"M. Bülent Tıraş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "M. Bülent Tıraş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
M. Bülent Tıraş

M. Bülent Tıraş

Hamilelikte mide yanması

4 Haziran 2017

Hamile anne adayların karşı karşıya kaldığı ve rahatsızlık duydukları problemlerden biri de mide yanması olarak ortaya çıkmaktadır. Gebelik sürecinde mide yanması çok yaygın ortaya çıkan ve birçok kadında karşılaşılabilen, sinir bozucu bir sorundur. Ne denli yaygın karşılaşılsa ve anne adayı bu sorunu ne denli önemsemese de, mide yanması neden kaynaklandığı ve sebeplerinin ve tedavisinin ne olduğunu bilmek rahatsızlığı azaltmak adına oldukça önem teşkil eder.

Hamilelikte büyüyen rahim mideyi yukarıya doğru iter. Bu sebeple midede ve yemek borusunda tonüs azalır. Bunun neticesinde isi anne adayının göğüs kısmında yanma yani, pirozis meydana gelir. Uyumadan 3 saat öncesinden itibaren su hariç yiyecek ve içecek tüketmemek, yağlı yiyeceklerden olabildiğince uzak durmak, sigara içmemek gibi önlemler almak, mide yanması için alınabilecek önlemlerdendir. Hamile kadınlarda midenin boşalma süresi de uzamaktadır. Bu etken de, midenin yanması için etkili bir sebeptir.

Hamilelerin % 70’inde ortaya çıkabilen ve doğal sayılabilecek bir durumdur. Hamilelik sürecinde sindirim sistemi işlevlerinde oldukça farklı değişiklikler ortaya çıkar. Artan hamilelik hormonları özellikle progesteron sindirim sisteminde ve midede bulunan bütün kaslarda gevşemeye yol açar. Midenin üst bölümündeki kapakçıkta da gevşeme meydana gelir. Bu sebepten dolayı da, mide içeriği ve asidi yemek borusuna kaçar ve bu bölgeyi tahrişe uğratır. Kalbin yer aldığı bölgede duyulan rahatsızlık, yanmaya ve ağızda normal olmayan bir tadın oluşmasına neden olur.

Hamilelikte rahim büyür ve mideyi yukarı doğru iter, akabinde mide ve yemek borusunda tonüs azalır ve bunların neticesinde hastanın göğüs kısmında yanma yani, pirozis meydana gelir. Artmış mide basıncı ve yemek borusunda oluşan olumsuz basınç reflüyü yani, mide asidinin yemek borusuna kaçışını oldukça kolay bir şekilde gerçekleşmesini sağlar. Hamilelerde midenin boşalma süresi de uzamaktadır. Bu etken de mide yanmasında önemli rol oynayan bir sebeptir. Hamile anne adaylarının neredeyse % 70’inde ortaya çıkar.

Kimi hamile kadınlarda çoğunlukla yemek yedikten sonra yağlı yiyeceklerle ve asitli içeceklerle belirtiler kendini oldukça net belli etmektedir. Kişilerin şikayetleri yatar bir pozisyonda iken artma gösterir. Hatta bazı hastalar, mide yanmasından o denli şikayetçidir ki, oturarak uyuduklarını ve bu şekilde daha rahat ettiklerini söylerler. 5. hamilelik ayının ardından özellikle büyüyen rahim, mideye mekanik baskı yapar ve bu durum da yanma şikayetlerini arttırır. Son 3 ayda bu durum kişiye daha da rahatsızlık verecek bir boyuta gelir. Teşhis için incelemeye ayrıntılı bir öykü almakla başlanmalıdır. Hamilelikte göğüs ağrısı, boğaz ağrısı, öksürük, sesli solunum gibi atipik belirtilerle doktora başvuran kişilerde akla ilk olarak reflü hastalığı gelmektedir.

Hayat tarzında yapılacak ufak değişiklikler, hamilelerin mide yanması problemi için tedavide uygulanacak ilk adımdır ve oldukça önem teşkil eder. Bu tavsiyeler içinde yatağın başucunun biraz daha yükseğe alınması, hamilenin şikayetlerini şiddetlendirecek öne doğru eğilme ya da karın için basıncını yükseltecek başka pozisyonlardan örneğin; ıkınmak, öksürmek, ağır kaldırmak gibi uzak durulmas, az az ancak sık yemek yemek bu öneriler arasında sayılabilir. Uyumadan yaklaşık 3 saat öncesinden itibaren su hariç yiyecek ve içecek tüketmemek, yağlı yiyeceklerden olabildiğince kaçınmak, sigara kullanmamak gibi önlemler almak önem teşkil eder. Bu önlemler ile şikayetleri biraz dahi gerilemeyen hamilelerdeki bir sonraki tedavi aşaması doktor kontrolünde ilaç tedavisine başlamaktır.

İlk olarak ayrıntılı öykü istenir ve ardından fizik muayene uygulanır. Kan sayımı, karaciğer enzimleri, idrar ve dışkı analizleri, serum elektrolitleri gibi laboratuvar testleri yapılır, gerekli durumlarda ultrasonografi de uygulanabilir. Ülser ya da reflü şüphesi mevcut ise, beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzında değişiklikler yapılır. Belirtiler hala devam ediyor ise, asit gidericiler, midede bariyer oluşturan ilaçlara başlanır. H2 reseptör blokerleri (hamileliğin 4. ayından itibaren) kullanılabilir. Kesin teşhis için endoskopi gereklidir. Proton pompa inhibitörleri kullanılır. Hamilelikten evvel mide yanması mevcut ise hamilelikte genellike şiddeti fazlalaşır. Anne olma yaşı ilerledikçe mide yanma problemi ile daha yaygın şekilde karşılaşılır. Reflü problemi mevcut olan hamilelerde doğum esnasında anestezi uygulanacak ise çok dikkatli ve titiz olunmalıdır. Ameliyat esnasında ya da anestezi altında asitli mide içeriğinin yemek borusundan akciğere kaçışı çok kritik sorunlara yol açabilir. Doğumun ardından mide yanması yaygın şekilde görülür ve çoğunlukla kendiliğinden geçer.

Yazının devamı...

Yumurta dondurma işlemi nasıl yapılır?

18 Aralık 2014

Yumurta dondurma işlemi, yumurtanın dondurulması ve daha sonraki zamanlarda kullanılmak üzere saklanması, farklı IVF tedavilerine nazaran daha yeni ve alternatif bir yöntemdir. Tıbbi zorunluluğun olduğu durumlarda, yumurtalar sperm ile döllenmeden daha ileri zamanlarda kullanılmak üzere muhafaza edilebilmekte, dondurabilmektedir. Bu tıbbi zorunluluk durumları, Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan genelgelerle anlatılmaktadır. Avrupa ve Amerika’da yaygın olarak rapor edilen tıbbi yumurta dondurma sebepleri, henüz çocuk sahibi olmayı düşünmeyen, kısır olma riski yüksek olan kadınlarda, kanser tedavisi öncesinde yumurtanın dondurulmasıdır.

Kanser tedavisi öncesinde, hastanın evli olması koşuluyla yumurta dondurulması yerine embriyo dondurulması tercih edilmektedir. 37 yaşının altındaki, iyileşme olasılığının fazla olduğu ve IVF tedavisinden olumsuz etkilenmeyecek kanser hastası olan kadınlarda kanser tedavisi öncesinde uygulanabilir. 37 yaşını altında ciddi endometriozis teşhisi konan ve hamileliği daha planlamayan kadınlarda, 37 yaşının altında erken menopoz olasılığının yüksek olduğu tıbbi rahatsızlıklarda uygulanabilir.

Yumurtalarının dondurularak saklanmasını isteyen bir kadına, yumurtaların döllenmesi ve embriyoların aktarımı dışında normal bir tüp bebek tedavisinin tüm basamakları uygulanmaktadır. Tüp bebek tedavisi ardından elde edilen yumurtalar derhal dondurulur ve kullanımına gereksinim duyulduğu zaman çözülür. Baba adayından alınan sperm ile döllenmekte ve ortaya çıkan embriyolardan hamilelik şansı en fazla olanlar anne adayının rahmine aktarılmaktadır. Başarıyı etkileyen en önemli etken, yumurtaların donma ve çözülme uygulaması sırasında canlılıklarını kaybetme riskidir. İnsan yumurtası insan vücudundaki en büyük hücrelerden biridir ve yüksek oranda su barındırır. Dondurma uygulaması sırasında bu su, buz kristallerine dönüşebilir ve hücreye zarar verir. Bu da yumurtanın yaşam ve döllenme şansını yok edebilir.

Buna karşın ilerleyen teknoloji, bu olasılığı ciddi boyutlarda aza indirmiştir. Son çalışmalarla beraber %75 ila %95’e kadar çıkan seviyelerde yumurtanın sağlıklı bir şekilde dondurulup çözüldüğü anlaşılmış ve bildirilmiştir. Dondurma ve çözdürme uygulaması, yumurtanın etrafında yer alan ‘zona pellucida’ olarak isimlendirilen kabuğun sertleştirmesine yol açmakta, bu da spermin döllenme sırasında yumurtaya girişini güçlendirmektedir. Bu sebeple döllenme spermin yumurtaya doğrudan enjeksiyon ile uygulanan ICSI tekniği ile sağlanmalıdır. Başarı oranları klasik tüp bebek yöntemi ile aynı kabul edilen bu teknik, ‘vitrifikasyon’ ismi verilen, yeni bir hızlı dondurma tekniği ile hamilelik ihtimalinin daha da yüksek olabileceği bildirilmiştir. Dondurma ve çözülme yöntemlerinden canlı olarak çıkan yumurtalar ile gerçekleşen hamileliklerde dondurma yöntemine bağlı ortaya çıkan bir anormali riski gözlenmemiştir ve bildirilmemiştir.

Hücre içindeki su, hücre dondurma uygulamalarındaki en fazla dikkat edilmesi gereken sorundur. Bu suyun, donma sırasında buz haline gelmesi hücrenin parçalanması ile sonuçlanabilir. Bu nedenle hücre içindeki suyun olabildiği kadar donma işlemi öncesinde alınması gerekir. Yumurta dondurma uygulaması esnasında hücreye zarar vermeden suyu dışarı almak için spesifik konsantrasyonda hazırlanan sıvılar kullanılır. Bu suyun yerine hücre içine özel bir sıvı aktarılır. Bu şekilde yumurta dondurma uygulamasında suyun kristalleşmesi neticesinde ortaya çıkan problemler engellenmiş olur. Günümüzde kullanılan iki farklı yöntem bulunur. Bunlar;

Yavaş dondurma (slow freezing): Yumurta, özel dondurma sıvılarında bekletilir. Sonrasında ise yavaş yavaş bir cihaz ile soğutulur ve dondurulur. Bu uygulama esnasında -30/-35 C dereceye dek soğutulan yumurtalar, ardından -196 C derecedeki sıvı azot içine batırılır. Yavaş dondurma yöntemi sperm ve embriyoda başarılı bir yöntem iken yumurta dondurma için yeterli başarı oranlarını sağlamaz, bu sebeple tercih edilmez.

Hızlı dondurma (vitrification): Uzun yıllardır embriyo dondurma sırasında da uygulanan bu yöntem, ilerletilerek yumurta dondurma için de kullanılabilir hale getirilmiştir. Hücre, oda sıcaklığı koşullarından 24/-196 C derecedeki sıvı azot içine daldırılır ve soğutulması sağlanır. Camlaştırma olarak da geçen bu yöntem ile yüksek başarı oranlarına imza atılabilmektedir. Yöntem aynı olmasına karşın, merkezler arasında değişik protokoller de uygulanabilmektedir.

Kariyer ve hayat şartları nedeniyle anne olma arzusunu ileri bir tarihe ertelemek isteyen kadınlarda. Kemoterapi, radyoterapi gibi ağır tedavi görmüş ya da görecek olan kadınların tedavi ardından hamileliklerinin sağlanabilmesi için yumurta rezervi iyi olmayan kadınlarda, yumurtalar dondurularak biriktirilebilir ve daha sonra hepsi birlikte çözülerek daha çok embriyo ile başarı şansı yükselttirilir. Tüp bebek tedavisinde yumurtalar toplanmasına karşın baba adayından sperm sağlanamadığı durumlarda, uygulamayı daha sonra yapmak için. Hiçbir endikasyon olmamasına karşın doğurabilme yetisini kaybetme endişesi olan kadınlar için.

Yazının devamı...

Evde yapılan hamilelik testleri

7 Temmuz 2014

Hamilelik esnasında salgılanan HCG’yi saptama tekniklerinin geliştirilmesinin ardından ilaç sanayisi, laboratuvara gitmeye gerek kalmadan evde de yapılabilecek testler ge­liştirmeye başladı. Bu sayede hiçbir hastaneye gitmeden, ev ortamının gizliliği içinde hamilelik testini uygulama şansı ortaya çıktı. İlk kişisel hamilelik testi 1971′de Hol­landa’da ortaya çıktı ve kadınlar tarafından büyük ilgi ile karşılandı

Oldukça pratik ve basit bir uygulama tekniği olan kişisel gebelik testleri de yine HCG hormonunun sap­tanması prensibine dayanmaktadır. Fakat bu testlerde HCG hormonu kandan çok daha kolay sağlanan bir madde olan idrarda ortaya çıkar. Gerek kolaylığı ve güvenilirliği, gerekse eczanelerden satın alınarak ev­de tek başına uygulanabilmesi gibi avantajları sebebiyle bu tür testler kendilerine oldukça yaygın bir kullanım alanı bulmuştur.

İnsan koryonik gonadotropin hor­monunu bağlama özelliği olan madde­ler, bu hormonun varlığında idrarda gözle görülür bazı değişikliklere, misalen idrarın renginin farklılaşmasına sebep olur. Bu bağlayıcı maddeler antikor yapısındadır ve HCG’ye özgüdür. Bu sebeple bu hor­monla karşılaşınca derhal onunla birle­şir. Bu birleşmenin görüntüsü ise testin özelliğine göre farklılaşır. Misalen Boehringer-Mannheim tekniğinde HCG karşıtı antikorlar bir bant yüzeyine dizili haldedir; bu bant idrara batırılır ve idrarda HCG bulunuyor ise antikorlarla birleşme neticesinde renginden değişme gözlemlenir. Bu sayede, kadının hamile olup olmadığı anlaşılabilir. Kimi testlerde bandın üzerinde renk değişikliği yerine iki belirgin çizgi ortaya çıkar. Kimi testlerde de bant yerine bir çubuk uygulanır.

Uygulama zamanı

Kişisel hamilelik testlerinin pozitif (olum­lu) netice verebilmesi için, bir litre id­rardaki gonadotropin miktarının minimum 50-100 uluslararası birime ulaşmış ol­ması şarttır. Döllenme oluşmuşsa çoğunlukla âdetin geciktiği ilk günden itibaren testin pozitif sonuç vermesine yol açacak kadar HCG idrara geçer. Fakat hamilelik testi daha erken, yani daha gecikme meydana gelmeden uygulanırsa idrarda­ki HCG miktarı az olacağı için yanlış sonuç verebilir.

Uygulama biçimi

Testi sabah idrarı ile gerçekleştirmek en ideal yöntemdir. Sabah idrarında HCG oranı yüksektir, bu sebeple test daha doğru so­nuç verecektir. Test kutusunda spesifik bir kap bulunuyor ise idrar onun içine, bulunmuyor ise temiz ve kuru bir başka kaba yapılır. Bunun ardından test kutusundaki verilere gö­re idrar HCG karşıtı antikorlarla uygun işlemden geçirilir ve belirtilen süre ka­dar beklenir. Netice, test kutusunun üze­rindeki açıklamalara göre anlaşılabilir. Hamileliğin gerçekleşip gerçekleşmediği testin türüne göre renk değişikliğine ya da test çubu­ğu üzerindeki başka değişikliklere bakı­larak saptanır.

Herhangi bir değişiklik meydana gelmezse idrarda HCG bulunmadığı sonucu düşünülür, ancak negatif sonuç çıkmaması durumunda test birkaç gün sonra tekrar edilmelidir. Ayrıca kimi testlerde hiçbir değişiklik meydana gelmemesi hamileliğin var olduğu manasına geldiğinden neticeler, test kutusundaki açıklamalara göre değerlendirilmelidir.

Yazının devamı...

Laparoskopi nedir?

29 Nisan 2014

Laparoskopi karın içini teknolojik aletler ile gözlenmesi durumudur. Kadın hastalıkları ile ilgili sorunlarda ve infertilite gibi bebek sahibi olamama durumlarında infertilite sebeplerinin araştırıldığı karın içine uygulanan çok ince telli kameralar ile hastalıkların teşhisi ve tedavisi için karnın detaylı gözlenmesi için kullanılmaktadır.

Laparoskopi yöntemi ile gözlemlemeyi gerektiren durumları şöyle sıralayabiliriz:

Bunları şöyle detaylandırabiliriz:

Bu hastalık ancak laparoskopi ile bakıldığında kesin tanı koyulabilmekte olup ancak laparoskopi esnasında müdahale edilip hastalıklı dokular tek tek yakılarak yok edilmektedir. Bu operasyon hem tanı koymak hem de tedavi etmek amaçlıdır.

Laparoskopi dış gebelikte de etkindir. Yerini tespit eder ve dış gebeliği yerinden alarak çıkartır.

Urların yerinin bulunması. Laparoskopi sayesinde nerede olursa olsun myomların alınması kolaydır. Bu durum hem hekimin hep hastanın işini kolaylaştırmaktadır.

Laparoskopi işlemlerinde öncelikle kistlerin yeri tespit edilir. Daha sonra karın içine sokulan torbalarla birlikte bu kistler patlatılmadan alınır.

Kasıklarda oluşan sebebi belirsiz ağrılarda ve cinsel ilişkide oluşan ağrılarda ve tedavisinde, kasıklarda oluşmuş yapışıklıkları açmak ve gidermek için yapılan ameliyatlarda (yapışıklıkların gitmesi ağrılarında gitmesi demektir) ayrıca kanser teşhisi taraması tedavisinde de kullanılmaktadır.

Yazının devamı...

Epidural anestezi nedir?

15 Nisan 2014

Epidural (peridural) anestezi ya da bir başka deyiş ile "ağrısız doğum", doğum esnasında ya da sezaryan ameliyatında ağrı duymayı ortadan kaldırmak için uygulanan spesifik bir bölgesel anestezi yöntemidir. Genel anestezi ile farkı anne adayının uygulama sırasında uyanık halde olması, etrafında neler olduğunu bütünüyle algılamasıdır. İstenmeyen etkiler bakımından ise genel anesteziye nazaran oldukça güvenli bir uygulamadır.

Epidural anestezi ya da “belden uyuşturma” bölgesel bir anestezi yöntemidir. Normal doğumda da sezaryen ile doğumda da başarılı bir şekilde uygulanmaktadır.

Topluca “epidural anestezi” ismi ile anılan bu anestezi yönteminin esasında 3 şekilde uygulama yöntemi bulunmaktadır:

1- Saf epidural anestezi – Normal doğumda ve sezaryende
2- Spinal anestezi sadece sezaryende
3- Epidural-spinal ya da başka bir ismi ile kombine anestezi sadece sezaryende uygulanan anesteziye verilen isimdir.

Epidural anestezi çok ince bir kateter aracılığı ile belden epidural saha ismi verilen bölgeye girilmesi ve buraya lokal anestezik maddeler verilmesi prensibi ile gerçekleştirilir. Anestezi doktoru anne adayını yan yatırır ya da oturur hale getirir. Elinin baş parmağı ile uyguladığı muayene sonucunda anestesizin gerçekleştiriliceği bölgeyi belirler. Bu kısmı antiseptik maddeler ile bakterilerden arındırır. Bunu takiben ise iğnenin batırılacağı bölgedeki cilde ilk olarak anestezik madde enjeksiyonu yaparak esas epidural iğnesinin girilmesi sırasındada ortaya çıkacak ağrı hissini azaltmayı amaçlar.

Bunun ardından esas anestezi iğnesi anestezinin türüne göre saf epiduralde sadece epidural aralık ismi verilen bölgeye (bu bölge omuriliğin dış zarıdır), spinal anestezide beyin omurilik sıvısının yer aldığı boşluğun içine, kombine anestezide ise iki bölgeye de yerleştirilir. İğnenin içinden anestezik madde enjekte edilir.

Yazının devamı...

Hamilelikte kansızlık

1 Nisan 2014

Hamilelikte ortaya çıkan kansızlığın tedavisi çoğunlukla kolay bir şekilde yapılabilir. Demir minerali, anne adayının karnındaki bebeğin gelişimi için oldukça önem teşkil eder. Bunun yanında anne adayının sağlığı ve enerji gereksinimi için de çok önemli ve ihtiyaç duyulan bir mineraldir. Hamilelikte kansızlık çok sık karşılaşılan bir durumdur ve ender olarak ciddi problemlere sebep olur.

1. Hamilelikte kansızlık gibi bir sorunun mevcut olup olmadığını tespit etmek adına tam kan sayımı testi (CBC) uygulanır. Şayet test pozitif ise, tedavi için en iyi yöntem teşhis edilmeye çalışılır. Kırmızı kan hücresi oranının önemli bir derecede yeterli olmaması, bebeğin anne adayının karnında sağlıklı gelişimi için ilave yöntemlere ve desteklere gereksinim duyduğunu gösterir.

2. Hamilelikte kansızlığın tedavisi için oral yoldan alınacak ilaçlar hakkında doktor ile konuşulmalıdır. İlaç tedavisi doktorun kontrolünde ve önerisi ile olmalıdır.

3. Hamilelikte kansızlık halinde beslenme düzeni oldukça etkili olabilir. Günlük diyetteki günlük küçük değişiklikle etkili neticelere yol açabilir. Bu sebeple demir bakımından zengin besinler yani; kırmızı et, soya peyniri, tam tahıllar gibi ön planda tutulmalıdır. Bunun yanında C vitamini ve folik asit de hamilelikteki kansızlığa oldukça faydalı olur. Bunun sebebi, bu besinlerde demir mineraliyle etkileşime girer ve kan yapımına yardımcı olacak etkiler oluşturur. Bu vitaminleri bulunduran besinler de tüketilmelidir.

4. Şayet besinlerden yeteri miktarda demir elde edilemiyor ise ya da gebe kadın şayet sıkı bir vejetaryen ise demir desteği almak hususunda bir doktora danışmalıdır. Şayet doktorun gerekli gördüğü durumlarda demir hapları almak gerekebilir.

5. Demir minerali eksikliği için multivitamin alınabilir. Bu da doktorun önerisi ile olmalıdır.

Hamilelikte kansızlık birden fazla etkenden de meydana çıkabilir.

Çok ciddi seviyedeki bir kansızlık hali erken doğuma sebebiyet verebilir. Özellikle hamileliğin son sürecinde ( son 3 aylık dönemi ) kansızlık problemini kontrol altında tutmak gerekir.

Yazının devamı...

Tüp bebek başarısızlıklarının nedenleri nelerdir?

24 Mart 2014

Tüp bebek tedavisi, oldukça stresli ve sıkıntılı geçecek bir dönemdir. Özellikle tedavinin ilkinde yaşanılan başarısızlık çiftleri ve yakın aile bireylerini oldukça üzen, sıkıntılı zamanlar yaşatan durumlardır. Ancak son yıllarda teknolojinin gelişmesiyle birlikte tıp alanında da görülen değişiklikler, tüp bebek tedavisinde modern yöntemler sayesinde başarısızlık riskini azaltmış, tekrarlayan tüp bebek tedavilerinde alınacak başarılı sonuçlara yol açmıştır.

Tüp bebekte başarısızlık deyimi; toplamda ondan daha fazla embriyonun transferi veya peş peşe üç kez uygulanmış embriyo transferine rağmen gebelik oluşmaması durumlarına verilen addır.

Gebelik, bir iki tane koşulun uygunluğu sonrasında oluşacak ve devam edecek bir süreç değildir. Gebeliğin oluşması veya oluşmaması durumunda tek bir faktörün varlığı söz konusu olamaz. Problem, birkaç şeyden kaynaklanabilir.

Çikolata kisti olarak adlandırılan ve endometriosis rahatsızlığının görülmesi gebelik oluşturmada ciddi sıkıntılar ortaya çıkarmaktadır.
Follop tüplerinde daha önce meydana gelmiş enfeksiyonlar ve karın içi operasyonlar sonrasında ortaya çıkabilme ihtimali olan hidrosalpenks durumu (tüplerde tıkanıklık sonucu şişme) gebelik oluşturmada etkili faktörlerdendir. Ancak bu durum, ilaç ile kısa zamanda tedavi edilebilmektedir.

Tüp bebek başarısızlıklarının birçok nedeni olmasından dolayı tedavide başarısızlık görüldükten sonra uzmanlar tarafından bu durumların tamamı kontrol edilmeli, kapsamlı araştırmalar yapılmalıdır. Tedaviye başlandığında öncelikle gebelik oluşmada etkili olabilecek kalıtsal ve genetik faktörlerin kontrolü yapılmalıdır. Bunun için kromozom analizleri gibi testler yapılmaktadır. Kontroller arasında çiftlerden birisinde kromozomal bir rahatsızlık görülürse, tüp bebekte ilk aşama olan embriyo elde edilmesinden sonra transfer işlemi öncesinde preimplantasyon adı verilen genetik tarama testleri yapılır. Bu testler yapıldıktan sonra anne veya baba adayındaki genetik eksikliklerin yansımadığı embriyolar alınarak anne rahmine transfer edilmektedir.

Gebelik oluşturmada en önemli ve ilk adımın sağlıklı, kaliteli embriyo oluşturulması olduğunu belirtmiştik. Kaliteli embriyo seçiminde ilk olarak sperm ve yumurta kalitesinin belirlenmesi gerekmektedir. Bunun yanında anne adayından kaynaklı, rahim içi sıkıntıların giderilmesi de gebelik oluşturmada yardımcı olabilecek bir işlemdir. Rahim içi bozuklukların giderilmesi için laparoskopi ve histeroskopi uygulamalarından yararlanabilmektedir. Embriyonun sağlıklı bir şekilde elde edilmesini sağladıktan sonra rahim içi bozukluklar halen mevcut ise sağlıklı gebelikler oluşturulamayacaktır. 

Yazının devamı...
M. Bülent Tıraş Kimdir?
1984 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. Mecburi hizmetini takiben Ege Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı.1989-1990 yılları arasında Londra ‘University of London, Royal Postgraduate Medical School, Hammersmith Hospital’da Tüp Bebek, Endoskopik Cerrahi, Infertelite ve Mikrocerrahi konularında 1 yıl süre ile eğitim gördü.1995 yılında İsrail Assaf Harofeh Medical Center’da Tüp Bebek ve Mikroinjeksiyon konularında, 2000 yılında ABD’de The Johns Hopkins University Medical School’da “Üreme endokrinolojisi ve Tüp Bebek” konularında eğitim aldı. Yine 2000 yılında ABD/Chattanooga’da “İleri Endoskopik Cerrahi” eğitimi aldı.1994 yılında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum anabilim dalında Yardımcı doçent olarak göreve başladı. 1997 yılında doçent, 2003 yılında profesörlüğe atandı.Prof. Dr. M. Bülent Tıraş, halen Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi olarak görev yapmaktadır.