Serap Torun

Agri-Fintech tarımın dönüşüm noktası mı?

27 Kasım 2020
Tarım, geçmişte olduğu gibi günümüzde de en önemli güç kaynağı. Ülkelerin gıda üretiminde kendilerine yetebilmelerinin önemini küresel salgın döneminde daha fazla anladık. Tarlada üretilen ürünün soframıza gelene dek geçirdiği bir değer süreci bulunuyor. Bu süreç ise finansmana dayanıyor. Dijitalleşen tarım ekonomisi işte bu noktada devreye giriyor.

Türkiye’de tarımın finansmanın büyük bölümü bankalar ve kooperatiflerce sağlanıyor. Ağustos 2020 itibariyle bankalardaki tarım kredisi hacmi 120 Milyar TL’nin üzerine çıktı. Ülkemiz çok önemli bir tarım ülkesi ve sisteme kayıtlı çiftçi adedi 2 milyondan fazla. Ayrıca tarımsal GSYİH açısından dünyanın ilk 10 ülkesinden bir tanesi. Bu yapı özellikle tarımsal finansman teknolojilerine yönelik fırsatlar sunuyor. 

Hesaplamalar baştan doğru yapılmalı 

Konuya üretici açısından bakıldığında çok fazla bilinmezle karşı karşıya olduğu görülüyor. Çiftçi öncelikle ne ekeceğine karar veriyor. Bu kararı verirken de ürünü hazır olduğunda müşterinin alış fiyatının ne olacağını bilmesi ya da tahmin etmesi gerekiyor. Özellikle ekonomik koşulları sık değişen ülkelerde bu bir hayli zor. Zira üretim aşamasında kullanılacak su, elektrik, yakıt, ilaç, gübre vb. hesaplanması gereken pek çok gider var ve bunların pek çoğu dövizde, petrolde gerçekleşen hareketlerden etkilenebiliyor. Eğer hesaplamalar baştan doğru yapılmazsa sonuç kâr yerine zarar olabiliyor. 

Agri- Fintech kuruluşları ise bu süreci yönetmekte farklı seçenekler sunuyor. Dijital bankacılık teknolojilerini, mobil uygulamaları, açık bankacılık hizmetlerini ve bulut tabanlı kaynak yönetim teknolojilerini kullanabilen bu şirketler içerisinde blokzincir tabanlı akıllı kontratlar ile çiftçinin sözünü, finansmana çevirmeye odaklananlar öne çıkıyor. “Agri-Fintech, faaliyeti sadece tarım üretiminde dijital finansal servisleri yaygınlaştırmak olmayan, bu hizmetleri tarımsal üretime entegre hâle getiren ve çiftçilerin kullanımına uygun tasarlanmış süreçler, ara yüzler sunan kuruluşlar.” diyen, görüşüne başvurduğum Agrio Tarım ve Finansal Teknoloji Kurucusu Umut Gökçen Yılmaz sözlerine şöyle devam etti; “Agri-Fintech şirketleri multidisipliner bir yapı altında çalışırlar. Hem tarımsal üretimden anlayan hem de finansal enstrümanları ve teknolojileri tarımsal üretime göre şekillendirebilen şirketler olmalıdırlar. Söz konusu alternatif finansman kaynakları yaratmak olduğunda, sektörün iç oyuncularına ek olarak sadece bankaları görüyoruz. Oysa sektörün en can acıtıcı sorunları olan üretim ve satış fiyat planlamalarında tutarsızlıklar, yüksek maliyetli girdiler, sürdürülebilir finansman çözümlerinin yerine yüksek maliyetli borçlanma araçları hâlen dokunulmadan duruyor. Biz de bu sorunlara sözleşmeli tarım üzerinden ‘Akıllı Kontrat’ teknolojileri ile dokunmaya çalışıyoruz.” 

Tarım finansmanının kendine has özellikleri bulunuyor 

Tarımsal üretimin özellikleri nedeniyle bu sektöre yönelik finansman kaynakları da kendine has nitelikler taşıyor. Örneğin; yılda bir ödemeli krediler, ekipman alım kredileri, hayvan alım kredileri gibi günlük hayatta pek duyulmayan çok sayıda kredi türü bu sektöre özel olarak sunuluyor. Ayrıca, çiftçilerin nakit akış döngüleri, ticari şirketler ya da maaşlı çalışanlarınkine benzemiyor. “Tarım sektörüne yönelik bir finansal enstrüman ya da teknoloji tasarlamak için tarım uzmanlığına ihtiyaç duyuluyor. Bu nedenle geleneksel bankalarda dahi tarım bankacılığı yapmayanlar ya da bu hizmetlerde zarar edenler olabiliyor. Şu anda bankacılık sektöründe 125 milyar TL kadar tarım kredisi bulunuyor. Yılda tahminen 1,5 milyon kredi başvurusu yapılıyor” diyen Yılmaz sözlerine şöyle devam etti: “Çiftçilerin finansmana erişimi, bankaların kredilendirme yaklaşımı ve kredilerin üretim zincirinde değere dönüşmesi çok kolay olmuyor. Bu alanda üretim zincirinin en başından en sonuna kadar finansman kullanımına ilişkin teknolojik geliştirme yapılabilecek çok sayıda alan var. Agri-Fintech çözümleri ile çiftçilerin ekonomisinde %1’lik bir iyileşme bile başlı başına büyük bir etki yaratacaktır. Krediye erişim ya da yüksek finansman maliyeti gibi sorunların tamamı çözüm bekliyor.”

Çiftçinin üretimde verdiği sözün bir değeri var. ”Agri-Fintech şirketleri ise bu sözü paraya veya başka bir ifade ile alım gücüne çeviriyor. Tarımsal üretim zincirinde birçok farklı biçimlerde üretim kontratları görüyoruz, bunları önemli bir kısmı da sözlü ilerliyor.” diyen Yılmaz; “bu kontratları ‘Akıllı Kontrat”lar ile değiştiriyor, yani dijital, doğru üretim ve teslim koşulları oluştuğunda tarafların hakedişlerini insansız yapan ve hasat döneminde üretilecek değeri bugün kullandıran, üretimin ve ürünlerin işlenme adımlarını şeffaflaştıran bir teknoloji ile yeniliyor. Üretim şeffaf hâle geldiğinde üreticinin gücü ortaya çıkıyor ve bu güç ile gübre, ilaç, tohum gibi girdileri istediği koşullarda alıyor, gereksiz borçlanmıyor. Uygulamada bu akış çiftçi ile firma arasında dijital ortamda yapılan bir sözleşme ile başlıyor. Bu ödeme sistemini kabul eden üye işyerleri ve girdi sağlayıcılardan ihtiyaçlarını alan çiftçi, ürünün satılmama endişesi olmadan üretim yapıyor ve tek bir alıcıya bağlı kalmadan ürünü satabiliyor.

Yazının Devamını Oku

Çöpümüzü kavanoza sığdırma zamanı

18 Kasım 2020
Geçtiğimiz yıl dünya genelinde yaşanan doğal afetlerin çoğu iklim değişikliği ile bağlantılıydı. Bu konuda çalışmalar yürüten pek çok kurum ve kuruluş, son bir yıldır iklimle bağlantılı olarak yaşanan 100’ün üzerindeki felaketten yaklaşık 50 milyondan fazla insanın etkilendiğini bildirdi.

Hepimizin defalarca duyduğu 2050 yılına kadar denizlerin balıktan çok plastikle dolacağı sözü aslında veriler ışığında yapılan hesaplamalara dayanıyor. IPCC (Ülkeler Arası İklim Değişikliği Paneli) Özel Raporu’na göre okyanusları sonra yıllarda, binlerce yıldır olmadığı kadar değiştirdiğimizi gösterdi. Öte yandan geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir başka çalışma, önümüzdeki on yıl içinde Arktik ekosistemin tamamen yok olabileceğini öne sürüyor. Kuzey Kutbu'ndaki hayvan göçü ve hareketlerine ilişkin otuz yıllık verilerin değerlendirildiği çalışmaya göre, hayvan hareketliliği ısınan iklim nedeniyle değişiklik gösteriyor.

Bu konuda dünyada pek çok ülkenin imzaladığı anlaşmalar mevcut. Bu anlaşmalar ve yapılan farkındalık çalışmaları sonucu  çevre dostu üretim, şirketler için hem bir zorunluluk  hem de bir prestij hâline geldi. 

Sıfır emisyon mümkün mü? 

Emisyonların tümü ne yazık ki tamamen ortadan kaldırılamıyor. Bu nedenle de yok edemediğimiz emisyonu telafi etmenin yolları aranıyor. Dünyanın önde gelen büyük şirketleri  giderek çevre dostu politikalar benimserken bir yandan da yatırımlarını geleceğin enerjisi olarak görülen güneş enerjisine doğru kaydırıyor. Ayrıca, atıklarını ayırıyor ve geri dönüşüm merkezlerine gönderiyorlar. Bunlar ve daha pek çok yöntem kurumların görev ve sorumlulukları arasında. Peki bireysel olarak bizler neler yapabileceğimizi biliyor muyuz? 

Temiz bir gelecek 

Öncelikle sıfır atığı sahiplenmek gerekiyor. Ekonomistler buna biraz kızacak olsa da gereksiz tüketimi azaltmak gerekiyor. Tüketimden kastım sadece plastik, kağıt, cam, elektrik de değil, yediğimizden içtiğimize hatta giydiklerimize kadar her şeyi kapsıyor.

Yazının Devamını Oku

Bu manevrayı sadece SOLOTÜRK yapıyor

13 Kasım 2020
Çelik kanatlarıyla mavilikleri yaran, özgürlüğün sesini kulaklarımızda çınlatan, Türk Hava Kuvvetleri’nin göz bebeği SOLOTÜRK F-16 gösteri ekibi, yaptıkları yurt içi ve yurt dışı gösterilerle bizleri hayran bırakırken aldıkları uluslararası ödüllerle de gururlandırıyor. Ayrıca pilotlar bu eşsiz gösterileri, çok zor irtifa ve hızlarda gerçekleştirirken 9 G’ye kadar basınca maruz kalabiliyorlar. Bu manevralardan bazılarını dünyada sadece onlar yapabiliyor. Ekip 2021 yılında da kuruluşunun onuncu yılını kutlamaya hazırlanıyor.

Asıl görevlerinin “savaşmak” olduğunu söyleyen, Türk Hava Kuvvetleri’nin F-16 gösteri ekibi SOLOTÜRK, Gösteri Pilotu Hv. Plt. Bnb. Emre MERT, Gösteri Pilotu Hv. Plt. Yzb. Serdar DOĞAN, Basın ve Halkla İlişkiler Subayı Hv. P. Yzb. Mustafa Bircan BİÇER’in yanı sıra 1 subay 8 astsubay olmak üzere toplam 9 bakım personelinden oluşuyor. Ekip, merak edilen soruları sizler için yanıtladı.

F-16 hangi amaca yönelik üretildi, SOLOTÜRK için neden bu uçak tercih edildi?

F-16, 4. nesil savaş uçağı. 25’ten fazla ülke tarafından kullanılıyor. 1987 yılından bu yana da ülkemiz, bu uçağı aktif olarak kullanıma aldı. F-16, “Side Stick” kullanılarak üretilen ilk savaş jeti. Bu özellik yüksek “G”li manevralarda pilotun hâkimiyet sağlaması için önemli. Kanopisi tek parça şeffaf yüzeyden oluşuyor. Bu da pilotun görüş alanını arttırıyor. Tüm bu özelliklerinin yanı sıra F-16, “Fly By Wire” kullanılan ilk uçak. Yani pilotun komutlarıyla hareket yüzeyleri arasına bir bilgisayar giriyor. Bunlar F-16’nın seçiminde etkili olan kriterler arasında.

Gösteri uçuşlarında kullanılan uçaklarda ne gibi değişiklikler yapılıyor?
Gösteri uçaklarımız normal muharip uçaklarla aynıdır. Hiçbir değişiklik yapılmıyor. Ödüllü tasarımı kendisine has. Bunun dışında gösterilerimizde kullanmak üzere kanat uçlarımıza duman üreteçleri takıyoruz. 

Dünyada sadece SOLOTÜRK’ün yapabildiği adınızla anılan kalkışından söz eder misiniz? 

SOLOTÜRK kalkışı, kalkış ve tekerlerin toplanmasından hemen sonra 10 metrede terse geçip tırmanmaya devam ettiğimiz manevramızdır. Dünyada tek yapabilen gösteri ekibiyiz. Bu hareketi zor kılan uçağın ters kumanda bölgesinde kullanılmasıdır. Daha da zor kılan diğer kısım ise, bu hareketi kalkış esnasında düşük irtifada yapıyor olmamız. 

Yazının Devamını Oku