Serap Torun

5G ile ameliyattan VR ile tedaviye

3 Kasım 2021
Dijital sağlık alanında farklı uygulamaların hayata geçirilmesi dikkatleri tıptaki teknolojik gelişmelere yoğunlaştırıyor. 5G ile yapılan uzaktan ameliyatlar, bazı hastalıkların teşhisi için kullanım onayı alan yazılımlar ve tedavide kullanılan VR uygulamalar tıp alanındaki teknolojik gelişmelerin ileride topluma sağlayacağı katkıların habercisi.

Geçtiğimiz günlerde ABD Gıda ve İlaç İdaresi, kanser şüphesi olan alanların tespitinde patologlara yardımcı olacak yazılıma De nova pazarlama öncesi onayı verdi. Paige Prostate adı verilen yazılım, prostat biyopsisi görüntüsünde kanser olma olasılığı en yüksek olan alanı belirlemek için tasarlanmış ilk yapay zekâ (AI) tabanlı yazılım olma özelliğini taşıyor. 

Yapılan çalışmada pataloglar yazılım yardımı ile ve yardımsız 527 prostat biyopsi görüntüsü inceledi.  Çalışma sonucunda patalogların yazılım yardımı alarak yaptıkları incelemelerin yardımsız olanlara kıyasla %7,3 oranında iyileştiği görüldü. Yazılımın iyi huylu tümörlerin tespitinde ise bir etkisi olmadığı açıklandı. FDA’nın bu kararı dijital sağlıkta hem yeni bir alan başlığı açılması hem de bu tip diğer ürünlerin de pazarlama onayı almasının önünü açması açısından önemli görülüyor. 

5G geleceği şekillendiriyor 

Geçtiğimiz günlerde ülkemizde gerçekleştirilen bir diğer önemli dijital sağlık olayı ise 5G kullanılarak yapılan ameliyat oldu. 5G bağlantılı akıllı gözlükler ve interaktif bir platform kullanılarak farklı şehirlerde bulunan doktorların da anlık takibi ile başarılı geçen ameliyatı Ankara Acıbadem Hastanesi, Üroloji uzmanı Prof. Dr. Lütfi Tunç gerçekleştirdi. Türk Telekom’un sağladığı yeni nesil 5G altyapısı ile gecikmesiz görüntü aktarımı sağlanarak gerçekleştirilen ameliyat ileride dijitalleşen sağlık, tıp eğitimi ve farklı konularda hayatımızı etkileyecek yeni gelişmelere zemin hazırlıyor. 

Bu ameliyata kullanılan 5G, mesafeler ve erişilebilirlik anlamında dünyamızı biraz daha küçültürken yaşam kalitemizin artmasının sağlayacak teknolojilerin hayata geçmesinin önünü açıyor. Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşmiş Milletler gibi kurumların da sağlık, eğitim ve daha pek çok konuda hizmete erişimde eşitlik sağlamak adına çok önemsediği 5G teknolojisinin hayatımızda hissedilir bir etki yapması bekleniyor. 

Yeni nesil bağlantı 5G ile hastaneler, dijital sağlık uygulamaları ve cihazları, yazılım dağıtımları, otomasyon, robotik, makine öğrenimi ve daha fazlasının potansiyelini fark eden akıllı binalar oluşturabilir. Ayrıca AI ve 5G kombinasyonunun giyilebilir tıbbi cihazlar tarafından tespit edilen sağlık sorunları hızla hekime ulaştırılabilir. 

Göz tembelliğine VR tedavisi 

Göz tembelliği olarak bilinen görsel bozukluk ambliyopi’si olan çocuklar için sanal gerçeklik tabanlı bir tedavi de yine FDA tarafından De novo pazar öncesi onayı aldı. Bu gelişme yakın zaman sonra göz hekimlerinin reçetelerine VR (Sanal Gerçeklik) gözlüğü ekleyebileceği anlamına geliyor. Sanal gerçeklik gözlüğü aracılığıyla çocukların görüşünü iyileştirmeye yönelik bir tedavi yöntemi olan Luminopia One, bunu yaparken popüler TV şovları ve filmleri kullanıyor. Evde kullanılabilen gözlük uzman hekim önerisi ve kontrolünde kullanılıyor. 

Yazının Devamını Oku

Pandemi sosyal medya algoritmalarını değiştirir mi?

2 Eylül 2021
Salgın öncesi politik konularda sahte veya yanlış haber yayılımı ile sınanan sosyal medya pandemide, hastalık ve aşı hakkındaki içerikler ile de sınandı. Geçtiğimiz günlerde YouTube’ un baş ürün sorumlusu Neal Mohan, yayınladığı bir yazısında, yanlış bilgi yayan videoları kaldırmanın sorunu kontrol altına almak için yeterli olmadığı belirtti.

Covid 19 salgınının başlangıcından itibaren Facebook, YouTube, Twitter ve diğer sosyal medya şirketleri, platformlarında yanlış bilgilerin dolaşması nedeniyle oldukça fazla eleştiri aldı. BMJ Global Health'de yayınlanan bir araştırma, Mart 2020'de COVID-19 ile ilgili en çok görüntülenen YouTube videolarının dörtte birinden fazlasının yanlış bilgi içerdiğini gösterdi.  Ayrıca yapılan bir başka araştırmada da kullanıcıların bu tarz videoların çoğuna YouTube’ un öneri listesinden ulaştıkları görüldü. 

Sağlık okuryazarlığı oranı düşük 

Ekonomik İş birliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) himayesindeki, Uluslararası Yetişkin Yeterliliklerini Değerlendirme Programı (PIAAC), ABD dahil pek çok ülkede sağlık okuryazarlığı oranının yetersiz olduğunu göstermiştir. Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Düzeyi ve İlişkili Faktörleri Araştırması’na göre Türkiye’de yaklaşık olarak 10 kişiden 7’sinin sağlık okuryazarlığı düzeyi düşük bulunmuştur. Sağlık okuryazarlığı düzeyinin sağlık harcamalarına etkisi üzerine yapılan araştırmalarda, yetersiz sağlık okuryazarlığının sağlık harcamalarını artırdığı da kanıtlanmış ayrıca bu durumun toplum sağlığını da olumsuz etkilediği gösterilmiştir. 

Sosyal medya duruma göre tavır aldı 

İnsanların sağlık okuryazarlığı konusundaki karnesi bu denli kötüyken, yeterince kontrol edilemeyen sosyal medyada da yanlış veya sahte içeriklerin çok olması ve gerçek olmayan içeriklerin gerçeklere göre daha hızlı yayılması aslında çok da beklenmedik bir durum değildir. 

Gerek YouTube gerekse Facebook, Twitter salgının ardından milyonlarca sahte veya yanlış içeriği yayından kaldırdığını açıkladı. Hatta Covid 19 için doğru bilgilendirme kaynaklarına yönlendirme yaptıklarını belirtti. Facebook ayrıca, temmuz ayında #VaccinesKill hashtag'ini kaldırdığını duyurdu. Geçtiğimiz hafta ise ABD Gıda ve İlaç İdaresi'nin (FDA) Pfizer COVID-19 aşısını 16 yaş ve üzeri için tam olarak onaylamasıyla ilgili mesajlar paylaşacağını ayrıca şirket politikalarını “FDA onaylı aşı yoktur” iddialarını ortadan kaldıracak şekilde güncellediklerini bildirdi. 

Bu konuda çalışmalar yapan YouTube 2021 başlarında doğru bilgi için çeşitli sağlık otoriteleri ile iş birliği yaptı ve doğru bilgi için sağlık profesyonellerini daha fazla paylaşım yapmaya davet etti. Ancak burada bir başka sorun daha karşımıza çıkıyor. Doğru bilginin ya da hekim videolarının müzik ya da eğlence içerikleri ile kıyaslandığında yeterince ilgi görmemesi ve bu kişilerin de güvenilirliğinin teknoloji şirketleri tarafından tam olarak bilinmemesi.

Bu sorunu çocukluk çağı aşılarında aşı kararsızlığı olarak yaşıyorduk, şimdi pandemi nedeniyle Covid 19 aşılarında yaşıyoruz. Sadece sağlık da değil seçimlerinde, günlük sağlık haberlerinde, dini inançlarla ilgili, gündelik olaylarda her yerde karşımıza çıkıyor. Hatta bildiğiniz gibi artık hayatımızda Deepfake denilen bir terim var. Başkasının yüzünü sesini kullanarak o kişiye istediğiniz konuşmayı yaptırmanız bile teknolojik olarak mümkün.

Yazının Devamını Oku

Büyük veri giderek değerleniyor

26 Mart 2021
Son yıllarda en sık duyduğumuz sözler arasında “Büyük Veri” yer alıyor. Başta markalar olmak üzere herkes bir verinin peşine düşmüş durumda. Veri sahipleriyse ellerindekini koruyabilmeye çalışıyor.

Veriler, haklara saygılı kullanıldığı taktirde, toplumların pek çok sorununun çözülmesine yardımcı olabilir ve ekonomik değer yaratabilir. Hatta şeffaf veri politikaları, verilerin paylaşımı büyük toplumsal sorunların çözülmesinde de rol oynayabilir. Ancak halihazırda gerek gerçek gerekse sanal ortamda insanların haklarını korumaya yönelik hâlâ pek çok boşluk var. Genel olarak verileri işleyen şirketler veri sahiplerine nazaran daha güçlü konumda. Dijital ekonomide, veriler para kazanılabilen ve bireylere ve şirketlere önemli faydalar sağlayan kritik bir kaynak hâline geldi. Yine de veriyi oluşturan kişinin rızası olmadan verilerin çalınması, kötüye kullanılması riski her zaman mevcut. 

Siyasiler de büyük veri peşinde

Veriye konu olan bilgiler sadece kredi kartı ya da kimlik numaramız, adresimiz değil aynı zamanda kişisel tercihlerimiz ne yediğimiz ne giydiğimiz, hangi marka ürün satın aldığımız en çok ne arattığımız vb. daha pek çok tercihimiz de veri olarak toplanıyor ve ekonomik bir değer oluşturuyor. Bu konuda yeni bir gelişme ise Çin hükümetinin yerel teknoloji devlerinin ellerindeki veriyi denetleyecek ortak bir girişim kurmayı planlaması. Hükümet, dijital ekonominin sağlıklı gelişimini desteklemek için e-ticaretten sosyal medyaya kadar birçok alanda hizmet veren şirketin verilerini açmalarını öneriyor.

Yeni kuruluşun kapsamının ne olacağı ne tür verileri yöneteceği ve hangi kaynaklardan alacağı ise hâlâ belirsizliğini koruyor. Ancak bu yönde bir girişimin uluslararası sonuçlar doğurması da çok mümkün.  Bu talep, giderek büyüyen ve toplumu etkileme gücü yüksek dijital platformların, siyasilerin iştahını kabarttığının bir göstergesi olarak da yorumlanabilir. Anlaşılan o ki artık dünyada medya ve  sosyal medyanın ardından artık e-ticaret siteleri de siyasilerin ilgisini çekiyor. 

Bu verilerin korunması hükümetler açısından ulusal güvenlik meselesi olarak görülse de uluslararası platformlardan toplumları uzak tutmak çok da mümkün değil. Verilerin güvenliği için çözüm yine uluslararası kurallardan geçiyor. 

Yazının Devamını Oku

Yapay zekânın kuralları doğru belirlenmeli

30 Ocak 2021
Yapay zekâ, kullanım alanı yaygınlaştığından bu yana sınırları sık sık tartışılan bir teknoloji oldu. Elon Musk’dan Stephan Hawking’e kadar dünyanın önde gelen teknoloji patronlarının da zaman zaman uyardığı yapay zekânın güvenilir ve etik kullanımı bu yıl sanal ortamda düzenlenen Davos Zirvesi’nde de ele alındı. WEF (World Economic Forum), Davos’da yeni bir iş birliği platformu olan “Global AI Action Alliance” yapılanmasını hayata geçirdiğini duyurdu.

Son yıllarda teknoloji firmaları, yapay zekayı (AI) geliştirme konusunda büyük atılımlar gerçekleştirdi. Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Teşkilatı’na (OECD) göre, 60 ülkede yer alan farklı merkezler yapay zekânın toplum ve iş dünyası üzerindeki etkilerine odaklanan çalışmalar yürütüyor. Buna rağmen yapay zakâ (AI) ile ilgili pek çok olumsuz durum da yaşandı.

Meselâ, ABD’nin bazı eyaletlerinde, emniyet güçlerinin AI tabanlı yüz tanıma uygulaması kullanımını durduruldu. Özellikle emniyet güçlerinin kullandığı bu teknolojinin ırkçı yaklaşımlar göstermesi, suçlu teşhisinde yanlış yönlendirmesi, AI’nin henüz yeteri kadar bu görevlere hazır olmadığını gösterdi. Ayrıca Deep- fake olarak adlandırılan sahte görüntülerin çoğalması da AI’nin kötüye kullanımı konusunda ciddi endişelere neden oldu.

Diğer yandan yapay zekâ kullanımı gerek ekonomik gerek askerî konularda ülkelere açık ara avantaj sağlayabilecek bir teknoloji olarak görülüyor. Çarşamba günü ABD, Ulusal Güvenlik Yapay Zekâ Komisyonu tarafından yayınlanan rapora göre, ABD'nin yapay zekâ silahlarını keşfetmek ve geliştirmek için çalışma yürütmesi gerektiği belirtildi. Bu ve benzeri kararlar sadece ABD değil tüm diğer ülkelerin de gündeminde. Aynı şekilde geçtiğimiz günlerde İngiltere’nin AI Konseyi de Birleşik Krallık hükümetinin bir yapay zekâ (AI) stratejisine ihtiyacı olduğu yönünde fikir beyan etti. 

Aslında kurulan tüm AI stratejisi yönetim grupları gerek kamu gerek özel olsun yapay zekâ kullanımı konusunda kuralları belirleyici adımlar atmayı hedefliyorlar. Teknoloji devrimi ile hayatımıza giren AI’nin doğru, etik kullanımı ve globale eşit şekilde hizmet etmesi insanlık açısından önemli. Aksi halde AI konusunda girişim yapamayan ülkelerin giderek daha da fakirleşmesi etik ve sosyal olumsuz sonuçlarla karşılaşması söz konusu olabilir. Bilim kurgu filmlerindeki gibi içerdekiler ve dışardakiler şeklinde yaşayan ayrışmış toplumlar istemiyorsak, teknolojiyi paylaşmaya, etik çerçevede birlikte hareket etmeye özen göstermemiz gerekiyor.

Yazının Devamını Oku

Davos bu yıl “İyilik için teknoloji” diyor

22 Ocak 2021
Yeni normal düzende bazıları tarafından “Elitler Grubu” olarak da görülen Dünya Ekonomik Forumu (World Economic Forum-WEF) Davos buluşması bu yıl 25-29 tarihleri arasında gerçekleşecek. Online ortamda yapılacak olan zirvenin gündeminde iklim değişikliği başta olmak üzere sağlık, ekonomi ve teknolojik gelişmeler de masaya yatırılıyor. 

Yeni normal şartlarda gerçekleştirilen zirvenin yüz yüze versiyonun mayıs ayında Singapur’da düzenlenmesi planlanıyor ancak WEF Başkanı henüz programın netleşmediğinin de altını çiziyor. Singapur etkinliği henüz net olmasa da online etkinlikte yer alan başlıklar arasında iklim değişikliğinin ve teknolojinin önemli bir yer tutuğu görülüyor. 

Dijitalleşmenin yeni normalde daha fazla hızlanması istihdamı düşüreceğinden hem ekonomik hem de etik açıdan önemli bir konu. Burada sözünü ettiğim dijitalleşme genel kullanımın tersine şirketlerin sosyal medya hesabı açması değil robot, bot, yapay zekâ, IoT blokzinciri gibi farklı teknolojilere yönelmesi. Yeni teknolojilerin her zaman bazı meslekleri yok ettiği ancak farklı meslekler de doğurduğuna değinilen WEF Davos gündemi açıklamasında, yaşanmakta olan bu teknolojik değişimin sosyal boyutlarına vurgu yapılıyor. İnsan olmanın ne olduğunun tanımını tehdit ettiği düşünülen bazı uygulamalar, gizlilik, güvenlik, etik gibi kaygı verici konuların ele alınması gerektiği dile getiriliyor. 

WEF’nin bu yıl, Covid 19 salgının sonuçlarının değerlendirileceği, bu süreçte alınan derslerin masaya yatırılacağı ve dünyamızda azalan güvenin yenin yeniden tahsis edilmesi için nelerin yapılabileceğine dair özel bir gündemi bulunuyor.   

İyilik için teknoloji derken… 

Teknolojinin iş hayatında insan istihdamına olan etkisini en aza indirgemek, yeni oluşan iş kolları için eğitimli personel ihtiyacını karşılayacak eğitim programları oluşturmak global ekonomiyi etkileyen önemli bir konu. Bunun yanı sıra gelecekte kullanacağımız yeni nesil pek çok elektronik cihazın geri dönüşümlü malzemelerden üretilmesi, güneş ve rüzgâr enerjisine yönelmede kullanılan teknolojik ürünlerin tüm dünyada yaygınlaştırılması, yeni nesil piller ile karbon salınımını azaltmaya yönelik hamleler yapılması da “iyilik için teknoloji” temasının alt başlıklarından.  Diğer önemli konu ise küresel olarak yapay zekâ kullanımının bazı ortak kurallara bağlanması ve böylelikle kötüye kullanımın önüne geçilmesini sağlayacak tavsiye kararları alınması. 

Davos her ne kadar çok büyük etkilere sahip bir zirve gibi görünmese de gündem belirlemek ve farkındalık oluşturmak anlamında faydalı olabilir. Bakalım bu yık “İyilik” temaları ne kadar işe yarayacak. İyilik için teknoloji derken samimi ve yapıcı olmalarını bekliyoruz.

Yazının Devamını Oku

WhatsApp gizlilik politikası ile sınanan verilerimiz

15 Ocak 2021
Facebook'un sahip olduğu WhatsApp uygulamanın gizlilik politikasındaki güncelleme Bip, Signal ve Telegram’a yaradı. Araştırma firmalarının açıklamalarına göre, WhatsApp'ın gizlilik şartlarını güncellediği tarihten bu yana diğer mesajlaşma uygulamalarının indirilme rakamları geçtiğimiz aylara kıyasla 2 hatta 3 kart artış gösterdi. Peki WhatsApp, Bip, Signal, Telegram hangisini kullanmalı?

Son olaylarla birlikte Facebook'un geçmişte gündem olan verileri işleme yolları kullanıcılar tarafından yeniden hatırlandı. Diğer yandan WhatsApp’ın AB ülkeleri için farklı kurallar uygulaması da kafalarda soru işareti doğurdu. Bu süreçte Elon Musk’ın Signal’i önermesi ise “Bir bildiği vardır” düşüncesiyle kullanıcıları etkilemiş gibi görünüyor. Zira bu açıklamasının ardından Signal oldukça fazla kullanıcı kazandı hatta isim benzerliği nedeniyle tamamen farklı sektörde olan bir şirketin hisse senetlerinde bile artış yaşandı. 

WhatsApp, Bip, Signal, Telegram hangisini kullanmalı? 

WhatsApp’ın AB için farklı kurallar uygulama sebebi oradaki veri gizliliği kurallarının diğer ülkelere nazaran daha belirgin sınırlarla daha fazla korunuyor olması olabilir. Anlaşılan şirket burada bir sorun yaşamak istemiyor. Diğer taraftan şirketin Türkiye temsilcisinin açıklamasından, yeni gizlilik politikası ile şirketin farklı bir ürün ortaya koymaya çalıştığını anlıyorum. Ancak bu ürün yine kullanıcıların tercihi ile kullanılabilecek bir gelir modeli gibi görünüyor. Yani bizden habersiz bir şey alınıp satılmayacak ama bir noktada alıcı ve satıcıyı buluşturabilecek. 

Sonuç olarak baktığımızda konunun geldiği nokta verinin önemi. Peki bu kadar kıyamet kopardığımız verimizi WhatsApp’ın gizlilik politikası değişmeden önce koruyabiliyor muyduk? 

Yakın zaman öncesine kadar tüm kargo şirketlerinin kuryeleri en önemli verimiz olan kimlik numaralarımızı alıyordu. Her gün internete girdiğimiz pek çok browser günlük olarak nerelerde gezindiğimizi ne okuduğumuzu ne satın aldığımızı takip ediyor. Hadi bunlar önemsenmedi diyelim, yıllardır çocukların fotoğraflarını, okulunu, evinizi, özel sayılabilecek bilgilerinizi sosyal medyada paylaşmayın diye uyarıyor uzmanlar. Uygulamaya baktığımızda ise yine her mecranın herkese açık bilgilerle dolup taştığını görebilirsiniz.

Şu an sosyal medyada pek çok kişinin 5 hücreli hâlinden ergenliğine kadar her türlü fotoğrafı hatta yer bildirimleri ile mevcut. 

Bunların haricinde tanışma, eş bulma siteleri, özel mesajlarda verilen telefon numaraları, adres bilgileri, genel bilgiler, havalarda uçuşan fotoğraflar bitmek bilmiyor. Instagram’da her gün başkalarının neler yaptığını izliyor onlara neler yaptığımızı gösteriyoruz. Eğlence için gizlilik politikasını okumadan uygulama indirip kullanıyoruz. Eee nerede kaldı gizlilik, güvenlik. 

Yazının Devamını Oku

Sosyal medyanın global köyü

8 Ocak 2021
Washington DC'deki Kongre Binası’na Trump taraftarlarının yaptığı baskının ardından ABD Başkanı Donald Trump'a Facebook, Instagram, Twitter gibi sosyal medya platformlarında gönderi yasağı geldi. Pek çok defa toplu eylemlerde kullanılan sosyal medya kanalları bu defa işi sıkı tutuyor.

Trump’ın konuşması ardından çıkan olaylar nedeniyle sosyal medya hesapları da platformların yönetimi tarafından engellenmişti şimdi ise bu engel 20 Ocak tarihine kadar uzatıldı. Çünkü o tarihte Trump koltuğunu Biden’a bırakacak. Ancak çıkan olaylar sonucu Trump’ın bir an önce başkanlıktan azli ve sürecin hızlandırılması gündemde. Bu olaylar Trump için yargı sürecinin de önünü açabilir. 

İşin bu kısmı olayların siyasi tarafı olsa da sosyal medyanın siyasiler tarafından farklı amaçlar için kullanımı herkes tarafından bilinen bir gerçek. Çoğumuzun hatırlayacağı gibi onlarca yazıya, teze konu olan “Arap Baharı” da sosyal medya yoluyla yayılan bir hareketti. Özellikle Tunus ve Mısır halklarının yakından hatırlayacağı bu dönemde toplu eylemler sosyal medya yoluyla yayılmıştı. Belki de ilk defa sosyal medyanın böylesi büyük etkilere sahip olabileceğini tüm dünya görmüştü. 

Global Köy 

Teknoloji sayesinde küçük bir topluluğa dönüşen dünyamızı Marshall McLuhan yıllar önce “Global Köy” olarak adlandırmıştı. Günümüzde bu köy, kitle iletişim yollarının daha fazla kullanımı ve hızı nedeniyle gittikçe küçüldü.  Gutenberg’in matbaayı bulmasıyla sözlü kültürden yazılı kültüre evirilen medya, artık elektronik kültüre dönüştü ve bugün Elon Musk’ın dünyanın en zengini koltuğuna oturduğunu bile neredeyse Musk’tan önce öğreniyoruz. 

Ancak dijitalde bu denli hızlı yayılan haberlerin kullanımı yanlış ya da yalan haber üretimini artırdı. Yapılan araştırmalar, sosyal medyada gerçek bir haberi 1.500 kişiye ulaşmanın, sahte bir haberi ulaştırmaktan altı kat daha zor olduğunu ortaya koyuyor. Sahte haber yayılımının en yakın örneğini ise yaşadığımız salgın döneminde gözlemliyoruz. Salgın sürecinde o kadar fazla bilgi kirliliği oluştu ki sonunda Dünya Sağlık Örgütü bunu virüs kadar tehlikeli bulduğunu belirterek, duruma “İnfodemik” adını verdi.   

Sosyal medyanın kötüye kullanımı olduğu gibi iyi yönleri de var. Sosyal medya kanalları, doğal afetler esnasında arama kurtarma çalışmalarında,  bireysel pek çok yardım çağrısında olduğu gibi iyi işlere de vesile olabiliyor.  Özellikle evlere kapandığımız küresel salgında,  iletişim ve eğlence için sıkça sosyal medya kullanıyoruz. Kötüye kullanımda sosyal medyayı suçluyoruz ancak bu kanalların sonuçta biz insanlar tarafından kullanıldığını unutmamak gerekiyor. Kötülük sosyal medyaya değil insana has bir özellik. Yanlış, sahte haberlerin, kötü amaçlarla hazırlanan içeriklerin yayılmaması da yine bizlere bağlı. Sosyal medya platformları gerekli önlemleri mutlaka almalı ancak insanlar da bireysel olarak olumlu katkı sağlamalı. Bunun için doğru, bilinçli, eğitimli, merhametli bireyler olarak kendimizi ve çocuklarımızı eğitebiliriz. İletişimimizi çoğunlukla dijital alanlarda yürüttüğümüz bu günlerde, nezakete ve saygıya daha fazla önem vererek, faydalı, doğrulanmış içerikleri paylaşmaya özen gösterebiliriz.

Yazının Devamını Oku

Mücbir teknoloji

25 Aralık 2020
Yeni bir yıla günler kaldı. Geçtiğimiz yıldan pek çoğumuz memnun olmasak da gelecekte olacak dediğimiz pek çok olayı 2020 yılında ışık hızında yaşadık.

Yılın bu son yazısında geçmiş yazılarıma göz atarken bir başlık dikkatimi çekti. Temmuz 2019’da “Sanal dünyaya taşınıyoruz” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Yazıda şöyle bir bölüm var “Teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken yaşam tarzımızda da değişikliklere sebep oluyor. Büyük şehirlerde trafikte kaybedilen vakit, şirketlerin ev ofis çalışanlarının çoğalması gibi nedenlerle görüşme ve toplantıları giderek sanal dünyaya taşıyor. Her ne kadar e-ticaret ve perakende satış alanındaki yeni teknolojileri hızla benimsesek de toplantılar ve iletişim alanındaki yeniliklere aynı hızla adapte olamadık gibi görünüyor.” Yazının devamında konuyla ilgili veriler paylaşmışım ve özetle sanal imkânlar varken neden değerlendirmiyoruz noktasına değinmişim. 

Oysa şimdi çok farklı  

Çoğumuz evlerimizden çalışıyoruz ve pek çok şirket bu yeni durumu o kadar benimsedi ki bir daha ofislere taşınmayacaklarını şimdiden duyurdular. Bu durum her ne kadar mücbir sebeplerden kaynaklandıysa da hızla benimsendi. Covid 19 salgını olmasaydı da bu yaşanacaktı ama daha ileri bir tarihte bekliyorduk. 

Diğer yandan dijital sağlık alanında da uzaktan ameliyatlar, sanal hekim randevuları, giyilebilir sağlık teknolojileri ve tele sağlık hizmetlerinin yaygınlaşması da 2019’da yazdığım konulardan bazılarıydı. Salgın sebebiyle bu teknolojiler de hızla hayatımıza hızla girdi.  Hatta o kadar hızlı yayıldı ki günümüzde uzaktan bağlantı ile hekim ziyaretlerini de aştık sanal asistan yardımıyla aşı oluyoruz. İngiltere'de pilot bir projenin parçası olarak 1.000'den fazla kişi, sanal bir asistan kullanarak grip aşısı yaptırdı. İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi’nin (NHS) sunduğu uygulamada yer alan sanal asistan bireylerin sorularını yanıtlıyor ve grip aşısına ihtiyacı olup olmadığını belirliyor. Uygulama, Doğal Dil İşleme (NLP) ve konuşma tanıma teknolojilerine sahip olduğundan kullanımı da oldukça kolay. Uygulama geliştiricisi, kullanım sonrası anket verilerine dayanarak bu yöntemin hasta başına maliyeti %14,4'e kadar azaltabileceğini iddia ediyor. Bizler de “Hayat eve sığar”  ve “e-Nabız” gibi uygulamalar kullanıyoruz. Bunlar da giderek daha fazla genişleyerek sağlık personelinin üzerindeki yükü hafifletebilir. 

Yine 2020’de bir günde tüm toplu alanların güzel kokmasını sağlayarak bizi temizlikte muasır medeniyet seviyesini taşıyan kolonya gündem oldu. Kolonyanın teknolojinden söz etmeyeceğim ama virüsü yok edebilmek için artık farklı teknolojiler de kullanıyoruz. AVM girişlerine yerleştirilen ultraviyole ışın yayan kapılar, beyaz eşyalara entegre edilen ultraviyole ışın yayan sistemler bunlardan bazıları. Fırın, buzdolabı gibi ürünler alırken bu sistemi kullanarak hijyen sağlayan ürünleri tercih etme şansımız oldu.


Yazının Devamını Oku