Bir şehir bir günde nasıl gezilir?

İnsanın bir şehri gezmesi için kısıtlı zamanı olması ne fena. Bir zaman dilimi içinde güzel bir şeyler yapıyor olsanız bile sürekli “kim bilir şu anda neler kaçırıyorum” hissine kapılıyorsunuz.

Elbette bu, eğlence sektörünün merkezi Los Angeles’ta çok daha fazla oluyor. ışin fena olan yanı, bu bir gerçek, evet, çok şey kaçırıyorsunuz! Yanında kaldığım arkadaşım “Melike, daha fazla sızlanmayı bırak, her şeyi kaçırıyorsun ve bu konuda yapabileceğin hiçbir şey yok” dedi. ıçim yanıyor ama yolculuğun özeti budur yani!
Eh, gezmek için bu kadar az zamanım var ve her şeyi mecburen kaçırıyorum diye de evde kös kös oturacak değilim!
Tek boş günümde erkenden kalktım ve ilk istikamet şehrin lüks merkezi Rodeo Drive... Burada biraz dolandıktan sonra Robertson Boulevard’daki The Ivy’de yemek yemek üzere yola çıktım. The Ivy, paparazzilerin etrafta saklandığı ve bir ünlü gördüklerinde çalıların arkasından bir maymun çevikliğiyle fırlayarak fotoğrafladıkları restoranlardan biri. Yemeklerinin de lezzeti pek meşhur. Burası, Fransız country tarzı dekorasyonundan ötürü klasik Fransız yemekleri yiyebileceğiniz bir yer gibi görünüyor ancak mönü klasik Amerikan yemeklerinden oluşuyor.
* “Eee, Melike Hollywood yıldızlarından haber yok mu hiç?” diyeceksiniz. Efendim, Washington D.C.’de sokakta politikacı görmek normalse, burada da adım başı bir aktörle karşılaşmak gayet sıradan bir hadise, zira çoğu buralarda oturmaktalar. Dolayısıyla elbette gördüm ancak size evvelki gün anlattığım “Başımdan Addams Family bulutlarının eksik olmaması hali” bugün iş başındaydı. 40 yılda bir yağan yağmurun bugün de yağacağı tuttu, dolayısıyla genellikle öğlenleri dolup taşan restoran nispeten boş sayılırdı. Eh, hal böyle olunca ünlü açısından verimsiz bir gündü. Sadece Julie Delpy ile yan yana, valenin araçlarımızı getirmesini bekledik ancak kendisinin Julie Delpy olduğunu çok sonradan anladım, Before Sunrise filminden beri hayli değişmiş; “yılların etkisi” diyelim... Sunset Boulevard’da yürüyüş yapan hımbıl bir Chris Noth yani SATC’nin Mr. Big’ini ve Ally McBeal’in Billy’si Gil Bellows’u da atlamayayım.
* Alışveriş konusunda kendinizi kaybetmeniz ve ömrünüz boyunca ödeyemeyeceğiniz bir kredi kartı borcu yapmanız gayet olası. Nokta atışı yapmak isterseniz Kitson’a gidin derim. Aşağı-yukarı bizdeki Naked’ın muadili ama ürün çeşidi açısından daha verimli olanı diyeyim.
* Hollywood Boulevard’da Oscar ödül töreninin yapıldığı Kodak Theatre da mutlaka görülmeli. Tiyatronun içinde bulunduğu yarı açık dev alışveriş merkezi de hayli etkileyici. Hemen yan binadaki Madam Tussauds’ya gidip balmumu ünlülere sarılarak birbirinden klişe fotoğraflar çektirmeyi de aman ihmal etmemek lazım.
* Sunset Boulevard, Hollywood Boulevard’a hayli yakın, Sunset Plaza’da yol kenarındaki kafelerde vakit geçirilebilir... Kan mı çekiyor bilmiyorum ama interneti olan bir kafe ararken, o kadar dip dibe kafe içinden kendimi Sunset Boulevard’daki Cravings Restaurant’ta buldum. Sahibi ve birçok servis elemanı Türk.
* Şöyle bir deniz kenarında oturayım da kahvemi içeyim” kültürünün olmaması Boğaz kenarında keyif yapmaya alışmış bizler için tuhaf geliyor tabii. Buraya kadar gelip okyanus havası almamak olmaz, en yakın adres Santa Monica... Yalnız Santa Monica hayli turistik, “yakın adres” olarak Zuma ya da Malibu’ya gitmek daha isabetli iş. Venice Beach pek sevimli bir yer değil, işsiz güçsüz ne kadar adam varsa hepsi burada. Vakti olanlar kesinlikle güneye doğru Orange County’deki Newport Beach’e doğru uzanmalı tabii, oralar hepsinden güzel.
* Yine kısa zamanı olanlar için Universal Studios’tan ziyade Warner Bros. daha doğru bir seçim. Burada daha “kompakt” bir tur yapabiliyorsunuz.
* Pazartesi günü okuyacağınız Hal Ozsan röportajını yapmak için gittiğim Los Feliz de mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Vintage shop’lar, dövmeciler, kafeler, vs... Nasıl Rodeo Drive şehrin lüks ucunu tanımlıyorsa burası için de en bohem ucu denilebilir. Vintage shop’larda can verilebilir. Ece Sükan, sana sesleniyorum!

Trafik “cenneti”

* Beverly Hills’de yaşayan insanların “sokakta ünlü görmek” konusunda tuhaf bir davranışları var. ınsanlar sokakta birini gördüklerinde kendilerini parçalamıyorlar ancak iş kırmızı halıya gelince her şey değişiyor. Sokakta gördüğü ünlü için hiçbir tepki vermeyen Amerikan kardeşlerim, aynı ünlü şahıs kırmızı halıda salınırken çılgınlar gibi haykırıyor.
* Trafik o kadar muntazam ki bir yanlış yaptığınız zaman kabak gibi ortada kalıyorsunuz. Türkiye’de araba kullanmaya alışık insan burada trafik “cennetine” düşmüş gibi oluyor. Sarıda kornaya basan yok, yaya trafiğin en değerli objesi, yayaların üstüne otomobil süren filan yok tabii bizdeki gibi. Kurallara uymadığınız anda nereden geldiğini hiç fark etmediğiniz bir trafik polisi yanınızda bitiveriyor.
* ”Gezelim, görelim” kısmı bir kenara, en çok dikkatimi çeken şey neydi biliyor musunuz? Optimizm! Bilhassa burada yaşayan ve benim konuşma fırsatı yakaladığım Türkler “hayat zaten zor, bir de sen onunla savaşırken nasıl mutlu olabilirsin ki” biçiminde düşünüyor ve buna uygun yaşıyorlar. Dünyanın en karamsar, hep kötü ihtimalleri düşünen en yorgun insanı olan bendenize bu hava çok iyi geldi, yalan söylemeyeceğim...
ışte sevgili Habitus okuru, dört günlük Los Angeles maceramız da bugün sona eriyor, memlekete dönüyorum. Bir başka yolculukta görüşmek üzere diyor, sana iyi hafta sonları diliyorum...
Yazarın Tüm Yazıları