karşılık vermişti.
Ve o zaman hepimiz “Helal olsun” demiştik.
Çünkü ilk kez bir hükümet, askerin bildirisini üzerine alıyor ve gereken cevabı veriyordu.
İlk kez bir hükümet kıvırmıyor, “Bu bildiri bize değil” demiyor, geçiştirmiyordu.
Hükümetimiz, askere karşı verdiği bu cesur cevabın tadına doyamamış olacak ki, Yüksek Hâkimler ve Yargıçlar Kurulu’na da benzer bir cevabın verilmesini kararlaştırmış.
Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na karşı verdiği sert cevabın arkasında bu yaklaşım gizliymiş.
Ama bu seferki “sert cevap”, birkaç iflah olmaz yandaşı dışarıda tutarsak, hükümetimizin ne kadar da cesur olduğunun bir kanıtı olarak gösterilmedi.
Çünkü...
- Genelkurmay ile HSYK arasında kudret ve erk bakımından dağlar kadar fark var.
- HSYK’nın elinde silahlı bir güç yok.
- HSYK’nın istese de darbe yapacak imkânı yok.
- Generaller, yargıçlardan daha korkutucudur.

‘Hocaefendi’ beni Allah’a havale etmiş

Kendisine iftira atmadım.
Hakaret etmedim.
Sadece Vakit Gazetesi’ne yazdığı yazıdan alıntılar yaptım.
Fakat Ribat Cemaati’nin lideri Abdullah Büyük adlı zat, benim bu yazıma hakaretler ve tehditler içeren bir yazıyla karşılık vermiş.
Yetmezmiş gibi beni Allah’a havale etmiş.
Hatta ve hatta benim kalbimin mühürlü olduğunu ima etmiş, imanımı sorgulamış, özel hayatıma dalabileceğinin işaretini vermiş.
Oysa bu zat, bağışlayıcının da bağışlayıcısı bir zattır...
O kadar merhamet timsalidir ki...
Mesela küçük bir kız çocuğunu taciz etmekle itham edilen Hüseyin Üzmez için şunu yazabilmiştir:
(Aynen alıntılıyorum)
“Eğer kulaklarınıza gelen haber doğru olsa bile, Hüseyin Üzmez ağabeyimiz, Müslüman bir insandır. Buna milyonlarca insan şahittir”.
Şu anlayışa bakar mısınız?
Küçük bir kız çocuğunu taciz etsen bile Müslüman’sın ama Hoca’ya hafiften eleştiri getirirsen kalbin mühürlü...
Yarın mahşer günü buluşuruz seninle Hoca...
Var git sen Hüseyin Üzmez’in yanında yargılan...
Sen de senden çok ötelerde durmaya razıyım.

Deniz Baykal’a açık mektup

Sayın Deniz Baykal.
Aramızda gelişmiş ya da gelişmemiş herhangi bir hukuk yok.
Bu nedenle size mektup yazma cüretimi lütfen bağışlayınız.
Ama mesele mühimdir.
Sayın Deniz Baykal...
Bugünlerde hemen herkesin dilinde şu türkü var:
AK Parti hakkında kapatma davası açılacak.
Bu haber doğru mudur, değil midir bilmiyorum.
Ama bildiğim bir şey var:
Bu haber doğru ise de, değil ise de size bir görev düşüyor.
O da muhtemel kapatma davasına en net ve en sert tepkiyi göstermek.
Lütfen çıkıp şunları söyleyin:
- Biz bu AK Parti ile sandıkta baş edeceğiz.
- Bu iş savcının değil, bizim işimizdir.
- Savcı Bey! Kapatma davası açarak siyasete müdahale edip haksız rekabete yol açmayınız. Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarına bu hayat öpücüğünü bahşetmeyiniz.

‘Cemaat’, Saadet Partisi’ne mi yaklaşıyor

Samanyolu Haber kanalında son günlerde Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş’u çokça görür olduk.
Hadi gelin biraz “komploculuk” oynayalım. Acaba bu ilgi neden?
Son zamanlarda AK Parti’ye angaje olmaktan kaynaklanan görüntüyü kurtarma telaşı mı? Yani bir denge arayışı mı?
Yoksa...
Saadet’i yedekte tutma gayreti mi?
Ya da gayet iyi niyetli bir “hakkaniyetli tutum alma” kararı mı?
Ben hiçbirini seçemedim vallahi.

AK Parti’ye dava açılırsa kim ne der?

BÜLENT ARINÇ: Elhamdülillah...
TAYYİP ERDOĞAN: Tam da zulme yaklaşmıştık, sağ olsun Savcı Bey sayesinde yeniden mağdur olduk.
YANDAŞ KALEMLER: Yaşasın mazlum edebiyatı...
GENÇ SİVİLLER: Oh be! İşte şimdi eylem koyabiliriz.
MUSTAFA KARAALİOĞLU: Sanırım şimdi yeniden NTV’deki o programa çıkabilirim.
FEHMİ KORU: Hani zalim diyordunuz...
EMRE AKÖZ: Ulan iyi be... Günlerdir kendi etrafımda dönüp duruyordum...

İslami kesimde Modalar Demodeler

DEMODE Kemalist savcılar...
MODA Mücahit savcılar...

DEMODE Generaller...
MODA Yüksek yargıçlar...

DEMODE Cemil Çiçek...
MODA Sadullah Ergin...

DEMODE Edip Akbayram...
MODA Yavuz Bingöl...

DEMODE Ertuğrul Özkök umresi...
MODA Nazlı Ilıcak’ın umresi...

DEMODE Cengiz Çandar...
MODA İsmet Berkan...
Yazının Devamını Oku

Vakit yazarından Başbakan’a vaaz

Vakit gazetesinde yazan, “küçük bir cemaat”in lideri Abdullah Büyük adlı zat, geçenlerde yazdığı bir yazıda Başbakan Erdoğan’a vaaz ü nasihatte bulunuyor. Başbakan’ın Meclis’te muhalefete cevap verme gayreti içine girmemesi gerektiğini yazan Abdullah Büyük Hoca, Erdoğan’a şöyle sesleniyor:
“Siz Müslümansınız. Ve bunda zerre kadar kompleks-aşağılık duygusu yaşamadınız ve yaşamıyorsunuz. Bu konuda cidden sizi tebrik ediyoruz. Müslüman olduğunuza göre, inandığımız Rabbimizin biz kullarına yönelik bir uyarısı vardır. Nedir o uyarı? Cahiller, meseleleri, konuları bilemeyen insanlar laf attığında, söz söylediğinde, ‘selam deyin geçin’ buyurur Rabbimiz. Cevap vermek, tartışmak, karşımızdakileri susturmak için çaba gayret sarf etmek, inanır mısınız zordur. Çünkü anlamıyorlar. Veya anladığını zannediyorlar.”

BAŞ TACI OLURSUNUZ

Abdullah Hoca, Tayyip Erdoğan’a yönelik nasihatlerinde Uhud Savaşı’ndan bir örnek veriyor:
“Peygamberimiz Efendimiz, Uhud Savaşı’nda kendisine hücum edenleri, hatta dişini kıranları, atından düşürenleri dile getirerek şöyle buyurmadı mı: ‘Allah’ım, kavmimi, toplumumu bağışla, çünkü onlar bilmiyorlar’. Sayın Erdoğan, milyonlarca insanın kalbinde sevginiz vardır. Sadece ülkede değil, dünyanın her tarafında. Hangi ülkeye ve hangi ülkenin şehrine gidip aday olsanız, inanır mısınız, en üst seviyede rağbet görür ve başlarda taç olursunuz. Lütfen yapacağınız işlere yoğunlaşınız ve muhalefette olan insanlarla muhatap olmayınız. İlla cevap verilmesi gerekiyorsa siz değil de bir başka sorumlu bakan versin. Çünkü siz birinci ligde oynuyorsunuz. Seviyenizi ve kimlerle oynayacağınızı bir daha gözden geçirin.”

ÜZMEZ ABİMİZDİR

Yazılanlara bir yorum yapmayacağım.
Sadece şunu anımsatmakla yetineceğim:
Tayyip Erdoğan’a vaaz ü nasihatte bulunan bu zat, küçük bir kız çocuğunu taciz eden Vakit yazarı Hüseyin Üzmez hakkında, “Hüseyin Üzmez, kız çocuğunu taciz etse bile, yani haber doğru olsa bile bizim abimizdir” diye yazmış, yazabilmiş bir adamdır.

Döneme uygun senaryo önerileri

“AMPUL” FİLMİ - Yüzde 36.7 ile iktidara gelinen günleri anlatan bir öykü... Uzun metrajlı bir sinema filmi olabilir...
“BAŞKAN” FİLMİ - İşte tam dizilik bir senaryo... Tayyip Bey’in belediye başkanlığı günleri... Samanyolu uyuma!
“ZİNDAN” FİLMİ - Tayyip Bey’in zindan hatıraları... “Zindandan Mehmet’e Mektup” şiiri fonda yer alır... Diziye gidecek denli uzun olmayacağından televizyon filmi olabilir.
“ONE MINUTE” FİLMİ - Ne dizi, ne film... Bu bir klip olabilir... Vurucu, keskin bir klip... Serdar Erener ve Sinan Çetin... Hadi sıvayın kolları...

Bu bir “nereden nereye” yazısıdır

Ayşenur Bahçekapılı bir avukattır.
Solcu bir avukat... Hem de sıkı solcu...
Geçmişinde enteresan bir evlilik var:
Ünlü tiyatro sanatçısı Mustafa Alabora ile bir süre evli kalmış.
Bu durumda Mustafa Alabora’nın oğlu eylem gülü Memet Ali Alabora’ya da bir süre üvey annelik yapmış oluyor.
O dönem Mustafa Alabora’nın yakın dostları Müjdat Gezen, Savaş Dinçel gibi tiyatrocularla da dostluk kurmuş.
Sonra Ayşenur Bahçekapılı’yı solcu avukatlar örgütlenmesi içinde görüyoruz.
O örgütlenme çalışmaları sonucu Yücel Sayman, İstanbul Barosu başkanlığına gelmiş, Ayşenur Bahçekapılı ise Barolar Birliği Yönetim Kurulu Üyeliği’ne...
Barolar Birliği’ndeki “Kemalist ekip” ile anlaşamayan Bahçekapılı, dürüst ve ilkeli bir aydın olarak tanındı...
Ve daha sonra AK Parti’den aldığı teklifi değerlendirerek parlamentoya giriş yaptı.
İlk dönem sessiz ve derinden gitti.
Ama sonra açıldı.
Şimdi AK Parti’nin en etkin isimleri arasında.
AK Parti Grup Başkan Vekili oldu.
En son Meclis kavgasında “Sen Tayyip Erdoğan’ın ismini ağza alamazsın” diye bağırırken yakalandı.

İnananların “Sevgililer Günü”nü kutlarım

Bizim mahallenin gazeteleri “Sevgililer Günü” için ekler veriyor mu? Veriyor...
Bizim mahallenin televizyonlarında da “kırmızı” başat renk oldu mu? Oldu...
Başbakan dahi bir çiçekle de olsa “Sevgililer Günü”ne selam sarkıtıyor mu?
Sarkıtıyor...
Bizimkilerin belediyeleri sevgililer için özel etkinlikler tertip ediyorlar mı?
Ediyorlar.

Peki bu durumda Ahmet Arsan, okurlarının “Sevgililer Günü”nü kutlamaz da ne yapar?
Efendim, alem-i İslam’ın sevgililer Günü’nü tebrik eder, bu yüce günün bütün mazlumların kurtuluşuna vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim...

İslami kesimde Modalar Demodeler

DEMODE Kamer Genç...
MODA Osman Durmuş...

DEMODE TV NET...
MODA Hilal TV...

DEMODE Ahmet Hakan...
MODA Adem Turan...

DEMODE Nehirde oynayan Fehmi Koru...
MODA Nehrin kenarında seyre dalan E. Özkök.

DEMODE Başbakan’la mülakat yapmak...
MODA İlker Başbuğ’la mülakat yapmak...

DEMODE CHP ile mücadele...
MODA MHP ile mücadele...
Yazının Devamını Oku

Baykal’a karşılıksız danışmanlık hizmeti

Sayın Deniz Baykal...<br><br>“Bizim Mahalle”ye açılmak istiyorsunuz, bunu anlıyorum... Fakat maalesef bizim mahallenin kodlarını bilmediğinizden hep yanlış yerlerde kulaç atıyorsunuz...
Yanlış insan, yanlış mekan...

Mesela Yaşar Nuri’yi aldınız partiye...
“Dine karşı değiliz, bizde hoca var” falan diyebilmek için...
Ama ne oldu?
Sıfır etki bile yaratamadınız... Hatta daha kötüsü ters etki yarattınız.
Çünkü...
Yaşar Nuri Hoca’nın İslami kesim açısından neye tekabül ettiğinden haberiniz yoktu...
Şimdi de tutmuş, öyle ya da böyle Cüppeli Ahmet Hoca ile bir temas kurmuşsunuz...
“İnsani diyalog” falan diyerek olayı yumuşatmaya kalksanız da...
Yine yanlış yapmışsınız...
Çünkü...
Cüppeli Ahmet Hoca’nın İslami kesim açısından neye tekabül ettiğinden de haberiniz yok...
Kısacası Sayın Baykal...
Yaşar Nuri olmaz, çünkü mahallede ciddiye alınmaz.
Zekeriya Beyaz olmaz, çünkü mahallede gülmece konusudur.
Cüppeli Ahmet olmaz, Cem Yılmaz etkisi yapar...

Sayın Baykal...
Eğer bizim mahalleye şöyle küçük bir dalış yapacaksanız...
İslam’ı sol değerlerle mezceden İhsan Eliaçık’la bir temas kurun...
Engin bilgisiyle tebarüz eden Mustafa İslamoğlu ile bir sohbet gerçekleştirin...
Sağcılığı bir aydın sapması olarak nitelendiren Ali Bulaç’la teşriki mesai yapın...
İslami kesimin vicdanı bir Abdurrahman Aslan var, onunla görüşün...
Dücane Cündioğlu ile bir yarım saat görüşün...
Yakın tarihi İsmail Kara’dan dinleyin...
Hakan Albayrak’la Ortadoğu’yu konuşun...
İnsan haklarını Cevat Özkaya ile yorumlayın...
Kültür dünyasını size Ömer Lekesiz anlatsın...

Tabii derdiniz gerçekten anlamaya çalışmak ise bu isimlerle temas kurabilirsiniz...
Yok, eğer “şovmenler dünyası”na açılmak istiyorsanız...
O zaman doğru yoldasınız...

STV bastırıyor Zaman ılımlı

Bazen Samanyolu Televizyonu’nda haber izliyorum...
Tam bir “darbe karşıtı propaganda bülteni” gibi...
Her haber, bir biçimde potansiyel darbecilere getirilip dayandırılıyor...
Ses kayıtları yayınlanıyor, isim verilerek sert eleştiriler gündeme getiriliyor...
Mesafesiz bir dil, haber üslubuna yakışmayacak bir tarafgirlik...
STV’nin kardeşi Zaman Gazetesi de benzer bir duyarlılığa sahip ama daha dengeli...
Acaba Ekrem Dumanlı kardeşimiz, STV’deki kardeşlere “Haber dilindeki mesafe anlayışı” başlıklı küçük bir jenerik seminer mi verse?

Bravo Ahmet Davutoğlu

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na “Yurtdışı gezilerine köşe yazarlarını değil, diplomasi muhabirlerini götürün” diye bir çağrıda bulunmuştum...
“Babıâli” diliyle söyleyecek olursam:
Yayınım ses getirdi.

Ahmet Davutoğlu, İngiltere’de düzenlenen “Afganistan İçin Londra Konferansı”na giderken özel uçak kaldırdı, tüm televizyon ve gazetelerin diplomasi muhabirlerini geziye davet etti...
Geziye katılmak isteyen muhabirler 500 dolar uçak parasını ve iki günlük konaklama için otel parasını ödediler... Fiyatlar gazeteciler tarafından uygun bulundu.
Davutoğlu’nun Londra gezisinin dönüşünde AKPM Başkanlığı’na seçilen Mevlüt Çavuşoğlu’nu kutlamak için Strasbourg’a uğraması diplomasi muhabirleri için tam bir sürpriz oldu.
Gezide diplomasi muhabirlerine yardımcı olmak için elinden geleni yapan isim ise eski bir diplomasi muhabiri olan Bakan’ın basın danışmanı Osman Sert idi...
Geziye katılan muhabirlerin çalıştıkları kuruluşlar şöyle:
Hürriyet, Sabah, Habertürk, Hürriyet Daily News, Star, Zaman, Akşam, TRT, TV Net, Habertürk TV, Reuters ve BBC.
Ne diyelim? Teşekkürler Ahmet Davutoğlu... Teşekkürler Osman Sert...

Meğer bizimkiler grev sevmezmiş

Tekel işçilerine destek için yapılan “bir günlük iş bırakma eylemi”nin ardından “bizimkilerin gazeteleri”ne şöyle bir baktım:
Manzara-i umumiye şöyle:

ZAMAN: Bir cevvallik göstermemiş...
VAKİT: Tek satır yer vermemiş...
YENİ ŞAFAK: Grev kırıcılığına soyunmuş...
STAR: Tayyip Bey’i üzmemeye çalışmış...
SABAH: İdare-i maslahat yapmış...
BUGÜN: Görmezden gelmiş...

Köşe yazılarında da durum aynı...
Fehmi Koru CHP’ye, Taha Kıvanç Ertuğrul Özkök’e çakmış... Ahmet Taşgetiren duygu dolu bir işçi yazısı yazacağına, duygu dolu bir türban yazısı yazmış... Gülay Göktürk işçilere “Uzlaşın” demiş...
Neyse... Neyse...
Uzatmayayım...
Kısaca durum şu:
Kulakları duymamış, gözleri görmemiş, dilleri söylememiş...
Duyan, gören ve söyleyen de işçiye bindirmiş.

Hey gidi Ali Şeriati... Hey gidi Ebu Zer... Hey gidi Seyyid Kutup...
Kemikleriniz sızladı mı?
“İşçinin hakkını alın teri kurumadan veriniz” düsturuna ne oldu?
Eskiden “Nerede gariban görse safını seçiverenler” şimdi “Bu işçiler de çok oldu” mu diyorlar?
Vay benim köse sakalım...

Harvard’lı Suna’nın yeni misyonu

Davos’ta bir Ortadoğu Paneli...
Panelin konusu “Ortadoğu’da Değişen Güç Dengeleri”.
Panel bitiyor ve soru / cevap bölümüne geçiliyor.
Bir parmak kalkıyor... Parmağı kaldıran Suna Vidinli...
Parantez açalım: Bu Suna Vidinli, ilk kez bir televizyon programında “Ermeni sorunu konusunda Fransız parlamenterlere haddini bildiren Harvard’lı milliyetçi Türk kızı” olarak kendini göstermişti...
Gün geçti, devran döndü...
Suna Vidinli bu kez “Arap ülkelerinin yöneticilerine ders veren Müslüman Türk gazeteci” olarak arzı endam ediyor.
Türklüğü ve Müslümanlığı kendisine ama bu Suna’nın gazetecilik faaliyeti nedir, nerede ne yapmaktadır bilmiyorum.
“Patron asistanlığı”, gazetecilik faaliyeti kapsamına girer mi, onu da bilmiyorum...
Neyse... Vermiş veriştirmiş Suna Arap liderlerine...
“Kısır tartışmalar yapıyorsunuz” demiş. Sonra da bir ayet okumuş: “Kendi durumlarını değiştirmeyenlerin durumunu Allah da değiştirmez”.
Hey gidi hey! Fransız’a haddini bildiren milliyetçi kızımız, şimdi de Araplara haddini bildiren Müslüman kızımıza dönüşmüş...

İmamlar sendikası öksüz kaldı

Ahmet Yıldız vefat etmiş...
Kimdi Ahmet Yıldız?
Türkiye’de ilk imam sendikasını kuran kişi...
İmamların hakkını aradı... “Sendika”yı camiye soktu... Diyanet-Sen aracılığıyla mücadele verdi... Allah rahmet etsin...

İslami kesimde Modalar Demodeler

DEMODE Yaşar Nuri Öztürk...
MODA Cüppeli Ahmet Hoca...

DEMODE Grevci Müslüman...
MODA Grev kırıcı Müslüman...

DEMODE Solcu Ayşenur Bahçekapılı...
MODA Tayyipçi Ayşenur Bahçekapılı...

DEMODE Müslüman erkek yazarlar...
MODA Müslüman kadın yazarlar...

DEMODE Bülent Arınç’ın vicdanı...
MODA Bülent Arınç’ın oda baskını...

DEMODE Nazlı Ilıcak’ın evinde parti vermesi...
MODA Nazlı Ilıcak’ın umreye gitmesi...
Yazının Devamını Oku

Bizimkilerin konuları

Şöyle bir inceleme yaptım bizim mahallenin gazeteleri arasında...<br><br>Yeni Şafak, Star, Zaman, Vakit, hatta Sabah falan...

Özellikle köşe yazarlarının işlediği konulara dikkat kesildim.
Enteresan bir konu dağılımı çıktı ortaya...
Şöyle ki:
BİR: Aydın Doğan iyi, çevresi kötü yazıları.
İKİ: Bütün kötülüklerin arkasında Ertuğrul Özkök var yazıları.
ÜÇ: Islak imza yazıları...
DÖRT: İlker Başbuğ yazıları...

Yazının Devamını Oku

Aydın Doğan’la ilk yakın temas

Hürriyet’te yayın yönetmeni değişimi üzerine “İstifa mektubum cebimde” başlıklı bir yazı yazmıştım.<br><br>O gün bugündür kimseden çıt çıkmadı.

Ne “gönder mektubu” diyen var ortada, ne de “saçmalama, ne istifası” diyen...
Tam da “fırtına öncesi sessizlik” diye düşünürken...
Telefonum acı acı çaldı...
Açtım...
Telefondaki ses, “Aydın Doğan Bey sizinle görüşmek istiyor” dedi...
Kısa bir bekleme süresinde durumu kendi lehime çevirecek türden hayaller kurmaya başladım...
İçimden dedi ki:

Yazının Devamını Oku

Bir feryat duyuldu yandaş medyadan

Bizim mahalledekiler son zamanlarda şöyle bir itiyat geliştirmişlerdi: Köşe yazısı formunda Aydın Doğan’a mektup yazmak...
Ayın 20 günü hiç üşenmeden, hiç sıkılmadan Aydın Bey’e mektup yazıp, “Yanındakileri at... Yanındakileri at...” diye feryat ediyorlardı...
Demek istedikleri şuydu:
“Aydın Bey... Sen iyisin, hoşsun... Ama şu yanındakiler yok mu? Onlar fena... Tayyip Bey’in sinirlerini hoplatan yayınlar yapıyorlar... Tayyip Bey’i öfkelendiriyorlar... Ve onlara kızan Tayyip Bey, öfkesini senden çıkarıyor... Halbuki yanına bizim gibi Tayyip Bey’i öfkelendirmeyecek adamlar alsan en azından Ahmet Çalık gibi abat olursun...”
Ve ben bu tür yazıları ağzım açık okuyordum...
Hatta utanarak...
Hatta yüzüm kızararak...

Geçen gün şöyle bir şey oldu:
“Genel Yayın Yönetmeni” şapkasını duvara asan Ertuğrul Özkök, “köşe yazarı” sıfatıyla tuttu “yandaş medya patronları”na bir mektup yazdı...
Çok kibar bir dille söylediği şuydu:
“Adamlarınız çalışmıyor, gazetelerini sattırmak, televizyonlarını seyrettirmek için uğraşmıyorlar... Hepsinin tirajını toplasan bir Vatan, bir Milliyet etmiyor... Bu gidişe bir çare bulun.”

Bu kadarı yetti de arttı bile...
Bizim mahalle resmen kazan kaldırdı...
Bir alınganlık, bir asabiyet, bir isyan...
Sanki her gün Aydın Doğan’a mektup yazanlar kendileri değilmiş gibi...
Sanki bir tek Aydın Doğan’a mektup yazılabilir ama kendi patronlarına mektup yazılamazmış gibi...
Üstelik Ertuğrul Özkök’ün yazısında “onları at / bizi al” türünden bir ima, bir gönderme, bir heves olmadığı halde...

Keşke şöyle bir şey olsa:
Yandaş gazete ve televizyonların binalarının girişine “Kendine yapılmasını istemediğini sen de başkalarına yapma” şeklinde bir özlü söz yazılsa...
Keşke... Ah keşke...

Çok değişik bir türban filmi: Büşra

Benim bildiğim ilk türban filmi “Yalnız Değilsiniz” idi...
20 yıl önce yönetmen Mesut Uçakan tarafından çekilen filmde, başını örtmeye karar veren modern bir ailenin kızının, hem ailesinden, hem de devletten gördüğü baskılar anlatılıyordu. Aradan geçti 20 yıl... Ve türban yine beyazperdede...
Ancak bu kez amaç türban sorununu anlatmak değil. Bu kez bireyselliğini öne çıkarmış bohem bir türbanlının öyküsü filme çekiliyor...
Leman çizeri Bahadır Baruter’in “Büşra” adlı çizgi romanından uyarlanan film, muhafazakâr bir ailenin türbanlı kızı Büşra ile Yaman adlı nihilist köşe yazarının aşkını anlatıyor.
Yönetmen: Alper Çağlar. Senaryo ise Bahadır Baruter ile Alper Çağlar’a ait.
Fragmanı izledim.
Diskoda dans eden, tesettür defilesi izleyen, öpüşen, ailesiyle çelişen, özgür takılan, kendine güvenli bir türbanlı portresinin ipuçlarını gördüm...
Sanırım işin özünü kavramak ve anlamak için filmin vizyona giriş tarihi olan 19 Mart’ı beklemek zorundayım.

Erdoğan, Beyaz’a değil Okan’a gitmeli

Akif Beki kardeşimin, “Madem Obama şov programlarına katılıyor, o halde bizim Başbakan da Beyaz Show’a katılsın” önerisini beğendim.
Ama adresi uygun bulmuyorum.
“Beyaz” olmaz, kesinlikle olmaz.
Olmaz çünkü “Beyaz”, Başbakan Tayyip Erdoğan’ı programında konuk etmeye kalkarsa aşırı heyecanlanır. Eli ayağına dolaşır. Mahcubiyete dalar. Erdoğan’ı en iyi şekilde ağırlama gayreti içine girer.
“Başbakanımıza bir alkış” falan diyerek işi gevşetir.
Oysa Okan başkadır.
Tamam, o da en iyi şekilde ağırlamaya çalışır. O da tersten girmez. O da heyecanlanır...
Ama hiç olmazsa Okan, heyecanını yansıtmaz, alkışlatmaya falan kalkmaz, bir-iki aykırılık yapar...
Başbakan performans sergilesin diye özel bir çaba içine girmez.
Kısacası Başbakan Erdoğan, Beyaz Show’a değil Okan’ın programlarından birine katılmalıdır.

‘Mahalle’den haberler

VAKİT’TEN KOPUŞ - Vakit Gazetesi’nde “sarsıcı haberler” yapan Ankara kökenli bazı muhabirler, gazetenin yayın çizgisine itiraz ederek işten ayrılmışlar...
“Habertaraf.com” adlı internet sitesi kuran bu isimler, Taraf Gazetesi’yle de dolaylı ilişkiler kurarak “doğru dürüst bir yayın çizgisi” ile Türkiye’ye sesleniyorlar.

STAR’DA İKİ YENİ YAZAR - Genç ve istidatlı kalem Selahattin Yusuf, bundan böyle Star Gazetesi’nde yazacak... Özlemiştik yazılarını... Yine Star’da yazacak bir başka isim: CNN Türk ekranından tanıdığımız Gürkan Zengin. Televizyon haberciliği konusunda rüştünü ispat etmiş bir isim olan Gürkan Zengin’in yazarlıkta da iyi işler çıkaracağından eminim. Her iki isme de başarılar diliyorum.

CUMA TOPLANTILARI BİTTİ - Duyduğumda şaşırdım: Salomanje’de yapılan cuma toplantıları sona ermiş... Aldığım bilgilere göre son zamanlarda biraz gevşemeye başlayan cuma toplantıları, katılımcıların aldığı ortak bir kararla bitirilmiş.

GERÇEK HAYAT 10 YAŞINDA - Benim ilk göz ağrım, sevgili “eski” dergim Gerçek Hayat, 10 yaşına basmış... El değiştirse de ilk günkü ataklığından ve heyecanından hiçbir şey kaybetmeyen Gerçek Hayat’a uzun bir ömür diliyorum...

İsmail’in manifestosu

İsmail Kılıçarslan, Gerçek Hayat Dergisi’ne bir manifesto yazmış. Başlık: “Ben niçin aykırı çocuk değilim? Dahası artık niçin İslamcı değilim?” Şöyle demiş yazısının sonunda İsmail: “Ben artık bizim mahalleden hissetmiyorum. İslamcılık pozisyonunu reddediyorum. ‘Dindarlık, İslamcılar eliyle tasfiye ediliyor’ diyen Müfit Yüksel’in yanında saf tutuyorum.” Sonra da eklemiş: “Şimdi bizim mahalleden değilim dedim ya... Dedikoduyu meslek haline getiren ve düne kadar bendenize ‘İslamcı geçinen’, ‘İslamcılıktan geçinen’ gibi yaftalar yapıştırmaya bayılan yarım danteller ‘Ahmet Hakan olmaya çalışıyor’ yaftasını çıkarabilirler ceplerinden. Mahalleniz de sizin olsun, İslamcılığınız, dergileriniz, sözlükleriniz, siteleriniz, sürekli ‘Alternatifini yapalım lan’ diyen zihniniz falan da. Ben namaza başladım yeniden. İslamcılıktan daha önemli işlerim var. Yasin ezberlemeye çabalıyorum.”

İslami kesimde Modalar Demodeler

DEMODE Deniz Baykal’a vurmak...
MODA Kemal Kılıçdaroğlu’na vurmak...

DEMODE “Birinci Meclis” kutsaması...
MODA Meclis’teki masonik işaretler...

DEMODE Beyazıt’ta korsan eylem...
MODA Gazze konvoyuyla Mısır’da eylem...

DEMODE Melih Gökçek...
MODA Bülent Arınç...

DEMODE Baba Abdülkadir Aksu...
MODA Oğul Murat Aksu...

DEMODE İslam’da sanat var mı?
MODA Müslümanlar neden sanat yapamıyor?
Yazının Devamını Oku

İstifa mektubum cebimde

Ertuğrul Özkök’ün görevi bırakması sanırım en fazla beni ilgilendiriyor. Oktay Ekşi rahat, Ayşe Arman kaygısız, Fikret Ercan kayıtsız, Doğan Hızlan kendine güvenli, Yalçın Doğan umursamaz...
Bir tek ben kaygılı, kendine güvensiz ve ateş üstünde olmalıyım.
Çünkü ben Özkök’ün son keşfiyim.
Henüz yerimi sağlamlaştıracak esaslı atraksiyonlar çekemeden en büyük destekçim Ertuğrul Özkök gidiverdi...
Aydın Doğan beni tanımaz. Zaten tanısa da bana bir faidesi olmaz. Çünkü o da emekliye ayrıldı...
Vuslat Doğan Sabancı ile hayatımda hiç karşılaşmadım. Hislerim beni yanıltmıyorsa bana uzaktan gıcık olduğunu sanıyorum.
Bu durumda...
“Özkök gitti, sıra sende” deseler...
Yani beni de gönderseler...
Bir “okur tepkisi” çıkmaz...
Belki... “Bizim mahalle”de bayram edenler bile olur... Öbür mahalleler ise zerre kadar mesele etmez.

Bu durumda yapılacak tek şey, bir “istifa mektubu”nu cebe yerleştirmektir.
Mektupta “Yeni gelen yayın yönetmeninin yapacağı tasarrufları kolaylaştırmak amacıyla istifa ediyorum...” tarzı afili bir gerekçe yazmalıyım.
Böylece “Seni görevden alıyoruz” dediklerinde...
Yeşilçamvari cevabım hazır olsun:
“Hayır, beyefendi... Beni görevden almıyorsunuz... Çünkü ben istifa ediyorum.”

Dert olur mu bana?
Yok, canım, niye olsun ki?
Burada yazıp çizdiklerimle, içine kapanık bir mahalleye dışa açılmanın o kadar da kötü bir şey olmadığını sanırım öğrettim.
Öyle ki:
Artık bizimkiler de gittikleri yemeklerin fotoğraflarını yayınlamaya başladılar, kendi içlerinden kulis bilgileri vermeye alıştılar, hayatın değişik alanlarına ilgi gösterme alışkanlığı kazandılar.
“Kısa yazı hayatımın kârı da bu oldu” der, geçerim...
Ben varlığımı, insanlığımı, kariyerimi, hayata tutunma gerekçemi, bizim mahallenin kifayetsiz muhterisleri gibi işgal ettiğim koltukta bulmuyorum ki...

Ertuğrul Özkök bir hergeledir

Burada yazmaya başladığım gün Ertuğrul Özkök, benim için “İslami kesimin hergelesi” demişti...
Aman Allah’ım...
Öyle bir yankı uyandırdı ki bu tanımlama... “Hergele” aşağı, “hergele” yukarı...
Fırsatçının ağzına bir düdük verilmişti ve onlar da düdüğün hakkını veriyorlardı Allah için...
İşte tam bu sırada...
Ertuğrul Özkök öyle bir hareket çekti ki... Çok hoşuma gitti...
Özkök, “Kesin tantanayı... Ben de bir hergeleyim” dedi ve işi bitirdi...
Geçen gün Ahmet Hakan, Ertuğrul Özkök için yazdığı yazıda bazı sıfatlardan söz etmiş:
“Fırlamadır” demiş. “Sirayet ettiricidir” demiş. “Dönektir” demiş. “Çocuktur” demiş. “Yaratıcıdır” demiş. “Takıntısızdır” demiş. “Coşkuludur” demiş...
Ama bir sıfatı unutmuş...
Ertuğrul Özkök hergelenin tekidir. En az benim kadar...

Cemaat gazetesinde Türkan Saylan övgüsü

İngilizce yayınlanan Today’s Zaman gazetesinde Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Milliyet gazetesinin öncülüğünde yürütülen “Baba Beni Okula Gönder” kampanyasına övgüler yağdırıldı.
Metro Group Türkiye Temsilcisi Nurdan Tümbek Tekeoğlu ile bir söyleşi yapan gazete, Tümbek’e Metro Group’un sosyal çalışmalarını sordu. Ve Nurdan Hanım, sözü hemen Türkan Saylan ile Milliyet gazetesinin ortak yürüttüğü “Baba Beni Okula Gönder” projesine sağladıkları katkıya getirdi.
Türkan Saylan’ın yaptığı çalışmaları öven Tümbek, şirketlerinin kız çocuklarının eğitimi için verdikleri katkıyı anlattı.
Böylece...
“Cemaat gazetesi”nde ilk kez bu denli açık seçik bir “Türkan Saylan övgüsü” yer almış oldu....
Türkan Saylan’ın evi basıldığında Zaman gazetesinde ve diğer cemaat yayınlarında ne türden haber ve yorumların yer aldığını anımsayanlar, Today’s Zaman’da yer alan bu röportaj için üç seçenekli değerlendirme yapıyorlar.
Seçenekler şunlar: Ya gözden kaçtı... Ya Metro Group’u küstürmek istemediler... Ya da esaslı bir tavır değişikliği...
Ben de diyorum ki: Beğenen beğeneni alsın.

Abdullah Gül’ün gazeteci rejimi

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, uçağına aldığı gazeteciler aracılığıyla çok önemli mesajlar vermeye devam ediyor.
Son yolculuğunda tablo şöyle oluştu:
Radikal, Milliyet ve Vatan’dan birer gazeteci...
Zaman, Yeni Şafak ve Türkiye’den birer gazeteci...
Ve Tercüman gazetesinden bir gazeteci...
Dağılımdaki dengeye bakar mısınız?
Doğan Grubu’ndan üç, yandaş medyadan üç ve karşıtlardan bir...
Kim ne derse desin, Cumhurbaşkanı Gül uçağına davet ettiği gazeteci dengesiyle çok önemli mesajlar veriyor...
Darısı diğer yetkililerin başına...

Türkiye Yazarlar Birliği’nin ödülleri

Eskiden 1 Ocak dendi mi bende merak başlardı:
Acaba bizim mahallenin önemli örgütlenmesi olan Türkiye Yazarlar Birliği, bu yılki başarı ödüllerini kime vermiş?
Uzun bir süredir böyle bir meraklanma içinde değilim.
Çünkü ilk başlarda hem “camia”nın, hem de Türkiye’nin kültür ve sanat alanındaki en iyilerini seçerken kılı kırk yaran Yazarlar Birliği, artık bu işi nasıl yapacağını bilemez hale gelmiş durumda...
Bazen “karşı taraftan bizim camiaya çiçek uzatanlar” acayip kazançlı çıkıyor, bazen de “Boş verin karşı tarafı... Bizimkileri ödüllendirelim” anlayışı egemen oluyor.
Bu yılki ödüllerin sadece basın alanındakilere bir bakalım:
Mesela “basın-fikir” alanında Abdurrahman Dilipak’a vermişler ödülü... Sanırım daha çok bir “onur ödülü” kapsamında yapmışlar bu seçimi... Ardından denge hemen gelmiş: “Basın-fıkra” alanında Taraf yazarı Alper Görmüş ödüle layık görülmüş.
Epeydir merak etmiyordum Türkiye Yazarlar Birliği’nin ödüllerini...
Çok şey kaçırmıyormuşum demek ki...

Erdoğan daha çok Özal’a benziyor

Hatırlıyorum:
Özal döneminde zam yapılacaksa, uygun bir zaman kollanırdı.
Mesela...
Milletin tam da yılbaşı geçirdiği akşam zam yapılırdı. Epeydir bu tür uyanıklıklar görmüyorduk.
Fakat bu yılbaşı, tam da Turgut Özalvari bir uyanıklık yaptı hükümet. Yılbaşına saatler kala bastı zamları...
Ertesi gün tatil... Millet yılbaşının yorgunluğunu üzerinden atamamış... Ardından iki günlük tatil daha var... Pazartesi gününe kadar da yeni zamlara alışılır...
Hay Allah! Bu AK Parti gün geçtikçe daha çok Turgut Özal’ın ANAP’ına benziyor... Özellikle “uyanıklık” kısmıyla...

Ağır konuş Nihal

Suudi hükümeti, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile birlikte Suudi Arabistan’a gidecek olan Habertürk yazarı Nihal Bengisu Karaca’ya vize vermemiş.
Şöyle demişler: Git babandan ya da eşinden imzalı izin getir.
Bunun üzerine Nihal Bengisu Karaca, çok manalı bir açıklama yapmış.
“Peygamber’in kemikleri sızlıyor. Hep dinin yaşamlarımız için en önemli referans kaynağı olduğunu düşünmüşümdür ama aynı zamanda başkasının referans algısının tahakküm alanından korunmak için de ‘katı olmayan bir laiklikliğin’ ne kadar önemli olduğunu vurgulamışımdır. Bu olay bu düşüncemin sağlaması oldu.”
Güzel bir açıklama...
Fakat ben Nihal’in “Gayet ağır konuşurdum ama şu durumda kendimi tutuyorum” cümlesine takıldım.
Acaba nedir Nihal’in kendini tutmasının gerekçesi?
Neden ağır konuşmamış, işte bunu anlamadım...

İslami kesimde Modalar Demodeler

DEMODE Ertuğrul Özkök yazmak.
MODA Ertuğrul Özkök yazmak.

DEMODE Emin Çölaşan’ın takıntıları...
MODA Fehmi Koru’nun takıntıları...

DEMODE Müstekbir Şamil Tayyar...
MODA Mustazaf Şamil Tayyar...

DEMODE Bireysel mücadele...
MODA Çeteleşmek...

DEMODE Bir şair olarak İsmet Özel...
MODA Bir şeyh olarak İsmet Özel...

DEMODE İkinci eş...
MODA Boşanıp evlenmek...
Yazının Devamını Oku

‘Namazı bıraktım’ diyen İslamcı şair

Murat Kapkıner ismi bizim mahallede pek yabancı değildir. Radikal İslamcı idi Murat Kapkıner... Sanırım “Mealci” gruba yakındı.
Hem kendi şiirlerini, hem de usta şairlerin şiirlerini okuduğu kasetleri vardı...
Şiir geceleri falan düzenlerdi...
Epeydir rastlamıyordum Murat Kapkıner ismine...
Ta ki Taraf Gazetesi’nin Pazar ekinde kendisiyle yapılan bir söyleşiyi okuyana kadar...

Çok ilginç bir söyleşiydi bu...
Çünkü Murat Kapkıner, bütün açık sözlülüğüyle, hayatındaki değişimi anlatıyordu...
Şöyle diyordu mesela:
“Mazbut hayatım bitti ve onaylamadığım başka bir yaşam biçimine savruldum. Ben 27 yıl boyunca hiç aksatmadan namaz kılmış biriyim. İnsanlara Allah’ın kitabını ve sünneti öğretmişim. Ama 1990’lı yılların sonlarında yaşam biçimim değişti. Savruldum. Kendimi farklı bir yaşamın içinde buldum ve bundan memnun değilim. Eski hayatım mazbuttu ve olması gerektiği gibiydi”.
Devam edelim...
Röportajı yapan Özlem Ertan soruyor:
“Tekrar eski hayatınıza dönmek istiyorsunuz anladığım kadarıyla?”.
Murat Kapkıner yanıt veriyor:
“Çok istiyorum ama gücüm yetmiyor”.
Yine soru:
Manevi olarak mı gücünüz yetmiyor?
Kapkıner’in cevabı:
“Hem manevi, hem de fiziksel olarak. Mesela çok istememe rağmen namaz kılacak takati bulamıyorum kendimde... İşte, böyle bir duruma geldik maalesef...”

Samimiyeti severim.
Hele bu samimiyet, açık sözlülüğün pek de prim yapmadığı bir camia içinde gerçekleşiyorsa daha da severim.
Murat Kapkıner’e selam olsun...

Dilerim, murat ettiği türden bir yaşam biçimine yeniden döner...
Allah yardımcısı olsun.

Hasan Nail Canat’ı unutmayalım

21 Ekim 2004’te vefat etti bizim mahallenin çilekeş tiyatrocusu Hasan Nail Canat...
Sakarya Türküsü’nü ne güzel okurdu.
Tiyatroyu mahalleye sevdirmek için elinden geleni yaptı.
Son dönemlerde televizyon dizilerinde çok iyi oyunculuklar çıkardı.
Ve şimdi ailesi Hasan Nail Canat için bir web sitesi hazırladı.
Adres: “www.hasannailcanat.com”.
Bir ziyaret etmekte fayda var.
Bu arada aile, her 21 Ekim tarihinde Hasan Nail Canat için bir anma toplantısı düzenleyecek.
Bu toplantı için de sizleri haberdar edeceğim...

Bizim mahallede yılbaşı hazırlıkları

Bazılarımız alternatif yılbaşı kutlamasına hazırlanıyor.
“Mekke’nin Fethi” kutlamaları için Anadolu kentlerinde salonlar şimdiden kiralanmış durumda.
Maksat: Mahalle sakinlerinin yılbaşında kurda kuşa yem olmalarının önüne geçmek...

Bazılarımız ise televizyona odaklanacak.
Banttan yayınlanan ve fevkalade sıkıcı, bunaltıcı televizyon programlarını, meyve ve kuruyemiş eşliğinde seyretmece...
Ve saat 01.00’e doğru yatmaca...

Bir de ibret almak için Taksim’e çıkanlarımız olacak...
Meydanda sosyal inceleme yaparak hallerine şükredecekler yani...
Gerçi sosyal inceleme ayağına yatıp durumdan istifade edenler de çıkacaktır ama artık günahları boyunlarına...

Bir de yılbaşı gecesi erken yatanlarımız çıkacaktır...
“Aman erken yatalım, yoksa kutlamaya girer” paniğini yaşayanlar...
En naiflerimiz de onlar galiba...

Son zamanlarda yılbaşı kutlamalarının Hıristiyanlıkla bir ilgisi bulunmadığını, bir yılın bitip yeni bir yılın geldiğini, bunu kutlamanın da sakıncalı olmadığını söyleyenler de var...
Onlar açısından önemli olan kutlamalarda ölçüyü kaçırmamak.
Yani ölçüyü kaçırmadan kutlayanlarımız da olacak.

İslami kesimde Modalar Demodeler

DEMODE Etiler restoranları...
MODA Nişantaşı Biber Bar...

DEMODE Tayyip Erdoğan’ın evi...
MODA Bülent Arınç’ın evi...

DEMODE Necip Fazıl tartışması yapmak...
MODA İsmet Özel tartışması yapmak...

DEMODE Kötü tarafgir Mustafa Karaalioğlu...
MODA Küllerinden doğan Nazlı Ilıcak...

DEMODE Mehmet Şevket Eygi...
MODA Ömer Lekesiz...

DEMODE STV’nin “Tek Türkiye” dizisi...
MODA Ankara’daki istihbarat savaşı...
Yazının Devamını Oku

Haftanın tortusu

Şair Süleyman Çobanoğlu ile yönetmen Osman Sınav, güç birliğine giderek TRT için bir dizi çekiyorlarmış. Senaryoyu Süleyman yazacak, diziyi de Osman Sınav çekecekmiş.
Dev bütçeli bir yapım deniyor dizi için.
Dizinin teması “Mehmetçik” olacakmış ama öyle “hamaset” falan yapılmayacakmış...
Süleyman’ın elinden çıkan senaryonun esaslı olacağını düşünürüm.
Osman Sınav’a da güvenim tamdır...
Merakla bekliyorum bu diziyi...

Geçen arabada giderken radyoyu karıştırıyordum.
Birden “AKRA FM” cıngılını duyuverdim.
“Vay be” dedim, “Demek hâlâ devam ediyormuş”.
AKRA FM, bizim mahallenin ilk radyosudur.
16 yıl falan oldu galiba kurulalı...
O günden beri yayınını sürdürüyor...
Küçük çapta bir araştırma yaptım.
Sonuç şu: Kalitesini korumayı başarmış.

Sanırım son zamanlarda şu türden bir ifade biçimi yaygınlaşmaya başladı:
“Fethullahçı değilim ama Hocaefendi’yi severim.”
Geçen hafta bunu üç kişiden işittim de...

Yılbaşı yaklaşıyor...
Laik mahallede “Nerede eğleniriz? Neler yaparız?” türünden bir “kasma” hali oluyorsa... Bizim mahallede de başka tür bir “kasma” hali söz konusu...
“Biz de azıcık eğlensek mi?” yaklaşımından tutun da, “Alternatif yılbaşı: Mekke’nin fethi kutlaması” yaklaşımına kadar bir ton zorlama hareketler...
Bakalım, bu yılbaşı da benzer olaylar yaşanacak mı?

Siyasetten iyi anlayan bir arkadaşım dedi ki: “Eğer Ahmet Davutoğlu kamuoyunda yıldızını daha da bir parlatırsa bundan bir kişi çok rahatsız olur”.
Hemen sordum: “Kim rahatsız olur?”
Soruya cevap vermek yerine şöyle dedi:
“Eğer yıldızı daha da parlarsa ‘Ahmet Davutoğlu istifa etti’ diye bir habere rastlayabilirsin”.
Galiba ne demek istediğini anladım.

Muhabbet fedaileri

Gülen Cemaati’ne özgü bir tabir...
Kendilerini böyle tanımlıyorlar.
“Bizim işimiz sevgi işidir” demek istiyorlar.
Gerçi son zamanlarda pek zikredilmiyor ama eskiden vurgu tamamen bu nitelemeye idi...

Kalbin mühürlenmesi

Terminolojide esaslı bir yer tutar “kalbin mühürlenmesi” meselesi...
Kuran-ı Kerim’de geçer...
İmanlarından umut kesilenler anlamındadır.
Erbakan Hoca, bu tür durumlar için “imanı kararmış” derdi.
Hey gidi hey!

Zecr tokadı

“Şefkat tokadı”nın bir üst aşamasıdır.
Şefkat tokadı, yola getirilmek üzere yapılan ilahi ikazdı.
“Zecr tokadı” ise, yola gelme umudu kalmamışlara yönelik ilahi cezadır.

Müellefe-i kulüp

“Kalpleri İslam’a ısındırılacaklar” anlamındadır.
Katı bir şekilde İslam’a karşı olmayıp “kazanılabilecek” tipte olanlar için kullanılır...
İslam’a ısındırmak için bu türden kişilere zekat bile verilebilir...

Mahallede “Cüppeli” hakkında neler deniyor?

- Fazla görünür olmaya fena halde kıl olan üstatlar:
“Bu Cüppeli de iyice televizyon şovmeni oldu canım... Ayıptır yahu...”
- Her durumda Cüppeli’yi göklere çıkaran avami dindarlar:
“Cüppeli Hoca zehir gibi... Çok derin hoca... Ne güzel cevaplar verdi...”
- Radikaller:
“Siyasi bilinci sıfır... Evrensel İslami hareketten bihaber... Tevhidin özünü kavrayamamış bir maskara...”
- Entelektüeller:
“Cüppeli mi? O kim yahu...”
- Espriye yatkın Müslüman gençlik:
“Abi çok eğlenceli ya... Aynı Cem Yılmaz...”
- “Cemaat”in önde gelenleri:
“Aman cevap falan vermeyelim... Ciddiye almamış gibi yapalım...”
- AK Parti sempatizanları:
“Bir tuhaflık var ama nedir anlayamadık...”
- Saadet Partisi kanadı:
“Duruşu bizim gibi ama bildirisi bize uymaz...”

Hey gidi Mehmet Gazioğlu

Nasıl olduysa oldu, yolum Etiler’de pahalı ve şık bir restorana düştü.
Fırsatı kaçırmadım tabii...
Şöyle bir etrafı kestim...
İki masa ötede eşiyle yemek yiyen adamı tanıyordum... Ama nereden?
Düşündüm, düşündüm, düşündüm...
Hayır! Bir türlü bulamıyordum.
Hani bu tür durumlarda her şeyi bir tarafa bırakıp, bu saçma merakı gidermek için bütün dikkatinizi konuya odaklarsınız ya...
Ben de aynen öyle yaptım.
Ama hayır... Olmuyor, olamıyordu... Hafızamın güçsüzleşmesinden endişe duyarak, yanımdakileri yardıma çağırdım.
“Mehmet Gazioğlu” dediler... “Ünlü işadamı” diye eklediler.
Tabii ya...
Taa AK Parti’nin ilk kurulduğu dönemde Kurucular Listesi’ne giren skandal şahıs...
İlk arızayı o çıkarmış, “Madem Tayyip Erdoğan yasaklı, o halde genel başkan olmasın” demişti...
Sonra ekranlara çıkıp hem düzeysiz, hem de aleyhte konuşmalar yapmıştı.
Şöyle bir baktım yüzüne...
Ve içimden dedim ki:
“Acaba pişman mıdır?”
Çünkü arıza çıkarmasa belki de şimdi sanayi ya da ticaret bakanı falandı...

İslami kesimde Modalar Demodeler

DEMODE Sabetayistler...
MODA Masonlar...

DEMODE Kemal Gürüz’lü YÖK...
MODA Yusuf Ziya Özcan’lı YÖK...

DEMODE Erbakan’ın tankı...
MODA Said-i Nursi’nin bal rengi otomobili...

DEMODE “Tek Türkiye” seyretmek...
MODA “Bu Kalp Seni Unutur mu” seyretmek...

DEMODE THK Başkanı’na vurmak...
MODA Genelkurmay Başkanı’na vurmak...

DEMODE Ahmet Özhan...
MODA Melihat Gülses...
Yazının Devamını Oku

Bizim mahallenin de Bir Dan Brown’u var

“Nurcu” camiaya yakın bir isimdi...<br><br>İzmir’de ikamet ederdi... (Ara not: Bir de İzmir’e ‘gâvur İzmir’ derler... Fethullah Hocamız Kestanepazarı Camii’nde vaiz değil miydi? 12 Eylül’de İzmir’de saklanmadı mı? En çok dershane İzmir’de açılmadı mı? Tövbe... Tövbe...)
Geçtiğimiz yıllarda rahmet-i rahmana kavuştu...
En tanınmış eseri: Oğlum Osman idi...
Bu romanın başarısına yaslanarak yeni bir kitap yazdı: Kızım Ayşe... (Demek ki neymiş? Medyatik yaklaşım inanca aykırı değilmiş.)
Sefil bir hayattan nurlu sabahlara uyananları anlatıyordu bu iki roman... Yani hidayet hikâyesiydi...
Devam edelim:
Başka kitaplar da yazdı. Mesela “Kutsal Çile”. Mesela bizim mahallede herkesin kitaplığında yerini bulmuş bir kitap: “Bir Annenin Feryadı”.
Yanlış hatırlamıyorsam Rahmetli Raif Cilasun’un bir de “Rüya Tabiri” kitabı vardı, ismi neydi unuttum.

Ama Raif Cilasun’u benim gözümde özel kılan kitabı, “Teksas’ta İslam’ın Gücü” adlı eseridir.
Taa Nokta dergisi yıllarında Engin Ardıç, bu kitapla ufaktan kafasını bulmuştu.
Hatta Ardıç’ın bir kitabının ismi bile olmuştur bu kitap: “İslam Teksas’ta ve Daha Neler”.
Kitabın önsözünde Rauf Cilasun şöyle der:
“1860 yılında Amerikan Reisicumhuru Abraham Lincoln’ün konuğu olarak Teksas’ta Kızılderililere komşu bir vadiye yerleştirilen bir Ödemiş Efesi’nin kahramanlıklarını hikâye ediyorum”.
Devam ediyor:
“Kovboyların yanında Türk ve İslam oluşumunun meziyetleri, terbiye ve göreneklerinin gönüller dolduran ve milli hislerimizi okşayan tertemiz duygularının Hıristiyan Amerikan halkında yarattığı aşağılık kompleksi içinde çırpınışları ve taassup kinlerinin kabaran kudurganlıklarının nasıl eritildiğini...”
Önsözden sonra roman başlar:
Ödemişli Efe’nin tertemiz ahlakına hayran olup İslam’a koşan Kızılderili kabileleri, Efe’nin oğlunun âşık olduğu Amerikalı dilber Eleni, Yedi Bela Çetesi, Simit ve Frank adlı iki kovboy, Amerikan iç savaşında Ödemişli’nin Abraham’a destek çıkmak amacıyla Kuzeyliler’den yana olması falan...

Nasıl hayal gücü ama?
Şimdi söyleyin bakalım...
Dan Brown da kim oluyormuş!

Allah kimseyi bizimkilerin diline düşürmesin

Evvel yok idi, işbu yöntem yeni çıktı...
Her kim ki Tayyip Erdoğan’a ya da hükümetine karşı bir çıkıntılık yapar.../images/100/0x0/55eaa4daf018fbb8f88d7709
Hemen bizim cenahın yazar-çizerleri, herhangi bir yerden emir falan almaya gerek duymaksızın harekete geçerler...
Lümpeni “O İsrail uşağıydı” der.
Mürekkep yalamışı “Falancanın adamıydı” der.
İnsaflısı “Ama o da değerlere aykırı düştü” der...
Yani bin türlü kulp bulunur.

Nabi Şensoy, Washington Büyükelçiliği gibi diplomatların bir gün daha görevde kalmak için çaba sarf edecekleri bir makamı elinin tersiyle itip, hükümeti biraz zor durumda bıraktı ya...
Yasa yine işledi:
Bizimkiler hemen harekete geçtiler...
Böylece...
İstifa edip onuruyla köşesine çekilen bir diplomat, bizimkilerden dayak yemeye başladı.
Hem de ne dayak!
Mesela Fehmi Koru, Nabi Şensoy’u “Mesut Yılmaz’ın adamı” ilan etti...
Başbakan’ın uçağıyla Washington’a giden Vakit yazarı Serdar Arseven ise, Nabi Şensoy’dan kopkoyu CHP’li bir portre çıkardı.
Arseven’e göre Şensoy’un gözü Onur Öymen’in yerindeymiş...

Peki ya gerçek ne?
Nabi Şensoy’u iyi tanıyanlarla konuştum.
Anlattıkları şunlardı:
“Nabi Şensoy, Turgut Özal’a yakınlığıyla bilinirdi... Özal’ın sırdaşıydı...” dediler.
“Risk almaktan kaçınır... İyi bir memurdur... Bir talimatı yerine getirmemesi kişiliğine ve görev anlayışına aykırıdır” dediler.
“Siyasetle ilgilenmez” dediler.
“Diplomatlar siyasi renklerini aşağı yukarı ortaya koyarlar. Ama Nabi Şensoy’un siyasi yaklaşımı bilinmez, anlayamazsın... Siyaset yapmaz...” dediler.

Abdullah Gül’ün gazeteci tercihi daha demokratça

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın gezilerinde...
Zaman, Sabah, Yeni Şafak, Star ve Vakit değişmez konuk oluyor.
Diğerleri ise hep misafir sanatçı...
Oysa Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bu konuda daha dikkatli.
Son gezilerine şöyle bir baktım:
· SLOVAKYA: Hürriyet’ten Sedat Ergin... Zaman’dan Mustafa Ünal... Bugün’den Adem Yavuz ve TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin.
· ÜRDÜN: Haber kanalları alınmış: NTV (Mazeret nedeniyle katılamamış), CNN Türk, TGRT Haber, TV 24, Habertürk ve TRT.
· ARNAVUTLUK: Sabah, Akşam, Milliyet, Vatan, Yeni Şafak...
Demek ki istenince daha dengeli olunabiliyormuş.

Şefkat tokadı

Said-i Nursi kullanmıştır ilkin...
Ardından Gülen cemaati sahiplendi...
Şefkat tokadı şudur:
Diyelim ki cemaatin içinde erimiş durumdasınız.
Fakat nasıl olmuşsa artık, bir gün gelmiş lanetli şeytana uyup bir kural ihlali yapmışsınız... İşte bu durumda...
Başınıza gelen bir bela, bir terslik cemaat tarafından “Allah’ın uyarısı” olarak algılanır. Allah, sevdiği kuluna, kendine gelmesi için bir tokat atmıştır.
Bu tokada “şefkat tokadı” denir...
Bazen büyükler de Allah adına bu tür tokatlardan atarlar...
Amaç: Yoldan çıkmayı engellemektir... Son not: Nurcu literatürüne vâkıf olmak için bu tanımı bilmek şarttır.

İslami kesimde Modalar Demodeler

DEMODE Obama’nın “laiklik” demesi...
MODA Obama’nın “Selamünaleyküm” demesi...

DEMODE İmam-hatiplerin önünü açmak...
MODA İmam-hatipleri genel lise yapmak...

DEMODE Fehmi Koru’nun Hürriyet’e geçmesi...
MODA Ertuğrul Özkök’ün Yeni Şafak’a geçmesi...

DEMODE Akif Beki’nin sözcü olarak yaptığı iş...
MODA Akif Beki’nin gazeteci olarak yaptığı aynı iş...

DEMODE Fasıl’da İclal Aydın...
MODA Fasıl’da İpek Tuzcuoğlu...

DEMODE Bu işler partiyle olmaz...
MODA Tayyip Erdoğan dünya lideridir...
Yazının Devamını Oku

Yakalanmışım

Vay vay vay...<br><br>“Hürriyet.com.tr”da benim yazım, yanlışlıkla Ahmet Hakan imzasıyla yayınlanmış. Arkadaşlar yanlışlığı fark edip hemen düzeltmişler...
“Ahmet Arsan imzası” ile “Ahmet Hakan imzası”, alt alta yer alıyor.
İkisinin karışması, bir yanlışlık olması normal...
Zaten “Hürriyet.com.tr” yöneticileri, meseleyi teknik olarak izah eden bir açıklama da yayınladılar...

Meğer ne çok meraklısı varmış kardeşim bu işin?
“Ahmet Arsan, Ahmet Hakan çıktı... Yakalandı...” falan diye bağırmak için can atan ne çok kişi varmış.
Ne olacak sanki?
Hadi diyelim ki, Ahmet Hakan’ı bilgisayar başında Ahmet Arsan yazıları yazarken yakaladınız?
Ne olacak?
Neyi halletmiş olacaksınız?

Diyelim ki bir teknik hata oldu...
Ve benim yazım, Oktay Ekşi imzasıyla çıktı...
O zaman da “Ahmet Arsan’ı Oktay Ekşi yazıyormuş... Yakalandı...” falan diye mi haber yapacaksınız?
Geçen bir gün gazetede yanlışlıkla bir yazarın yazısı, bir başka yazarın fotoğrafı ve imzası altında yayınlandı...
Kimse de çıkıp “Bilal Çetin diye biri yok, o aslında Hikmet Bila’dır” falan demedi...
Ne oluyor size kuzum?
Delirdiniz mi?

Bu yazıları Ahmet Hakan yazmıyor, ben yazıyorum.
Ama diyelim ki Ahmet Hakan yazıyor.
Nedir problem?
Sen söyleyene değil, söylenene baksana...

Sahtekarlık falan mı dediniz?
O zaman Taha Kıvanç diye yazana da mı sahtekar diyeceğiz.
Ama o yazıları Fehmi Koru’nun yazdığı biliniyor...
İyi de ilk çıktığında bilinmiyordu, epey süre de saklandı...
İlk dönem sahtekardı da sonra mı dürüst oldu?
Hem işinize baksanıza kardeşim siz...

ŞAHSİ NOTLARIM

Biliyor musunuz?
Star gazetesinde bana karşı bir köşe açıldı.
Taklit bir köşe...
Ama yine de...
Star gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Karaalioğlu kardeşimi kutluyorum...
Yayıncılık hayatında ilk defa düzgün, dikkat çeken, zekice, ses getiren bir iş yaptı...
Taklit de olsa, aleyhimde de olsa...
İyi işi takdir ederim ben...
Ha gayret Mustafa...
Bak, öğrenmeye başladın bu işi...

Geçen cuma Beyazıt’taydım.
Nostaljik duygular içinde gittim Beyazıt’a...
Çünkü İslami kesimin bir protesto gösterisi vardı.
Katsayı meselesinden dolayı Danıştay protesto edilecekti.
Gittim, gördüm...
Sertlik derecesi düşük, heyecanı az bir gösteriydi.
İllegalitenin doğal gerilimi bile yoktu...
Hey gidi eski gösteriler... Hey gidi Nurettin...
Dedim durdum...

Vatan yazarı Mutlu Tönbekici, kendisi için “İslami kesimin sevilen köşe yazarı” nitelemesinde bulunmama bozulmuş galiba.
Ne var bunda bozulacak, anlamadım ki?
Keşke ben de “İslami kesimin en sevilen yazarı” olabilsem...
Korkma Mutlu...
Bir kesim seni seviyor diye, ille de o kesimden olman gerekmez.
Ya da...
“Demek İslami kesim beni seviyor, al sana bir minare yasağı yanlısı yazı...” demene de gerek yok...
Rahat oyna Mutlu...

İslamcı Ömer’den sağcı İskender’e yanıt

İskender Pala, “Solcu sanatçılar bizi görmezden geliyorlar... Sol edebiyat bizi kabullenmiyor...” falan diye yazınca...
Yeni Şafak yazarı Ömer Lekesiz, dağlara yaslanıp öyle bir gümbürdedi ki bu kadar olur.
Ömer Lekesiz kısa sürede benim ilgiyle takip ettiğim yazarlar arasına girdi.
Sözünü budaktan sakınmaması, koordinatları bana çok uyan bir tarzda koyması ve açık sözlülüğüyle etkiledi beni.
İskender Pala’ya verdiği şu yanıta bakın, ne dediğimi anlarsınız. İşte Lekesiz’in yazısından uzunca bir alıntı:

“Sol sanatçıları kıskanç, küfürbaz olarak itham edeceksin... Sonra da kalkıp, ağıt figan içinde onların yönettikleri gazete ve dergilerden ilgi dileneceksiniz...
Ardından çırpındıkça batmanın doğal bir sonucu olarak komplekssiz, eğilip bükülmeyen bir duruştan bahsedeceksiniz. Allah aşkına bu nasıl bir mantıktır?
Hangi siyasi maksatla üretildiği artık malum olan ‘dünya siyaset literatürü’ndeki sağ-sol ayrımını sorgulamaksızın benimseyebilmenin, büyük bir kitleye yaslanma kibriyle ‘sağcılık’ makamından konuşmanın, ‘iki ayak vardır’ kabilinden ucuz ve komik ikna yöntemlerine sarılmanın mantığını anlıyorum...
Olur ya bir solcu size acıyıp da ‘getiriniz ressamlarınızı, sergileyelim ürünlerini’ dese bir tane ressamınız yok.
Romancılarınızın üstüne yazılar yazalım dese Peyami Safa’dan sonra yetişmiş tek romancınız yok...
Getiriniz şairlerinizi şiirlerini domates güzeli festivalinde bile okutalım dese Yahya Kemal’den sonra yetişmiş bir tek şairiniz yok.
Getirin filmlerinizi, açalım tüm salonlarımızı dese, bir tek filminiz yok, şehir kökenli bir tek sinemacınız yok... Üstelik şehirli olmayandan sinemacı olmayacağından bile haberiniz yok.
Yok oğlu yok...
... Ama ‘belediyelerce en az 10 kilo ağırlığında kitaplar ürettirilecek, İstanbul semtlerinin görüntüleri külliyatlı paralar karşılığında çektirilecek, şu yazar bu sene ölebilir, onun adına gelecek sene yüksek paha karşılığında anma etkinlikleri düzenlettirilecek...’ dendi mi, son model arabalarınızla ilgili yerlerin otoparklarını işgal etmede, ilgili büroları tavanına kadar doldurmada maharetli adamlarınız var.”

Biten şeyler

İSLAMİ MODA
Bu konuda ortaya konanların ucuzlukları anlaşılınca yeniden ortalamaya dönüldü. Artık çok az kimse yolunu Tekbir Giyim’den geçiriyor. Daha ortalama markalar tercihe şayan bulunuyor. Beklenti de kalmadı.

YEŞİL POP
90’larda bir furya olarak başladı. Fakat kalite çıtası bir türlü yükselemedi. İlahi güftelerine arabesk formlar karıştırarak elde edilen bu müzik türü, bugünlerde tamamen bitti...

BEYAZ SİNEMA
Sinema alanında da farklılık ve misyon peşinde koşmak yerine has sanata bir yönelme oldu... Artık manevi değerleri konu alan filmler çekmek yerine küçük insan hikayeleri anlatmaya bir teamül var.

RADİKALİZM
Bu iş partiyle olur mu sorusu artık demode... AK Parti’nin tek başına iktidara gelmesinin ardından bu tür soruların sadece nostaljik değeri kaldı. Türkiye’de cuma namazı kılınmaz, çünkü burası darülharptir diyen de kalmadı tabii...

MEALCİLİK
80’lerde epey taraftar bulmuştu bu akım... Kuran’a itibar edip sünneti yadsıyan anlayış, İslami kesimin bir ara en büyük tartışma konusuydu... Bu akım da yumuşadı ve diğer akımların arasında kaynadı gitti...

İslami kesimde Modalar Demodeler

DEMODE Necmettin Erbakan...
MODA Sarıgül’cü Sabri Erbakan...

DEMODE Hidiv Kasrı...
MODA Borsa Lokantası...

DEMODE Türban sorunu...
MODA Katsayı sorunu...

DEMODE Meksika Sınırı...
MODA Kafa Dengi...

DEMODE Mustafa Çalık...
MODA Ahmet Turan Alkan...

DEMODE Fehmi Koru’nun fasılları...
MODA Doğum günü partileri...
Yazının Devamını Oku

Kolonya vakası

Her şey şöyle başladı:<br><br>Oray Eğin, Akşam Gazetesi’ndeki sütununda, Fehmi Koru’nun babasının kolonyacı olmasından yola çıkarak “Kolonya kokulu Fehmi Koru” diye yazdı...

Bir kere yazdı.
Bir daha yazdı. Yazdı, yazdı.
Genelde bu türden polemiklerde pek topa girmeye Fehmi Koru, önce durdu...
Durdu, durdu...
Ve ardından “pat” diye topa girdi.
Akşam Gazetesi’ne mülakat verirken bir parfüm şişesiyle birlikte poz verdi.
Lisan-ı hal ile “Ben kolonya kokmam, parfüm kokarım” demeye getiriyordu. Fakat...

Yazının Devamını Oku

Şahsi notlarım

Geçen gün gittim Çorlulu Ali Paşa Medresesi’ne...

Öyle bozulmuş ki sormayın.
İçeride kesif duman yok.
Nargilenin babaları terk etmiş ortamı.
Dışarısı aşırı turistik bir hale gelmiş, hanutçular sarmış dört bir tarafı.
Mustafa Kutlu yok... Hüsamettin Arslan yok.
Kimsenin “Epistemik Cemaat” falan taktığı yok.
Dışarıda soğuktan titreyerek nargile çekmeye çalışan yeni yetmeler...

Yazının Devamını Oku