Ben müze gezmeyi pek sevmem daha doğrusu müzede saatlerce vakit geçirmeyi sevmem ama Volendam’a adımımı atar atmaz Volendam müzesini görünce ayaklarım beni ister istemez oraya götürdü.
İçeride biraz dolaştıktan sonra kendimi bir an önce sahile atmak istedim çünkü ben deniz aşığıyım. Eğer yakınımdan iyot kokusu geliyorsa kapalı yerler basıyor beni.
Hemen müzeden attım kendimi Volendam’ın sokaklarına…
Hani Zaandam’dan aldığım lila renkli şemsiyem vardı ya Allah sizi inandırsın İstanbul’a dönene kadar bir daha kullanmak nasip olmadı, Volendam sokaklarında yağmurda salına salına gezerim diye almıştım halbuki ama yağmur yerine acı acı esen rüzgâr yaladı suratımı.
Meğer burası kasım-mart ayları arasında yoğun esen rüzgarları ile meşhurmuş.
Bu köy beni yıllardır ‘gel bana gel bana’ diye çağırıyor ama öyle böyle değil...
Sosyal medyada önüme çıkan videolardan bahsetmiyorum ama. Daha sosyal medya ile bu kadar haşır neşir değilken de hep gezilecek yerler listemde vardı ama son zamanlarda olur olmadık yerlerde çok alakasız muhabbetlerin içinden çıkmaya başladı mesela.
‘Sen Giethoorn’a gitmişsindir muhakkak" diyen bir arkadaşıma utanarak ‘hayır’ dedikten sonra artık zamanı geldi sanırım dedim ve Hollanda biletimi alıverdim.
Seneler önce fotoğraflarını görüp âşık olduğum ve bir gün gitmeyi hayal ettiğim Giethoorn’a gittim sonunda!
Köyü gezmek için Hollanda’nın en soğuk haftalarından birini seçmiş olmam asla bu köyü gezerken alacağım keyfi sekteye uğratamazdı. Hem zaten ben soğukta gezmeyi çok severim ki...
Bu köye Amsterdam’dan yaklaşık 2.5 saatlik bir tren yolculuğu ile gidiliyor. Araba kiralayıp da gidilebilir. Eğer tek kişi iseniz aynı gün gidiş dönüş 62 Euro ödeyerek trenle gitmeniz daha mantıklı bir seçenek olur. İstasyonda indikten sonra da bir otobüsle köyün girişine geliyorsunuz.
2005 yılının sonlarına doğru İngiltere’den birkaç ülkeyi gezmek üzere 10 günlük bir rota belirlemiştim kendime.
Duraklarımdan biri de Amsterdam’dı ve çok sevmiştim bu şehri. Bir gece resmen sokakta kalmama, gece boyunca ayak tabanlarım patlayana kadar otel aramama ve geceyi bir hostelin mutfağının sedir gibi koltuklarında yan yatarak geçirmeme rağmen.
Gecesi ayrı güzeldi gündüzü ayrı… Tabii o zamanlar 20’li yaşlarda olduğum için altını üstüne getirmiştim Amsterdam’ın, sonra da oradan Polonya’ya giden bir otobüs bulup şoföre ‘Abi beni Berlin’de indirir misin? deyip atlamıştım otobüse ve trenle girdiğim bu şehirden otobüsle ayrılmıştım.
Yıllar sonra tekrar gittiğimde onca yıl geçmesine rağmen sanki sürekli gelip gittiğim bir yermiş hissiyatı yaşattı bana.
Koca 20 yıl geçmiş üzerinden ama ben o en sevdiğim sokakları, müzeleri, kafeleri elimle koymuş gibi buldum. Sanırım sokakta kaldığım gün otel ararken tüm Amsterdam sokaklarını ezberlemişim.
Bir tek, bana o zor gecemde yardımcı olan Mısırlıların hostelini bulamadım. En çok hatırlamam gereken o yeri hafızam silmiş niyeyse...
Bu sefer 5 günlük bir tatilim vardı ve akşamları Amsterdam’da şehir merkezinde geçirip gündüzleri de köylerini gezeceğim diye plan yaptım, planıma da çok da güzel uydum.
Çünkü Hollanda Amsterdam'dan ibaret değil...
Son günlerde sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan bu sihirli yöntemin gerçekten iştah kestiği iddia ediliyor. Bu yöntemi deneyenler karına baskı yapmanın mide kapasitesini etkilediğini, iştahı azalttığını deneyimlediğini söylüyor.
“Bu yöntem gerçekten böyle etkili mi, bilimsel bir dayanağı var mı?” diye merak edip Diyetisyen Gülçin Işık ile konuştum.
Işık, oturma pozisyonunun iştah üzerinde etkisi ile ilgili bilimsel olarak kanıtlanmış bir bilgi olmadığını ancak psikolojik ve fizyolojik açıdan bir dayanağının olabileceğini söyledi
Işık, bu şekilde bacağını karnına çekerek hafif baskı yapması ile midede doluluk hissini artırabileceğini fakat bunun etkisinin geçici olacağını söylüyor.
Ayrıca daha kapalı ve kontrollü bir oturma şeklinin, yemek yerken farkındalığı artırabileceğini, bu şekilde içe kapanık duruşun yeme hızını düşürebildiğini düşünüyor.
Işık, rahatsız bir oturuş pozisyonunun, farkında olmadan yemek yeme hızını düşürebileceğini, iştah üzerinde psikolojik bir bariyer oluşturduğunu söylüyor.
Yani “Bacağını karnına doğru çek iştahın kapansın” söylemi kısmen doğru olsa da öyle mucizevi bir etkisi yok, geçici heveslere kapılmayınız.
Bugüne kadar nereye gidersem gideyim, kendi rotamı kendim oluşturdum, otel rezervasyonlarımı, uçak biletlerini kendim ayarladım, gittiğim yerlerde de kafama göre araba kiraladım, trenle ya da otobüsle oradan oraya gezdim.
Ama artık yaşlandım...
Bu yaştan sonra öyle 'sırtına çantayı tak, bir gün bir otelde kal, ertesi gün gün ağarmadan yollara düş, trene bin, başka şehre git, otele yerleş, şehri keşfet, bilmem kaç adım at, ertesi gün aynı şeyi tekrar yap' enerjisi kalmadı bende. Hele ki aynı gezi rotasında birden fazla ülkeye gezeceksen bu çok yorucu oluyor.
Eğer tek bir ülkeye gidiyorsam yine gençlik yıllarımdaki gibi takılıyorum, o kadar da yaşlanmadım yani ama işte 'bir seyahatte 2-3 ülke gezeyim, sadece şehirleri değil köyleri de göreyim' dediğim rotalardan birinde bu sefer turla gideyim de bir deneyimleyim dedim.
Ve bu tur deneyimimden sonra turla gezmeye karşı tutunduğum katı tavrım esnemeye başladı.
Bir kere 3 ülkeden farklı birçok bölgeyi bir hafta gibi bir sürede yapabilmem imkansızdı. Hepsi için ayrı günübirlik turlar satın almam gerekecekti. Kesinlikle turla gitmek çok mantıklı bir karardı.
Bilirsiniz bu turlara eşler, sevgililer ya da arkadaşlar birlikte katılır. Tek gelen olmaz çünkü otel odası için iki kişilik ödeme yapılır.
Ama ben bu tura hiç kimseyle gitmek istemedim. Tek başıma olayım, her istediğimi özgürce yapayım ve rahat rahat takılayım istedim.
Hepimizin ara ara çeşitli nedenlerle karnı ağrır ve bu gayet normaldir. Benim de arada karnım ağrır normal insanoğlu gibi ve ama hiç ağrı kesici kullanmam geçsin diye. İşte geçtiğimiz aylarda bende yine böyle bir karın ağrısı başladı ama öyle bildiğiniz gibi biraz ağrıyıp sonradan dinen cinsten değil. Sol alt karında bir noktada sabit bir ağrı…
Öldürmeyen ama süründüren cinsten. İlaç alayım da geçsin diyeceğin kadar acı vermiyor ama hep bir rahatsızlık hissi veriyor. Bir yatayım geçsin diyorum. Sabah gözümü açınca ayağımı oynatıyorum ağrıyı kontrol için, aynı yerde olduğu gibi duruyor.
Tabii ki hemen doktora gitmedim ve günlerce geçmesini bekledim.
Ben yaz kış ayaklarımı sıcak tutarım çorabım ayağımdan hiç eksik olmaz. Çorap giyince gerisi hiç önemli değildir benim için çünkü çorap vücudun tüm iç sıcaklığını ayarlar. Bilimsel bir bilgi gibi satmayım size ama benim gerçeğim bu. Yani kendimi soğuktan sadece çorap ile korurum özetle.
İşte bu karnımın ağrıdığı o dönemde de çorabımla kendimi korumaya devam ettim ama hâlâ yazlık takılıyordum evin içinde.
Ben o ağrı ile yaşamaya başladım ve bir süre sonra normalleştirmeye başladım. Kimseye “Ya biraz karnım ağrıyor, keyifsizim” demedim mesela. İşe gittim, kursa gittim ama hiç söylenmedim, belki arada hafif yüzüm ekşimiş olabilir. Hatta birkaç kere belki iyi gelir diye squash oynamaya bile gittim ama iyi gelmedi 😊
Neyse sonra bana birkaç tane kolon kanseri ile ilgili bülten geldi, 45 yaşından sonra belirti olmasa bile mutlaka yaptırın, şu belirtilerde mutlaka doktora gidin başlıklı mailler beni birazcık korkutmaya başladı. Ağrımın üstüne başka birkaç ciddi semptom daha eklenince ben de alarm zilleri çalmaya başladı.
Her gün bir elma yemek için sayısız sebebiniz var
Daily Mail’e konuşan Beslenme uzmanı Lily Soutter, elmaların lif açısından zengin olduğunu, evlerin vazgeçilmez meyvesinin, sağlıklı yaşlanmayı teşvik eden antioksidanlar ve beyin gücünü artıran polifenollerle dolu olduğunu söyledi.
Soutter, tek bir elmanın yaklaşık 1.8 gram lif içerdiğini, bu miktarın, günlük almamız gereken 30 gram lifin bir kısmını karşıladığını ancak birçok insanın bu hedefe ulaşamadığını söyledi ve ekledi:
“Bağırsak mikroplarımız elmenın içeriğinde bulunan pektinle beslendiğinde, yan ürün olarak kısa zincirli yağ asitleri üretirler; bu asitler bağırsak duvarını kaplayan hücrelerin sağlığını desteklerken iltihabı azaltır.” Her elma, bağırsak sağlığına katkıda bulunan yaklaşık 100 milyon mikrop içerir."
Japonya’da 2010 yılında yayınlanan bir çalışmada, iki hafta boyunca günde iki adet elma tüketen sağlıklı erişkinlerde dışkı örneklerinde Bifidobacterium sayısının 7. gün itibarıyla anlamlı biçimde, 14. gün sonunda daha da belirgin biçimde arttığı saptanmıştır. Ayrıca aynı çalışmada Lactobacillus türlerinde bir artış eğilimi ve zararlı bakteriler ile amonyak/sülfid düzeylerinde azalma gözlenmiştir.
Elmadan bir adım önde
Diyetisyen Gülşah Erhan,
Ben tüm canlıları seviyorum ama nedenini bilmediğim bir şekilde böcekleri daha bir başka seviyorum. Evde bir böcek görsem elimle tutup zarar vermeden camdan atarım, asla öldürmem, kimsenin de öldürmesine izin vermem.
Neyse bugünkü konumuz benim böcek sevdam değil yeni bir keşif.
Fotoğraf: subtbiol.pensoft.net
Arnavutluk-Yunanistan sınırında bir mağarada "dünyanın en büyük örümcek ağı" bulundu.
Araştırmacılar, örümcek ağının mağaranın girişine yakın, dar ve alçak tavanlı bir geçidin duvarında 100 metrekareyi aşan bir alana yayıldığını belirtti.
Burada yaklaşık 69 bin "Agelenidae" ve 42 binden fazla "Linyphiidae" türünün oluşturduğu örümcek kolonisine rastlayan araştırmacılar, toplamda 111 binden fazla bu iki türden örümceğin devasa bir ağ ördüğünü gördü.
Bu türlerdeki koloni ağ oluşumunun ilk kez belgelendiğini aktaran araştırmacılar, bu mağaradaki "Agelenidae" türünün özellikle yaz başında daha büyük yumurta kümeleri bıraktığını belirledi.