"Ezgi Acar Şirin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ezgi Acar Şirin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ezgi Acar Şirin

Ezgi Acar Şirin

Sevgi Neydi?

14 Şubat 2020

Bu birlikteliklerin en kıymetli bileşenlerinden biri sevmek elbette. Birini olduğu gibi sevmek! Yalanı ve yanlışını da görüp sevmek, hoşlandığın taraflarını daha çok sevmek, hoşlanmadıklarınla baş edebilmek. Meselâ evdeki pek çok yaptığı şeyi sevmemek de, insanların arasında sana olan iltifatını sevmek. Kendini bu kadar yormasını sevmemek de, işine olan bağlılığını sevmek.  Koyduğu kuralları sevmemek de, senin kurallarına gösterdiği saygıyı sevmek. Sevmediklerini de tolere etmek/tolere edebilmek. Birini “O” yapan her şeyi sevmek mümkün mü bilemem ki, kanaatimce çok mümkün değil. Ama kişinin sınırlarını ve o sınırlarda hayatımıza bıraktığı duyguları sevmek olası bir gerçeklik. Kişi kendi sınırları kadar beklentiye giriyor karşısındakinden; bazen çok, bazen az. Tamamen kişinin beklentisine göre belirleniyor bu sınır meseleleri, karşımızdan beklentilerimiz, ilişkimize atfettiklerimiz. Durum böyle olunca da sevgi neydi diye önce kendine sormayı becerebilmek gerçeği seriliyor önümüze!

Bana göre sevmek ne? Ne olunca sevildiğimi hissederim. Dokununca mı anlarım, gülünce mi görürüm, hayatı bana kolaylaştırması mıdır sevmek, yoksa biri için hiçbir şey beklemeden bir sürü şey yapmak mıdır? Neyi çok sevmek ister insan, en çok kimi sever, hep onu sevdiği gibi mi sevilmek ister? Hepsi bizim içimize sormamız gereken sorular. Ve yanıtlarını çok uzaklarda değil çoğu zaman çocukluğumuzda nasıl sevildiğimiz meselesinde aradığımız hikâyeler. Çok yakından bakmalı annesine, babasına! nasıl sevildiğine, sevilmek için neler yaptığına, sevildiğini nasıl anladığına, sevildiğini anlamak için veya kendini ifade edemediğinde kendini nasıl ortaya koyduğuna tüm geçekliğiyle bakmalı.

Sevgi neydi sorusunu kendimizde aradıysak eğer az çok yolu yarılamışız belki de geçmişiz demek. Sıra ilişkideki basamağa geçme vaktidir. Peki partnerim bunların ne kadarını karşılıyor? Nasıl sevilmek istiyor, nasıl seviyor? Benim sevgimi nasıl karşılıyor, bana nasıl yansıtıyor, ifade şekil ve modellerimiz benzer mi, yoksa yenilikler ikimizi de iyi gelen şeyler mi?

İşte bu karşılılık hali, sevilmek hususu ilişki doyumunun en büyük eşlikçisi. Eğer partnerim için de benim beklentilerimde, sınırlarımda ise bu karşılıklılık hali; ilişkiden aldığımız doyum ikimize de önemli ölçüde hayat olayları ile baş etme gücü sağlıyor. Birlikteyken fazlasıyla keyif alıyor, yaşam olaylarını benzer örüntülerle karşılıyor, başımıza gelen birçok olayı partnerimizin desteğiyle atlatıyor halde oluyoruz. Bazen ondan gelen sıkıntıları bile onun yardımıyla göğüslüyoruz.

Bahsi geçen her güçlüğe beraberce göğüs germe hadisesini ortaya çıkıyor böylelikle. Ben de inanılmaz hikayeler dinliyor ve ne güzel de baş ediyorlar diyorum. Sevgi denilen meselede beklentileri karşılıyor olmak nasıl da iyi geliyor birbirlerine, birçok şeyi kolaylıkla tolere ediyorlar diye geçiriyorum. Çoğu kez sevgi dillerini anlıyor ve sadece bunu hatırlatıyorum bana getirdikleri dertlerinde. Ve her seferinde deneyimliyorum ki kendine olan mesafesini azaltmış çoğu kişi, ilişkisinde de 0-1 önde.  Ve bir kez daha anlıyorum ki, sevmek en çok kendimize dair bir hikâye!

Yazının devamı...

Zor Zamanlarla Baş Etmek!

7 Şubat 2020

Bunun yanı sıra yerküre olayları, afetler, savaşlar, hastalık ve salgınlar, iklim sorunları da tarihinin kaygı veren eşlikçileri olmuştur. İnsanın bu olayları anlama ve açıklama hali ise, o günün şartlarına ve değerlerine göre açıklanmaya çalışılmış ve anlamlandırılmıştır. Dünya tarihindeki her gelişme, olumlu katkıların yanı sıra riskleri ve uyum sıkıntılarını da beraberinde getirmiştir. İnsan başına gelenleri günümüzde halen anlamaya çalışmakta, doğa ile savaşını asla terk etmemektedir. Kimi gelişmelerle üstesinden gelmekte, kimi zaman ise fena halde yenilgiler yaşamaktadır. Ruh sağlığı çalışanları olarak, bu süreçlere psikoloji biliminin ortaya çıkışıyla yaklaşık 150 yıldır profesyonel olarak gözlem, teori ve anlamlandırma çalışmalarımızla eşlik etmekteyiz. Ve son 40 yıldır varlığını sürdüren travma tanımımızla olayları daha derinlemesine değerlendirme ve iyileştirme çabası içerisindeyiz.

Yaşanan bu olayların ani ve beklenmedik gelişiyor olması, hepimizde bu gibi bilinmeyen olaylara karşı kaygı, korku, dehşet gibi duyguları açığa çıkarmaktadır. Yaşanan olayların büyüklüğü bu duyguların şiddetini belirlemekte ve çoğu zaman kişinin zedelenen güven duygusu ile olayları travmatik algılamasına ve yaşamasına sebep olmaktadır. Olayın büyüklüğü, direk maruz kalıp kalmamamız, yardıma ihtiyacımızın olup olmaması gibi pek çok önemli parametre sürecimizi etkilemektedir.  Bazen ve belki de çoğu zaman televizyondan gördüklerimiz, gazetelerde okuduklarımız hatta sosyal medyada takip ettiklerimiz bile benzer süreçleri yaşamamıza sebep olmaktadır.

 

Olayları ilk duyduğumuz andan itibaren korku, şaşkınlık, öfke, çaresizlik gibi pek çok duygu ile baş etmek zorunda kalıyoruz. Hatta bu duyguların bazılarını bu olağanüstü olaylarla beraber orada öğreniyor veya ilk kez deneyimliyoruz.  Yaşanılanlar günlük yaşantımızdan bizi ne kadar uzağa sürüklerse, etkisinin o derece büyük olduğunu fark ediyoruz. Süreci anlamaya ve anlamlandırmaya ihtiyaç duyuyoruz. Sonrasında da baş etme mekanizmalarımızı, çözüm yöntemlerimizi, hayatta kalma becerilerimizi ortaya koyabilir hale geliyoruz. Süreci yaşıyor ve baş ediyoruz. Veya süreci yaşarken bazı noktalarında pek çok sebeple seyrimizi ilerletemiyor ve travmatik olarak yaşanmasının önüne geçemiyoruz. 

Deprem, yangın, kaza, salgın, çığ gibi beklenmedik olayların başımıza gelmesinin ardından ortaya çıkan belirgin duyguların en yoğunlarından biri de çaresizliktir. Çaresizlik duygusu insanı güçsüz ve aciz hissettirir. İşte iyi olma umutlarından biri de burada başlar. Çünkü insan doğası gereği hayatta kalma güdüsü ile olayların hep bir çaresini bulmaya çalışılır ve aradığı bu çare için, kendi içinde ve çevresel koşullarında arayışa girer. Bu insanoğlunu günümüze taşıyan reflekslerden biridir. Dolayısıyla iyileşme, çareyi bulma ve/veya yaratma aşamasıyla başlamış olur.

Yaşanan olayın büyüklüğü ne olursa olsun insanın kendi normaline dönme ihtiyacı ve inancı iyileşme sürecinin diğer bir bileşenidir. Günlük hayatımda neler vardı, ne yapıyor- neler yapabiliyordum, bugün bunların hangilerini yapabilirim, daha fazlasını yapmak için neler gerekli gibi sorular kendimizi tekrar normalimize döndürmek için kolaylaştırıcılar arasında kabul edilebilir. Çünkü insan kendi normaline döndükçe, kendini eskiden olduğu gibi güvende hissetmeye başlar. Güvende hissetme hali tüm bu hissedilen duyguların azalmasına ve bireyin kendi sürecini iyi yönetmesine ve çevresine destek olmasına yardımcı olur.  Günlük rutinlerini kazandıkça iyi olma hali gerçekleşmeye ve zorlanan duyguları azalmaya başlar. İnsanın işlevselliği arttıkça da baş etme mekanizmaları kuvvetlenir.

Sosyal destek sistemlerimizi oluşturmak ve kullanmak da beş etme ve iyileşme süreçlerimizde oldukça etkilidir. İlişkide olduğumuz insanlardan destek almak, ilgi ve şefkat görmek, olumlu iletişim kurmak, ihtiyaçlarımızı aktarabilmek, birlikteliğin gücünden yararlanmak, insanın insana destek olan halinden fayda görmek bu zor süreçleri oldukça kolaylaştırır. Güven duymak, güven vermek oldukça iyi hissettirir ve baş etme süreçlerimizi güçlendirir. Benzer duyguları paylaşabilmek ve birlikte baş edebilmek böyle zamanlarda çok kıymetlidir. İlişkide olmak her zaman iyileştirir!

Yazının devamı...

İlişkinin Saatli Bombası: ‘Ben Böyleyim!’

25 Ocak 2020

Kabul etmiyor, susmuyor, direniyor, bazen şahane eşlik ediyor, bazen ohh be dedirtiyor, bazen de çıldırtıyor! İlişkinin tek düze duygularla ilerlemesini beklemediğimiz gibi, kişilerden zamana ayak uydurmalarını bekliyoruz. Hatta değişen olaylara, değişen miktarlarda ayak uydurabilmelerini oldukça idealize ediyor ve olumlu buluyoruz. Ama her zaman süreçler olumlu gitmiyor, zaman zaman sıkıntılar oluyor ve ilişki istediğimiz gibi, istediğimiz seyirde olmuyor. Taraflardan biri çıkıyor ve ‘ben böyleyim’ diyor. İşte hikaye de burada başlıyor.

‘Ben böyleyim’ ilişkide kıymetli bir ifade şeklidir. Doğru yerdeyse ve kişinin arkasında durabileceği haldeyse, bu ilişkiyi geliştirir ve yeniden yön verir. Kişinin; kendini iyi bilen, isteklerini iyi ortaya koyabilen, geçmişten getirdiklerine şefkat gösteren ve ilişkide bunların öfkesini yaşamayan bir noktada olması gerekir.  Böylelikle ilişkide kendini tam olarak ifade edebilir ve durduğu yeri net bir şekilde koruyabilir. Bu hali; çok olması gereken, böyle kabul gördüğünde de fazlasıyla keyif, huzur ve sükunete götüren bir haldir.

Bazı ben böyleyimler ise kendini ortaya koyma halinden biraz farklı tondadır. Kişisel veya karşılıklı bir inat bulaşmıştır üstüne. Haliyle ilişki kırılır ve yine yön değiştirir. Bu hali, ilişkide gerçek bir saatli bombadır. Bu siyah taraf, çoğu zaman karşımızdakine göre şekillenir. Partnerimizin istekleri ve beklentileri ile baş edemediğimiz ve sürekli başarısız, beceriksiz hissettiğimiz için kendimizi savunabilmek adına söylediğimiz bir  ‘ben böyleyim’ vardır ağzımızda. Değiştirmek istemişiz, hoşlanmamışız, iyi hissetmemişiz ama mücadele edemeyecek kadar sıkıştırılmış ve hırpalanmışızdır. Karşımızdakine yenik düştüğümüzü, ama buna bir çözüm dahi getirebilecek güçte olmadığımızı ifade etmek için çıkmıştır ağzımızdan. Biz baş edemediğimiz için kendimizden, kendi alanımızdan ve ilişki beklentilerimizden verir hale gelmişizdir. Bir de üstüne anlaşılmamışsa eğer bu sıkışmışlığımız, partnerimiz süreci sıradanlaştırmış, benzer davranışları yapmaya devam etmişse ve nasılsa ‘O, öyledir’ diyorsa vay halimize.

Ben böyleyim duyuluyorsa bir ilişkide, bu tehlike çanına iyi kulak verilmeli. Bir partner karşındakinden bu cümleyi duyduğunda, ilk olarak “nasılsın?” diyebilmeli. Aldığı yanıt; ilişkide kaldığı kadının/adamın kendini, içinde bulunduklarını açıkça anlatma, kendini ortaya koyma isteği ise ne mutlu. Sadece savunma cümleleriyse duyulan;  karşımızdakine ve ilişkimize ne aktardığımıza, bizden ne aktığına iyi bakmalı. Üstüne iyice bir düşünme vakti gelmiş demektir.

Üstüne düşünmek, konuşmak, uzlaşmak veya uzlaşmadan demlenmeye bırakmak, sonra yeniden konuşmak, olmadı en baştan konuşmak…  Böylesine önemli bir ihtiyaçtan bazen ne kadar da uzağız değil mi?

EZGİ ACAR ŞİRİN

INSTAGRAM

Yazının devamı...

İlişkide 'Güven' Meselesi!

17 Ocak 2020

Birinin karşısındakine güvenmesi hali çok katmanlı, çok özel ve özneldir esasında. Güven, karşındakine kendini olduğun kadarıyla açabilme halidir. İlişkinin en başındaki klişelerinden uzaklaşıp; duygularını yaşadığın gibi aktarma halidir. Sevmediğin şeyleri açıkça ortaya koyduğun, tercihlerinin olduğunu anlattığın durumlardır. Gitmek istemediğin yerlere,  yemek istemediğin yemeklere hatır için evet demediğin zamanlardır. Karşındakine hediye alırken,  genel geçer doğrulardan uzaklaşıp onu gördüğün gözle ihtiyacını kapatmaktır. Güven bir diğerine olduğun gibi kendini akıtmaktır. Çekinmeden. Bu ilişkide ben varım ve ben böyleyim demektir.

Karşındakinin farkındalığını bekler güven, yaptıklarının anlaşılmasını, sana tam da böyle olduğun için kıymet verilmesini! Partnerinin, yaptığın özgün birçok şeyi desteklemesi, hatta bundan keyif aldığını göstermesi halidir. Seni mutlu gördüğü davranışlarında daha çok desteklemesi ve o halinle de seni beğenmesi ve bunu dile getirmesidir hatta. Sen sırlarını anlatırken, en içinden bir korkunu dile getirirken, anlattığın bu sırrın sonsuza kadar sadece onda olacağını bilerek aktarmanı sağlamasıdır. Bir gün bitme ihtimalini unutup yapılan en derinden bir paylaşımın, ilişki sonlansa dahi partnerinde kalacağını ve kimse ile paylaşılmayacağını bildiğindeki duygudur güven.

Karşılıklılık halidir. Senin kendini açmandaki beceriyi karşındakinin de gösterebildiği haldir.  O yüzden ilişkinin dostluk halidir belki de. İlişkide güven meselesi, birinin birini aldatmasından ziyade; karşılıklı teslim olma halidir. İlişkinin çatışmalı dönemlerinde zaaflarını yüzüne vurmamaktır mesela en evimizden örneğiyle. Karşısındakinin özeline sahip çıkmak ve yaralarını sarmak, mutluluklarını çoğaltmaktır. İçinde güven olan ilişki sağlamdır. Dağılması güçtür. Dağılsa bile iz bırakır, yıllarca hatırda ve en derinde bir yerde bir sırrı ile kalır…

Günümüz için ne kadar da uzak gözüküyor değil mi bu satırlar? Belki de günümüzde güven kavramını koyduğumuz yere bir daha bakmamız gerekiyor. Kendi kabuğumuzu sağlamlaştırmak ve zarar görmemek için kurduğumuz savunma sistemlerimiz, asıl ihtiyacımız olan gerçek ilişkilerden bizi birkaç adım uzağa düşürüyor olamaz mı?

 

Yazının devamı...

Konu İlişki Olunca Bilinen Doğrular Çok da Para Etmiyor Aslında!

11 Ocak 2020

Dünya ile kurduğum ilişki bir yana mesleğimle kurduğum ilişkiyi fazlasıyla seviyorum. Bu köşede hayatıma dair, mesleğime dair pek çok şey yazmak ve paylaşmak umudundayım. Ne mi görüyorum, işim mi ne? Bir ile birin yan yana geldiğinde beklenildiği gibi iki olmadığı gerçeğiyle yüzleşirken bireylere ve ilişkilere destek sağlıyorum. Çok doğru diye seçilen bir partner ile çatışmaların sonunun gelmediğini görmek nasıl da hayal kırıklığı değil mi? Ya da hayallerindeki annelik tutumlarının gerçekle ilişmediğindeki o çaresizliğin, eyvah şimdi nasıl bulacağım bu yolu, o ve ben benim ideal anneliğim etmeliydi oysa ki denilen anlardaki paniğin eşlikçisiyim biraz da. Ahh bir de biz zaten tam iki olmuştuk taa ki diğer bir mesele yanımızda bitene kadar diyen bir grubum var ki başımın tacı. İlla ki iki olmalı ve tam da öyle kalmalıyızın katı ve sarsılmaz olduğu inancıyla baş etmenin yol arkadaşı oluyorum böyle durumlarda da. Bazen de ilişkiler ağının yorulduğu iş arkadaşlıkları, dost sohbetleri oluyor; kendini ortaya koymaktan kaçınılan veya bu yorulmuşlukla ne yapacağını arayan, birlikte arıyoruz böyle durumlarda çözüm yollarını.

Bunlar gibi birlerin yan yana geldiğinde iki etmediği bir sürü ilişkiyi görüyorum. Ve diyorum ki ne tam iki olmak için ısrar edin, ne ikiden eksik kalın. Yaşasın ki ikiden fazlası olabildiğiniz zamanlara. Çünkü her bir ilişki hayatımıza matematiksel sonuçlardan biraz fazlasını sunuyor aslında. Siz ve ilişkileriniz, birlikteliklerinizle hayatlarınıza ekledikleriniz ve beraber ürettikleriniz… Yaşasın bilinen, kesin kabul edilen doğruların ilişkide çok da para etmediği zamanlar… 

<div class="hr-video-seperator-line" style="height: 10px; background: #e20905;">&nbsp;</div>   

Yazının devamı...