Bakire olup tüp bebek yaptıranlar var

Bir jinekologla öğle yemeği yedim. Masum bir öğle yemeği. Sadece. Yemin ederim, amacım röportaj değildi.

Yani önce.

Ama sonra, baktım ki Prof. Dr. Teksen Çamlıbel, son derece ilginç şeyler anlatıyor, üstelik her sorduğum soruya cevap veriyor, tesadüfe bak, o esnada da Kutup, Taksim'den geçmiyor mu? Geçiyor. Anlattıklarınızı yazabilir miyim dedim. Hay hay dedi. Kutup da bir fotoğrafınızı çekebilir mi?

*

Girit muhaciri babası, Faruk Nafiz Çamlıbel'in öğrencilerinden biri. Aynı soyadı alacak kadar da ustaya hayran. Zaten sonradan edebiyat öğretmeni oluyor. Yani oğlu Teksen'in isminin orijinalliği babadan kaynaklanıyor. Kızına da İlksen ismini veriyor! İlksen değil ama Teksen, bu yüzden epey sorun yaşıyor. Mesela ilkokuldaki din hocası buna takıyor: ‘‘Derhal bu ismin değişmesi lazım. Bu ne biçim isim! Bir tek Allah vardır. Babanızı çağırın...’’

Bugün bunları gülerek anlatıyor. İsmini de sevdiği her halinden belli oluyor. Ankara Fen Lisesi mezunu. Ardından Cerrahpaşa Tıp Fakültesi.

‘‘Fen lisesi mezunları ODTÜ'ye girerdi. Revaçta olan meslek mühendislikti. Kaydımı yaptırdım. Gerçi Robert Kolej ve İTÜ'nün de sınavlarına girdim. Hepsini kazandım. Ama o günlerde bir hastamız için Cerrahpaşa'ya gittik, baktım doktorlar beyaz gömleklerle Allah gibi geziyorlar. Süper bir meslek bu, ben doktor olayım, dedim.’’

Tıbbiye'den birincilikle mezun oluyor. Amerika'da master derken, tam 12 yıl ABD'de kalıyor. Baltimore, Ohio, New York. Önce ihtisasını yapıyor, ardından da jinekolojik kanser uzmanı bir onkolog oluyor.

Sonra 84'te ver elini Türkiye...

*

Marmara Üniversitesi'nde kadın doğum bölümünü kuruyor. Doçentliği aldıktan sonra da özel sektöre geçiyor. Yani 10 senesi International Hospital'da geçiyor.

‘‘Bana hep şunu sorarlardı: Onkologsun, tüp bebekle ne işin var? Ama işte uzun süre yurtdışında kalınca, insan pek çok yeniliği Türkiye'ye getirmemiz gerekiyor gibi hissediyor.’’

Anladınız.

Teksen Çamlıbel Türkiye'deki tüp bebek öncülerinden biri. Hatta ilk özel tüp bebek merkezi açan kişi...

Bir jinekologla öğle yemeği yedim. Amacım gerçekten bir röportaj değildi. Ama işte sorular birbirini takip etti...


Son zamanlarda hastalarınızda ne tür eğilimler gözlemliyorsunuz?

- Yaygın bir aseksüalizm! 3 ay, 6 ay, 3 yıl, hatta benim rekorum 9 yıl, evli olup da, henüz cinsel ilişkiye girmemiş çiftler var. Ve bu olayla barışıklar. Boşanmıyorlar, ayrılmıyorlar. Bir şekilde hayatlarını sürdürüyorlar. Baskı, çocuk için geliyor. Anestezi altında aşılama yaparak gebe bıraktığımız bir sürü insan var...

Milyonda birdir herhalde bu!

- Yok, yok, tahmin edilenin çok üzerinde...

İnsanlar sevişmiyorlar yani.

- Sevişiyorlar da, bildiğimiz tarzda bir cinsel hayatları yok. Hemen aklıma gelen bu tür 20-30 hastam var. Eğitimli, uygar insanlar. Bu zaten eğitimle filan çözülecek bir hadise değil. ‘‘Bizi cinsel hayata başlatın’’ filan da demiyorlar, sadece çocuk istiyorlar. Gelen hastaya bir çözüm önermemiz gerekiyor, ne yaparsanız yapın diyecek halimiz yok...

Peki ne yapıyorsunuz?

- Sperm alıp, vajinaya anestezi anında bırakıyoruz. Basit bir işlem. Pek çok insan böyle gebe kalıyor. Bakire olup da tüp bebek tedavisi gören hastalarımız bile var. Hangi sıklıkta cinsel ilişkide bulunuyorsunuz ya da eşinizle en son ne zaman cinsel münasebetiniz oldu sorusunun cevabı da artık şaşırtıcı: ‘‘20 gün önce... 45 gün önce...’’ Yani farklı sebeplerden dolayı, hayatından cinselliği çıkarmış pek çok çift var. Ayrı odalar, ayrı yataklar. Bunu da bir sorun olarak görmüyorlar.

Ama siz görüyorsunuz...

- Çocuk yapma açısından evet! Aslında ailenin bekası açısından da. İnsanlar birbirlerinden gün geçtikçe uzaklaşıyorlar ve sonuç: Ayda yılda bir sevişir haldeler ama şikayetçi değiller. Tabii ailenin devamı için cinselik ne kadar lazım sorusunun cevabını da kimse veremiyor.

İyi de medya bu kadar cinsellik pompalarken bütün bu anlattıklarınız biraz tuhaf değil mi?

- Öyle. Televizyonlara, gazetelere, yazılıp çizilene bakarsanız, herkes birbiriyle sürekli sevişiyor. Ben size bir hekim olarak kendi gözlemlerimi söylüyorum, gerçek bu değil. Toplumun sadece binde biri cinselliği yoğun olarak yaşıyor. Medyaya yansıyan da o azınlığın patırtısı. Sessiz çoğunluğun durumu içler acısı. Ne yazık ki inanılmaz bir aseksüellik hakim...


DOĞRU BİLDİĞİMİZ YANLIŞLAR


ÇOCUĞUMUZU TAŞIYORSUN SENİNLE SEVİŞEMEM

Hamilelikte sekse ara vermek çok yaygın. Oysa düşük tehdidi olan gebelikler hariç, o da ilk üç ay, son iki haftaya kadar cinsellik serbest. Ama genel olarak çiftlerde çocuğa zarar veririm korkusu var. Ürküyorlar. Son haftaya giriyoruz mesela, ‘‘Artık cinsel ilişkiyi kesin’’ diyorum, suratıma bakıyorlar: ‘‘Doktor Bey. Hangi ilişki? Biz o konuyu çoktaaan unuttuk!’’ Gebelikte sevişmeye ara vermenin bir başka sebebi de kültürel. Çünkü 5-6 aydan sonra ancak kadının üstte olduğu pozisyon uygulanabilir, diğer pozisyonlar zor. Bizde bu yadırganıyor.

PENİSİM, EŞİMİN SPİRALİNE DEĞİYOR HİSSEDİYORUM

‘‘Mümkün değil beyefendi. Spiral apayrı bir yerde. Hissetmek, görmek imkansız’’ diyorum. Bir türlü inandıramıyorum. ‘‘Spiralin bir ipi var, misina gibi, düşük bir ihtimal ama, belki o değiyordur.’’ ‘‘Hah işte odur, ben söylüyorum size hissediyorum’’ diyor.

ÇIPLAK AYAK DOLAŞTIM YUMURTALIĞIMI ÜŞÜTTÜM

‘‘9 yaşındayken hep çıplak ayak dolaşırdım. Annem uyarırdı: Evladım çıplak ayak gezme yumurtalığını üşütürsün. Ondan mı çocuğum olmuyor benim?’’ 20 sene geri gidiyor ve kendini suçlu hissediyor. Yumurtalıklar karnımızın içindedir. 37 derecededirler ve onlar üşümez! Soğuğa basıldığı zaman karın ağrısı hissedilebilir, o da adaleden kaynaklanan bir şey. Üşümenin, yumurtalığa hiçbir zararı yok yani.

DOKTOR BEY HAVUZDAN MANTAR KAPTIM

Bir de bu var: ‘‘Doktor Bey, sanırım havuzdan mantar kaptım!’’ Oysa alakası yok. Havuzdan kapılmaz. Saunadan, umumi tuvaletlerden de kapılmaz. Mantar, kadının kendisinde olan, olması gereken bir organizma. Kadın doğasının bir parçası. Uzun süre ıslak kalındığı zaman azabilir. Ama kapılan bir mikrop değil! Kendi evinizdeki banyodan çıktıktan sonra da, uzun süre ıslak kalırsanız kendini gösterebilir. Genel vücut direnci kırıldığında, grip olduğunuzda, uzun süre antibiyotik aldığınızda vesaire vesaire...

HAMİLEYSEN KESİNLİKLE RÖNTGEN ÇEKTİRME

Hamilelikte iki aspirin almaya bile korkanlar var. İlaç alınmazmış, röntgen çekilmezmiş! Bunlar da palavra. Bilimsel açıklaması yok. Özel nedenlerle, özel şekillerde, belli dozlarda gerekiyorsa röntgen çekilir. Solaryuma da girilir. Ha güneşte iki saat yatmışsın, ha solaryumda 20 dakika, aynı etki! Ama elimizde bilimsel bir kanıtı olmamasına rağmen, ilk üç ayda saçınızı boyatmayın diyoruz.

GÜNEŞLENME, KARNINDAKİ ÇOCUK HAŞLANIR

Bir de hamileyseniz aman ha karnınızı güneşe vermeyin denir. Hamile bir kadın bikini giyip göbeğini güneşe verirse ne olur ki? Çocuk mu haşlanır? Çocuğun ateşi hiçbir zaman 37'si geçmiyor. Yani siz istediğiniz kadar ısının, içinizdeki ısı değişmiyor.

REGL OLDUM DENİZE GİREMEM

Adetliyken denize girilmez denir. Tabii ki girilir. Tampon takar girersin. Hiçbir sakıncası yok.

DOĞURMAMIŞ KADINA SPiRAL TAKILMAZ

Doğum kontrol hapı için de kısırlık yaptığı söylenir. Oysa tam tersi. Tamponun da kısırlık yaptığı iddia edilir. Bu da doğru değil. Halk arasında yanlış bilinen o kadar çok şey var ki. Sonra, çocuk doğurmamış kadınlara spiral takılmaz denir. Evet, binde bir iltihap ihtimali var. O yüzden tavsiye etmiyoruz. Ama genç bir kadın, iki kez kürtaj olmuşsa ve doğum kontrol hapı kullanmadığını söylüyorsa, doğurmamış olmasına rağmen ben spiral takıyorum. Çünkü kürtajın sorunu daha fazla.

İLK KÜRTAJ KISIRLIĞA NEDEN OLUR

‘‘İlk kürtaj kısırlığa neden olurmuş. Doğru mu Doktor Bey?’’ Bu soruyla da sık sık karşılaşıyorum. Hayır doğru değil! Tabii ki kürtajı savunmuyorum. Ama bir daha çocuğum olmaz diye, sosyal olarak hazır olmadığı halde doğuranlar var. Asıl buna karşıyım.
Yazarın Tüm Yazıları