ABD ve İsrail’in bölgede İran’a açtığı savaş bu bakımdan bizi çok daha fazla ilgilendiriyor.
Çünkü böyle zamanlarda eski meseleler tozlu raflardan iner hatta savaşın kıvılcımlarıyla yeniden alev alabilir.
Son günlerde Kıbrıs’ın etrafında dönen olaylar da akıllara bu durumu getiriyor.
Kıbrıs, Britanya sömürge döneminin böl ve yönet politikasından günümüze kalan dünya çapındaki sorunlarından biri.
Aynı politikanın kötü mirasını bugün Filistin’de, Pakistan-Hindistan çatışmasında, Nijerya’da, Falkland’da ve daha birçok yerde görmek mümkün.
Britanya, 1960’ta Kıbrıs’ı terk ederken adada Dikelya ve Ağrotur üslerini tutmaya devam etti.
Üs dediğime bakmayın, bu iki askeri bölge büyüklük olarak adanın yüzde 3’ünü kapsıyor. Bugün halen Birleşik Krallık toprağı olarak kabul ediliyor.
İngiltere’nin ABD’ye üslerini kullanma hakkı verdiğini açıkladığı saatlerde İran tarafından
Maalesef savaş ve kaosun eksik olmadığı Ortadoğu coğrafyasında bu yüzden fikri takibe pek fırsat kalmaz.
Yine de İran tarafından Türkiye’ye fırlatılan ve havada imha edilen füzenin böyle bir yönü var.
Bu hadise, 15 yıllık bir tartışmaya nokta koymuş oldu.
Füzenin NATO savunma unsurları tarafından düşürüldüğü açıklandı.
Savunma Bakanlığı’nın açıklamasında detay verilmese de Wall Street Journal’daki habere göre füze Malatya Kürecik’teki NATO Radar Üssü tarafından tespit edildi.
Doğu Akdeniz’deki bir savaş gemisinden fırlatılan hava savunma füzesiyle vuruldu.
Malatya Kürecik Radar Üssü.
Kürecik
Saldırı taktiği ve yayılmasına baktığımızda yaşananın Trump’tan çok Netanyahu’nun savaşı olduğu ortada.
Trump’ın İran rejimini deviren lider olarak tarihe geçmeye ikna edildiği bir savaşın ilk perdesini izliyoruz.
Teokratik bir oligarşiyle halkını dünyadan koparan İran rejimini övecek değilim.
Ancak bir ülkeye havadan bomba yağdırmanın, sivilleri öldürmenin kimseye özgürlük getirmeyeceğini biliyoruz.
Amerikalılar, Trump yönetiminin taktiğine “savaş gemisi diplomasisi” diyor.
Washington bir yandan İranlıları masaya çekip diğer tarafta Irak Savaşı’ndan bu yana bölgeye en büyük yığınağı yapıyor.
Bir kesim bu hareketi silahları göstererek masada konumunu güçlendirmek olarak yorumluyor.
“Ortadoğu’nun çevresinde veya içinde bir ‘altıgen ittifaklar sistemi’ oluşturacağız.”
Netanyahu bu ittifakta, İsrail’in yanında Hindistan, Yunanistan, Kıbrıs Rum Yönetimi ve ismini vermediği Arap, Afrikalı ve Asyalı ülkelerin yer alacağını iddia etti.
Peki bu ittifak kime karşı kurulacak?
Netanyahu şöyle diyor: “Buradaki amaç, hem çok sert darbeler indirdiğimiz
Birincisi, İngiliz Kraliyet ailesinde modern dönemde ilk kez bir prens gözaltına alınmış oldu.
İkincisi Epstein dosyalarının ABD’yi bir nevi teğet geçerek Avrupa kıyılarında yarattığı hasar artık ayan beyan ortada.
Polis açıklamasına göre Andrew soruşturma altında “serbest bırakıldı.” Bu da demek oluyor ki her an tekrar gözaltına alınabilir. Yeni deliller ortaya çıktığında tutuklanabilir.
Andrew hakkındaki soruşturma cinsel taciz ya da istismara dair değil. Suçlama “Kamu görevini kötüye kullanma.”
Britanya Ticaret Elçisi olduğu dönemde Epstein’le İngiltere’nin hassas ticari bilgilerini paylaşmakla suçlanıyor.
Bu suçlama eğer “vatana ihanet” kapsamında değerlendirilirse ömür boyu hapis cezasıyla karşılaşması bile mümkün.
Tabii işin hazin bir yönü daha var. Andrew-Epstein ortaklığı son 15 yıldır konuşuluyor.
Epstein’ın ilk kurbanlarından
Dünya siyasetinin sözü geçen isimleri Davos’u müteakip şubat ortasında Almanya’da buluşur. 63 yıldır bu böyle.
Konferans Kruşçev’in dünyayı nükleer bir felaketten korumak için ortaya attığı “Barış içinde bir arada yaşama” döneminde başladı.
Geçen yıl, Trump’ın yardımcısı JD Vance’in yaptığı konuşmaya kadar “diyalog yoluyla barış” düsturunu benimsedi.
Tam da bekleneceği üzere Trump yönetimi tek hamleyle bütün ayarları bozdu.
Vance, geçen seneki konferansta Avrupa için tehdidin Rusya veya Çin değil, değer kaybı ve kontrolsüz göç olduğunu söyledi.
Savunmaya para harcamayan Avrupalı liderleri sert şekilde eleştirdi.
Bu konuşma büyük bir kırılma yarattı ve son bir yılda yaşanan krizler de işin tuzu biberi oldu.
Geçen haftaki Münih Güvenlik Konferansında artık iki nokta netlik kazandı:
Hem Türkiye hem bölge bu karanlık örgütten çok çekti.
Son 15 yılda Suriye ve Irak’taki otorite boşluğundan yararlanıp filizlenen, kirli ilişkilerle güçlenen DEAŞ, Suriye’de merkezi bir hükümetin kurulmasının ardından büyük ölçüde tasfiye edildi.
Fakat BM Genel Sekreteri Guterres’in imzasını taşıyan rapor, bize örgütün “yeni oyun alanı” ve stratejisi hakkında önemli şeyler anlatıyor. Bilinenin aksine DEAŞ tehdidinin küresel açıdan bölünerek çoğaldığını söylüyor.
Rapor, örgütün yeni dijital finans ağları ve yapay zekâyı da aktif olarak kullandığını ortaya koyuyor. Bence en çarpıcı 5 madde şöyle:
- YENİ ZEMİN: DEAŞ daha karmaşık ve çok merkezli bir yapıya büründü. Özellikle Batı Afrika’dan Kızıldeniz’e uzanan Sahel bölgesi örgütün yeni büyüme alanı.
- DEAŞ/HORASAN: Afganistan merkezli DEAŞ/Horasan’ın hem bölgede hem de uluslararası alanda operasyon yapma kapasitesi yüksek. En ciddi tehditlerden biri.
- BOŞLUK ARIYOR: Örgüt Suriye’den sonra siyasi istikrarsızlığın ve zayıf devlet otoritesinin olduğu bölgelerdeki yeni güvenlik boşluklarını kullanıyor.
-