Sedef Batı

5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günümüz kutlu olsun

4 Aralık 2020
Dünya Kadın Hakları Günü her yıl 5 Aralık’ta tüm dünya genelinde kadınların daha insanca yaşama ve erkeklerle eşit haklara sahip olma isteğini dile getirdikleri bir mücadele ve dayanışma günü olarak kutlanıyor. Kadınların toplumsal alanda sahip olduğu haklara ve bunun önemine vurgu yapılıyor. Peki, Dünya Kadın Hakları Günü ne zaman ortaya çıktı? Kadın hakları kapsamında neler var? Kadın hakları ihlali sadece kadınları mı etkiliyor? Kadın Haklarının ülke ekonomisinde etkisi nedir? Tüm sorularımızın yanıtını Avukat Elvan Kılıç'tan alıyoruz.

Fransa'da 7 Mayıs 1748'de dünyaya gelen Olympe de Gouges, 1789’da Fransız Ulusal Meclisi’nde okunan ve günümüzdeki İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin esin kaynaklarından biri olan İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’ne karşı, bu metinde geçen “insan” sözcüğünün yalnızca erkeği kastetmesi nedeniyle 1791 yılında Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’ni yayımlar. Bu insanlık tarihindeki ilk kadın hakları bildirgesidir. Türkiye'de ise Kadın Hakları Günü, Mustafa Kemal Atatürk'ün öncülüğünde bütün dünya ülkelerinden önce 5 Aralık 1934 tarihinde Türk Kadınına "Seçme ve Seçilme Hakkı" tanındı. 5 Aralık 1934 günü dünyada kadınların yasal olarak milletvekili seçme ve seçilme hakkına sahip olduğu ülke sayısı 28, bu hakkın kullanıldığı ülke sayısı ise sadece 17 idi.

Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmak yolundaki mücadelenin başlangıcı 8 Mart 1857 yılında Amerika’nın New York kentinde tekstil sektöründe çalışan yüzlerce kadının düşük ücretlerini, uzun çalışma saatlerini ve insanlık dışı çalışma koşullarını protesto etmek için grevler yapması olarak kabul edilmektedir. Kadın hakları mücadelesinde 1975 yılı büyük özellik taşıyordu. Uluslararası Kadınlar Yılı olarak kutlandı. Bu yıl etkinlikleri içerisinde Birleşmiş Milletler 8 Mart gününü Dünya Kadın Günü olarak kutlamaya başladı. Türkiye’de ise Kadın Hakları Günü, Mustafa Kemal Atatürk'ün öncülüğünde bütün dünya ülkelerinden önce 5 Aralık 1934 tarihinde Türk Kadınına "Seçme ve Seçilme Hakkı" tanındı. Şu an ülkemizde hem 5 Aralık’ta hem de 8 Martta kadınlar gününü kutlamaktayız.

Dünya Kadın Hakları Günü kadınların seslerini duyurabilmeleri, cinsiyet eşitsizliğini vurgulamaları, toplumda bilinç ve farkındalık yaratmak, kadının hak ettiği değeri görmesini sağlamak amacıyla tüm dünyada kadınlar başta olmak üzere erkekler tarafından da kutlanan ve kutlanması gereken bir gündür.

İlk olarak erkeklerle eşit haklara sahip olmasıdır. Türk Anayasa’sının 10. Maddesi kadın- erkek demeden tüm insanların eşit olduğundan bahsetmektedir. Bilindiği üzere uzun yıllar boyunca erkek kadından üstün görülmüş ve erkeğin sahip olduğu haklardan kadın yararlanamamıştır. Kadınların uzun yıllar mücadeleleri sonucunda kadın erkek eşitliği sağlanabilmiştir. Kadınlar boşanma hakkı, velayet hakkı ve malları üzerinde tasarruf yetkisine çok sonradan sahip oldular. Analık sigortası, yaşlılık sigortasının kadın ve erkekler için eşit esaslara göre düzenlenmesi, kadınların eşlerinin soyadıyla kendi soyadlarını da kullanmaları, iş ve meslek seçiminde eşlerinden izin almak zorunda olmamaları, iş sözleşmelerinde cinsiyet veya gebelik nedeniyle farklı işlem yapılamayacağının hükme bağlanması da önemli düzenlemeler arasında yer almıştır.

Toplumumuz ataerkil bir toplum olduğu için erkekler kadınların evde oturup ev işi yapması gerektiğini düşünmektedirler. Oysaki İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre erkekler ve kadınlar eşit durumdadırlar. Erkeklerin bu eşitliği fark etmeleri ve kadınların da erkekler gibi iş hayatları olabileceğini, anne oldukları kadar kariyer sahibi olabileceklerini bilmeleri gerekmektedir. Son yıllarda kadınların iş hayatında güçlü olduğu görülmektedir. Erkeklerin güçlü kadınları desteklemeleri, onların başarıları için mutlu olmaları gerekmektedir. Kendi kıskançlıklarını ön planda tutarak kadın cinayetleri, şiddet gibi birçok soruna yol açan erkekler bu duygularını dizginlediklerinde kadınların önü açılacaktır. Aynı zamanda kadın haklarına ilişkin gösteriler ve yürüyüşler düzenlendiğinde, kadınların yanında olarak toplumda kadınları kendileriyle eşit gördüklerini göstermeleri gerekmektedir. İşte o zaman eşitlikten bahsedebiliriz.

Kadınlar geçmişten günümüze her zaman çalışma hayatının içinde farklı şekillerde yer almışlardır. Türk hukukunda çalışma hakkı ve hürriyeti anayasa ile güvence altına alınmıştır ve kadınların çalışma şartları özel olarak korunmaktadır. Cumhuriyet sonrası hızlanan sanayileşme ve kentsel yaşamın başlaması ve cumhuriyetin getirmiş olduğu hukuk sisteminin kadına tanıdığı kadın-erkek eşitliği, istediği alanda eğitim görme ve meslek edinme hakları ile birlikte kadınlar için de farklı kollarda çalışma alanları ortaya çıkmıştır. Böylece kadınlar kendi ihtiyaçlarını karşılayabilir, aile ekonomisine katkı sağlayabilir konuma gelmiştir. Bu durumun uzun vadede düşünüldüğünde ülke ekonomisi ve ülkenin kalkınması için de olumlu yanları olduğu inkâr edilemez bir gerçektir.

Ülkemizde ve dünyada kadın haklarını savunan birçok sivil toplum kuruluşu vardır. Özellikle ülkemizde kadın hakları alanında önde gelen STK’ları şu şekilde sıralayabiliriz:

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı:

Yazının Devamını Oku

Pelin Akil ve Anıl Altan ile Babalar Günü'ne özel keyifli bir sohbet

19 Haziran 2020
Bugün Pelin Akil ve Anıl Altan çiftinin evlerine konuk oluyoruz. Eminim sizler de benim kadar bu güzel çiftin ve sevimli bebeklerinin ev yaşantılarını merak ediyorsunuz. Hamilelik döneminden ikizlerin doğumuna, karantina sürecini nasıl geçirdiklerinden yeni reklam filmlerine kadar pek çok konuda çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Devamını okumak için tıklayın!

Yazının Devamını Oku

Bugün 1 Aralık Dünya AIDS Günü

1 Aralık 2019
Her yıl 1 Aralık Dünya AIDS günü olarak kutlanıyor. Peki, AIDS konusunda ne kadar bilgi sahibiyiz? HIV ile AIDS arasındaki fark nedir? HIV virüsü nedir? HIV belirtileri nelerdir? HIV nasıl bulaşır? HIV tedavisine başladığında bir kişinin hayatı nasıl etkileniyor? HIV pozitif ya da AIDS olmak cinsel hayatı nasıl etkiliyor? Tüm sorularımızın yanıtını konusunda uzman isimlerden alıyoruz.

Öncelikle kafaları en çok karıştıran şu soru ile başlayalım. HIV pozitif olmak demek, AIDS olmak anlamına mı geliyor?

Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Ramazan Gözüküçük: Hayır kesinlikle, HIV pozitif demek virüsün bulaştığını gösteriyor ancak AİDS ise HIV enfeksiyonunun -bağışıklığın ileri düzeyde baskılanması sonucu- birçok bulgularının görüldüğü daha ileriki ve ağır aşamasıdır.

HIV virüsü nedir? HIV belirtileri nelerdir? HIV nasıl bulaşır?

Ramazan Gözüküçük: HIV (Human Immunodeficiency Virus / İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü) virüsü, bağışıklık sistemini ileri düzeyde baskılayarak vücudu savunmasız hale getirip, tedavi edilmediğinde ağır enfeksiyonlarla ölüme yol açabilen, kan teması olabilecek işlemler ve korunmasız cinsel temas yoluyla bulaşan bir virüstür.

Belirtileri, hastalığın erken döneminde daha çok gribal enfeksiyon belirtileri, ateş-döküntü-boğaz ağrısı-halsizlik ve hafif ishal gibi şikayetler olur.

Bulaşma yolları: Cinsel yol-özellikle homoseksüel ilişkide risk daha yüksek, damardan uyuşturucuda ortak enjektör kullanmak, HIV + anneden doğan bebek, yeterli tetkikleri yapılmayan kan ürünü alınması.

Ancak, aşağıdaki durumlarda bulaşmaz;

Yazının Devamını Oku

Cinsiyetçi oyuncaklar çocuk gelişimine zarar veriyor mu?

23 Kasım 2019
Kızlar bebeklerle,çay-kahve takımları ile evcilik oynar, erkekler arabayla, topla tabancayla... Erkek çocuk eline bebek alınca, kız çocuklar arabalara merak salınca aileleri genelde bir korku sarıyor. "Nesi var bu çocuğun, niye hemcinslerinin oynadığı oyuncaklarla oynamıyor. Acaba bir sorun mu var, endişelenmeli miyim?"

Peki, bu şekilde oyuncak seçimindeki cinsiyetçi yaklaşımlar çocukların psikolojisini nasıl etkiliyor? Cinsiyetçi oyuncaklar çocuk gelişimine zarar veriyor mu? Aileler çocuklarına cinsiyet farklılıklarını nasıl anlatılmalı? Pek çok ailenin merak ettiği bu soruların yanıtlarını uzmanlarımızdan alıyoruz.

Uzman Klinik Psikolog- Aile Danışmanı M. Berk Karaoğlu: Çocuklarda sağlıklı bir cinsel kimlik gelişimi için kız oyuncağı veya erkek oyuncağı ayrımı yapılmamalıdır. Bir çocuğun sınırlama olmadan her oyuncakla oynamasının sağlıklı bir kişilik gelişimini gösterdiğini söylüyor. Oyuncaklarda cinsiyetçi ayrımlar ya da sınırlamalar yapılırsa çocukların cinsel kimlik gelişiminde sorunlar yaşanabilir. Çocuğun davranışlarının kısıtlanması oyunlarla kazanacağı becerileri sekteye uğratabilir. Hem de anne baba olarak çocuğunuzda bir davranışı kısıtlamaya çalışırsanız tam tersi çocuğunuzu o davranışa yönlendirmeye de sebebiyet verebilirsiniz.

Bebekle oynayan erkek çocuğuna nasıl tepki verilmeli mesela?

Uzman Klinik Psikolog- Aile Danışmanı M. Berk Karaoğlu: Bir erkek çocuğunun bebekle oynamasına müdahale edilmemelidir. Çocuklar gerçek hayatı oyunlarla canlandırırlar. Bir erkek çocuk bebekle oynadığında bebek annesini temsil ediyor olabilir. Bu oyunlar cinsel kimlik ve rol algısı için faydalı olabilmektedirler. Eğer oyuncak çocuğun elinden alınırsa ya da “Kızlar bebeklerle oynar.” gibi cinsiyetçi söylemlerde bulunulursa çocuğun bebeklere ilgisi daha da çok artabilir. Çünkü yasak olması daha cazip hale getirebilir ve zamanla çocuk bebekler dışında diğer oyuncaklara ilgisini kaybedebilir. Unutmayınız ki çocuğa bir davranışta veya nasihatte bulunurken o durumun mantıklı nedenini çocuğa açıklayabilir düzeyde olmanız gerekmektedir.

Araba, tabanca gibi oyuncaklarla oynayan kız çocuklarına nasıl tepki verilmeli?

Yazının Devamını Oku

Otizm salgını ile karşı karşıya mıyız?

10 Kasım 2019
Dünyanın en büyük ve en saygın araştırma enstitüsü MIT'in geçtiğimiz yıllarda yayınlanan raporuna göre 2025 yılında çocukların yarısının otizmli olacağı açıklandı. Yani bu her iki çocuktan biri otizmli olacak demek! Gerçekten tablo bu kadar ürkütücü mü? Otizm salgını ile mi karşı karşıyayız? Aklımıza takılan tüm soruları değerli uzmanımız Psikolojik Danışman ve Özel Eğitim Uzmanı Bedi Aydın'a yönelttik.

1- Öncelikle otizm nedir ve neden olur, kısaca bilgi verebilir misiniz?

Otizm, ( otizm spektrum bozukluğunu kastederek bundan sonra otizm sözcüğünü kullanacağız) erken çocukluk döneminde ortaya çıkan, gelişimi olumsuz etkileyen ve yaşam boyu süren bir sorundur. Özellikle son yıllarda elde edilen bilgilere göre nörolojik bozukluğa neden olduğu düşünülmektedir.

Otizme yol açan neden veya nedenler kesin olarak bilinmiyor. Ancak çevresel faktörler olağan şüpheli olarak kabul görmektedir. Çevresel faktörler dediğimizde çok geniş bir yelpazeden söz ettiğimiz unutulmamalıdır. Ağır metaller , endüstriyel gıdalar , soluduğumuz hava ve kullandığımız aşılar bile otizm söz konusu olunca şüpheli olarak görülebilmektedir.

Otizmli bireyler ortak gelişim özellikleri göstermelerine rağmen ( sosyal etkileşimde sınırlılık, ilgi azlığı, yineleyici davranış kalıpları) tıbbi analizlerinde farklılıklar göstermektedirler. Otizm tanısı almış bazı bireylerde ağır metallere rastlanırken bazılarında ağır metaller normal değerlerde olabilmektedir. Her otistik bireyin farklı bir nedenden etkilenmiş olabileceğini düşünebiliriz.

2- Erken teşhis ve alternatif tedavi yöntemleriyle otizmin bir ölçüde önüne geçebilmek mümkün olacak mı?

Erken tanı, özellikle özel eğitimleri açısından yaşamsal önem taşır. Otistik çocukların sosyal etkileşim azlığı ve çevrelerine yetersiz ilgi göstermeleri nedeniyle öğrenme süreçleri kesintiye uğramaktadır. Toplumla uyumlu gelişme ve öğrenme gerçekleşmediğinde kendi davranış örüntülerini geliştirirler. Özel eğitime başlamadan önce otistik çocuklarda istenmeyen davranışların çokluğu bundan kaynaklanmaktadır.

Erken çocukluk döneminde çevremizle kurduğumuz ilişkiler çeşitlendikçe öğrenme süreçlerimiz olumlu yönde etkilenir. Tersi durumda da sınırlı öğrenme ile karşı karşıya kalırız.Erken tanı, özel eğitimin erken başlamasına ve sınırlı öğrenmelerden kaynaklanan yetersizlikleri önemli ölçüde ortadan kaldırmaya katkı sağlamaktadır.

Yazının Devamını Oku

Kemik iliği nakli için gönüllü donör olmak istiyorum, ne yapmalıyım?

22 Ekim 2019
Birkaç yıldır gönüllü donör olmak için aşırı istekliyim, bir insanın yitirmek üzere olduğu canına can katmanın yaşatacağı duygu paha biçilmez olsa gerek. Gel gelelim bir türlü harekete geçemedim bu konuda. Tembellik mi, bilgi eksikliğinden mi, korkaklık mı beni bu kadar oyaladı bilemiyorum ama bu sefer kesin kararlıyım. Benim gibi gönüllü donör olmak isteyip aklındaki sorulara yanıt arayanların sorularını özel bir hastanede Pediatrik Kemik İliği Nakil ünitesi sorumlusu Doç. Dr. Müge Gökçe yanıtlıyor.

ÖNCELİKLE SİZİ BİRAZ TANIYABİLİR MİYİZ? DOÇ. DR. MÜGE GÖKÇE KİMDİR?

24 Mayıs 1977 doğumluyum. 2001 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İngilizce Bölümü’nü bitirip tıp doktoru unvanını aldım. Sonra TUS sınavı ile İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı Bölümü’ne girip 2006 tarihinde çocuk doktorluğu yapma hakkını kazandım. 2009 yılında ise hep olmak istediğim Çocuk Hematoloji & Onkoloji Uzmanlığı eğitimini almak için girdiğim sınavı geçip Hacettepe Çocuk Hematoloji Bilim Dalı’nda eğitimime başlayıp 3 yıl sonra eğitimimi tamamladım. 2013 yılında Pediatri Doçentliği unvanını aldım. 2015-2018 yılları arasında özel bir hastanede Pediatrik Kemik İliği Nakil Ünitesi’nde sorumlu hekim olarak çalıştım.  Şu anda başka bir Özel hastanede Pediatrik Kemik İliği Nakil ünitesi sorumlu hekimiyim. Şu ana kadar 200’den fazla nakilin hazırlık dönemi ve nakil sonrası izlemlerinde aktif olarak yer almış bulunmaktayım.

PEKİ KİMLER GÖNÜLLÜ DONÖR OLABİLİR? SİGARA VE ALKOL KULLANMAK GÖNÜLLÜ OLMAYA ENGEL Mİ?

18-55 yaş arasında sağlıklı olan tüm bireyler kök hücre nakli için gönüllü olabilirler. Bulaşıcı hastalık ya da daha önce onkolojik hastalık geçiren hastaların donör olması uygun değildir. İlaç kullanan hastalarda kullanılan ilacın adı önemlidir. Örneğin gönüllü donör sadece tiroid hapı kullanıyorsa bu donör olmaya engel olmayacaktır. Sigara ve alkol kullanmak donör olmaya engel değildir.

GÖNÜLLÜ DONÖR OLMAK İSTEYEN  BİR KİŞİ NASIL BİR YOL İZLEMELİ?

Donör olmak isteyen birey Kızılay ya da TÜRKÖK şubelerine giderek donör olmak istediklerini bildiriyorlar. Burada gönüllüden 3 tüp kan alınıp kimlik ve adres bilgileri kayıt ediliyor. Donörün doku grubu çalışılıp TÜRKÖK ya da Dünya bankaları veri tabanına yüklenip saklanıyor. Ben ve benim gibi hematologlar hastalarına donör aradıklarında hastalarının doku grubu ile TÜRKÖK’te veri tabanı taraması yapılıyor. Eğer uyumlu bir donör bulunursa gönüllüye ulaşılıyor.

KÖK HÜCRE NAKLİ İÇİN VERİCİNİN UYGUN OLUP OLMADIĞI NASIL ANLAŞILIR?

Kök hücre naklinde sadece doku grubu uygunluğu (HLA uygunluğu) aranmaktadır. Kan grubu uygunluğu şart değildir. Hastamıza doku grubu uyumlu donör bulduğumuzda, donöre Hepatit B, hepatit C gibi bulaşıcı hastalık testleri yapılıp sonuçlar negatif ise işlemlere başlanıyor.

KÖK HÜCRE BAĞIŞI NASIL YAPILIR?

Kök hücre bağışı 2 yol vardır. Bunlardan ilki kemik iliğinden, ikincisi ise damardan kök hücre toplamaktır. Genel olarak hangi yolun seçileceği donör tarafından tercih edilse de, biz bazı özel hastalıklarda tercih ettiğimiz yöntemi belirtebiliyoruz.

KEMİK İLİĞİNDEN KÖK HÜCRE NASIL ALINIR?

İlk yöntem kemik iliğinden kök hücre toplama işlemidir. Bu işlemde donörden ameliyathanede genel anestezi altında kalça kemiğinden kemik iliği toplanmaktadır. İşlemden sonra 1-2 gün iğne ile ilik toplanan bölgede, ağrı kesici ile gerileyen ağrı olabilir.

DAMAR YOLUNDAN KÖK HÜCRE TOPLAMA İŞLEMİ NASIL YAPILIR?

İkinci yöntemde kök hücre toplamadan 5 gün önce kişi aşılanmaya başlayıp kök hücreler kana çıkarılır ve damar yolundan 2-3 saatlik bir işlem ile toplanır.

VERİLEN BU İLACIN YAN ETKİSİ VAR MIDIR?

Bu işlemde kullanılan aşının kas ve kemik ağrıları yapma ihtimali dışında bilinen ya da kanıtlanan yan etkisi yoktur. Hangi yöntem seçilirse seçilsin önemli bir sorun olmadıkça işlemden 1-2 saat sonra donör hastaneden çıkabilmektedir.

DONÖRÜN TÜM BU İŞLEMLER İÇİN HERHAGİ BİR ÜCRET ÖDEMESİ GEREKİR Mİ?

Donör TÜRKÖK’ün çalıştığı ve adresine en uygun yerdeki hastanede kök hücre toplatabilir. Eğer toplama işlemi için şehir değiştirmesi gerekirse masraflar TÜRKÖK tarafından ödenecektir. Ayrıca İşlem sonunda TÜRKÖK doktorları tarafından donöre çalışamazlık raporu da (5-7 günlük) düzenlenip verilebilmektedir.

KEMİK İLİĞİNDEN KÖK HÜCRE TOPLANMASI İŞLEMİ GENELDE İNSANLARI ÜRKÜTÜYOR. BU İŞLEM SONRASINDA DONÖR AĞRI YA DA ACI ÇEKER Mİ?

İşlem sonrasında donörde eğer ameliyathanede kemik iliği toplanmışsa kalça kemiğinde ağrı olabilir. Bunun için ağrı kesici alması yeterlidir. Damar yolundan toplama yapıldığında ise kalsiyum ve magnezyum düşüklüğüne bağlı kas seğirmeleri olabilir. Bu nedenle bir süre kalsiyum ve magnezyum desteği tabletlerle yapılabilir.

AYNI ANDA BİRDEN FAZLA KİŞİ İÇİN DONÖR OLUNABİLİR Mİ?

Bir kişi birden fazla hastaya eğer doku grubu uyumlu ise donör olabilir. Bunun için bilinen net bir süre olmasa da eğer aciliyet durumu söz konusu değilse en az 3 ay beklemekte fayda olabilir.

DONÖRÜN KANI UYGUN OLDUĞUNDA YURT DIŞINDAKİ HASTALAR İÇİN DE KULLANILABİLİYOR MU? 

Son yıllarda TÜRKÖK veri tabanı ve çalışma ağı büyük bir hızla gelişti. Artık Avrupa ve Rusya’daki hastalara da hizmet verilmektedir.

KENDİ HASTASI YA DA AKRABASI İÇİN DONÖR ALMAK İSTEYEN KİŞİ, LİSTEYE Mİ ALINIYOR YOKSA SIRAYA GİRMEDEN KENDİ HASTASINA NAKİL YAPILABİLİYOR MU?

İnsanlar kendi hastaları için eğer kan bağı varsa yakınlık durumuna göre (1. derece akraba ise) hasta doktoruna bilgi verip doku gruplarını çalıştırabilirler. Örneğin bir teyze yeğenine uyuyorsa beklemeye almadan hemen ondan kök hücre nakli yapılabilmektedir. Daha sonra çıkan sonuç ile TÜRKÖK’e başvurup donör olmak istediklerini de söyleyebilirler.

ADAY DONÖR SON ANDA GÖNÜLLÜ OLMAKTAN VAZGEÇEBİLİR Mİ?

Kök hücre nakli donörü olmak tamamen gönüllülük esasına dayanmaktadır. Bu nedenle vazgeçmek isterseniz kimse sizi zorlayamaz. Ancak kararınızı hastaya kemik iliği nakli için kemoterapi başlanmadan kesinleştirmeniz gerekmektedir. Aksi takdirde hastamızın hayatı tehlikeye girebilmektedir. Bu da takriben toplama işleminden 1 hafta öncesine denk gelmektedir. Bu işlem için donörden ödeme alınmadığı gibi donöre ödeme de yapılmamaktadır. Bu işlem tamamen gönüllülük esasına dayanmaktadır.

DONÖR HASTA İLE İLETİŞİME GEÇEBİLİR Mİ?

Hasta ve donör 2 yıl boyunca birbirleriyle temas kuramamaktadırlar. Sadece mektup yazılmak istenirse TÜRKÖK’e mektup yazılır ve donöre ulaştırılır. Nakilden 2 yıl sonra her 2 taraf da isterse tanışabilirler.

24 Mayıs 1977 doğumluyum. 2001 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İngilizce Bölümü’nü bitirip tıp doktoru unvanını aldım. Sonra TUS sınavı ile İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı Bölümü’ne girip 2006 tarihinde çocuk doktorluğu yapma hakkını kazandım. 2009 yılında ise hep olmak istediğim Çocuk Hematoloji & Onkoloji Uzmanlığı eğitimini almak için girdiğim sınavı geçip Hacettepe Çocuk Hematoloji Bilim Dalı’nda eğitimime başlayıp 3 yıl sonra eğitimimi tamamladım. 2013 yılında Pediatri Doçentliği unvanını aldım. 2015-2018 yılları arasında özel bir hastanede Pediatrik Kemik İliği Nakil Ünitesi’nde sorumlu hekim olarak çalıştım.  Şu anda başka bir Özel hastanede Pediatrik Kemik İliği Nakil ünitesi sorumlu hekimiyim. Şu ana kadar 200’den fazla nakilin hazırlık dönemi ve nakil sonrası izlemlerinde aktif olarak yer almış bulunmaktayım.

18-55 yaş arasında sağlıklı olan tüm bireyler kök hücre nakli için gönüllü olabilirler. Bulaşıcı hastalık ya da daha önce onkolojik hastalık geçiren hastaların donör olması uygun değildir. İlaç kullanan hastalarda kullanılan ilacın adı önemlidir. Örneğin gönüllü donör sadece tiroid hapı kullanıyorsa bu donör olmaya engel olmayacaktır. Sigara ve alkol kullanmak donör olmaya engel değildir.

Donör olmak isteyen birey Kızılay ya da TÜRKÖK şubelerine giderek donör olmak istediklerini bildiriyorlar. Burada gönüllüden 3 tüp kan alınıp kimlik ve adres bilgileri kayıt ediliyor. Donörün doku grubu çalışılıp TÜRKÖK ya da Dünya bankaları veri tabanına yüklenip saklanıyor. Ben ve benim gibi hematologlar hastalarına donör aradıklarında hastalarının doku grubu ile TÜRKÖK’te veri tabanı taraması yapılıyor. Eğer uyumlu bir donör bulunursa gönüllüye ulaşılıyor.

Kök hücre naklinde sadece doku grubu uygunluğu (HLA uygunluğu) aranmaktadır. Kan grubu uygunluğu şart değildir. Hastamıza doku grubu uyumlu donör bulduğumuzda, donöre Hepatit B, hepatit C gibi bulaşıcı hastalık testleri yapılıp sonuçlar negatif ise işlemlere başlanıyor.

Kök hücre bağışı 2 yol vardır. Bunlardan ilki kemik iliğinden, ikincisi ise damardan kök hücre toplamaktır. Genel olarak hangi yolun seçileceği donör tarafından tercih edilse de, biz bazı özel hastalıklarda tercih ettiğimiz yöntemi belirtebiliyoruz.

İlk yöntem kemik iliğinden kök hücre toplama işlemidir. Bu işlemde donörden ameliyathanede genel anestezi altında kalça kemiğinden kemik iliği toplanmaktadır. İşlemden sonra 1-2 gün iğne ile ilik toplanan bölgede, ağrı kesici ile gerileyen ağrı olabilir.

Yazının Devamını Oku

Ev yapımı doğal öksürük şurubu

24 Eylül 2019
Evde ekmek yapılıyorsa mis gibi öksürük şurubu da yapılır değil mi?

Şurupmuş, antibiyotikmiş, iğneymiş...  Beni fena bozuyorlar ve inatla reddediyorum kendilerini kullanmayı. Belki faydasına inanmadığım için fayda etmiyordur ama bu üçlüye acayip kılım.

Ben bunların yerine kullanılacak ev yapımı ilaçları tercih ediyor ve onların daha faydalı olduğuna inanıyorum. O nedenle nezle, grip, soğuk algınlığı gibi rahatsızlıklarda hemen kendi ilacımı yapıveriyorum.

Çoğu zaman cam-pencere açık yattığım için geceleri epey üşütüyorum.  Şifayı kapınca da hastayım azıcık dinleneyim, ilaç alayım, şurup içeyim kültürüm olmadığı için 12 saatte bir antibiyotik niyetine sarımsak yemeye başlıyorum. Tabii bir de öksürüğümü kesmesi için doğal öksürük şurubumu hazırlıyorum. Ayrıca bu karışımları her kış olduğu gibi bu kış da domuz gribi, kuş gribi gibi türevleri ile öcü gibi korktuğumuz gripten korunmak için tüketiyorum.

Ölçüleri doğru mudur yanlış mıdır bilemem ama ben böyle yapıyorum ve işe yaradığına inanıyorum. Siz yine de doktorunuza danışmadan bu karışımlardan tüketmeyin diye uyararak öksürük şurubumun tarifini paylaşıyorum sizlerle.

Malzemeler

Hazırlanışı

Yazının Devamını Oku

Hamilelik döneminde cinsellik yaşanmalı mı?

28 Ağustos 2019
Bebek bekleyen çiftlerin en merak ettiği konulardan biri "Hamilelikte cinsellik yaşanmalı mı?" sorusudur. Kulaktan dolma bilgiler nedeniyle pek çok çift bebeğe zarar veririz korkusuyla bu dönemde cinselliğe ara verir. Peki, hamilelikte cinsel ilişkiye girmek gerçekten bebek için zararlı mı? Hamilelikte hangi cinsel ilişki pozisyonları tercih edilmeli? Bu dönemde yaşanan cinsel isteksizliğe karşı neler yapılabilir? Baba adayının dikkat etmesi gereken noktalar nelerdir?

HAMİLELİKTE CİNSEL İLİŞKİ BEBEĞE ZARAR VERİR Mİ?

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tıraş, “Hamilelik döneminde cinsel ilişki bebeğe zarar vermez, çünkü bebeğin amniyo sıvısı (embriyoyu koruyan ve besleyen sıvı), bütün fiziksel değişiklikleri içine hapsedecek şekilde yaratılmıştır. Bu nedenle hamilelik döneminde seks yapmak, bebeğe zarar vermez.” diyor.

[poll_id=13]

HAMİLELİK DÖNEMİNDE HANGİ CİNSEL İLİŞKİ POZİSYONU DAHA UYGUNDUR?

Cinsel ilişkide önemli olan, bebeğe baskı yapmayacak pozisyonları tercih etmektir. Bazı çiftler ve inanışlar hamileyken hiç ilişkiye girilmemesini öngörür. Bu, aslında bebek için çok daha zararlıdır. Çünkü ilişki sırasında anneden salgılanan seratonin hormonu, bebeğin direk gelişmesine katkıda bulunur. Bu hormon, çiftler arasındaki sevgiyi de arttırdığından, bebeğin ruhen daha sağlıklı bir aile ortamında doğmasına zemin hazırlar.

HAMİLELİKTE YAŞANAN CİNSELLİĞİN PSİKOLOJİK BOYUTLARI NELERDİR?

Cinsel Terapist Dolunay Kadıoğlu ise hamilelikte yaşanan cinselliğin psikolojik boyutları ile ilgili bilgi veriyor.Gebeliğin başladığı ilk 3 ay içinde cinsel ilişkiye girmek düşük riskini ortadan kaldırmak için genellikle doktor tarafından yasaklanır. İlk üç ay gebelik belirtilerinin de yoğun yaşandığı cinsel keyfin doğal olarak ertelendiği aylardır. Bu aylarda çoğunlukla cinsel istekte azalma görülür, çok az oranda kadında cinsel istekte artış gözlenir.

ANNE ADAYININ RAHAT ETTİĞİ POZİSYONLAR TERCİH EDİLMELİ

Cinsellik gebeliğin ilk üç ayı haricinde gebeliğin son ayına kadar anne adayının rahat ettiği pozisyonlarda yaşanabilir. Toplumda bilinenin aksine, gebelikte eşinizle tensel ve cinsel temasınızı korumanız hem sizler için hem de bebeğiniz için sağlıklıdır.

HAMİLELİK DÖNEMİNDE YAŞANAN TENSEL VE CİNSEL TEMAS HEM SİZİN HEM DE BEBEĞİNİZ İÇİN SAĞLIKLIDIR

Gebelikte cinselliğin bebeğe zarar vereceği yanılgısı toplumda yaygın olsa da bilimsel bilgiler bunun tam tersini göstermektedir. Gebelikte eşinizle tensel ve cinsel temasınızı korumanız hem siz hem de bebeğiniz için sağlıklıdır. Dikkat edilmesi gereken şey ise, cinsel ilişkinin anne adayının istediği pozisyonlarda ve anne adayını ilişkiye zorlamadan yaşanmasıdır.

GEBELİKTE CİNSEL İLİŞKİYİ TAMAMEN BIRAKMAYIN

Gebelik döneminde cinsel ilişkiden kaçınılması eşlerin birbirinden uzaklaşmasına neden olabilir. Bu nedenle gebelikten önceki sıklık da olmasa da cinsel ilişkiyi bırakmamak gerekir. Doğumdan sonra da lohusalık, bebek, bebeğin sorunları, uykusuzluk, yorgunluk derken eşler arasında ciddi kopmalar yaşanabilir. Bunun farkındalığıyla kadının istediği sıklıklarda ve pozisyonlarda ilişkiyi yaşamaya devam etmek karı koca kimliklerini korumak için önerilir.

HANGİ DURMLARDA CİNSEL İLİŞKİYE GİRMEK TEHLİKELİDİR?

Eğer gebelik esnasında; açıklanamayan vajinal kanama, amnios sıvısının gelmesi, rahim ağzı yetmezliği, bebeğin eşinin aşağıda olması, daha önce erken doğum, çoğul gebelik gibi hamileliği tehlikeye düşürecek bir durum yoksa hamileliğin her döneminde cinsel ilişkiye girilebilir.

ANNE ADAYI BU DÖNEMDE CİNSEL İSTEKSİZLİK YAŞAYABİLİR

Cinsellik her ne kadar fiziksel bir eylem gibi dursa da aslında daha çok duygusallık ağır basıyor. Özellikle hamilelik gibi psikolojik sarsıntıların yoğun olarak yaşandığı bir dönemde, cinselliğin duygularla olan bağlantısını daha net görebiliyoruz. Peki, kadında bu dönemde cinsel isteksizliği tetikleyen nedenler neler? Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı, Operatör Dr. Turgay Karakaya bu konudaki merakımızı giderecek bilgiler sunuyor.

Kadınların hormon seviyeleri, hamilelik döneminde olağanüstü değişimler gösterir ve kadın kendisini tanıyamayacak hale gelebilir. Bu hormonal değişimlerin çoğunlukla cinsel isteği artırıcı etki yapması beklenir. Fakat bazen beklenenin aksine hamile kadında cinsel isteksizlik baş gösterir ve bunu eşine dile getirirken sıkıntı yaşayabilir. Peki, kadını olumsuz etkileyen nedenler nelerdir?

1. Hamilelik her kadın için kutsal olduğu gibi, bu dönemin kadın vücudunda yaptığı bazı istenmeyen ve güzelliği olumsuz etkileyen yönleri var. Kadın kendini gerçekte olduğundan daha az güzel hissedebilir. Yüz koyulaşmaları, ciltte lekelenmeler, karında çatlamalar, varis çıkmaları gibi kadınların güzelliklerini olumsuz olarak etkileyen birçok faktör ortaya çıkar.

2. Hamilelikte meme başları ve dış genital organlarda renk koyulaşmaları olur. Cinsel organların olduğundan daha farklı görünmesi, kadında eşinin bundan hoşlanmayacağı hissini uyandırabilir. Dolaylı yoldan da olsa bu durum cinsellikten kaçınmayı beraberinde getirir.

3. Hamilelik hormonlarının depresif etkileri olabilir. Bu da cinsel istekte azalmalara yol açabilir.

4. Hamileliğin 4-5 ayında itibaren belirgin bir şekilde ortaya çıkan sulu ve şiddetli akıntılar çoğu kadın tarafından tiksindirici bulunur. Eşinin de aynı fikirde olacağı düşüncesi, kadını cinsellikten uzaklaştırır.

5. Bebek anne karnında büyüdükçe özellikle hareketler anne tarafından hissedilmeye başlandıktan sonra, sanki bebek o anda cinsel ilişkiyi görüyormuş ya da hissediyormuş gibi bir duygu oluşabilir.

6. Anne adayı ilişkinin erken doğum ya da düşüklere yol açabileceğini düşünerek bebeği cinsellikten etkilenmesin diye isteksiz davranabilir.

7. Hamilelik döneminde koku ve tat alma duyusu hassaslaşır ve özellikle bazı kokulara karşı tiksinti oluşabilir. Bu dönem bulantı hissinin yüksek olması, kadının cinsellikte de bulantı yaşamasına neden olabilir.

8. Kadın, orgazm esnasındaki kasılmaların gebeliğe zarar verebileceğini düşünebilir.

9. Hamileliğin kutsal bir dönem olduğu ve bu dönemde ilişkinin bu kutsallığı azaltabileceği düşüncesi cinsellikten uzaklaşma sebebi olabilir.

10. Dini duygularla ilişkinin bu dönemde günah olduğunu düşünebilir.

[fotogaleri=2464,4120]

BU DÖNEMDE ERKEKLERDE DE CİNSEL İSTEKSİZLİK YAŞAYABİLİR

Birçok erkek yanlış bir inanış nedeniyle bebeğe ve anneye zarar veririm düşüncesiyle hamilelik döneminde eşiyle cinsel ilişkiye girmiyor. Hatta birçoğu, hamilelikte eşiyle ilişkiye girememesini aldatma gerekçesi yapıyor.

Aslında doktorunuz aksi yönde bir tavsiyede bulunmadığı sürece, gebelikte cinsel ilişkiye girmek tamamen güvenli.Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Operatör Dr. Turgay Karakaya, hamilelik döneminde baba adayların yaşadığı cinsel isteksizliğin nedenlerini anlatıyor.

1. Erkek eşinin cazip ve cinsellik isteği uyandıracak bir fiziki yapıda olmaktan gittikçe uzaklaştığını düşünebilir.

2. Eşine ve bebeğine zarar verebileceğini düşünebilir. Bu erkeğin doğal koruma ve kollama duygularına aykırı bir durumdur.

3. Erkek ilişki sonrası spremlerini bıraktığında, bunun bebeğini hem fiziksel hem de duygusal anlamda rahatsız ettiğini düşünebilir.

4. Kadın genital organlarını bu dönemde cazip bulmayabilir, hatta tiksinebilir.

5. Penisin ilişki esnasında bebeğe dokunduğunu ve bunun kaçınılması gereken bir şey olduğunu düşünebilir.

6. Hamilelik döneminde ilişkiye girmenin ayıp ve günah olduğunu düşünebilir.

7. Erkek de anne adayı kadar gebeliğin stresine girerek cinsellikten uzaklaşabilir.

8. Cinsellikten uzaklaşan eşini üzmemek için kendisi de istemiyormuş gibi davranabilir.

9. Erkek eğer eşini aldatma eğilimindeyse, eşine karşı sanki isteksizlik duyuyormuş gibi davranarak bu duruma zemin hazırlamak isteyebilir.

10. Erkek bu dönemde hem iş hayatında hem de evde eşine yardım etmesi gerektiğinden daha fazla yorulur ve bu nedenle ilişkiden kaçınabilir.

Şunu belirtmek gerekir ki, tüm bu sıraladığımız hususlar mutlak olmayıp gerçekte çiftlerin az bir kısmını etkiler. Çoğu gebelikte çiftler cinselliği oldukça doyurucu ve yeterli derecede yaşayabilir.

HAMİLELİKTE YAŞANAN CİNSEL İLİŞKİNİN PEK ÇOK FAYDASI VAR

Hamilelik döneminde cinsel hayatın dokuz ay boyunca askıya alınmaması gerektiğini söyleyen Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, hamilelikte cinsel ilişkinin 9 faydasını sıralıyor.

HAmilelik döneminde cinsel ilişki sırasında yavaşça hareket etmek önemlidir. Kuruluk, ekstra hassas serviks ve cinsel ilişki sonrası lekelenme gibi sebepler yüzünden gebelikte cinsel ilişki sırasında dikkatli hareket etmek gerekir.

İşte 9 aylık gebelik boyunca cinselliğe zaman ayırmanızı gerektirecek 9 sebep ve gebelikte cinsel ilişkinin faydaları...

1-Orgazmın daha iyi ve kaliteli uyku sağlar

Gebeler, hamileliğin her döneminde uyku sorunları yaşayabilirler. Özellikle, sık tuvalete gitme ihtiyacı gebeliğin ilk üç aylık döneminde oldukça rahatsız edicidir. Son üç aylık dönemde de anne adayı, iyice büyümüş göbeğinden dolayı rahat uyuyamayabilir. Bazı kadınlar da gebelikteki hormonal değişikliklerden kaynaklı uykusuzluk problemi yaşarlar. Seks, bütün bu uyku sorunlarını ortadan kaldırabilir, çünkü orgazmın hemen arkasından prolaktin hormonu salgılanır, bu da kişinin rahatlamış ve uykulu bir hale girmesine yardımcı olur. Bu da gece uykusunu güzel almış ve sabah daha enerjik uyanmış bir anne adayı demektir.

2-Ağrıları azaltır

Birçok gebe bütün gün boyunca gece kendilerini yatağa atmanın hayalini kurar ama günün sonunda yataklarına kavuştuklarında, orada da rahat edemediklerini fark ederler. Çabuk büyüyen rahim genel olarak vücuda büyük yük yükler, bu da bazen ağrılara sebep olur. Ama seks bu ağrıları engelleyebilir. Orgazm sırasında "sevgi hormonu" olarak da bilinen oksitosin hormonu salgılanır ve bu hormonun ağrıyı engelleme ve ağrı toleransını arttırma gibi özellikleri vardır.

3-Haslatlıklara yakalanma riskini azaltır

Herkes bağışıklık sisteminizi nasıl güçlendirebileceğiniz konusunda bir şeyler söyler. Bilimsel araştırmalara göre sık sık seks yapan insanlar daha az hasta oluyor. Gebe kadınlarda normale göre zaten baskılanmış bir bağışıklık sistemi vardır. Seks, vücutta hastalıklara karşı savaşan antikorların sayısını arttırır ve bu sayede minik bebeğinizi beklerken en son başınıza gelmesini isteyeceğiniz hastalıklardan korunmuş olursunuz.

4-Alt kaçırma probleminin önüne geçer

Birçok kadının gebelikleri sürecince hiç beklemedikleri bir anda, öksürdüklerinde, güldüklerinde ya da bir şeye şaşırdıklarında, altlarına kaçırdığı olmuştur. Pelvik tabanınız, leğen kemiğinizdeki tüm organları tutan bir tramboline benzer ve mesanenin kontrolüne yardımcı olur. Seks yapmak pelvik tabanınızı güçlendirmeye yardımcı olur. Orgazm, pelvik kaslarda kasılmalara sebep olur. Keyif veren bir egzersiz yapmış gibi olursunuz. İdrar yaparken, idrar akışını durdurmak için kullandığınız kaslar pelvik taban kaslarıdır.

5- Kan basıncını düşürür

Gebelik boyunca sağlıklı beslenme kan basıncının istenen düzeyde kalmasına yardımcı olur ama bilimsel araştırmalar cinsel ilişkinin de sistolik kan basıncını (büyük tansiyon) düşürmede etkili olduğunu göstermiştir. Tansiyonunuzun istenen düzeyde olması bebeğinizin ve sizin sağlığınız ve gebeliğinizdeki riskleri azalttığı için önemlidir. Sağlıklı kan basıncı sizi doğum için suni sancı (indüksiyon) almaktan ve hatta sezaryen ameliyatı olmaktan koruyabilir.

6- Ruh halinize iyi gelir, mutlu eder

Anne adayları bazen gebeliğin zorluklarından bunalabilirler. Yorgunluk hissi ve bir türlü rahat edememek genel ruh halinizi kötü yönde etkileyebilir. Cinsel ilişki sırasında orgazmla hem anne hem bebek için faydalı olan endorfin hormonu salgılanır, bu da ruh halinizin iyileşmesine yardımcı olur. Ayrıca oksitosin hormonu da anne ve baba arasında sevgi ve yakınlığı arttırarak daha mutlu bir ilişkiye kapı aralar. Orgazmın bu kadar faydası olduğunu muhtemelen bilmiyordunuz.

7- Orgazm olmak strese karşı rahatlama sağlar

Bir çiftin hayatında bebeklerini bekledikleri dönem hep güzel hatırlanacak bir zaman dilimi olmalıdır ama bu dönemin strese sebep olduğu zamanlar da vardır. Yine strese karşı orgazm bir rahatlama kaynağıdır. Oksitosin ve endorfinler beyindeki haz merkezlerini harekete geçirir, bu da gerginlik, stres ve hatta depresyonun azalmasını sağlar.

8- Doğum yakınsa kasılmaların başlamasına yardımcı olur

Meninin içinde prostaglandinler denen rahimin açılmasına ve yumuşamasına yardımcı olan bileşenler vardır. Orgazm sırasında da çok fazla oksitosin hormonu salgılanır. Bu hormon aynı zamanda kasılmalara sebep olan ve bebeğinizin rahim kanalından geçerek dünyaya gelmesine yardımcı olan hormondur. Vücudunuz doğuma hazırsa, cinsel ilişkide bulunmak doğum kasılmalarının başlamasını tetikleyebilir. Kasılmalar başladığında, eşinizle beraber bu kasılmaları karşılıyorsanız onunla yakın hareket ediyor olmaktan ve salgılanan yüksek oksitosin nedeniyle cinsel olarak uyarılmış olabilirsiniz. Gebelik kesesi açılmadığı ve anne adayının suyu gelmediği sürece, doğum kasılmaları sırasında cinsel ilişkiye girmek tamamen güvenlidir ve hatta doğum için de faydalıdır. Kulağa biraz tuhaf geldiği için birçok çift böyle bir şeyi denemeyi akıllarından bile geçirmez. Fakat kasılmalar sırasında cinsel ilişki doğumu ilerleterek, bebeğin dünyaya daha çabuk gelmesini sağlayabilir.

9-Doğum sonrası daha çabuk iyileşme sağlar

Gebelik sürecince güçlendirilen pelvik taban kasları, bebeğin doğumundan sonra da annenin daha hızlı iyileşmesine yardımcı olur. Güçlü bir pelvik taban bebeğin doğumunu kolaylaştırır, iyileşme süreci de daha az ağrılı olur.

Yine de doktorunuza mutlaka gebeliğiniz boyunca cinsel ilişkinin sizin için güvenli olup olmadığını konusunu danışın. Unutmayın, eğer güvenliyse, bu dönemde cinsellikten uzak kalmamanız için dokuz sebebiniz var.

Hamilelikte bazı kadınların cinselliğe olan ilgisi artarken, bazılarının da ilgisi azalabilir. Size doğru gelen ve sizi rahat ettiren neyse onu yapın.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tıraş, “Hamilelik döneminde cinsel ilişki bebeğe zarar vermez, çünkü bebeğin amniyo sıvısı (embriyoyu koruyan ve besleyen sıvı), bütün fiziksel değişiklikleri içine hapsedecek şekilde yaratılmıştır. Bu nedenle hamilelik döneminde seks yapmak, bebeğe zarar vermez.” diyor.

[poll_id=13]

Cinsel ilişkide önemli olan, bebeğe baskı yapmayacak pozisyonları tercih etmektir. Bazı çiftler ve inanışlar hamileyken hiç ilişkiye girilmemesini öngörür. Bu, aslında bebek için çok daha zararlıdır. Çünkü ilişki sırasında anneden salgılanan seratonin hormonu, bebeğin direk gelişmesine katkıda bulunur. Bu hormon, çiftler arasındaki sevgiyi de arttırdığından, bebeğin ruhen daha sağlıklı bir aile ortamında doğmasına zemin hazırlar.

HAMİLELİKTE YAŞANAN CİNSELLİĞİN PSİKOLOJİK BOYUTLARI NELERDİR?

Cinsel Terapist Dolunay Kadıoğlu ise hamilelikte yaşanan cinselliğin psikolojik boyutları ile ilgili bilgi veriyor.

Yazının Devamını Oku