GeriMehmet Ali BİRAND Çok şaşırtıcı bir anket
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Çok şaşırtıcı bir anket

Kanal D Ana Haber ve 32. GÜN programının A&G şirketine yaptırttığı ve 2003 ile bugünkü durumu karşılaştıran anket, son derece şaşırtıcı sonuçlar verdi. Buna göre, yaygın kanının aksine, toplumda örtünme ve dindarlık artmıyor. Aksine azalıyor. Sadece eskiye oranla çok daha fazla ortalarda görünmeye başlıyorlar.

Doğrusunu söyleyeyim, ben çok şaşırdım.

 

Sizler de şaşıracaksınız.

 

Genel kanı nedir?

 

Türkiye’nin giderek muhafazakarlaştığı, giderek dindarlaştığı, örtünenlerin (ister türban, ister başörtü, ister çarşaf) sayılarının giderek arttığı ve ülkenin bir süre sonra Ilımlı İslam devletine dönüşeceği şeklinde,değil mi?

 

Kanal D Ana Haber ve 32.GÜN programı olarak bu genel algılamanın ne kadar doğru olduğunu merak ettik.

 

Adil Gür’ün A&G Araştırma Şirketine sorduk.

 

A&G’yi tanıyorsunuz. 1999-2002 ve 2004 seçim sonuçlarını hatasız bilen ve 2007 seçimlerinde de başarısını tekrarlayan şirket.

 

A&G, 38 il, 128 ilçede 18 yaş üstü seçmen nüfusu temsil eden 924’ü kadın, 1863 denekle, hem de yüz yüze görüşerek bu sonuçları çıkardı. Hata payı da sadece yüzde 2.

 

Daha da ilginci, A&G aynı soruları sorduğu ve 2003 yılında Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan anketiyle, bugünkü yeni verileri karşılaştırdı.

 

Bu dev anketin sonucunu Adil Gür şöyle özetledi:

 

“Türkiye’de başı kapalı kadınların oranında azalma var. Gençler yüksek oranda başı açık. 2003 araştırmasında da belirttiğimiz gibi, önümüzdeki yıllarda Türkiye’de örtünen kadınların oranında düzenli olarak azalma devam edecek. Yaygın kanaatin aksine, toplumda örtünme veya dindarlık artmıyor, aksine azalıyor. Sadece görünürlük artıyor. Kapalı kadınlar daha fazla sosyal hayatta yer almaya başladı. Eskiden otobüste, minibüste görmeye alıştığımız kadınlar, bugün son model arabalara binmeye, Nişantaşı’nda Bağdat Caddesi’nde alışverişe çıkmaya başladılar.Bu nedenle sayıda artış yok,algıda farklılık ve artış var. “

 

Şaşırdınız değil mi?

 

Ben de şaşırdım. Bir yandan da memnun oldum. Yavaş yavaş kaygılanmaya başlamıştım.

 

Galiba yorumlarımızı ve yargılarımızı buna göre yeniden gözden geçirmemiz gerekecek.

 

BAŞINIZI KAPATIYOR MUSUNUZ?

 

 

mayıs 2003

%

eylül 2007

%

Başı Kapalı

64,2

61,4

Başı Açık

35,8

38,6

Toplam

100,0

100,0

 

Son 3,5 yılda örtünen kadın oranı yüzde 2.8 azalmış.

 

BAŞINI KİMLER ÖRTÜYOR?

 

 

BaşI örtülü

Başı açık

Bekar

31,8

68,2

Boşanmış / Dul

65,7

34,3

Evli

70,6

29,4

Türkiye Ortalaması

61,4

38,6

 

(Türkiye’deki evli kadınların % 70,6’sı başını kapatırken bu oran bekarlarda % 31,8’e düşüyor. Başımı eşimin isteğiyle kapatıyorum demeseler de, evli kadınların başını yüksek oranda kapatması eş isteğini doğruluyor !)

 

EĞİTİME GÖRE

 

 

BaşI Örtülü

Başı açık

Diplomasız

90,8

9,2

İlkokul

79,7

20,3

Ortaokul

56,1

43,9

Lise

24,5

75,5

Üniversite

11,3

88,7

Türkiye Ortalaması

61,4

38,6

 

(Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi eğitim yükseldikçe kapanan kadınların oranı hızla azalıyor.)

 

YERLEŞİME GÖRE

 

 

BaşI örtülü

Başı açık

Büyükşehir

44,5

55,5

Kent

62,8

37,2

Kır

74,1

25,9

Türkiye Ortalaması

61,4

38,6

 

(Türkiye’nin nüfusu en büyük ilk 8 şehrinde örtünenlerin genel ortalaması % 44,5 iken bu oran kırda -seçmen sayısı 10 binin altında olan yerlerde- % 74,1’e çıkıyor. )

 

BÖLGEYE GÖRE

 

 

BaşI örtülü

Başı açık

Ege

50,3

49,7

Marmara

51,2

48,8

Akdeniz

54,8

45,2

İç Anadolu

67,4

32,6

Doğu Anadolu

70,3

29,7

Karadeniz

74,5

25,5

Güneydoğu

84,6

15,4

Türkiye ortalaması

61,4

38,6

 

(En az başörtülü Ege’de, en fazla ise Güneydoğu’da)

 

3,5 YILDA NE DEĞİŞTİ ?

 

 

Başını kapatan kadınlar

2003

Başını kapatan kadınlar

2007

Başörtüsü / Eşarp

77,6

77,8

Çarşaf

1,9

2,3

Türban

5,4

6,1

Yöresel örtü

15,1

13,8

TOPLAM

100,0

100,0

 

(İlk araştırmanın yapıldığı Mayıs 2003’den bu yana kadınların örtülerini nasıl tarif ettiklerine baktığımızda araştırmanın hata payı içerisinde kayda değer önemli bir değişikliğin olmadığını görüyoruz.)

 

Örtüsünü  kim nasıl tanımlıyor ?

Yaş ;

 

  • Yaş yükseldikçe türban diyenlerin oranı hızla azalıyor!

          

18-27 yaş grubunda başını kapatan kadınların % 9,3’ü kullandığım örtü türban derken, bu oran 44 yaş ve üzerinde % 3,7’ye düşmektedir.

 

Eğitim ;

 

  • Eğitim yükseldikçe türban diyenlerin oranı yükseliyor! İlkokul ve daha alt eğitim gruplarında türban diyenlerin oranı % 3,8 iken bu oran orta öğrenimde % 6,8’e, üniversite mezunlarında ise % 17,9’a çıkmaktadır.

 

Yerleşim Tipi ;

 

  • Büyükşehir ve kentlerde türban, kırda yöresel örtü cevapları genel ortalamanın üzerinde verilmiştir.

 

ÜNİVERSİTELERDE TÜRBAN YASAĞI

 

 

%

Üniversitelerde türban yasağı kaldırılmalıdır

73,7

Üniversitelerde türban yasağı olmalıdır

26,3

TOPLAM

100,0

 

AÇIKLAMA:

 

·    Kadınlar erkeklerden biraz daha yüksek oranda, üniversitelerde türban yasağının kaldırılması gerektiğini söylemiştir. (Erkekler; % 72, -Kadınlar; % 74,9)

 

·    18 – 27 yaş grubundaki gençler, orta ve üst yaş gruplarından daha fazla üniversitelerde türban yasağının kaldırılması gerektiğini söylemişlerdir.

 

·    Eğitim yükseldikçe türban yasağının olması gerektiğini söyleyenlerin oranı hızla artmaktadır. Üniversite mezunlarının % 47’si üniversitelerde türban yasağının olması gerektiğini söylemiştir. Bu oran ilkokul ve daha alt eğitim gruplarında %18,8’dir.

 

·    Eğitim ve hane halkı gelirine paralel olarak sosyal statü yükseldikçe türban yasağını savunanların oranı yükselmektedir.

 

·    Üniversite öğrencilerinin% 51,8’i türban yasağını savunmaktadır.

 

·    Kentlerde ve kırda yaşayanlar, Karadeniz, İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşayanlar üniversitede türban yasağının olmaması gerektiğini genel ortalamanın üzerinde söylemiştir.

 

·    SP ve BBP’lilerin % 100’ü, AKP’lilerin % 91,4’’ü, MHP’lilerin % 82’si üniversitelerde türban yasağının kaldırılması gerektiğini söylemiştir.

 

3,5 YILDA NE DEĞİŞTİ ?

 

 

MAYIS 2003

%

EYLÜL 2007

%

Üniversitelerde türban yasağı kaldırılmalıdır

75,5

73,7

Üniversitelerde türban yasağı olmalıdır

24,5

26,3

TOPLAM

100,0

100,0

 

(Mayıs 2003’te aynı örneklemde yapılan araştırma sonuçlarıyla bu sonuçları karşılaştırdığımızda, üniversitelerde türban yasağının kaldırılmasını savunanların oranında yaklaşık 2 puanlık bir azalmanın olduğu görülmektedir.)

 

CUMHURBAŞKANI’NINEŞİ SORUN MU ?

 

SORU: Bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşinin başı kapalı. Bir süredir kamuoyunda tartışmalar yapılıyor. Bazıları türbanın Çankaya’ya çıktığını ve dolayısıyla bunun sorun olduğunu, bazıları ise olmadığını söylüyor. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir? Sizce bu bir sorun mu, engel mi?

 

CUMHURBAŞKANININ EŞİ?

 

%

Evet, sorun

24,1

Hayır, sorun değil

70,5

Cevap yok / fikri yok

5,4

TOPLAM

100,0

 

RESMİ TÖRENLERE EŞLERİNİ GÖTÜRMELİLER Mİ?

 

SORU: Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nın başları kapalı eşlerini resmi törenlere götürüp götürmemesi kamuoyunda tartışılıyor. Sizin bu konuda ne düşünüyorsunuz, sizce eşlerini resmi törenlere götürmeliler mi?

 

 

RESMİ TÖRENLER

 

%

Evet, götürmeli

51,3

Hayır, götürmemeli

37,6

Cevap yok / fikri yok

11,1

TOPLAM

100,0

 

AÇIKLAMA:

 

·      Kadınlar bu soruya genel ortalamanın üzerinde cevap verememiştir. (%18,3)

 

  • Yaş yükseldikçe götürmemeli cevabı genel ortalamanın üzerine çıkmaktadır.

 

  • Eğitim yükseldikçe götürmemeli cevapları hızla yükselmektedir.

 

NAMAZ KILAR MISINIZ?

 

SORU: Dinin icaplarını ne kadar yerine getirebiliyorsunuz? Mesela RAMAZAN AYI DIŞINDA namaz kılar mısınız? Kılarsanız, ne sıklıkta namaz kılarsınız?

 

 

%

Düzenli kılarım

29,3

Fırsat buldukça kılarım

28,3

Cuma namazına giderim

15,7

Bayram namazına giderim

4,9

Hayır hiç namaz kılmam

21,8

Toplam

100,0

 

 

3,5 YILDA NE DEĞİŞTİ

 

 

MAYIS 2003

%

EYLÜL 2007

%

Düzenli kılarım

31,6

29,3

Fırsat buldukça kılarım

25,1

28,3

Cuma namazına giderim

14,2

15,7

Bayram namazına giderim

5,1

4,9

Hayır hiç namaz kılmam

24,0

21,8

Toplam

100,0

100,0

 

  • Kadınlar daha düzenli namaz kılıyor. (Kadın %38,3 – Erkek %20,1)

 

  • Yaş yükseldikçe düzenli namaz kılanların oranı hızla artıyor. (18-27 %14,3 –

28-43 %25,4 – 44 yaş ve üzeri %49,8)

 

  • Eğitim yükseldikçe düzenli namaz kılanların oranı hızla azalıyor. (-ilkokul %43,7 - Üniversite %13,4)
  • Büyükşehirlerden kentlere ve kıra doğru gittikçe düzenli namaz kılanların oranı artıyor. )

 

ILIMLI İSLAM DEVLETİ Mİ OLUYORUZ?

 

SORU: Türkiye’nin laik devletten Ilımlı İslam devletine doğru yol aldığını söyleyenler var. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?

 

ılımlı iSLAM DEVLETİ

%

Evet,katılıyorum

31,4

Hayır,katılmıyorum

48,8

Cevap yok / fikri yok

19,8

TOPLAM

100,0

 

 

YENİ ANAYASA TÜRBAN’I SERBEST BIRAKMALI MI?

 

Türban serbestisi ?

 

%

Evet

61,6

Hayır

26,9

Cevap yok / fikri yok

11,5

TOPLAM

100,0

 

REFERANDUMDA NE DİYECEKSİNİZ?

 

 

ReferandumDA Ne diyeceK ?

 

%

Evet

45,4

Hayır

18,5

Cevap yok / fikri yok

36,1

TOPLAM

100,0

 

SONUÇ: TEK BİR ANKET SİYASETİ SAPTAMAZ

 

Bu anketi okuduktan sonra belki sizin içiniz rahatlamış, korkularınız azalmış olabilir. Ancak, tek bir anket siyaseti saptamaz.Yeterli değildir. Dikkate alınacak önemli bir veridir, o kadar.

 

Siyaseti, toplumların bir oluşumu, bir gelişmeyi nasıl algıladıkları şekillendirir.

 

“Gördünüz mü, toplumu korkutuyorlarmış, kaygıların tümü yersizmiş” diyerek, yolunuza devam edemezsiniz.

 

Türk toplumunun küçümsenmeyecek bir bölümünün algılaması farklı. Onlarda hala kuşku ve kaygı var.

 

Siyasetçi, bir kesimin farklı algılamalarını da dikkate almak ve siyasetini buna göre düzenlemek zorundadır.

 

İktidar “bu anket bizi doğruladı” demek yerine, farklı algılamaların önüne geçecek önlemleri düşünmelidir.

 

 

X

Bugün hem polis, hem PKK sınavdan geçecek

Bugün Diyarbakır'da büyük tören var. Yüzbinlerce kişi toplanacak En ufak bir olay kan dökülmesine kadar gider. İki muhatabımız var. Biri Pkk diğeri de polis. Bakalım sürecin devamını mı istiyorlar, yoksa dinamitlemek mi?

Bugün yüzbinler Diyarbakır' da toplanacak.
  
İçlerinde çok kızgınları olduğu gibi, üzüntü duyanlar da olacak. Ancak ne olursa olsun, bu bir Kürt Gösterisi şeklinde geçecek.
  
Halk, gücünü gösterecek.
  
BDP yaklaşımını belirledi. Tahrik etmeyecek. Etrafın yakılın yıkılması için tahrik etmeyecek.

Yazının Devamını Oku

Bize bakışlar değişiyor

“İmralı Süreci”nin başlamasıyla, Türkiye'nin bölgedeki "İstikrar reytingini" yükseltmeye başladığının farkında mısınız? Henüz çok erken. Sonucun ne olabileceği de bilinmiyor. Buna rağmen, dış çevreler atılan bu adımı son derece dikkatle izliyor. Çok rahatsız olanlar da var tabi.

Her kişinin, her şirketin, her ülkenin, hatta her örgütün uluslararası bir bakışı, bir reytingi vardır. İç ve dış çevreler kendilerine göre bir algılama yapar, bir puan verirler. Etrafta karneler dolaşmaz belki, ancak kendi kafalarında bir fikir oluşur. Gazetelere hemen yansır. Bir makalede, yapılan bir haberde, toplantılarda sözü edilir. Elle tutulamayan, somut aletlerle ölçülemeyen bir reytingden söz ediyorum.

           

“İmralı Süreci”nin başlamasıyla birlikte, Türkiye'nin "İstikrar reytingi" yavaş yavaş artmaya başladı.

           

Henüz çok erken.

           

Sonucun ne olacağını kimse bilemiyor.

           

Yazının Devamını Oku

Öcalan sıradan bir mahkum değil ki

Neden bir türlü kabul edemiyoruz? Kürt sorunu ve Pkk terörünü çözecek muhatap olarak onu gördük. Bu ülkenin geleceğini şekillendirecek olan bir lider olduğunu kabul ettik. Şimdi de vereceğimiz TV'nin tek kanallı mı, çok kanallı mı olmasını tartışıyoruz. Kendimizle alay ediyoruz.

Neden bazı gerçekleri kabul edemiyoruz, anlamıyorum.

             

Başbakan, Abdullah Öcalan'ın İmralı'daki odasına TV konması direktifini verince kıyametler koptu.

           

Nasıl olurdu da, “Bebek katili” istediği zaman TV seyredebilirdi?

           

O herhangi bir mahkumdan farklı değildi ki...

           

Yazının Devamını Oku

Parmaklar tetikten çekiliyor

Başbakan'ın son açıklamaları İmralı Sürecini rahatlatacak ve daha başlangıçta birçok konudaki tıkanmayı engelleyecek, Ankara'nın bu konuya iyi niyetle yaklaştığını gösterecek önemdedir. Pkk'nın olası bir çekilmesi sırasında, 1999'daki gibi tuzağa düşürülmeyeceği güvencesi " parmakların tetikten çekilmesinin" ilk adımıdır.

PKK’nın korkusu tuzağa düşmekti

Dün bu köşede, tam da Başbakan'ın yaptığı açıklamayla ilgili olarak Pkk'nın kuşku ve kaygılarını anlatmıştım. Hatırlatayım, 1999'da Öcalan Türkiye'den ayrılma direktifi verdikten sonra TSK, çekilmeye başlayan Pkk’lılara saldırdı ve yaklaşık 500’ü öldürüldü. Pkk bunu hiç beklemiyordu ve tuzağa düşürüldüğü sonucuna vardı. TC'ye güvenilmeyeceği izlenimi arttı.Başbakan bu konuşmasıyla son derece önemli bir güvence vermiş oluyor.

xxx

           

Başbakan'ın son açıklamalarını çok önemsiyorum.

           

Bunlar, İmralı Süreci' nin devam edebileceği ümitlerini büyük ölçüde arttırdı.

           

Yazının Devamını Oku

PKK da kuşku içinde...

Türk kamuoyu, İmralı Süreci' nin nasıl ilerleyeceği konusunda haklı olarak kuşku duyuyor. Ancak farklı kuşkuyu PKK' da da görüyoruz . Onlar daha önceki çekilmeyi hatırlayıp Güvenlik Güçlerinden korkuyorlar. Bakın neden...

Başbakan , İmralı ile başlatılan Ön Görüşmeler hakkında fazla bilgi vermedi. Zaten medya'da yeterince ayrıntı var. Hepimiz bu lego parçalarıyla oynayıp bir harita yapmaya çalışıyoruz.
  
Benim dikkatimi çeken, Türk Kamuoyunda giderek yaygınlaşan kuşkucu bakış. Önce heyecanla alkışladık, şimdi " durun bakalım, bu işin sonu ne olacak? Acaba oyuna mı geliyoruz?" diyenlerin sayısı artar oldu.
  
Herkes kendi açısından haklıdır.
  
Bundan önceki ateşkes'lerin nasıl engellendiğini düşünün, barış girişimlerinin nasıl sabote edildiğini hatırlayanlar, bu defa yoğurdu üfleyerek yemek istiyorlar. Zira karşı tarafa güvenilmiyor.

Yazının Devamını Oku

Çetin Doğan, çenesinin kurbanı oluyor...

Balyoz davası aslında "Askeri üstünlük alışkanlığının" yargılanmasıydı. Ancak ne yazık ki, olayla ilgisi olmayanlar da yandılar. Yargı, toplumun vicdanını tatmin edemedi. Hukuk değil, siyasi bir mesaj verilmiş oldu.

Balyoz davası konusunda siz ne düşünüyorsunuz bilemem, ancak benim çok kişisel bir izlenimim var.
  
Gizlice yapılan telefon konuşmalarını da okudum... Gazetelerdeki demeçleri, resmi konuşmaları da tekrar tekrar gözden geçirdim. Tutuklanmadan önce yaptığı TV konuşmalarını da izledim.
  
Vardığım sonuç, Çetin Doğan paşanın büyük ölçüde çenesinin kurbanı olduğudur.
  
Sadece kendini değil, beraberinde 325 kişiyi de - farkına varmadan - kurban etti.

Yazının Devamını Oku

Gerilimsiz hayat beni hasta etti…

Yurt dışına çıkmak, benim sağlığımı bozuyor. Birbiriyle sürekli kavga etmeyen, birbirine hakaret etmeyen insanlarla karşılaşıyorsunuz. Çok hayret verici bir şey. Örneğin, töre adına kızını öldüren yok. Sol-sağ diye, öğrenciler balta ve zincirlerle birbirlerini biçmiyor. Neyse, döndüm de kendime geldim!

Bir süredir yurt dışına çıkmıyordum. Hergün cennet vatanımın haberleriyle yoğruluyor, sabah köşe yazısı, akşam ana haberler derken, kendi dünyamızda yuvarlanıp gidiyorduk.

  

Yılbaşı aralığından istifade edip,  eşim Cemre ile birlikte bir süre Amerika'ya, oradan da Karayipler’e dalmaya gittik. Gitmez olsaydım kardeşim...

  

Pazartesi günü  döndüm.

  

Fena halde rahatsızım!

  

Yazının Devamını Oku

Aldığım en güzel haber

Tam bir hafta süreyle denizin ortasındaydım. Ne gazete, ne telefon, ne de televizyon. Sadece güneş, uyku ve kitap okumakla geçirdim. Miami'de karaya çıkınca ilk işim haber merkezini aramak oldu. Bundan daha keyifli başka haber alamazdım.

Bir hafta süreyle dünya ile ilgimi kestim.

  

Binlerce kilometre uzakta, koskoca bir denizin ortasında, ne telefon çeker, ne internet bağlantısı, ne televizyon. Sadece dalma, uyuma ve kitap okumayla geçen yedi gün.

  

Son gün Miami'de karaya çıkarken, hafif midem burkulmaya başladı. Kimbilir şimdi ne karanlık haberler alacaktım. Haber Merkezini aradım ve Süleyman SARILAR'dan hiç beklemediğim, ancak ilk defa biran önce geri dönme hissimi kamçılayan o haberi aldım.

  

İmralı ile görüşmeler başlamış.

  

Yazının Devamını Oku

Başbakan Erdoğan, nasıl bir Devlet Başkanı olacak

2014 yaklaştıkça, hepimiz Başbakan Erdoğan'ı bir başka türlü izler olduk. Her söylediği sözü, her attığı adımı farklı şekilde değerlendiriyoruz. Bugüne bakıp, yarının Devlet Başkanı Erdoğan'ı hesaplıyoruz. 1.5 yıl sonra nasıl bir Başkan veya Cumhurbaşkanı ile karşılaşacağımızı merak ediyoruz.

Başbakan Erdoğan'ı artık bir başka türlü izlemeye başladık.
 
Vücut diline, genel yaklaşımına ve konuşmalarına farklı bakıyoruz.

Nedeni de, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi.
 
Başbakan'ın aday olacağı artık herkes tarafından kabul ediliyor. Kendi de yalanlamıyor. Ancak henüz, bugünkü yetkilerle Siyasi Parti üyesi bir Cumhurbaşkanı mı, yoksa yetkileri daha da arttırılmış bir Devlet Başkanı mı olacağı belli değil. Bu durum, anayasa değişikliği tartışmalarında anlaşılacak. Ancak adı ne olursa olsun, Erdoğan'ın kişiliği hangi konumda olursa olsun, o mevkiin işleyişini farklılaştırıyor. Kendi kurallarını kendi başına oluşturuyor.

İşte böyle bir insan, büyük olasılıkla 2014-2024 arasında Türkiye'yi yönetecek.

Bu defaki yönetimi farklı olacak, zira Köşk'e çıkınca elindeki güç daha da artacak.

Yazının Devamını Oku

Türkiye bölgedeki bir savaşa hazır olmalı…

Ne zaman çıkar, ne zaman kapımıza dayanır bilemem. Ancak bildiğim bir şey var ki Orta Doğu'da, önümüzdeki 10-15 yıl içinde şurada veya burada bir veya birkaç savaş yaşanacak. Büyük krizlerle karşı karşıya kalınacak. Kısır kavgaları bir yana bırakıp, biraz etrafımıza bakarsak, durumun ne kadar tehlikeli olduğunu görürüz.

Bölgedeki bir savaşa hazır olalım

Bugün dikkatlerinizi Orta Doğu'daki tehlikeli gidişe çekmeyi ve "Alarm çanlarını çalmayı" planlıyorum.

           

O kadar iç kavga yaşıyor, o kadar iç politikanın kısır koridorlarında zaman harcıyoruz ki etrafımızı bir türlü göremiyoruz. Oysa, durum çok ciddi.

           

Bizden başka herkes korku içinde.

           

Bizler ise oralı değiliz. Oysa tam tersine, çok kaygılanmak ve hazırlanmak zorundayız.

Yazının Devamını Oku

Gelin 2013’ün falına bakalım

Dün gece ne yaptınız? Eğlendiniz mi, yoksa erkenden yattınız mı? Ben binlerce kilometre uzakta Karayip Adaları’ndayım. Bir hafta süreyle adaları dolaşıp, dalış yapacağım. Bu arada da önümüzdeki yılda bizi nelerin beklediğini merak ettim. Bakalım, bu yılki fal da doğru çıkacak mı?

Yılın ilk gününe hoş geldiniz.

           

Eminim bir bölümünüz baş ağrısıyla kalkmıştır. Dün gece güç ve geç bitmiş olabilir. Diğer bir bölümünüz ise, biraz TV seyredip yatmıştır. Bir tatil günün keyfini yaşayacaklarından memnundurlar.

           

Ben de çok uzaklardayım.

           

Cemre ile birlikte dalma hobimizin peşinden koştuk ve Karayip Adaları’na geldik. Bir hafta süresince, dünyanın üstünü değil, denizlerin altını izleyeceğiz. Günlerimizi, çok sevdiğimiz bir dünyada deniz canlıları ve köpek balıklarıyla yüzerek geçireceğiz. Haftaya Pazartesi sizlerle hem bu köşede hem de ekranda yine buluşacağız.

           

Yazının Devamını Oku

Bundan böyle falcılık yapacağım

Hepimizin kişisel sorunları var. İçimizde, 2012'yi çok kötü geçirmiş olanlarımız da var. Ancak geneline bakarsak ve bölgedeki diğer ülkelerle karşılaştırdığımızda, Türkiye'nin şanslı olduğu ortaya çıkıyor. Toplum olarak iyi bir yıl geçirdik. Tüm okurlarıma, sağlıklı ve güzel bir 2013 yılı dilerim.

364 günü siyaset kavgaları içinde geçirdikten sonra, artık bugün rahat edelim. Güzel bir günü paylaşalım.

           

Geçen yılın 31 Aralık günkü yazısında, 2012'yi nasıl geçireceğimizin falına bakmıştım. Bu yazıyı hazırlarken korkuyla tekrar baktım. Korktum, zira tahminlerimin ne olduğunu unutup gitmiştim. Ya baltayı taşa vurdumsa kaygısıyla okuyunca yüzüm güldü. Meğer tam isabet kaydetmişim. Üstelik Allah'tan “Sağlık” dileğim de kabul görmüş. Bundan daha güzel ne olabilir ki?

           

"2012'de neler olacak ?" falında şunları öngörmüşüm:

 

            - Başbakan'ın Köşk'e gidiş senaryosu kesinleşecek...

            - PKK ile çatışmalar daha da artacak...

Yazının Devamını Oku

Bu kadar saydınız da, neden hiç dinlemediniz?

Şerafettin Elçi'nin ölümüyle birlikte siyasetçilerimizden bir övgü bir övgü. Ne kadar saygıdeğermiş, ne kadar değerli insanımızmış...vs..vs. O zaman ben de sormak istiyorum: Bunca yıl yanıbaşınızdaki bu insanın görüşlerinden neden hiç yararlanmadınız?

Bizim cennet vatanımızın en büyük alışkanlığı, insanlarının değerini ancak öldükten sonra anlamasıdır. Hayatta iken yerden yere vururuz, işimize gelmediği sürece hapishanelerde süründürürüz. Ne söylerse söylesin dinlemeyiz.
  
Adam ölmeye görsün.
  
Aman efendim bir methiye bir methiye...
  
Rahmetli Şerafettin Elçi'nin cenazesi ve ardından verilen demeçler beni fena halde kızdırdı. Gel de haykırma...

Yazının Devamını Oku

İktidar, Uludere'ye yeterli sevgiyi gösteremedi...

Belki bıktınız, belki çok konuşulmasından yoruldunuz, ancak aradan 1 yıl geçti, o yara hala açık. İktidar partisi insanların gönlünü almakta çok mahirdir, ancak bu defa nedense aynı empatiyi gösteremedi.

Olayın üzerinden tam bir yıl geçti.
  
Uludere 'deki katliamın sorumluları hala belirlenemedi. Hala inceleme yapılıyor, hala yazışmalar sürdürülüyor.
  
Hatırlayın, radarda kalabalık bir gurubun Irak'tan sınırı geçip geldiği tespit edilmişti. Yanlarında, sırtlarına yük vurulmuş hayvanlar vardı. Kimlikleri saptanamayan bu grup -yetkililerin değerlendirmesine göre- ya PKK ya da kaçakçı idi. Sonunda, iş şansa bırakılmadı. Vur emrini verenler risk almak istemediler. Uçaklar kalktı. Bombardıman yapıldı ve 17'si çocuk 34 kişi katledildi. Sonradan anlaşıldı ki, öldürülenler bölgede tanınan, bilinen ve kaçakçılıkla yaşam kavgası veren köylülermiş.
  
Kamuoyuna önce "Terörist avı" diye yansıdı, ancak kısa sürede işin içinde bir garipliğin olduğu anlaşıldı.

Yazının Devamını Oku

Genelkurmay'a dostça bir önerim var ...

Türk Silahlı Kuvvetleri ile, sivil toplum arasında yeni bir döneme girildi. Çok şey yerli yerine oturuyor. Ancak, bazı sembolik adımlar var ki bunları herkesten önce Genelkurmay'ın atmasında büyük yarar var. Örneğin, Ankara'daki Harp Okulu’nu şehir dışına çıkarmak gibi...

Önce sepetteki yumurtaları kırmamak için, bu yazının amacını anlatayım.

Dikkat edecek olursanız, bir süredir Türk Silahlı Kuvvetleri ile sivil kesimin önemli bir bölümü ve iktidar arasındaki ilişkiler yepyeni bir zemine oturuyor.
  
Artık eskisi gibi tepeden bakma yok.
  
Sert demeçlerle ders vermeler, ülkenin nasıl yönetileceğine dair görüş açıklamalar, laiklik konusunda uyarılar da yok.
  

Yazının Devamını Oku

Bu iş sadece madde değiştirmekle olmaz…

Darbeleri önlemek için, iç hizmet yasasını değiştirmek semboliktir ancak yetmez. Asıl yapılması gereken askeri okullardaki eğitimin elden geçirilmesi ve genç subay adaylarının kafalarına "koruma ve kollama" görevinin sokulmamasıdır.

Başbakan Yardımcısı Bozdağ,  Türk Silahlı Kuvvetleri iç hizmet kanunundaki ünlü  “Koruma ve kollama” maddelerinin değiştirileceğini açıkladı. Hatırlarsanız, her darbe öncesi ve sonrasında askerler "Biz ülkeyi iç ve dış düşmanlara karşı korumak ve kollamakla görevliyiz, iç hizmet kanunumuzda var" derlerdi. Hani "Ne yapalım, mecburiyetten dolayı müdahale etmek zorundayız" der gibi bir şey...

  

Şimdi bu maddelerdeki ve asker yeminlerindeki söylem değiştirilecek.

  

İyi, güzel tabii. Sembolik bir önemi var. Ancak işte o kadar. Aklına koyan "Eh, iç hizmet kanunu değişti, bundan böyle darbe yapamayız" diye vazgeçmez.

  

Yıllardır yazarım, asıl önemli olan, askeri liselerde okutulmaya başlanan “Devrim ve Atatürkçülük” kitaplarının elden geçirilmesidir.

  

Yazının Devamını Oku

Trabzonspor’dan özür dilerim

Başbakanımız başta olmak üzere, siyasilerimiz sürekli şekilde " Dediklerimiz çarpıtılıyor, tam açıklama beklenmeden yorum yapılıyor" diye şikayet ederler. Bir zahmet onlar da niyetlerini daha net ve açık anlatsalar, hiç bu anlaşmazlık yaşanmaz

Pazar günü Trabzondaydım. Maça gittim. Son derece keyifsiz, heyecansızdı. GS beraberlikle kurtardığı için memnundu.

  

Neyse, onu bir yana bırakalım. Beni asıl etkileyen, Trabzonspor'lu dostların nerede görseler etrafımı alıp, Beyaz TV'de söylediğim iki cümleden dolayı ne kadar kırıldıklarını-kızdıklarını anlatmaları oldu.

  

Söyleşi sırasında, soru üzerine şu iki sözü sarfetmiştim:

 

"...Aziz Yıldırım'ın çanta içinde şike parası dağıttığına inanmıyorum..." ve "...GS için FB rekabeti çok önemlidir... Ne yani, FB düşerse, liderlik maçını Trabzon ile mi yapacağız?..."demiştim.

  

Yazının Devamını Oku

Neden hiç ders almıyoruz acaba?

Yıllardır aynı senaryoyu izlemiyor muyuz? Bir kaç santim kar yağıyor, etraf savaş alanına dönüyor. Zira belediye zamanında harekete geçmiyor. Kazalar birbirini kovalıyor, kimse kış lastiği takmıyor.

Nedense, hiçbir zaman yaşadıklarımızdan ders alamıyoruz.
  
İşte, şu andaki durum.
  
Lütfen söyleyin, kaç yıldır aynı sözleri duyuyorsunuz.
  
Ben kendimi bildim bileli aynı gazete manşetlerini okurum.

Yazının Devamını Oku

Komplo teorileri bıkkınlık verdi....

Yetti artık. Sadece komploları konuşur olduk. Hele son dönemdeki, Özal ve Kahveci'nin ölümlerinin de derin devlete bağlanması durumu inanılacak gibi değil. Elde ne somut değil var, ne bir şey. Sadece "Düşündürücü kuşkular!" Bırakın şu çözülmemiş her sorunu derin devlete bağlamayı, inandırıcılığınız kalmıyor.

Ayağı yere basan politikacılarımızdan biri de Ak Parti' nin Burhan Kuzu'sudur. Ancak bakıyorum, o da kendini modaya kaptırdı.
 
Moda, geçmişte kuşkulu tüm ölüm olaylarını komplo teorileriyle anlatmak ve derin devleti suçlamak. Kimdir, neyin nesidir, tetiği kimler çekmiştir, bilinmeyen karanlık güçler suçlanıyor.
 
Turgut Özal'ın ölümü dünyanın en komik, çocukların dahi inanamayacağı bir kurguyla anlatılıyor. Efendim, son gece ona kola veren biri zehirlemiş... Hayır hayır, zaman içinde yavaş yavaş zehir verip öldürmüşler.
 
Peki kimdir bunlar?

Yazının Devamını Oku

Başbakan, sözlerine açıklık getirmeli...

Başbakan, kuvvetler ayrılığı prensibinin ülkenin gelişmesini engellediğini söyledi. Ne demek istediği tam anlamıyla anlaşılamadı. " Kuvvetler ayrılığı kalksın ve ülkeyi yöneten kim ise, onun dediği olsun..." mu demek istedi? Sanmıyorum. Olamaz. Mutlaka başka bir şey demek istedi. Öyle ise, mutlaka gerçek fikrini açıklamalı.

Başbakan kuvvetler ayrılığı sisteminin yanlış olduğunu ve ülkenin gelişmesini engellediğini söyledi. Ben söylediklerinin ne anlama geldiğini çözemedim. Konya konuşmasında doğrular da vardı. Örneğin, yargı kararları ve bürokrasi oligarşisinden şikayet etmekte haklıydı. Ancak iş sistemin kaldırılması noktasına gelecekse, işte orada duralım...
 
Demokrasiye inanan bir kişinin, kuvvetler ayrılığının yok edilmesini istemesi düşünülemez bile. Bu ilkenin ortadan kaldırılması, Türkiye'yi yönetecek kişinin ağzından çıkan herşeyin yasa anlamına gelmesini istemektir. Bunun daha açık anlamı "Başbakan veya Başkan olan kişi tek hakim olsun" demektir.
 
Ben Başbakan'ın tek adamlık isteyeceğine inanmak dahi istemiyorum.
 
Başbakan konuşmayı yaptıktan sonra, bakanları tevil etmeye çalıştılar. "Başbakan onu değil, bunu söylemek istedi" dedilerse de ikna edici olamadılar. Eğer bir açıklık getirilemezse, önümüzdeki dönemde gündeme gelecek olan başkanlık sistemi hakkındaki kuşku ve kaygılar daha da artacaktır.

Yazının Devamını Oku