Bu alt yapı ve dünya görüşüyle turizmden pay kapabilirler mi

Dünyanın sayılı turizm fuarlarından biri olan EMITT Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı, kısa bir süre önce İstanbul’da gerçekleşti.

60 ülkeden, yüzlerce turizm merkezinin katıldığı fuarda Ankara da vardı. Üstelik yoğun bir tanıtım atağı başlatarak... Açıkçası, Ankara’nın turizme yönelmesi bu güne kadar beklediğimiz bir girişimdi ki, sektör adına umutları yeşertti. Ancak fuarda yer alan birçok şehir gibi bazı Ankara ilçelerinin de stant kurması ilgimi çekti. Bunlardan biri de Keçiören Belediyesi’ydi.
Kendi anlatımlarıyla aktarıyorum, fuarda doğal güzelliklerini, kültürel çalışmalarını ve etkinliklerini tanıtmak istemişlerdi. Hatta gaza gelen Keçiören Belediye Başkanı Mustafa Ak, “Bu fuarda yer almış olmak bizim için önemlidir, ancak Keçiören’in varlığı fuarı takip eden katılımcılar için de ciddi bir kazanımdır. Keçiören uluslararası çapta önemli bir sempati alanına sahiptir” sözleriyle başlayan basın açıklamasını yapmakta bir sakınca görmedi.
Bu iddialı sözler üzerine belediye yetkililerine ve tüm Ankaralılara ufak bir sorum olacak. Aslında bu sorumu turizm pastasından pay kapmak isteyen Anadolu’nun birçok ilinin belediye başkanına da yöneltiyorum. Turizmden nasiplenmek istiyorsunuz da, bunun için dünya görünüşünüz ve alt yapınız yeterli mi? İsterseniz bu sorunun yanıtını Keçiören üzerinden giderek araştıralım. Öncesinde de yaklaşık 850 bin kişinin yaşadığı Keçiören’i geçmişten bu güne tanıyalım.

KEÇİÖREN’İN İSMİ NEREDEN GELİYOR?

Keçiören’in isminin nasıl oluştuğu konusunda bir sürü rivayet var. Akla en mantıklı geleni ise “keçi’lerin ören yeri” tanımlamasının birleşmesinden oluşması. Maziye yönelik denilen o ki, bir dönem tarihi Ankara şehrinin etrafı dağlarla, zümrüt yeşili alanlarla kaplıymış ki Keçiören’de bağlarıyla bu güzelliğe katılmış. Hatta bağlarında otuzun üzerinde üzüm çeşidi yetiştiği için önemli bir merkezmiş. Gecekondulaşmanın ilk görünmeye başladığı 1955’li yıllardan önce temiz havası ve ünlü bağlarıyla adeta bir sayfiye yeri gibiymiş.
Dahası Ankara’nın ticaretini elinde bulunduran gayrimüslimlerin sahibi olduğu evler sayesinde zengin bir görüntüsü varmış. Belki de bu yüzden Milli Mücadele esnasında ve Cumhuriyetin ilk yıllarında pek çok ünlü isim yerleşmek için Keçiören’i tercih etmiş. Daha sonraki yıllarda çok güzel mahallelere sahip gayrimüslimler Keçiören’den ayrılıp, ya diğer semtlere ya da ülke dışına taşınmaya başlamış. Yerlerine ise Başkent’e Anadolu’nun dört bir tarafından göç edenler yerleşmiş.

İLÇENİN KADERİNİ BAŞBAKAN DEĞİŞTİRDİ

Bundan 15 yıl öncesine kadar gittiğimiz zaman ise Keçiören Ankara’nın varoş mahallelerinden biri olarak ün salıyordu. Son yıllarda ise şelaleler ve Estergon Kalesi’yle semtin görüntüsü bir hayli değişti. Keçiören’in kaderindeki asıl değişiklik ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ikamet adresi olarak bu semti seçmesiyle yaşandı. Şimdi dönelim EMITT Fuarı’na ve katılımcılardan biri olan Keçiören’e...
Sizce Keçiören’in turizm alanındaki en büyük silahı nedir? Şehircilik anlamında görkemli yapıları mı, yoksa doğal güzellikleri mi? Ya da tarihi ve turistik birikimi mi? Şimdi bunlara “Evet” yanıtını versek, kimse inanır mı? Zira, çarpık yapılaşma, talan edilen doğa, ancak resimlerde görebildiğimiz üzüm bağları ve en önemlisi alkolden arındırılmış sosyal yaşam, turizm iddiasını havada bırakmıyor mu?

TURİST ALKOLÜ BULURSA DAYAK YER Mİ?

Arzu edenler Keçiören’i boydan boya gezsin, alkol servisinin yapıldığı tek bir restoran, kafe ve müzikhol bulursa bana da haber versin. Üstelik birkaç tane büyük zincir market hariç hiçbir mekanında bira dahil alkollü içecekler satılmıyor. Akşam karanlığı çöktüğünde ise sosyalleşme adına gidilebilecek kebapçılar ve sinema salonu dışında işletme yok.
Şimdi bazılarınız “Alkole takmış, koca bir ilçeyi diline doluyor” diyebilirsiniz. Benim derdim alkol filan değil. Anlatmak istediğim esas konu, tıpkı Anadolu’nun birçok şehrinde olduğu gibi mahalle baskısı. Çok değil, birkaç yıl önce alkol satıyor diye belediye elemanlarınca bir market sahibi dövülmedi mi? Hal böyleyken turist ilçeye niye gitsin? İstediğini yiyip, içip, gezemeyecekse ve park dışında bir yapı göremeyecekse neden gelsin? Üstelik ilçe turist için sosyal yaşam yönünden öylesine sönük ki, konaklamak için tercih edilecek otel dahi yok denecek kadar az.

BİR ZAMANLAR SOFRALAR KURULURDU

Sonuçta parkta yürümek, çakma Estergon Kalesi’nde dolaşmak ve manzarası kısıtlı teleferiğe binmek için hiçbir turist Keçiören’i tercih etmez. Geriye bir tek evini Keçiören’e taşıyan Başbakan kalıyor ki, o da İstanbul’daki adresinde daha mutlu olduğu için Ankara’ya çok az geliyor. Geldiğinde de Başbakanlık binası, Meclis ve davetler derken evine çok geç ulaşıyor.
Sözün özü, tarihten gelen mirasına sahip çıkan, bulunduğu konumu sosyal yönden de güçlendiren bir Keçiören turist de çeker, cazibe merkezi de olur. Böyle devam ederse de bırakın dışarıdan gelecekleri, yemek-içmek ve eğlenmek için Çankaya, Yenimahalle gibi ilçeleri tercih eden Keçiörenliler gün gelir mahalle baskısından söz eder.
Bir de ufak hatırlatmada bulunayım; Keçiören’in geçmişteki sahipleri bu üzüm bağlarını sırf meyvesi için değil, sirkesi ve şarabı için de koruyorlardı. Hatta Ankara, Osmanlı sancağı iken Çubuk çayının geçtiği yerlerdeki çilingir sofraları halen dilden dile dolaşıyor.
Yazarın Tüm Yazıları