GeriArzu Hoşgör Ülger Korona virüsünden mesajınız var
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Korona virüsünden mesajınız var

Küçücük bir virüs bir anda hayatlarımızın tam ortasına nasıl da bomba gibi düştü.

Çin’deki Korona virüsü sebebi ile artık hayatımıza maske denen, varlığına şükrettiğimiz ama yine de kullanılması sabır isteyen bir nesne girdi. Ne zamana kadar kullanırız bilmiyoruz umarız en kısa zamanda her şey düzelir. Mesela, Endonezya’dan Şangay’a dönerken 13 saat havaalanında, uçakta hiç çıkartmadan maske taktık. Kullandığımız maske yüzümüzün büyük bir bölümünü kapladığı ve iki ayrı sıkıca lastiği olduğu için bir yerden sonra sabrınızı zorlayıcı bir hal alıyor. “Maske takmak” deyip geçiyor insan ama maske ile 13 saat yaşayınca tam bir işkence oluyormuş.

Maskeyi taktığınızda, o her zaman çok doğal alıp verdiğiniz nefesi alıp verirken nasıl zorlanıyorsunuz, belli bir zaman sonra yüzünüz nasıl terliyor, o terle maske nasıl kokuyor, saatlerce o kokuya nasıl tahammül etmek zorunda kalıyorsunuz, yüzünüzü nasıl kaşındırıyor, tahmin edemezsiniz. Üstelik yüzünüz kaşındığında, virüs kapmak korkusu ile maskeyi çıkartmadan yüzünüzü kaşımaya çalışmak, anlatılmaz yaşanır. Bütün bunların yanında bu maskeli saatler bende öyle büyük bir farkındalık yarattı, o kadar çok şey anlattı ki. Nefes almanın ne anlama geldiğini daha iyi anladım mesela. Özgürce nefes alıp vermek bir lütufmuş aslında. Sıkça şükreden bir insanım ve hep nefes alabildiğim için, yeni bir sabaha gözlerimi, sevdiklerimle açabildiğim için hep şükrederim; yok, bu kesinlikle öyle bir şey değilmiş. Şimdi anlıyorum ki hiç farkında değilmişim; hiçbir alete, nesneye ihtiyaç duymadan nefes alıp vermek ne kadar değerliymiş. 

Eğer bu maskeli 13 saat deneyimim olmasaydı, evde oturmaktan yakınabilir, günler nasıl geçecek diye hayıflanabilirdim belki ama eve geldiğimiz günden beri ağzımızı bağlamadan nefes alıp vermenin özgürlüğünü yaşıyorum ben. Çok mutluyum ve şükrediyorum. Ara sıra taaa en derine çekiyorum nefesimi, bir süre orada saklıyorum sanki bebeğini sarıp sarmalarsın da korumaya alırsın ya işte aynen o hisle ve sonra şükrederek dışarı veriyorum.

Sanki yeni tanışıyormuşum nefes alıp vermekle ya da yeni öğreniyormuşum gibi ya da kaybetmişim de yeni bulmuşum gibi ama hep farkında olarak alıp veriyorum artık nefesimi, çok şükür, bin şükür, hep şükür…

Hayat işte; neler öğretiyor insana…

Bir ay önce ne konuşuyorduk, şimdi ne konuşuyoruz. Bir ay önce ne yapıyorduk şimdi ne yapıyoruz? Küçücük bir virüs bir anda hayatlarımızın tam ortasına nasıl da bomba gibi düştü.

Acaba insanoğlunu kendine getirmeye mi çalışıyor dersiniz? Bir minik virüs fark ettirir mi yaşamın bir pamuk ipliğine bağlı olduğunu? Bitirebilir mi bu bitmeyen kavgaları? Durdurabilir mi savaşları? Bu dünyadan, öbür dünyaya giderken götürebildiğin hiçbir şey olmadığını hatırlatabilir mi?

Seslenebilir mi insanoğluna: “Ey insanoğlu biraz yavaşla, sakin ol; hiçbir şey, ne senden öncekilerinindi, ne senin kalacak, ne de senden sonrasının. Dünyevi hırsları bırak, biraz sevdiklerinle ilgilen, etrafta ihtiyacı olan milyonlarca insanla, hayvanla ilgilen. Onlara daha çok yardım et. Onlarla güzel zaman geçir. Dünya anaya, doğaya saygıyla davran. Sevmenin ne kadar kutsal, ne kadar birleştirici bir duygu olduğunu hatırla. Bütün çaban kendi dünyanda insanlığa sevgiyi hatırlatmak, yaymak olsun. Domino etkisiyle yayılan şey virüs değil, sevgi olsun, aşk olsun, birlik olsun, beraberlik olsun, yardımlaşmak olsun, paylaşmak olsun ve dünya güzelliklerle dolsun, izin ver insanoğlu izin ver”

Arzu ben, haydi artık alın bu evrenin gönderdiği mesajları ve yağsın dünyamıza güzellikler diye seslenen bir yürek…

False