GeriRıza Özel Tanık olduğum en büyük dehşet
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Tanık olduğum en büyük dehşet

Sevgili okurlar sevgili fotoğraf tutkunları... Türkiye, birbiri ardına gelen orman yangını haberleriyle sarsıldı ve ülke tarihinin en büyük orman yangınları hepimizin ciğerini yaktı. Türkiye’yi yasa boğan bu orman yangınlarına müdahale eden görevli personele vatandaşlar da yardıma koştu. Ve tüm bu yaşananları onlarca meslektaşım çektikleri fotoğraflarla anbean dünyaya duyurdu.

Tanık olduğum en büyük dehşet

Tarihe “Büyük Manavgat Yangını” olarak geçecek olan Antalya’daki yangında görev yapan Demirören haber Ajansı(DHA) foto muhabiri İbrahim Laleli de bu isimlerden biri. Meslekte yıllarca birlikte görev yaptığım ve mesleğinin ilk yıllarından bu yana başarılarına yakından tanık olduğum sevgili dostum İbrahim Laleli’yle hem “Tanık olduğum en büyük dehşet” dediği Manavgat’taki orman yangınını hem de ödüllerle dolu meslek hayatına nasıl başladığını konuştuk.

Tanık olduğum en büyük dehşet

MASADA KALAN FİLMLERLE HAYATIM DEĞİŞTİ

“Gazeteciliğe ve foto muhabirliğine başlama hikâyem aslında bir arkadaşlık hikâyesi. Gazeteciliği seçen çocukluk arkadaşlarım ve onların çevresiyle tanıştığım gazetecilerin de etkisiyle bu mesleği yapmak istiyordum, ama mesleğe başlamam tamamen şans oldu. Arkadaşlarımdan dolayı fotoğrafa uzak değildim. Ama amatör bile olamayacak kadar da uzaktım. Bir gün Antalya Kaleiçi’nde arkadaşlarla gezerken Göksel Yapar’ın makinesi ile fotoğraflar çektim. O zamanlar Göksel, Antalya’daki yerel gazete Atılım’da çalışıyordu. Onun makinesinden çıkan filmleri, fotoğraf editörü film masasında görünce Göksel’i çağırıp beğendiğini söylemiş. O da ‘Ben değil arkadaşım çekti’ demiş. Gazetenin yöneticilerinden Deniz Akgün, yaşımı, işimi sormuş ve ‘Bir iki ay oyalansın, onu bize alalım, işi öğretelim’ demiş. Tam da bu sırada Milliyet Gazetesi için şoförlü bir araba arandığını duyunca, o bir-iki aylık boşluğu geçirmek için bu işe girdim. İstediğim bir iş değildi ama mesleği yakından tanımak istedim. Aradan kısa süre geçti, Atılım’dan beklediğim telefon geldi. Böylece 1997’nin mart ayında hep yapmak isteğim gazeteciliğe başlamış oldum. Yani özetle arkadaşımın masada kalan o filmleri ile hayatım değişti. Atılım’da kısa süre geçmişti ki Hürriyet Gazetesi’nden istihbarat şefi Mustafa Yiğit aradı, magazin sayfası için beni çağırdı. 1998’in ağustos ayı itibarıyla da Hürriyet Haber Haber Ajansı’na bugünkü adıyla Demirören Haber Ajansı’na(DHA) başladım. O dönem temsilcimiz Dursun Gündoğdu, fotoğraflarımı görünce fotoğraf ağırlıklı çalışmamı istedi ve şirketin dijital makinesini de bana zimmetledi. Asıl fotoğraf hikâyesi o andan sonra başladı. Gazete beni foto muhabiri olarak yetiştirdi. Alaylı yetiştim. Çalıştığım gazetedeki ustalarımdan, dışarıda çalıştığım meslektaşlarımdan çok şey öğrendim. Onları rakip görmedim, hep dost-arkadaş hatta bir usta gibi gördüm.”

Tanık olduğum en büyük dehşet

ANTALYA’DAKİ BU ZENGİNLİĞİ FOTOĞRAFLARIMA YANSITIYORUM

İbrahim Laleli, yaşadığı ve mesleğini yaptığı kent olan Antalya’yı ise özetle şöyle anlatıyor:
“Bu işi Antalya’da yaptığım için şanslıyım. Öncelikle Türkiye’de turizmin merkezi, bununla birlikte birçok uluslararası etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Kampları ve spor organizasyonlarıyla sporun, Altın Portakal ve Aspendos Opera Bale Festivali ile sanat etkinliklerinin merkezi. Ve daha modanın hatta siyasetin de öne çıkan adresi. Türkiye’de komşu iline en uzak şehir de Antalya. Böyle olunca, doğal afet de orman yangınları da mesleki konusu oluyor. Benim fotoğraflarımın güçlü olması ve beğenilmesinin sebebi de bu geniş yelpaze. Çok farklı disiplinlerde fotoğraf çekip, bu zenginliği fotoğraflarıma yansıtıyorum. Bir magazin fotoğrafındaki estetik bakış açısını, bir spor fotoğrafındaki teknik ve seri yaklaşımı farkında olmadan çektiğim sokak fotoğrafında hissediyorum.”

Tanık olduğum en büyük dehşet

TECRÜBEMİZ BİRÇOK YERDE HAYATIMIZI KURTARDI

Meslektaşım İbrahim Laleli, Manavgat’taki büyük yangının ilk anlarından itibarın bölgeden bir saniye bile ayrılmadan görev yaptı. Fotoğrafları sadece Türkiye’de değil dünyada da ses getirdi. Yangın boyunca yaşadıklarını ise şöyle aktarıyor:
“Yaşadığımız coğrafya nedeniyle sık sık orman yangınlarında görev yaptım. Bu anlamda oldukça tecrübeliyim ama Büyük Manavgat Yangını benim tecrübemden çok daha öteydi. Tanık olduğum en büyük dehşetti. Yangının ilk anından son dakikasına aralıksız fotoğraf çektim. Bir bölgeye girdiğimiz an, sanki savaş alanına girmiş gibiydik. Yıkılan evler, yanan canlıların bedenleri, bir tarafta devam eden yangınlar, havada ağır bir duman, yanan evlerdeki plastiklerle siyah zehirli hale gelen dumanlar... Tarif edemem. Tişörtümü ıslatıp, ağzıma burnuma sararak görev yapmaya çalıştım. Kimi zaman o kadar çok duman oluyordu ki yaşaran gözlerimle objektifi doğrultup bakmadan, görmeden fotoğraf çekiyordum. Yangın bölgeleri tehlikeli biliyorum ama bu yangın hükmettiği alanla çok daha hızlı etki gösteriyordu. Tecrübemiz birçok yerde hayatımızı kurtardı. Büyük Manavgat Yangını sırasında sahip olduğumuz drone’ları da etkin şekilde kullandık. Bu yangınların haberleştirilmesinde belki de ilk kez drone’lar bu kadar önemli rol oynadı. Meslektaşlarım adına söyleyebilirim ki foto muhabirlerinin kendilerine ve teknolojiye olan adaptasyonlarının başarısı gözler önüne serildi.”

Tanık olduğum en büyük dehşet

İBRAHİM LALELİ KİMDİR?

1979’da Antalya’da doğdu. Meslek hayatına 1997’de Antalya’daki yerel gazete Atılım’da başladı. 1998’de bugün Demirören Haber Ajansı(DHA) olan Hürriyet Haber Ajansı’na(HHA) geçti. 2000’de çalışmaya başladığı Star Gazetesi’nden 2002’de yeniden DHA Antalya Bürosu’na dönüş yaptı. Bugün halen DHA Antalya Bürosu’nda foto muhabiri olarak meslek hayatını sürdüren İbrahim Laleli, evli ve 7 yaşında Poyraz isimli bir erkek çocuk sahibi. İbrahim Laleli, Türkiye Foto Muhabirleri Derneği(TFMD), Türkiye Spor Yazarları Derneği(TSYD) ve Antalya Gazeteciler Cemiyeti(AGC) üyesi. TFMD’nin düzenlediği Yılın Basın Fotoğrafları Yarışmaları’nda 2002, 2004, 2005, 2009, 2013, 2015 ve 2017 yıllarında farklı dallarda ödüller kazanan İbrahim Laleli’nin meslek örgütlerinden ve fotoğraf yarışmalarından yüzün üzerinde ödülü bulunuyor.

Tanık olduğum en büyük dehşet

 

X

Portre ustası

Sevgili okurlar... Bu hafta sizleri, portre fotoğrafçılığının usta isimlerinden biri olan Barış Acarlı ile tanıştırmak istiyorum.



Gerek foto muhabirliği yıllarındaki tecrübesi, gerekse bu meslekteki fotoğrafları kadar kişiliğiyle de sevdiğim dostlarımdan biri olan Barış Acarlı’ya “Portre fotoğraflarındaki ustalığının sırrı nedir?” diye sordum. Önemli tüyolar verdi:



* “Önce karşımdakinin bir-iki kare fotoğrafını çekip güvenini kazanırım. İyi göründüğünü hissettiğim fotoğrafların ön izlemelerini yapıp karşımdakinin kendisini nasıl görmek istediğini anlamaya çalışırım.”

Yazının Devamını Oku

Fotoğrafın hukuk çizgisi

Sevgili okurlar... “Fotoğraf üzerindeki telif hakkı” konusu çok araştırılıyor. Türkiye Foto Muhabirleri Derneği(TFMD) Başkanı olarak bana da en çok yöneltilen sorulardan biri bu konu oluyor.



TFMD olarak 2014’te gerçekleştirdiğimiz PhotoAntalya Fotoğraf Günleri’ne davet ettiğimiz avukat ve arabulucu Özlem Bora sayesinde birçok meslektaşım “fotoğrafta hak/hukuk” konusunda fikir sahibi olmuştu. Bu konuda uzmanlaşmış bir isim olan Özlem Bora’yı siz okurlarımıza daha yakından tanıtmak istiyorum.
Avukatlık yaparken fotoğrafla tanışan Özlem Bora, bu tutkusu sonrası bir yandan da “fotoğrafta telif hakkı” konusunda çalışmaya başlıyor. Ve bir süre sonra da “fotoğrafta telif hakkı” denildiğinde akla ilk gelen isimlerden biri haline geliyor.
“Sonuçta ben de bir fotoğrafçıyım. Fotoğrafçının hakkını, hukukunu korumak benim idealim oldu” diyen Özlem Bora ile hem fotoğrafa olan merakını hem de “fotoğrafta telif hakkı” konusunu konuştuk.


Yazının Devamını Oku

Tatile gitti hayatı değişti

Sevgili okurlar... Bu hafta sizleri Kocaeli’nden bir isimle tanıştırmak istiyorum: “Demirören Haber Ajansı(DHA) Muhabiri Ergun Ayaz.”



Ergun Ayaz, başarıları ile zaten tüm meslektaşlarımızın yakından tanıdığı biri. Çektiği fotoğraflar ve imzasını attığı haberlerle gazetecilik mesleğine büyük bir tutkuyla bağlı olan meslektaşım, bu işin en güzel yanlarından birini ise şu cümleyle özetliyor: “Tarihe tanıklık ediyoruz.”
Antalya’da uzun yıllar omuz omuza haber peşinde koştuğum çok sevgili dostum Ergun Ayaz’la hem gazetecilik mesleğine başlamasının tesadüflere dayanan hikâyesini hem de ajans muhabirliğini konuştuk. Bakın neler anlattı:



Yazının Devamını Oku

Fotoğraf stüdyosundan çıktı haber peşinde 60 ülke gördü

Sevgili okurlar... Bu hafta sizleri başarılı bir gazeteci ile tanıştırmak istiyorum: “İhlas Haber Ajansı(İHA) muhabiri Derya Yetim.”



Sadece ülkemizde değil, dünyanın dört bir yanında elinde fotoğraf makinesiyle haber peşinde görev yapıyor. Çektiği fotoğraflar dünyanın önemli yayın kuruluşlarında yer alıyor.
Derya Yetim’le birlikte gerek Türkiye’de gerekse yurt dışında birçok kez yan yana görev yaptık. Başkanı olduğum Türkiye Foto Muhabirleri Derneği’nde aynı yönetimde beş yıldır birlikteyiz.
Küçük yaştan beridir fotoğrafla iç içe olan, gazetecilik mesleğindeki yolculuğunu, “Zorlu görevlerde kimi zaman hem psikolojinizi hem bedeninizi zorluyorsunuz. Buna karşın en büyük güç kaynağınız ise mesleğe olan sevdanız” sözleriyle özetleyen Derya Yetim, şöyle devam ediyor:


Yazının Devamını Oku

Fotoğraflarla tarihi yangın

Sevgili okurlarım, geçtiğimiz ay Türkiye tarihinin en büyük orman yangınını yaşadı. Bu yangınların en büyüğü ise benim doğup büyüdüğüm Antalya’daydı.



Antalya, bu yangınla Türkiye tarihinin en büyük orman kaybını yaşadı. Yalnızca ormanlarımız değil birçok yerleşim yeri küle döndü. Yangınlar sırasında canlarını hiçe sayıp alevlere atılan 8 insanımızı kaybettik. Demirören Haber Ajansı(DHA), Manavgat’taki bu tarihi yangını tarihi bir sergiyle insanımızın dikkatine sunuyor. 45 fotoğrafın yer aldığı sergi, 17 Eylül Cuma günü Antalya Kent Müzesi Vatan Binası’nda açılacak ve 10 gün açık kalacak. Aynı sergi, eş zamanlı olarak Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde de gerçekleşecek.



ALEVLER ESİR ALDI

Yazının Devamını Oku

Grafiti ile başlayan fotoğraf aşkı

Sevgili okurlar... Ülke olarak son dönemde birçok afet yaşadık. Foto muhabiri meslektaşlarım tüm bu sıcak olaylara yakından tanıklık etti, bir olaydan diğerine koştu. Bu isimlerden biri de İhlas Haber Ajansı(İHA) Foto Muhabiri İsmail Coşkun’du.



Marmara’da musilaj, Marmaris’te orman yangını derken kendini Bozkurt’taki selde buldu. Çok sayıda olayda yan yana görev yaptığım genç meslektaşım İsmail Coşkun, Türkiye’nin son dönemde yaşadığı dehşeti, “Suyun hem ateşi söndürdüğüne hem de insanları öldürdüğüne tanık oldum ve hepsini 15 günün içerisinde yaşadım” sözleriyle özetledi. Bu haftaki konuğum İsmail Coşkun’la hem fotoğrafın hayatına nasıl girdiğini hem de ajans foto muhabiri olarak sıcak olaylarda görev yapmanın ne tür zorlukları olduğunu konuştuk.



MAKİNENİN BÜYÜSÜ BENİ İÇİNE ÇEKTİ

Yazının Devamını Oku

Deplasmanda doğan fotoğraf aşkı

Sevgili okurlar... Bu hafta sizleri, tecrübelerini kitaba döken bir gezginle tanıştırmak istiyorum.Seymen Bozaslan, “Ölmeden Önce Türkiye’de Görülmesi Gereken Yerler” adlı yeni kitabında, her köşesi cennet Türkiye’nin 81 ilinin güzelliklerini fotoğraflarla sunuyor ve tecrübelerini de paylaşarak seyahat tutkunlarına rehber oluyor.

Fotoğraf camiası ne kadar büyük olsa da hepimiz birbirimizi tanırız. Bazen hiç karşılaşmayız ama isimlerimizi ve işlerimizi biliriz. Bazense hiç bir araya gelmediğimiz fotoğrafçılarla yaptığımız işlerin farkındalığıyla uzaktan uzağa arkadaş oluruz. Seymen Bozaslan da benim için öyle. Hiç yüz yüze gelmedik ama yalnızca bu yıl içinde herhalde en az on kez telefonla sohbet ettik.
Seymen Bozaslan’la birkez daha telefon sohbeti yaptım ancak bu kez sizler için onun hikâyesini ve son kitabını konuştuk. Ve işte anlattıkları:



NATİONAL GEOGRAPHİC’TEN ARADILAR

Yazının Devamını Oku

Çektiği fotoğrafı milyonlar paylaştı

Tokyo Olimpiyatları’nda filenin sultanlarının başarısı, millet olarak göğsümüzü kabarttı. Voleybol takımımız Tokyo Olimpiyatları’nda çeyrek finale kalarak tarih yazarken, takım kaptanı Eda Erdem’in iki yıl önce çekilen bir fotoğrafı bu günlerde sosyal medyada gündem oldu. Kaptan Eda Erdem’in ‘işte bu’ dercesine yaptığı anlık hareketin fotoğrafı Voleybol Federasyonu’nun genç fotoğrafçısı Mert Bülent Uçma’ya ait. Bu muhteşem kareyi ve Mert’in fotoğraf yolculuğunu konuştuk.

USTA ÇIRAK İLİŞKİSİYLE BAŞLADIM

“Mesleğe lise yıllarında usta çırak ilişkisiyle başladım. Lise yıllarında internet sayfalarına küçük küçük haberler yapıyor, amatör de olsa fotoğraflar çekiyordum. Ankara’da 2011’de Voleybol Yıldız Erkekler Avrupa Şampiyonası’nı takip etmek için mail attım, aradım. Bu konuda ısrarıma o zaman Voleybol Federasyonu’ndaki basın sorumlusu Hasan Kulaç olumlu yanıt verdi ve maçlara akreditasyonumu yaptı. Benim ilgimi gören Hasan ağabeyle diyaloğumuz hiç kopmadı. Usta çırak ilişkimiz de böyle başladı. Aynı yıl Türkiye Yıldız Kızlar Avrupa Şampiyonası’nda gönüllü olarak fotoğraf çektim. Yaptığım her işi Hasan ağabeye gösteriyor, onun yönlendirmeleriyle kendimi geliştirmeye çabalıyordum. 2012’de Türkiye, Genç Kızlar Dünya Şampiyonası’na ev sahipliği yaptı. Organizasyon 2 ayrı salonda Ankara’da düzenleniyordu, ben Ankara Spor Salonu’nda fotoğraflar çektim. Bu benim için mihenk taşı bir başlangıç oldu. Sonrasında 2013 Başkent Üniversitesi Fotoğraf Bölümü’nü kazandım ve okulu da üçüncülükle bitirdim.



FIVB TÜRKİYE RESMİ FOTO MUHABİRİ

Yazının Devamını Oku

Vizörde COVID-19 kahramanları

Ankara’dan önce mesleğimin 10 yılı Antalya’da geçti. Bu haftaki yazımda o yıllardan tanıdığım bir meslektaşımı siz Hürriyet Ankara okurlarıyla tanıştırmak istiyorum.

Afyonkarahisar’da gazetecilik hayatını sürdüren Ömer Mazi, geçtiğimiz günlerde sağlık çalışanlarının çabalarını, açtığı ‘COVID-19 Kahramanları’ sergisindeki 78 fotoğrafla yaşadığı kente aktardı. Ömer Mazi ile mesleğini ve sergisini konuştuk:

GAZETECİLİK ÇOCUKLUK HAYALİMDİ

“Çocukluktan bu yana ilkokul hayatım gazeteci olmaktı. Ama elbette hayat farklı noktalara sürükleyebiliyor insanı. Gençlik yıllarında turizm sektöründe yıldızlı otellerde 5 yıl farklı pozisyonlarda çalıştıktan sonra hayal ettiğim işi yapmak için anlık bir kararla her şeyi geride bıraktım. Ailem Antalya Manavgat’ta yaşıyordu. Manavgat’ta yerel bir televizyon kanalında işe başladım, 1994 yılıydı. Muhabir olarak başlamışken kısa süre sonra orada ana haber sunmaya, programlar hazırlamaya başlamıştım. Böylece mesleğe ilk adımımı attım. 2 yıl sonra Akdeniz’de yayınlanan bölgesel gazete Atılım’ın Manavgat muhabiri oldum.

PROJE HAYATA GEÇMEDİ BEN KALDIM

1996’da Sabah Gazetesi’nde Manavgat muhabiri olarak başlamıştım ki iki ay geçmeden beni Antalya’ya çağırdılar. Ve meslekte Antalya macerası başladı. 13 yıl Sabah Gazetesi’nde görev yaptım. Bu 13 yılın 10 yılında fiilen çalıştım. 2006’da Isparta Belediyesi’nde basın müdürü olarak çalışmaya başladım. O dönemde de üç yıl boyunca yine yazılarım Sabah’ta yayınlanmaya devam etti. Bir yıl Hürriyet Gazetesi’nde röportajlar yaptım, Cumhuriyet Gazetesi’nde haberlerim yayınlandı. 2010’da Afyonkarahisar’dan teklif aldım. Bir bölge gazetesi ve televizyonu kurulacaktı. Bu ekibin başında olacaktım, proje hayata geçmedi ama Afyonkarahisar’da gittiğimde kendi dergim CafeLife’ı çıkarmaya başlamıştım. Dolayısıyla Afyonkarahisar’da kaldım. Bugün dergi, Afyon’un yanı sıra Eskişehir, Kütahya ve Uşak’ta da yayınlanan aylık yayın haline geldi. Bu başarı yeni dergi projeleri için tercih edilmeme sebep oldu. Farklı kurumlara da dergiler yapıyorum.

Yazının Devamını Oku

Fotoğrafa sarıldı bir daha bırakmadı

Sevgili okurlar... Bu hafta sizleri bir portre ustasıyla tanıştıracağım. Hem işi hem de nezaketi ile çok sevdiğim, arkadaşlığından ve dostluğundan büyük keyif aldığım bir kadın foto muhabiri Dilan Bozyel.



Diane Arbus’dan etkilenip sıra dışı bir şekilde fotoğrafa tutkuyla sarılan Dilan Bozyel, “Fotoğrafa adanmış hayatları yaşayanlar kendi özel hayatlarını yaşayamıyor. Ailemizi bile geri planda bırakmak zorunda kaldığımız anlar oluyor. Önceliğimiz her zaman fotoğraf” derken, erkek egemen bir meslekte erkek meslektaşlarından destek ve saygı gördüğünü söyledi.
İşte size hayatı ve fotoğraf üzerine gerçekleştirdiğimiz keyifli sohbette Dilan Bozyel’in anlattıkları:



Yazının Devamını Oku

Son 400 metrede fotoğraf da yarışıyor

Sevgili okurlar... Gazi Mustafa Kemal Atatürk adına geçen hafta Veliefendi Hipodromu’nda düzenlenen 95. Gazi Koşusu yine muhteşem bir mücadeleye sahne oldu. ‘Burgas’ adlı yarış atıyla birinci olan jokey Ahmet Çelik, bu zaferiyle Gazi Koşusu’nu üst üste 7’nci kez kazanarak rekor da kırdı. Ve bu girişin ardından gelelim asıl konumuza yani fotoğrafa...



Bu hafta sizleri, daha öncekilerde olduğu gibi 95. Gazi Koşusu’nda da fotoğraf çeken Türkiye Jokey Kulübü(TJK) fotoğrafçılarından Çağatay Kenarlı ile tanıştırmak istiyorum. Yarış atlarını, “Büyüleyici ve asiller” diyerek iki kelimede özetleyen Çağatay Kenarlı, son düzlükteki fotoğraf heyacanını ve at yarışı fotoğraflarındaki zorluğu ise “Hakem bayrağını indirdiği anda bir yarış 1.5–2 dakika sürüyor. Yarıştan gördüğünüz kareleri çektiğimiz süre ise yalnızca 7-8 saniye süren son 400 metre” diye aktarıyor. Atları, yarışları ve elbette bu köşenin olmazsa olmazı fotoğrafı konuştuğumuz Çağatay Kenarlı, bakın neler anlatıyor:



GAZETECİLİKLE BAŞLADI

Yazının Devamını Oku

Görev izni istiyorum

Sevgili okurlar... Uzun süredir aralıksız bu sayfada sizlerle buluşuyoruz.

Geçen hafta sonu, başkanı olduğum Türkiye Foto Muhabirleri Derneği’nin (TFMD) 17. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdik. Türkiye’nin dört bir yanından meslektaşlarımızı ağırladığımız genel kurulumuzda, başkanlığımda yeni bir yönetimle tekrar göreve geldik. Ben öncelikle bu göreve bizleri layık görüp destekleyen tüm meslektaşlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Derneğimiz organizasyonunun yoğunluğu nedeniyle bu haftalık sizlerden de görev izni istiyorum. Haftaya tekrar fotoğrafa dair konuklarımızla sizlerle buluşacağız.


TFMD ATA'YI ZİYARET ETTİTFMD dernek yönetim kurulu ve üyeleri genel kurul sonrası, Anıtkabir’i ziyaret ederek Atatürk’ün mozolesine çelenk koydu.

Yazının Devamını Oku

Ankara’da şanslıyız

Kuş fotoğrafçılığının başarılı isimlerinden Okan Akyürek, “Ankara’da şanlıyız. Ankara ve çevresindeki iller su yolları üzerinde ve bu bölge ciddi kuş popülasyonu barındırıyor” dedi. Akyürek, 190 farklı türde kuşu fotoğrafladı.

Sevgili okurlarım, sizleri fotoğrafçılığın en sabır gerektiren alanlarından birinde, kuş fotoğrafçılığında başarılı işler üreten bir isimle tanıştırmak istiyorum; Okan Akyürek. Kuş fotoğrafçılığı, ornito fotoğraf olarak anılıyor. İç Anadolu’da 295 tescillenmiş kuş türü olduğunu anlatan Akyürek, 190 farklı türde kuşu fotoğraflamış. Ornito fotoğrafların inceliklerini aktaran Okan Akyürek, “Kuş senden korkuyor. Sen kuşun kaçmasından korkuyorsun” diyerek yaşadığı heyecanı dile getirdi. Okan Akyürek’le kuş fotoğraflarına uzanan yolculuğunu ve kuş fotoğrafları çekmenin inceliklerini konuştuk:



ÇİZERLİKLE BAŞLAYAN MESLEK HAYATI

“Eğitim hayatımın ardından çizer olarak dergilere iş yapmaya başladım. Gazetecilik hayatım da yine alaylı bir çizer olarak başladı. Sonrasında Daily News’te 1988’de sayfa sekreteri oldum. Ardından farklı gazetelerde görsel yönetmenliğe kadar yükseldim. Basında hep mutfakta yer aldım. Ve o mutfakta hep fotoğrafın gücüne inandım. Birçok gazetede yıllarca birinci sayfa yaptım. Birinci sayfa bir yayının vitrinidir. Birinci sayfa için seçilen, büyüyen habere dair fotoğraf, etkilidir, güçlüdür, kısacık bir fotoğraf altıyla bile gücünü hissettirir. İyi bir fotoğraf, haberi sayfada her zaman yukarı taşır.

Yazının Devamını Oku

İnşaat şantiyesinden fotoğraf stüdyosuna

Sevgili okurlar, sevgili fotoğraf sevdalıları... Bu haftaki konuğum Sefa Yamak’ı pek çoğunuz yakından tanıyor. Ve tabii birçoğunuz onu sosyal medyadaki tek aktif hesabı olan Instagram’dan da takip ediyor.



Sefa Yamak, babasının inşaat işleri için şehir şehir, şantiye şantiye gezmiş. İlk önceleri boş vakitlerinde çektiği fotoğraflar, ilerleyen yıllarda vazgeçilmez tutkusu ve her şeyi bir yana bırakıp çıktığı yeni yolculuğu yani mesleği haline gelmiş. Sefa Yamak’la yaptığımız fotoğraf sohbeti ve anlattıkları şöyle:



HER ŞEY HOBİYLE BAŞLADI

Yazının Devamını Oku

Ağrı Dağı’ndan Erciyes’e zirvedeki gazeteciler

Sevgili okurlar... Sizlere bu köşede kimi zaman usta bir fotoğrafçıyı, kimi zaman genç bir objektifi, kimi zaman gazetecilik mesleğinden önemli bir ismi, kimi zaman ise bir kitabı hatta bir fotoğraf yarışmasını anlattım. Bugün sizlere gazetecilerden oluşan doğasever bir grubu tanıtmak istiyorum: “Medyatrek.”



Ağrı Dağı’ndan Erciyes’e Türkiye’nin zirvelerine tırmanan Medyatrek, altı yılda altı farklı şehirde 15 farklı doğa etkinliğine imza attı. 100’e yakın gazetecinin katıldığı bu etkinlikler sırasında 20 köy okuluna ulaştı, üç bin çocuğa yardım götürdü.



KENDİ SESİMİZİ DUYURAMIYORUZ

Yazının Devamını Oku

Karanlık odadan şampiyonluklara

Sevgili okurlar... Fotoğrafın farklı alanlarından pek çok ismi her hafta bu köşede tanıma fırsatı buluyorsunuz. Bu hafta ise sizleri spor fotoğrafının usta isimlerinden biri ile tanıştırmak istiyorum: “Gökhan Kılınçer.”



Meslekte “dostum” dediğim, spor fotoğrafı alanında Türkiye’nin saygı duyulması gereken gözlerinden biridir. Tabii bizim meslekte “şans faktörü” de önemlidir. Gökhan Kılınçer, Süper Lig’in son 20 yılında Türkiye’deki tüm şampiyonluk maçlarını fotoğraflayacak kadar da sanslıdır.
Mesleğe ilk adımını ortaokul yıllarında atan sevgili dostum Gökhan Kılınçer’le foto muhabirliği hayatını, spor fotoğraflarının geçmişten günümüze yolculuğunu ve fotoğrafın geleceğine bakışını konuştuk. İşte Gökhan’ın anlattıkları:



Yazının Devamını Oku

Kızıyla birlikte fotoğraf aşkı da doğdu

Sevgili okurlar... Bu hafta sizlerle tanıştırmak istediği konuğum, freelance yani serbest çalışan başarılı bir foto muhabiri: “Tolga İldun.”



Sekiz yıl önce dünyaya gelen kızı Zeynep’in fotoğraflarını çekmek için bir fotoğraf makinesi almış ve fotoğrafa olan tutkusu işte böyle başlamış.
Sonrasında hayatının tam da merkezine giren fotoğraf tutkusu uğruna, 15 yıl çalıştığı otomotiv sektöründeki işini bırakmış.
Ve bugün sevgili Tolga İldun’un çektiği kareler, ulusal ve uluslararası birçok yayının sayfalarını süslüyor.
Tolga İldun, fotoğrafla tanıştıktan sonra hayatının nasıl değiştiğini şöyle anlatıyor:

Yazının Devamını Oku

Tazminatını Instagram’a sermaye yaptı

Bu haftaki konuğum bir Instagram yıldızı ve bu alanda Türkiye’nin en çok tanınan isimlerinden biri: “Ahmet Erdem.”



Instagram’ı keşfedince 12 yıllık işini bırakan ve tazminatını sermaye yapıp yollara çıkan Ahmet Erdem, Türkiye’nin cennet köşelerini dünyaya tanıttı, tanıtmaya da devam ediyor.
Karadeniz yaylalarının tesisleşmesindeki payına dert yanan Ahmet Erdem, “Kimsenin bilmediği cennet köşeleri gösterdik. Bazı yerlerin bozulmasında pay sahibiyiz, kabul ediyorum, ama bunun asıl sebebi biz değiliz. Oradaki insanların açgözlülüğü ve turizm sektörünü bilmemesiydi” diyor.
Hayallerinin peşinde koşan cesur bir fotoğraf tutkunu Ahmet Erdem’le hayat yolculuğunu ve başarılarını konuştuk, şunları anlattı:


Yazının Devamını Oku

Korona oldum evde uçurdum

Hürriyet sayfalarına bu hafta Türkiye’nin başarılı drone fotoğrafçılarından genç bir ismi taşıyoruz. Sizleri İhlas Haber Ajansı’nın gökyüzündeki gözü Ahmet Faruk Sarıkoç’la tanıştırmak istiyorum. Henüz 16 yaşında mesleğe adım atan Sarıkoç’un çektiği fotoğraflar gazete sayfalarını, görüntüler haber bültenlerini süslüyor. Bu genç isim fotoğraflarıyla sosyal medyanın da ilgisini çekiyor.

BABA MESLEĞİNİ SEÇTİM

Ahmet Faruk Sarıkoç’la mesleğe başlangıç hikâyesini ve drone tutkusunu konuştuk:
“Gazetecilik baba mesleği aslında. Babam Hüseyin Sarıkoç, Türkiye Gazetesi’nde Yazı İşleri Müdürü’ydü. Bugün İHA’da çalışıyorum. Çalıştığım ajansın girişinde İHA’nın açılış kurdelesinin kesildiği fotoğrafın yer aldığı bir gazete sayfası var. O fotoğrafta babam da var. Ajansı kuran ekipten bir ismin oğlu olarak burada görev yapmak benim için ayrı bir gurur. Dolayısıyla evimizde hep fotoğraf makineleri olurdu. Çocukluğum evdeki filmli makinelerle fotoğraflar çekerek geçti. Çocukluk sonrasında lise eğitimini şehir dışında almak, hayat tecrübesi kazanmak istiyordum. Balıkesir’de yurtta kalarak Adnan Menderes Lisesi’ne gittim.



Yazının Devamını Oku