Şükrü Küçükşahin
Şükrü Küçükşahin
Şükrü KüçükşahinYazarın Tüm Yazıları

AKP’nin gömleği

SON iki grup konuşmasını da dikkatle dinlediğim Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, gerilimi düşürmeye, partisinin ideolojik konumu ile ilgili bazı kuşkuları ortadan kaldırmaya yönelik bir çaba içine girdiği görülüyor.

Erdoğan, önceki grup konuşmaları ile kıyaslandığımızda, Danıştay saldırısından bu yana daha yumuşak bir üslup kullanmaya başladı.

Bununla da yetinmeyerek, "Hiçbir AK Partili kendisine giydirilmek istenen o farklı gömleklere giremez" deme gereği duydu.

Erdoğan’ın bu söylemini, benim de dile getirdiğim "AKP giderek milli görüşe yaklaşıyor" değerlendirmelerine yanıt gibi de alıyorum.

Şunu belirtmeli ki Erdoğan’ın son söylemi ile AKP yönetiminin eşini döven Halil Ürün’le ilgili kararı ve dini yayın yapan belediyeleri uyarması gibi çıkışları, AKP’yi yeniden muhafazakar demokrat çizgisine çeker gibi.

Ancak, bugün AKP için daha yüksek bir inandırıcılık sorunu ortaya çıktığından, bu çabaların uygulamada hayata geçirilmesi son derece önemli.

KURUMLARLA İLİŞKİ

Bu görüşlerimi şundan dolayı dile getiriyorum.

AKP, "Benim her dediğim halkın tümünün talebidir" söyleminden uzaklaşmalı; demokrasinin azınlık oyu (yüzde 34) ile de iktidarı getirebildiğini; ama bu iktidarın, "Her şeye muktedirim" anlamına gelmediğini görmeli.

Bu oyların sadece milli görüşten geldiği ise hiç düşünülmemeli.

AKP, demokrasilerde kurumların önemli yeri olduğunu kabullenmeli.

Bu nedenle kurumlarla güven esasına dayanan bir ilişki kurulmalı.

Bence bunun önemli şartlarından biri, kurumlarla hükümetin koordinasyonunu sağlamakla görevli bürokratik kademelere bu amaca uygun yapı kazandırmak.

Örnek mi; ilk akla gelen Başbakanlık Müsteşarlığı olabilir.

Başbakan’ın önüne geleni fırçalama alışkanlığından vazgeçmesi de şart.

Benim kanım, Berlin Büyükelçisi Mehmet Ali İrtemçelik örneğinde yaşanan olayın Başbakan Erdoğan üzerinde oldukça uyarıcı etki yaptığı yönünde.

Erdoğan, eğer türban, imam hatip gibi konulardaki önyargısını bir kenara bırakabilirse sanırım sinirlerine daha hákim olabilir.

Çünkü, Erdoğan bu iki konuda farklı yaklaşım içinde.

Yoksa, Berlin’de türbanlı vatandaşın ne demek istediğini daha anlamadan, o genç bayana, onun da amacını aşan bir destek verirken, İslamcı holdingler nedeniyle canı yanmış vatandaşa karşı o hoşgörüsüzlüğü gösterir miydi?

SİYASİ YAKLAŞIMLAR

Konunu bir de siyasi yaklaşımlar bölümü var. Özal gibi bir lider bile, muhalefetle ilişkilerini gerdiğinde, "Hükümet olan benim" anlayışıyla özür dileyip, ortamı yumuşatma yoluna giderdi.

Erdal İnönü’ye, "Boyu uzun aklı kısa" dediği için ertesi günü, "Erdal Bey de bana, boyu bücür, fitne fücur derse haklı" diyen Özal’dı.

Ama, Kasımpaşa’da büyümüş Erdoğan’dan bunu beklemek gerçekçi olmaz.

Gördüğüm; Erdoğan’ın bu durumlarda suskunluğu yeğlediğidir.

Bu nedenle, son tutumu geçmişteki sertliğine özür gibi görülebilir.

Ama, ben başında da değindiğim gibi uygulamaya bakmaktan yanayım.

Çünkü; birincisi, hálá haremlik-selamlık oturma düzeni savunulduğu, ona gerekçeler yaratıldığı sürece ’gömlek değişti’ söylemi inandırıcı olamaz.

İkincisi, CHP lideri Deniz Baykal’ın muhafazakarlar da dahil laik demokratik cumhuriyete hassas sağ tabana yönelmesi AKP’yi düşündürmüş olabilir mi?
Yazarın Tüm Yazıları