• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Karagöz müsünüz yoksa Hacivat mı?

    Karagöz–Hacivat’ın tarihi, insanın özeleştiri karşısındaki tahammülünü de simgeler.

    Karagöz oyunu iki karşıt tipin karşılaşmasıdır ki, bence çoğu zaman Hacivat, Karagöz’den daha komiktir.

    Babamın Karagöz takımı vardı. Oynatırdı.

    Karagöz, öğretici bir gösteridir.

    Yapı Kredi Yayınları Salonu’nda açılan ‘Karagözüm İki Gözüm’ sergisini gezemedim ama çok iyi hazırlanmış kataloğunu okudum, figürleri birkaç kez gözden geçirdim.

    Zaman zaman argo yaftasıyla yasaklamalara uğramıştır Karagöz oyunları. İnsanoğlu böyledir, günlük yaşamında kullandığı argoyu bir kitapta, sahnede görünce sahte bir eleştiri krizine tutulur.

    Sergiyi gezenler, kataloğu okuyanlar, bu konuya eğilmek isterlerse Pertev Naili Boratav ile Cevdet Kudret’in kitaplarını tavsiye ederim.

    Ayrıca ben Karagöz şarkılarını da çok severim. Bazılarının adlarını vereyim:

    Pencerenin perdesini aç bana göster yüzünü.

    Isfahan’da var bir kuyu.

    On kere demedim mi sana.

    Bu şarkıların CD’si de Kalan Müzik’ten çıktı.

    Geleneksel metinler uzun ömürlüdür. Karagöz de bu sınıftandır. Kendimizi yoklarsak, günlük davranışlarımızdan, geleceğe dair düşüncelerimizden çıkan sonuçlarda, Karagöz’ün izlerini buluruz.

    ‘Karagözüm İki Gözüm’, Ragıp Tuğtekin’in eserlerini, 20’den fazla Karagöz sanatçısının tasvirlerini sunuyor.

    Sergi ve katalogda 350 tasvire, dokuz makaleye ve bir oyuna yer veriliyor.

    Cengiz Özek’in ‘Bir Ömür Karagöz’ yazısında önemli bilgileri öğreniyoruz.

    Karagöz sevdasını hep yaşatanlar sayesinde Karagöz yeniden gündeme geliyor.

    Benim de bildiğim, gittiğim Doğan Apartmanı’ndaki Robert Bey (Anhegger) ile Mualla Eyuboğlu’nun evlerini hatırladım. Karagözle ilgili çalışmalar yaparlardı.

    Dr. Murat Huten’in yazısında Meclis-i Mebusan’daki tartışmaları okuyun.

    Dikkatimi çeken bir tespit:

    “Karagöz, halkın gündelik dilinin bir parçası olan argodan arındırılınca halkın sempatisinden biraz daha uzak kalır.”

    Karagöz’e can suyu veren Metin And’dır.

    Aziz Murat Aslan, ‘Karagöz Kubbesinde Hoş Bir Seda: Ragıp Tuğtekin’ yazısında, Alberto Manguel’in Efsanevi Yaratıklar kitabında çiftlerden söz ederken onlara değinir:

    Don Quijote ve Sancho Panza’yı, Sherlock Holmes ve Doktor Watson’u örnek verir. Bakın çifti nasıl tanımlar:

    “Halk adamı Karagöz, esprili ve fikirlerini ifade etmede dosdoğru bir tavır sergilerken, Hacivat kültürlü, ihtiyatlı, terbiyeli kişidir.”

    Şimdi bu özellikler bağlamında kendimizi çiftten hangisine yakın göreceğiz.

    Günlük iş yaşamında, aile düzeninde, kesin bir sınıflamaya ihtiyaç duyarız. Bana kalırsa, ikisini de zaman zaman ayrı ayrı yaşarız.

    Sergiyi gezin, kataloğu okuyun.

    Ezel Akay’ın filmini görenler, bu bilgiye onu da eklesinler ve sorsunlar:

    “Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?”

    GAZİANTEPLİ DOSTLARIMI ANARAK

    GSE 2021 dergisini okurken aramızdan ayrılan Antepli dostlarımı hatırladım. Dergi ile birlikte Ömer Faruk Şerifoğlu’nun hazırladığı, ‘Yüzüncü Yılında Gazi Ayıntab’a Selâm’ kitabını da okuyorum.

    İki ünlü edebiyat ustası da Antepli idiler ve Antep’i yazdılar.

    Onat Kutlar

    Ülkü Tamer

    Derdimize çare için aradığımız Dr. Gürbüz Barlas da Antepliydi.

    Başkan Fatma Şahin’in ‘Sunuş’u ile başlıyor dergi.

    “8 Şubat 1921 Antep’in Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ittifakla alınan karar ve 93 numaralı kanunla ‘Gaziantep’ olduğu gündür. Gazi şehrin 11 ay boyunca düşmana karşı verdiği mücadeleyi tüm ayrıntılarıyla ölümsüzleştiren ve ziyaretçilerine tekrar tekrar yaşatacak olan 25 Aralık Gaziantep Savunması Kahramanlık Panoraması ve Müzesi’ni, şehrimizin düşman işgalinden kurtuluşunun 99. yıldönümünde ziyarete açtık.

    Benzerlerinin aksine tek bir anı değil uzun bir sürenin canlandırıldığı Panorama Müzesi’nde, ünlü Rus ressam Aleksander Samsonov tarafından yapılan 14 tablo, 3 diorama ve 13 metre yüksekliğinde, 120 metre uzunluğunda panoramik yağlıboya çalışmalarıyla kahramanlıklarla dolu Antep Savunması tüm yönleriyle anlatılıyor.”

    M.Hakan Tanrıöver ile Ömer Faruk Şerifoğlu’na teşekkür ediliyor.

    Hakan Tanrıöver’in yazısı: ‘Mucizenin Asıl Sırrı’.

    Halil İbrahim Yakar’ın ‘Türk Edebiyatında Gaziantep’ çok şey öğrendiğim bir yazı.

    Gaziantepli Onat Kutlar’ın, Gaziantepli şair Ülkü Tamer için yazdığı ‘Anayurdu Çocukluğudur’ yazısını okurken ikisini de rahmetle andım.

    Yazının devamı...

    Kütüphane Haftası’nı Cumhurbaşkanı açacak

    Programda önce ödüller var. Bu yıl şu dallarda ödül verilecek:

    Yılın Okuru Ödülü

    Yılın Kütüphanesi Ödülü

    İsmail Sacib Sencer Yılın Kütüphanecisi Ödülü

    Yılın İşbirliği Ödülü (Kütüphanecilik ve yayıncılık alanlarında)

    Yılın Yenilikçi Girişimi Ödülü (Kütüphanecilik ve yayıncılık alanlarında)

    Ali Emiri Efendi Onur Ödülü

    Kamuoyunda kitap, kütüphane ve okuma kültürü konularında bilinç uyandırmak, dünya kütüphaneciliğindeki ve kütüphanecilik hizmetlerindeki önemli değişim ve gelişmeleri kütüphaneciler, kütüphanecilik alanında faaliyet gösteren kişiler ve kurumlarla paylaşmak amaçlarıyla, 1964 yılından bu yana her yıl mart ayının son haftası yurt çapında Kütüphane Haftası olarak kutlanmaktadır.

    Haftanın diğer etkinlikleri ise Milli Kütüphane Konferans Salonu’nda ve Kültür Turizm Bakanlığı’na bağlı halk kütüphanelerinde devam edecektir.

    Açılış günü etkinlikleri:

    ‘Çağları Aşan Ses’ temalı müzik dinletisi.

    ‘Çağları Aşan Söz’ adlı teatral anlatı.

    ‘Kütüphanede O An’ Mobil Fotoğraf Yarışması’nda dereceye giren fotoğraflar dijital bir sergide gösterilecek.

    Yurtdışından kütüphane yöneticilerinin katılımıyla, “Dijital Çağda Kültürel Mirasın Taşıyıcısı Kütüphaneler” başlıklı bir panel yapılacak.

    Açılışın sloganı ve logosu da Göktürklerden kalma Kül Tigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk anıtlarından esinlenerek hazırlandı. Bu görselin ana yapısını bilgeliğin, birikimin, tecrübenin ve uzun bir ömrün simgesi olan kaplumbağa figürü oluşturuyor.

    *

    TÜRK Kütüphaneciler Derneği Genel Başkanı Ali Fuat Kartal da sorunları ve önerileri açıkladı.

    Ulusal bir bilgi merkezleri kanununun çıkarılması.

    Milli Kütüphane’nin durumu düzeltilmeli, önemine doğru orantılı olarak yeni bir yapılanmaya gitmeli ve özelliği korunmalı.

    Derleme kütüphanesinin ne olduğu konusunda kamuoyu aydınlatılmalı.

    Kütüphaneler açısından bir kitap yasaklanmamalı.

    *

    KÜTÜPHANELER konusunda belediyeler çalışıyor. Birçok belediye kütüphane kuruyor, en azından o semtin insanları o kütüphanelerden yararlanabiliyor. Daha önemlisi okul döneminde çocuklar bu mekânlardan yararlanabiliyor. Semt kütüphaneleri çalışmalarını destekliyorum.

    KURUM KÜTÜPHANELERİ

    İKİ kütüphaneyi yazacağım:

    Pera Müzesi’nin İstanbul Enstitüsü’ndeki kitaplığı. Oraya belirlenen saatlerde gidip kitap okunabilir.

    ARTER’de de sanat kitaplığından ziyaretçiler yararlanabilir, hem sanat dergilerini hem de sanat kitaplarını burada okuyabilirsiniz.

    *

    KÜTÜPHANELERDEN, kütüphanecilerden yıllar boyu yararlandım, bilgilerimin kaynağı için olağanüstü çaba harcadılar.

    Aramızdan ayrılanları rahmetle anıyorum, çalışanların da haftalarını kutluyorum.

    Kitaplarımın bulunduğu kütüphanelerde çalışanlara ayrıca teşekkür borçluyum.

    Yazının devamı...

    Gezerken müziği anımsamak

    Birkaç hafta önce yazdığım Lintu’nun Sibelius icraları ödül kazandı.

    Yurtiçinde ve dışında gezerken, orayla ilgili müzikler belleğinizde canlanır mı?

    Benim çok sık başıma gelir, yürürken müziği mırıldanmaya başlarım.

    O yerin edebiyatı ve müziği birleşince, yürümek bana bütünsel bir zevk verir.

    Bach’ın Brandenburg Konçertoları’nı dinledim.

    Six ‘Brandenburg’ Concertos

    ARS REDIVIVA ENSEMBLE

    Soloists anda Chamber Orchestra

    Conductor Milen Munclinger

    Berlin’de Brandenburg Kapısı’ndan geçerken müzik bana eşlik etti. Siyaset tarihinde de açılışından beri yer alan bir kapı.

    KAHİRE’DE AIDA

    GIUSEPPE VERDI’nin Aida Operası da Kahire’de geçiyor.

    Mısır’a bir kongreye gittiğimde piramitlerde temsil edileceğini öğrenince çok heyecanlandım. Operayı Ekmeleddin İhsanoğlu ile birlikte seyrettik.

    Müthiş bir seyirci yoğunluğu vardı. Sahnede gördüğümde operayı zihnimde canlandırırdım.

    Burada ise seyretmiyorsunuz, yaşıyorsunuz.

    Askerlerin zaferden dönüşü sahnesinde sanki siz de ordunun içinde hissediyorsunuz kendinizi.

    Aşkın aryasında da gerçekten kahramanların acısını kalbinizde duyuyorsunuz.

    TOPKAPI SARAYI’NDA SARAYDAN KIZ KAÇIRMA

    MOZART’ın Saraydan Kız Kaçırma operası da uzun yıllar Topkapı Sarayı avlusunda sahnelendi.

    Yalnız Türkler değil yabancı konuklar da bu operayı seyrederlerdi.

    Sarayda temsil edilmesi hiç kuşkusuz İKSV’nin düzenlediği Müzik Festivali’nin önemli bir adımıydı.

    Festival zamanı Sultanahmet semti canlanırdı.

    ŞAKİR ECZACIBAŞI’NIN GİRİŞİMİ

    ŞAKİR ECZACIBAŞI, Sultanahmet Camisi’nin avlusunda dini müzik festivali düzenlemek istemiş, müsaade alamamıştı.

    Oysa Mısır’da kongreye gittiğimizde, Nevzat Atlığ’ın yönettiği devlet korosu, Kavalalı Mehmet Ali Paşa Camisi’nin avlusunda konser vermişti.

    Sultanahmet’te birçok konserler verilirdi.

    Ramazanda açık havada dini müzik eserlerinden oluşan konserler düzenlenmeli.

    Çünkü iftar saatinden sonra böyle bir etkinlik ilgi görür.

    Sultanahmet’te iftar saatinden sonraki etkinlikler ne yazık ki denetlenmeye muhtaç. Mevlevi ayinlerinin taklitleri yapılıyor.

    MÜZİK SİZDE NE ÇAĞRIŞIM YAPAR

    GEZDİĞİNİZ gördüğünüz yerlerin müziğini dinlemelisiniz. Bestecisine esin kaynağı olan yerleri görünce o müzikten daha çok zevk alırsınız. Gezinizin fon müziği sizi hiç bırakmaz.

    İstanbul’un mesire yerlerinin hemen hemen hepsi için besteler yapılmıştır.

    İstanbul dışında ise daha çok türküler size eşlik edecektir.

    Yeni tatil yörelerinin besteleri ise sanırım pop müziğin sınırları içinde kalır.

    Bodrum’a giden ya da orada sürekli yaşayan kaç kişi Halikarnas Balıkçısı’nın söylediği türküleri bilir.

    İstanbul’da Adalar’a gidiyorsunuz, Boğaz’ı geziyorsunuz. O semtlerden birinin müziğini kaç kişi anımsıyor. Kısıtlı çalışmalar yetersiz kaldı. Bence semt monografilerinde müziği, bestecisi mutlaka yer almalı.

    Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir’ini başyapıtlardan biri olarak anmamın nedenlerinden biri bu mükemmel anlayıştan kaynaklanır.

    İstanbul’da Tab’i Mustafa Efendi, Erzurum’da bir uzun hava tamamlayıcıdır.

    Ayrıca birçok eleştirmenin dediği gibi Huzur’un kahramanı İstanbul’dur.

    Ama ulaşabileceğiniz iki bestecinin adını anımsatayım:

    Osman Nihat Akın ve Yesari Asım Arsoy.

    İstanbul ve müzik, uzun, kapsamlı bir çalışmayı hak ediyor.

    Yazarken, Brandenburg Konçertoları bana eşlik etti.

    Yazının devamı...

    Her yazarın bir şehri vardır

    Orhan Kemal’i tanısaydınız, o şehirli zarif bıçkınlığına bayılırdınız. Her zaman, her koşulda yüzü gülen, insanları seven, en kızdığını bile sevecen bir üslupla eleştiren bir büyük yazardı. Adana, onun ve edebiyatının vatanıdır.

    Fikret Otyam’ın mektuplarında, Ara Güler’in fotoğraflarında, onun yaşamının bazı ipuçlarını bulursunuz.

    Toplumcu Gerçekçilik bazı yazarların genel şemsiyesidir ama Orhan Kemal için ‘aydınlık gerçekçi’ tanımı eleştiri tarihinde yer etmiştir.

    Çünkü o, eleştirdiği, kapitalizmin acımasız temsilcilerinin bile insan yanına bir edebi çentik atar.

    Bu anlayış sayesinde roman kahramanları inandırıcıdır. İyi ve kötünün aynı insanda birleştiğini gösterir. ‘Sadık gerçekçilik’ de budur.

    Her yazarın bir kahvehanesi, lokantası vardır. Orhan Kemal de Nuruosmaniye’nin girişindeki Meserret’te otururdu. Nurer Uğurlu orayı da anlatmıştır kitabında.

    Bir Şehir Sözlüğü
    Orhan Kemal’in Adana’sı
    M. Nevzat Hız
    Everest Yayınları

    ‘Devrik cümleden hoşlanırım’

    M. Nevzat Hız’ın hazırladığı ‘Bir Şehir Sözlüğü - Orhan Kemal’in Adana’sı’ kitabı bir şehrin edebiyata geçişinin grafiğini gösteriyor.

    Hız, bir eser taraması yaparak o kelimelerden yazarın üslubunun oluşumunu gösteriyor.

    ‘Önsöz’de kitabın hazırlanış mantığını okuyoruz:

    “Bir röportajında Orhan Kemal şunları söyler: ‘Ben yazarım, beğendiğim sözcükleri, deyimleri, terimleri kullanırım; uyarına göre devrik cümle yapmaktan da hoşlanırım. Fakat hiçbir zaman okuyucularımın dil beğenisinden de ayrılmak istemem. Bu yüzden de benim dilimde Türkçeleşmiş yabancı sözcüklere rastlamak zor değildir.’

    Romanları ve öykülerinde kullandığı dil, futbol oynarken takım arkadaşlarının, fabrikalarda çalışan işçilerin veya tarlalarda çapa yapan, pamuk toplayan ırgatların, köylülerin ve şehirlilerin konuştuğu dildir.”

    Çay bardağında kahve

    Hız, kitapları tarayarak 2 bine yakın sözcük bulmuş.

    Rahmetli olan iki arkadaşımın, İsmail Cem ile Ercan Arıklı’nın çıkardığı ABC dergisi için yaptığım söyleşide ‘edebiyat’ ile ‘edebiyyat’ arasındaki ayrımı özellikle vurgulamıştır.

    Oğlu Işık Öğütçü ‘Karacaoğlan’dan Orhan Kemal’e Bir Dili Yaşatmak...’ yazısında babasını bir şiirle anıyor: “Değerli Araştırmacı–Yazar Nevzat Hız dostumun kitabının dosyası elime ulaştığında yaşadığım mutluluğu sanırım Adnan Yücel’in bir şiiri anlatabilir: 

    ‘Ne zaman sulara sorsam su diliyle seni
    Elinde yüreğini kamçılayan bir kitap
    Seyhan kıyılarındasın
    Yüzünü baçların kucaklamış yine
    Orhan Kemal’in sıcaklığındasın
    Ne zaman ağaçlara sorsam ağaç diliyle seni
    Dilinde pınar akışı bir türkü
    Toros yaylalarındasın
    Saçların belinde çiçek büyütüyor yine
    Karacaoğlan’ın sevda sıcaklığından.” 

    Bir örnek veriliyor: “Benim kahveyi Tarsusi yapsın ustan.” Nasıl bir kahve? Kulpsuz iri fincanla ikilik kahve. Kahve fincan yerine ince belli klasik Türk çay bardağına konarak servis edilir.

    Kitabın son bölümü: “Adana Dili Tekerleme, Şiir, Türkü, Marş...”

    Bir usta yazarın sözcük dünyasını okuyun, belki siz de yazılarınızda, konuşmalarınızda kullanırsınız.

    Yazının devamı...

    Dünya Tiyatro Günü kutlu olsun

    Yazımdaki önemli bilgileri, saptamaları, tiyatronun pandemideki durumunu Hürriyet Kitap Sanat editörü ve tiyatro yazarı Bahar Çuhadar’ın hazırladığı dosyadan aldım.

    Devlet yardımı için bazı koşullar yüzünden, vergi ve stopaj borcu olan tiyatrolar yararlanamadı.

    Yaşayanlar da perdelerini gişe geliriyle açabildi.

    Binlerce tiyatro emekçisi (oyuncu, teknik çalışan, yönetmen, yazar) bir yıldır gelir elde edemedi, buna rağmen kira, fatura, vergilerini kredi çekerek ödeyebildiler.

    Toy İstanbul, Öykü Sahne, Küçük Salon, Galata Perform adlı dört bağımsız tiyatro mekânı kapandı.

    Kadıköy’ün ve İstanbul’un son yedi yıldır en bilindik tiyatro mekânlarından Moda Sahnesi kapanmanın eşiğinden ‘Sahneden naklen’ uygulamasını başlatarak döndü. Oyunları canlı oynayıp, bilet satıp dijitalden seyirciyle buluşturuyor.

    Tiyatro dünyasından birçok kişi, devlet ya da yerel yönetimlerin İngiltere ve Almanya’daki uygulamaları benimsemelerini öneriyorlar.

    Bizde tiyatroya en güçlü destek tiyatrocuların tek tek ya da kolektif olarak başlattıkları dayanışma kampanyalarına katılan seyirciden geldi. Bağımsız sahnelerin kimisi imzalı afiş satarak, kimisi ileride oynayacakları oyunlar için önden bilet satarak, kimisi boş koltuk satarak, kimisi de internette dayanışma kampanyası başlatarak seyirciden destek aldı.

    Aşağıdaki kurumlar ‘Ortak Yapım’ projesi oluşturdular:

    İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV)

    BKM

    DasDas

    ENKA Sanat

    Zorlu  PSM

    Amaç, Türkiye tiyatrosuna on yeni yapım kazandırmak, yönetmen ve oyuncuların yaratım ve üretimini desteklemek.

    İBŞT de (İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları) destek olmak için 50 özel tiyatroya 50 oyunla sahnelerini açtı.

    BİLDİRİLER

    ULUSLARARASI bildiriyi Birleşik Krallık Tiyatro, film ve televizyon oyuncusu Helen Mirren yazdı, İngilizceden dilimize Eylül Deniz Doğanay çevirdi:

    “Geride bıraktığımız dönem canlı performans dünyası için çok zor geçti; birçok sanatçı, teknisyen ve zanaatkâr zaten belirsizliklerle dolu bu meslekte hayatlarını güçlükle idame ettirebildiler.

    Belki de sektörün içinde barındırdığı bu daimi belirsizlik, onların pandemi sürecini daha akılcı ve cesur bir biçimde atlatmaya hazırlamıştı.

    Hayal güçlerini günün koşullarına uydurarak tabii ki büyük ölçüde internet sayesinde, yenilikçi, keyifli ve dinamik etkileşim yolları buldular bile.

    İnsanlar dünya üzerinde var oldukları günden beri birbirlerine hikâyeler anlattılar. Ve güzelim tiyatro kültürü biz insanlar burada olduğumuz sürece yaşamaya devam edecek.

    Yazarların, tasarımcıların, dansçıların, ses sanatçılarının, oyuncuların, müzisyenlerin, yönetmenlerin yaratma güdüsü asla bastırılamayacak ve çok yakın bir gelecekte yeni bir enerjiyle, hepimizin paylaştığı bu dünyaya dair yeni bir anlayışla yine meyvelerini verecek.

    Sabırsızlanıyorum.”

    ‘İNSANSIZ TİYATRO, TİYATROSUZ İNSAN OLMAZ’

    Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildirisi ise duayen tiyatro ustaları Müjdat Gezen ve Metin Akpınar tarafından birlikte kaleme alındı.

    Ulusal Bildiri’den alıntılar:

    “27 Mart Dünya Tiyatro Günü sanat emekçilerine, sanatseverlere kutlu olsun. Dionysos şenlikleriyle başlayıp gelişen tiyatro, asırlardır varlığını sürdürüyor. Merkezinde insan olan sanat, insan var olduğu sürece yaşayacak.

    Edebiyatın en içten bölümlerinden biri olan Tiyatro Edebiyatı’nda, oyun yazarlarına çok gereksinim var. Onlarsız olmaz. Tıpkı seyirci olmadan tiyatro olmayacağı gibi.

    Biz bize benzeyen insanlarla üç yüz elli bin yıldır yeryüzündeyiz. Ancak insanı insan yapan, Bilimdir, Sanattır, Tiyatrodur.

    Bilgi iletişim çağı ne kadar gelişirse gelişsin, algoritmalar, yapay zekâlar nereye ulaşırsa ulaşsın, tiyatro insanla yapılır, insanca yapılır, insanlar için yapılır...”

    *

    TİYATROYA emek veren bütün tiyatrocuların, tiyatrocu dostlarımın gününü kutlarım. Sorunsuz günlerde çalışmalarını yürekten dilerim.

     

    Yazının devamı...

    Erol Toy’un ardından

    Kızı Ayşe Toy, babasının ölümünün ardından düşüncesini okurlarıyla paylaştı:

    “Canım babam, yazar Erol Toy, uzun bir hastalığın sonunda yanımızdan ayrıldı, acımız tarifsiz. Babacım, merak etme, ömrün boyunca kaleminle anlatmak ve korumak için mücadele ettiğin laik Cumhuriyet bize emanet artık. Fikirlerin ölümsüz, huzur içinde uyu.”

    Yapıtları dışında, toplumsal hareketlerin, siyasal girişimlerin içinde olan bir yazardı. Kendi kitapları dışında uzun süre Yazko Edebiyat’ın da yöneticiliğini yaptı.

    Yazko Edebiyat’ı yönetirken sık sık Cumhuriyet gazetesine uğrar, konuşurduk. Her zaman günün siyasal gündemine kafa yorardı.

    Siyaset mağdurlarının da her zaman yanındaydı.

    Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar çizilen tarihi romanlarında yansıttı.

    İmparator romanıyla okurların ilgisini çekti.

    İlk kitabı ‘Azap Ortakları’nda, Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemini Şeyh Bedrettin ekseninde romanlaştırmıştı.

    ‘Toprak Acıkınca’; Birinci Dünya Savaşı’nın yenilgisinden sonra Mustafa Kemal Paşa’ya doğru gidişin kitabıdır.

    Aslında bir ülkenin siyasal tarihini, bireysel evrilmelerini edebiyat yapıtlarından izlemek önemli bir tutumdur. Toplumsal ve siyasal tarihimiz içinden onun romanları başvurulması gereken kaynaklardır. Belgesel bir çalışmayla oluşturur romanlarını.

    ‘Hoca Efendi’ ülkemizdeki tarikatların durumunu irdelemektedir.

    ‘Kuzgunlar ve Leşler’de, Osmanlı İmparatorluğu’nun 16. ve 17. yüzyıldaki isyanları bastırışı işlenir.

    Diğer kitaplarını da şöyle sıralayabilirim:

    Kördüğüm

    Gözbağı

    Oyun:

    Pir Sultan Abdal

    Öykü:

    Iğrıp

    Türkiye’yi toplumcu gerçekçi edebiyatın merceğinden öğrenmek isteyenler, onun eserlerini okumalılar.

    O da kitaplarında ve anılarımızda yaşayacak.

    TAHSİN YÜCEL ÖZEL SAYISI

    SİNEDEBİYAT* yeni sayısında Tahsin Yücel özel sayısı olarak çıktı.

    İlk sayfada ondan bir alıntı:

    “Gerçek edebiyat ruhsal sağlığımızın güvencesidir, her zaman sürdürmüştür bu işlevini; umarım, bundan sonra da sürdürür.” (Vatandaş Tahsin Yücel)

    Dosyanın ilk yazısı Feridun Andaç’ın:

    Çok Yönlü Bir Anlatı Ustası: Tahsin Yücel.

    “Tahsin Yücel, bir kültür insanı. Öykücü, çevirmen, denemeci, edebiyat eleştirmeni, göstergebilimci, romancı, bilim adamı.”

    Yazılardan seçmeler:

    Direnmenin Bir Yolu Da... Yazmaktır / Y. Bekir Yurdakul

    Tahsin Yücel ve Yazar İmgesi / Nedret Öztokat Kılıçeri

    İlk Göstergebilimci Kimdir? / Kaan Tanyeri

    Tutkulu Okurlar İçin Tahsin Yücel’in Romanları Arasında Bir Gezinti / Batıgün Sarıkaya

    Yazın ve Yaşam Arasında: Tahsin Yücel / Salih Erayabakan

    İnceyazın – Dilbilim Ustası Tahsin Yücel’in Türk Dil Devrimine Yaklaşımı / Günay Güner

    Ütopya–Distopya  Ekseninde Bir Roman: Gökdelen / Cemre Özcan

    Yazar dosyaları onların gündeme gelmesini, yeni kuşakların okumasını sağlıyor. Üstelik Tahsin Yücel gibi, çeşitli alanlarda ürün vermiş bir ustanın incelenmesi okurlar için de birer rehber çalışma sayılmalı.

    *

    (*) Sinedebiyat, İki Aylık Şiir ve Edebiyat Dergisi, Mart-Nisan 2021, Sayı :26

    www.sinedebiyat.com

    Yazının devamı...

    Kırtasiyecilerle kırtasiye severler buluşuyor

    Herkese göre değişse de benim için kitapçıdan ve kırtasiyeciden uzak kalmak onlara duyduğum özlemi arttırır.

    Kırtasiye sektörünün 2021’deki beklenen buluşması, 22–27 Mart tarihleri arasında TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleşiyor.

    Fuar, TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ile Tüm Kırtasiyeciler Derneği (TÜKİD) işbirliği ile yapılıyor. Fuarın tam adı şöyle: “Uluslararası Okul, Kırtasiye, Kâğıt, Ofis Malzemeleri ve Oyuncak Fuarı”.

    Hobi malzemeleri, hediyelik eşyayı da bu fuarda bulabileceksiniz.

    Fuarın açılış programı:

    - Burç Tuncer

    - Bülent Ünal

    - Mehmet Helvacıoğlu

    - Doğan Hızlan (zoom üzerinden konuşma)

    - Şekip Avdagiç (zoom üzerinden konuşma)

    - Prof. Dr. Nabi Avcı (zoom üzerinden konuşma) 

    - Ziya Selçuk (Açılışa gelirse)

    19 bin metrekare alanda yapılan fuara katılanlar:

    - 20 ülke

    - 244 marka

    - 173 firma

    - 61 farklı ülkeden 2 binden fazla ziyaretçi

    Online olarak fuara kayıtlarını yaptıran ülkeler:

    - Almanya

    - Amerika

    - Japonya

    - Fransa

    - Arnavutluk

    - Birleşik Arap Emirlikleri

    - Hindistan

    - Cezayir

    - Fas

    - Yunanistan

    - Gürcistan

    - İran

    - Irak

    - Kosova

    - Ukrayna

    - Suudi Arabistan

    - Brezilya

    - Güney Kore

    - Rusya 

    - Bulgaristan

    - İngiltere

    AKILLI B2B EŞLEŞME SİSTEMİ

    İSTANBUL
    Kırtasiye Ofis Fuarı, TÜYAP’ın yeni dönemdeki inovatif fuarcılık uygulamalarına da sahne olacak.

    TÜYAP’ın yeni fuarcılık anlayışı çerçevesinde geliştirilen dijital evreni MyTüyap ile video toplantı altyapısına sahip akıllı B2B eşleştirme sayesinde fuara atılan tüm firmalar tüm dünyadan alıcılarla kolayca buluşabilecek. Böylece ticari bağlantılar mekândan ve zamandan bağımsız olarak, yıl boyu kesintisiz sürecek. Fuardaki iş bağlantılarını dijital ortama taşıyan TÜYAP’ın web siteleri, katılımcıları 365 gün boyunca dünyanın her yerinden milyonlarca alıcıyla doğrudan buluştururken, ziyaretçiler de aynı uygulama üzerinden ilgilendikleri alanlarda ürün ve hizmeti sunan katılımcılarla iletişime geçme imkânı bulacaklar.

    TÜYAP, TSE COVID-19 Güvenlik Hizmet Belgesi almaya hak kazanan ilk ve tek fuarcılık şirketi sorumluluğunu taşıyor.

    *

    PANDEMİ süresince kırtasiyeci dostlarımla sık sık konuşuyorum. Artık evde çalışmanın yönlendirdiği bazı ihtiyaçlar kırtasiyecilere yansımış.

    Çıktı kâğıtları, tükenmezler, kurşunkalemler, roller ball’lar çok aranıyor.

    Ne var ki dolmakalem meraklıları da alışverişe devam ediyor.

    İnternet’te yeni dolmakalemleri bulmak mümkün. Gene de meraklısı onu tutmadan, yazmadan, incelemeden pek almıyor.

    Babıâli’de kırtasiyeciler müşterilerini tanırlar, ilgi alanlarını iyi bilirler, onlarla sohbet ederek birçok yeni kalemi, defteri, kâğıdı koleksiyonunuza katarsınız.

    Bir kırtasiye dergisi çıkıyordu: ‘Mürekkepbalığı’. Dergide kırtasiye konusunda yazılar hem bizi bilgilendiriyordu hem de sevenler arasında bir haberleşme, iletişimi sağlıyordu.

    Acaba TÜKİD böyle bir girişimde bulunabilir mi?

    Dolmakalem meraklıları yanı sıra kurşunkalem meraklıları da vardır, ben de onlardan biriyim. Yinelemeliyim. Tüm zamanların en iyi 10 kurşunkalemini bir dergide okudum, onları tamamladım.

    Masalarda masa kalemtıraşlarına da az rastlıyorum, kırtasiye seven biri için tutkunun tamamlayıcısıdır. Şimdi deposu ile birlikte kalemtıraşlar satılıyor. Her yerde kullanabilirsiniz.

    Kurutma kâğıdı sıkıntısını biliyorum. Oysa dolmakalem kullanan herkes için gereklidir.

    *

    FUARI çok gezmek isterdim, o dünyaya girince kendimi fantastik bir evrende hissederim. Alıcıların eğilimlerini takip ederim.

    Kırtasiyeci dostlarıma iyi fuarlar dileğimi iletiyorum.

    DÜNYA ŞİİR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN

    HAYATINDA
    şiir okumamış biri bu yeryüzünde yoktur. Yaşamı değiştiren en önemli edebiyat türüdür.

    Kitapseverlerin evinde mutlaka bir antoloji vardır. Yoksa da internette birçok iyi şairin şiirini bulabilirsiniz.

    Sevdiğiniz ya da seveceğiniz bir şaire, şiire rastlarsınız, bu iddiamı abartılı görmeyin, gününüzü belki de hayatınızı değiştirirsiniz.

    Bütün şairlere sevgilerimi gönderiyorum.

    Yazının devamı...

    Enver Gökçe’ye bir armağan...

    Toplumcu gerçekçi şiirin ustalarından Enver Gökçe’ye bir armağan kitabı yayımlandı: ‘Doğumunun 100. Yılında Enver Gökçe’ye Armağan.’ Derleyense Ali Ekber Ataş...

    Anımsayacaksınız, uzun yıllar ABD’de yaşayan İlhan Başgöz uçaktan Ankara’ya inince Enver Gökçe’den dizeler okumuştu.

    Armağan kitabın başında Can Yücel’in ‘Enver Gökçe’ye’ şiiriyle benim ‘Enver Gökçe’nin Türk Şiirindeki Yeri’ yazım yer alıyor.

    Teşekkür yazısında Ali Ekber Ataş armağana emek verenlerin adını anıyor.

    ‘Doğumunun 100. Yılında Enver Gökçe’ye Armağan’ 
    Derleyen: Ali Ekber Ataş
    H20 Yayınları

    Bölüm dışı yazılar:

    ◊ Bağımsızlık Savaşından Muzaffer Çıkacağız – Nâzım Hikmet

    ◊ Türk Şiirinde bir Komünist – Şair Enver Gökçe – Ali Ekber Ataş

    ◊ Enver Gökçe ile Bir Nice Yıl – İlhan Başgöz

    ◊ Âşık Veysel’in Hayatı – Enver Gökçe

    ◊ Çit Köyü – Enver Gökçe

    ◊ Sanat ve Sanatçı Üzerine – Enver Gökçe

    “Tanzimat’tan bugüne kadar olan fikir ve sanat hayatımızdaki gelişmeler ve yenilikler inkâr edilmez. Bununla beraber yeni bir Türk şiiri ve romanı vs. ancak demokratik cumhuriyet inkılâbından sonra tabii mecrasına yönelebilmiştir. Bugün Türk şiirinde ve şairleri arasında eski sanat kıymetleri ile yetişenler, hâlâ eskiyi terennüm edenler (sessizce tekrarlayanlar), hâlâ ‘asil ve mümtaz (seçkin)’ sayılan, enfüsi (öznel), ferdiyetçi (bireyci) mırıltılarla kalem çalanlar vardır.”

    ‘Çoğalan Bir Şiir’ yazısında Enver Gökçe’nin şiiri şöyle tarif ediliyor: “Yüksek ruhludur. Memleket kokusunu, özgürlük hissini duyumsatması bu çoğalan özelliğiyle sağlar.”

    Armağan kitap 3 bölümden oluşuyor: Birinci bölüm Anılar, ikinci bölüm İnceleme ve üçüncü bölüm de Portreler...

    Yazının devamı...