İsmail Sarı

Otostop çekip pijamayla dünyayı geziyor

19 Ekim 2020
Berker Işıldak (23) Kırklareli Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı bölümü mezunu ‘çılgın’ bir gezgin... Son birkaç yıldır otostop çekip kamp kurarak ve en önemlisi ‘pijamayla’ dünyayı geziyor. Üç yılda dokuz ülke ve yüzden fazla şehir gezdi. Ayrıca gittiği yerlerde çalışıp seyahat bütçesini oluşturuyor. Bugüne kadar tezgâhtarlık ve garsonluk da yaptı, inşaat ve tarlalarda da çalıştı. Genç gezginle pijamayla gezme hikâyesini ve seyahat tutkusunu konuştuk...

Pijamayla gezme fikri nasıl gelişti?
Üniversitede voleybol takımında oynuyordum. Takımda şöyle bir gelenek vardı: Sezon sonunda yeni kaptan eski kaptana bir hediye verir ve bu hediye törende kullanılır. Ben de ev arkadaşıma ve takım kaptanına kırmızı ve pembe çorap aldım. Tabii bunun intikamı olacaktı. Sonra İstanbul’a, arkadaşımın evine gittim. Bana bir hediye aldığını söyledi ve aldığı pijamayı giyerek gezmemi istedi. Ben de gaza geldim ve “Ne olacak ki gezerim” dedim. İlk önce Kadıköy’de gezdim. Bir pantolondan farkı olmadığını anladım, sadece renkli bir kıyafetti ve çok rahattı.




Sonra?

Yazının Devamını Oku

Bozuk para biriktirerek 6 ülke, 20 şehir

20 Eylül 2020
Emre Çelik (26) muhasebeci ve bir gezgin. Onun seyahatleri “Böyle olur muhasebecinin gezmesi” dedirten türden. Bazen para üstü olarak ‘kalsın’ dediğimiz, yere düşse almaya üşendiğimiz madeni paraları kumbarada biriktirip ülke ülke gezen Çelik’in hikâyesi size de ilham ve cesaret verecek.

Herkesin öncesiyle, sonrasıyla bir seyahat hikâyesi var. Ancak sizinki çok farklı... Bozuk para biriktirip sonra o paralarla yolculuk yapıyorsunuz. Nasıl başladı bu hikâye?
Küçüklükten beri para biriktirip bir şeyler alırım. Her zaman evimin bir köşesinde kumbara olur. O paralarla istediğimi almak beni hem mutlu eder hem de sanki bedava almışım gibi bir his uyandırır. Bir gün bilgisayarda ülkelere bakarak “Ah be! Ben de orda olsam” derken gözüm kumbarama takıldı. Ve kendime “Neden olmasın” dedim. O günden sonra biriktirdiğim bozuk paralarla altı ülke gezdim.




Para biriktirip bir şey almak da mümkünken siz gezgin olmayı seçtiniz...

Yazının Devamını Oku

Acemi kuzenlerin 11 günlük karavan maceraları

7 Temmuz 2020
Kadir, Emre, Yalçın ve Behzat Doğrubakar kuzenler, daha önce hiç denemedikleri karavan tatili için kolları sıvayıp yola çıktı. Dört acemi karavancı 11 gün boyunca Ege’nin altını üstüne getirdi. Çok güzel manzaralara uyandılar ancak bazı küçük aksiliklerle de karşılaştılar. Böyle bir maceraya atılmak isteyenlere ilham verecek tecrübelerini konuştuk…

Beraber sık sık seyahat eder misiniz? Kadir Doğrubakar: Her birimiz farklı işlerle uğraştığımız için her zaman denk getirmek mümkün olmuyor. Ama sık sık yola çıkmaya çalışıyoruz. 2020’de her ay bir ülke gezelim diye düşünmüştük. İlk durağımız da ata toprağı Makedonya olsun dedik. Mart ayının başında gittik. Kısa bir seyahatti. Üsküp’ü gördük. Döndüğümüzde gelecek ay nereye gitsek diye düşünürken salgın baş gösterdi. Pandemi dolayısıyla karavan ve çadır tatiline büyük ilgi var. Amatörler için çadır çok zorlayıcı olmasa da karavan oldukça düşündürücü… Sizin böyle bir yolculuğa çıkmanızda koronanın etkisi var ama hep de aklınızda olan bir şey miydi?
Özellikle Emre kamp ve çadır tatiline bayılır. Benim ve Yalçın’ın kamp tecrübesi Emre kadar yok ancak dediğiniz gibi pandemi sebebiyle bizim de kampa ve çadır tatiline ilgimiz arttı. Karantina dolayısıyla evlerimizde vakit geçirirken bu seneki planlarımızın suya düştüğünü konuşmaya başladık. Sonra kamp-çadır derken konu karavan seyahatine geldi. Daha önce de olsa güzel olur diye düşünüyorduk ama hiç adım atmamıştık. Şehirlerarası yolculuk yasağı kalkar kalkmaz “Hadi” dedik.




Piyango Ege’ye vurmuş. Neden bu bölgeyi tercih ettiniz?

Yazının Devamını Oku

Dünyayı beş yıldır yürüyerek keşfediyor

30 Mart 2020
Dicle Doğan, koreograf. Şu anda Japonya’da ve 1200 kilometrelik ‘Shikoku Budist Hac Yolu’nu yürüyor. Doğan ile macerasını ve Japonya’daki koronavirüs salgınının günlük hayattaki yansımalarını konuştuk.

Blog’unuzda “2015 yılından beri hiçliğin özgürlüğünü aramak için yürüyorum” yazmışsınız. Bu ne anlama geliyor?
Dünyanın her yerinde isimlerimizin önüne sıfatlar koyuluyor. Sanatçı, mühendis, doktor, vegan... Saymakla bitmez. Kendi adıma basit ve sıradan bir insan olmayı öğrenmek, doğayla uyumlu yaşamak için yürümeyi seçtim. Doğada kim olduğumun, nereli olduğumun hiçbir önemi yok. Böyle düşünmek beni özgürleştiriyor. Sade ve basit, tanımların içinde sınırlanmayan bir hayat. Bir ülkede nerede gezilir, ne yapılır falan pek bilmem, bu nedenle kendimi gezgin olarak tanımlamıyorum. Bu bir meditasyon benim için.




İlk tecrübeniz de bugün salgın nedeniyle zor günler geçiren İtalya olmuş. Ne kadar zamandır yollardasınız?

Yazının Devamını Oku

İtalya’daki Türk anlatıyor: "Kendimi ilk defa açık havada klostrofobik hissediyorum"

16 Mart 2020
Gözde Gülsoy (33) uzun süredir son günlerde koronavirüs nedeniyle karantina altına alınan Milano’da yaşıyor. Burada İtalyan sanatçı Achille Lauro’nun asistanlığını yapıyor ve projelerini yönetiyor. Aynı zamanda işten fırsat bulduğu vakitlerde sıkça seyahat eden yeni yerleri keşfetmeyi seven bir gezgin… Yalnız şu sıralar seyahatten çok uzak, oldukça zorlu bir hayatı var. Ne seyahat edebiliyor ne de doğru düzgün işe gidebiliyor. Koronavirüs nedeniyle Milano’daki evinde hapsolmuş durumda… 2.5 yaşındaki köpeği Fiona ile birlikte belli saatlerde dışarı çıkmak dışında hiçbir şey yapamıyor. Gülsoy ile İtalya’daki son durumları ve karantina bölgesinde yaşamanın zorluklarını konuştuk.

Biraz kendinizden bahseder misiniz? Nasıl bir hayatınız var, neler yapıyorsunuz?
Koronavirüs sebebiyle şu anda biraz sekteye uğrasa da çok sevdiğim, kendi kendime kurduğum minik bir dünyam var burada. 2.5 yaşındaki köpeğim Fiona ile beraber yaşıyoruz. Günümüz önce onu gezdirip, sonra mahalledeki kafemizde kahvaltıyla başlıyor. İşim eğlence sektöründe olduğu için geç saatlere kadar çalışıyorum ama bunu çok da severek yapıyorum. Konserler, turneler, televizyon programları... Yorucu olsa da bir o kadar güzel. Boş zamanlarımda ise ayın iki hafta sonu seyahat ediyorum daha doğrusu ediyordum. Hayattaki en büyük tutkum bu diyebilirim. Nereye gittiğimin bir önemi yok, hedefim tüm dünyayı dolaşmak olduğu için ucuz bilet bulduğum an kaçırmıyorum, nereye olursa olsun alıyorum. ‘Benburayaasikoldum’ isminde bir blogum var, günlük yazar gibi seyahatlerimi anlatıyorum. Şu sıralar bu seyahat yazıları koronavirüs ile ilgili İtalya’dan heberlere dönüşmüş durumda…




İtalya'ya yerleşme durumu nasıl gelişti?

Yazının Devamını Oku

Bisikletle İpek Yolu’nda...

15 Mart 2020
İki kafadar bir zamanlar kervanların ipek taşınan rotasındaki ülkeleri bisikletle geçiyor. Ahmet Rauf Özkul (28) ve lise arkadaşı Tolga Telve (28) yaklaşık dokuz aydır Asya’da 8 bin kilometre pedal çevirdi. Onları Tayland’da Chiang Mai’de yakaladığımızda yolda tanıştıkları ekip arkadaşlarıyla beş kişi olmuşlardı. Sorularımızı Özkul yanıtladı. Benzer bir hayal kuruyorsanız onlardan öğrenecek çok şey var!

Bisiklete olan tutkunuz ne zaman başladı?
Lisede üç arkadaş staj paralarımızı biriktirip birer bisiklet almaya karar verdik. Okul çıkışlarında ayaklarımıza kara sular inene kadar bütçemize uygun bisiklet aradık. O zamanlar bisiklete binmek bu kadar yaygın değildi. Aslında amacımız bisikletlerimizle uzun kamplı bir tur yapmaktı. İlk kamplı bisiklet turu maceramızı Antalya’dan Olimpos’a yaptık. Üniversite hayatımızda da bisikleti ulaşım aracı olarak kullanmaya başlayıp her fırsatta günübirlik turlar gerçekleştirdik. Durum böyle olunca bisiklet artık hayatımızın bir parçası oldu. Bugüne kadar 40’tan fazla ülkeyi gezdik. Ancak aklımızda hep Asya kıtasında pedal çevirmek vardı. Uzun yıllardır bisikletle yollarda olan gezgin Gürkan Genç’in Japonya-Türkiye Dostluk Yılı’nda bisikletiyle yaptığı ‘Asya İpek Yolu’ turundan çok etkilenmiştik. Aynı rotayı kendimize hedef seçtik. Bunun için Antalya’da bir kafede çalışıp para biriktirdik. Güney Kore biletlerimizi aldık ve hayatımızın macerası başladı.




Yeni arkadaşlarla çoğalarak ilerliyoruz!

Yazının Devamını Oku

Mart kapıdan baktırır festival ateşi yaktırır!

8 Mart 2020
Mart festivallerle geliyor. Fethiye’den İrlanda’ya uzanan geniş bir coğrafyada danstan yemeğe çok sayıda organizasyon seçeneği var. Baharın habercisi ve bahar bereketinin getirdiği lezzetlerle damaklara da hitap eden yerel festivaller çoğunlukta. İşte yurtiçi ve yurtdışından birkaç öneri…

Kuklaların söyleyecekleri var
İzmir Uluslararası Kukla Günleri (5 - 22 Mart)
Dünyanın en ünlü kuklaları 14. kez İzmir’de sahnede olacak. Festivalin bu yılki sloganı; “Bir de kuklalardan dinleyin.” Etkinlik kapsamında ABD, Almanya, Arjantin, Avustralya, Avusturya, Belçika, Bosna Hersek, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti ve Danimarka gibi 23 ülkeden 50 kukla tiyatrosu topluluğu 52 gösteriyi şehrin her yerine yayılmış 37 mekânda sahneleyecek. Programda her yaştan izleyiciye uygun hem ücretli hem ücretsiz etkinlikler var. izmirkuklagunleri.com



300 çeşit bira, yaşasın Barselona!

Yazının Devamını Oku

Amsterdam’ı görmek için 6 neden

16 Şubat 2020
Kanalları, köprüleri, parkları ve mimari dokusuyla gezginlerin gözdesi olan Amsterdam, rahat ve insana saygılı atmosferiyle Avrupa’nın diğer başkentlerinden farklı bir çekiciliğe sahip. Şehrin dar sokaklarında keşfe çıkabilir, müzelerde ünlü sanatçıların eserlerini görebilir, festivallerde coşabilir ya da eğlence mekânlarını turlayabilirsiniz.

1- Bisiklet cenneti

Amsterdam dümdüz yollarıyla tam bir bisiklet cenneti. Bisiklet kullanımı çok yaygın ve güvenli olduğundan şehri ve
hatta ülkeyi bisikletle dolaşmak mümkün. Nefes alabileceğiniz gözde yeşil alanlardan ‘Vondelpark’ merkezi bir konumda. Her yıl yaklaşık 5 milyon ziyaretçiyi ağırlıyor. Diğer önemli yeşil alanlardan ‘WesterPark’ şehrin batısında, içinde göletler ve su yolları var. Oosterpark konser ve tiyatro gibi kültür-sanat etkinlikleriyle, Rembrandtpark’sa çocuk eğlence merkeziyle öne çıkıyor.



Yazının Devamını Oku