Beypazarı’nda iki güzel gün

Bir taşra kasabasında gezdiğim, 1930’lu yıllarda çekilmiş siyah-beyaz resimlerden oluşan sergide ilk dikkatimi çeken ‘Dedikodu Yapma-Spor Yap’ yazısının yer aldığı resim oldu.

Yaşayanlar bilirler, dedikodu ‘taşralının’ can damarlarından biridir. Taşrada hayatı ‘tekdüze’ olmaktan çıkaran, hayata yenilik katan tek şey sadece yaşadığınız yere gelen ‘kumpanyalar’ değil, orada yaşayanların yarattığı ‘kumpanyalar’dır, dedikodudur.

Taşra insanını, hayatın ‘tekdüzeliğine’ karşı onları koruyan, taşralıların ‘gözlem gücünü’ arttıran şeydir dedikodu...

* * *

Hafta sonunu Ankara’nın evleri ve yemekleriyle ünlü ilçesi Beypazarı’nda geçirdim.
Artık o taşra kasabasının halkı, belediye başkanları sayesinde ‘dedikodu’ yapmıyor da, neredeyse her biri ‘turizm’ için çalışıyor! Taşra hayatındaki ‘kenarda kalmışlığı’ çalışarak, üreterek yeniyor!

İstanbul’dan Akyazı sapağından çıktıktan sonra, üç buçuk dört saatte ulaşıyorsunuz Beypazarı’na. Giderken Akyazı’dan sonraki yolun doğal güzelliklerini görmeniz gerek. Anlatılamaz, en azından ben anlatamam!

Beypazarı size ‘huzurlu’ ve ‘lezzetli’ iki gün vaat ediyor. Sabah kahvaltınızı İnözü Vadisi’nde, derenin kenarında, ‘Beypazarı Kurusu’, yumurtalı mumbar, Beypazarı simidi ve köy tereyağı ile yapıyorsunuz.

Oradan istikamet, bütün Beypazarı’nı ayaklarınızın altına seren Hıdırlık Tepesi. Sonraki rotanız, ancak bir ‘taşra kasabasında’ bulabileceğiniz sıcaklıkta ve misafirperverlikteki insanların ‘tezgah açtığı’ Alaaddin Sokak. Sokağın başından sonuna gelirken, zaten her tezgahtan size ikram edilen yöresel yiyeceklerle karnınız doyuyor.

Hepsi birbirinden lezzetli tatlı sucuklar, havuçlu lokumlar. Alaaddin Sokak’taki evlerin çoğu restore edilerek birer turistik işletme haline getirilmiş. Beypazarı’nın evleri ile ünlü olan diğer kentlerden farkı, Beypazarı evlerinde yaşamın devam ediyor olması. Evlerin alt katları turistik işletme, üst katları da yaşam alanı!

* * *

Öğlen yemeğinde Beypazarı’nın meşhur etli dolmasını, sebzeli güvecini, 80 katlı baklavasını (Ben üşenmedim saydım!) ve höşmelim tatlısını yemeyi sakın ihmal etmeyin! Hepsi birbirinden lezzetli yöresel yemekler, beni ‘aç gözlü’ yaptı.

Akşam alacakaranlık olunca bütün taşra kentleri gibi sessizliğe bürünüyor Beypazarı da. Güneş eski Beypazarı evlerinin pencerelerinden bir başka batıyor sanki.

Beypazarlılar artık ‘dedikodu’ yapmıyorlarmış! Çünkü turizmle hayatları yeteri kadar renklenmiş!

Eğer 19 Mayıs’ta kısa bir tatil düşünüyorsanız, Beypazarı’nın tam zamanı.... Gidin, huzurlu iki gün geçirin....

Beypazarı’na giderken, yolda ‘İletişim Yayınları’ndan çıkan ‘Taşra’ya Bakmak’ isimli kitabı okuyun...

‘Taşra: Darlık, boğuntu, kasvet, tekdüzelik, kenarda kalmışlık, gerilik, bağnazlık, kavrukluk, güdüklük, Taşra: Saflık, samimiyet, sıcaklık, sahicilik, otantiklik, sükunet, asudelik....’

... gibi klişelerle anılıyor. Beypazarı’nı ve Beypazarlılar’ı görün, hangi klişe daha doğru, karar verin!
X