Ercan Kumcu: Piyasaya demeç değil, likidite lazım

Ercan KUMCU
Haberin Devamı

MALİ piyasalardaki tedirginlik giderilemedi. Gecelik faizler yüzde 150'yi aştı. Vadesine üç ay kalmış Hazine bonosunun faizi yüzde 120. Altı ay vadeli devlet iç borçlanma senetleri de yüzde 60 civarında işlem görüyor.

Faizler bu seviyelerde kalırsa, 2001 bütçesini unutmamız gerekiyor. Ne kadar vergi toplanırsa toplansın, bu faizlerle 2001 bütçesinin iddialı hedeflerini tutturmamız mümkün değil. Bu gidişle istikrar programının omurgası çatlar, dağılırız.

Son yedi iş gününde, Merkez Bankası 4 milyar dolardan fazla döviz satmak zorunda kaldı. Küçümsenecek bir rakam değil. Durum böyle devam ederse, döviz satışı hızlanacak, sistem kendini giderek kapatacaktır. Bir şeyler yapmak lazım.

NE OLUYOR?

Piyasaya yeterli likidite verildiğini düşünen yetkililer güvenilir ağızlardan demeçler verdiriyorlar. Dün sabah piyasalar açılmadan az önce IMF Başkan Yardımcısı Stanley Fisher ‘‘Türkiye ekonomisi iyi yolda gidiyor’’ gibi bir açıklama yaptı.

Daha sonra, Dünya Bankası Türkiye Direktörü Ajay Chibber, ‘‘alınan cesur kararlar nedeniyle Hükümet'i kutlarım’’ diye bir demeç verdi. Bunların hiçbiri piyasaları yatıştırmaya yetmedi. Çünkü, piyasaların sorunu başka, IMF'yi ya da Dünya Bankası'nı dinleyecek durumda değiller. Piyasa likidite istiyor. Likidite verecekler, sorun yokmuş gibi davranıyorlar.

Bir yandan, bankalar açık pozisyonlarını azaltmaya çalışıyorlar. Diğer yandan, bankaların birbirleri ile olan işlemleri hala sınırlı. Riskin arttığı yerde, yurt dışı bankalardan fonlama olanakları da kısılıyor. Faizlerin geldiği nokta ülke riskinin giderek arttığını gösteriyor. Artık, ileriye dönük ilan edilen kurların geçerliliği tartışılmaya başlanıyor.

Döviz talebi, yatırımcıların faizlerin düzeyini yeterli bulmamasından kaynaklanmıyor. Aksine, geçmiş enflasyonun yüzde 40, beklenen enflasyonun yüzde 20 civarında olduğu bir ülkede yüzde 80 gecelik faizler çok iyi bir getiriye işaret ediyor. Fakat, bu faizlerde yatırım yapmak yatırımcılar açısından riskli görülüyor.

Yabancı yatırımcılar zaten gitti. Şimdi dolar talep edenler bizim bankalarımız. Bankalarımız ya açık pozisyon kapatıyorlar ya da döviz pozisyonlarını açmak için kullandıkları mali enstrümanlar çözüldüğünden dövize ihtiyaç duyuyorlar. Bu şartlarda, faizleri daha da artırarak döviz talebini dizginlemek mümkün görünmüyor.

Devlet, açıkça bankalara ‘‘siz boş verin, dövizdeki açık pozisyonlarınızı kapatmayın’’ da diyemiyor. Bu konuda yetkililer de sıkışmış durumda. Yapılacak tek şey, kapalı kapılar ardında açık pozisyonların makul seviyelere getirilmesini bir programa bağlamak gibi görünüyor.

BİLİNENLER

Bu aşamada, çözülmesi gereken önemli sorun, bankalarımız arasındaki para trafiğine, döviz de dahil, yeniden akışkanlık getirilmesi. Bunun da yolu kısa vadeli faizlerin ‘‘kriz öncesi’’ seviyelere yaklaştırılması. Bankalar arası para trafiğinin açılması sistem riskini de azaltacağından, döviz talebini de bir ölçüde dizginleyecektir.

Döviz likiditesinin kısa süre için sağlanması da şimdiki tıkanıklığın aşılmasına yardımcı olacaktır. Döviz rezerleri pasif değil, aktif bir biçimde kullanılmalıdır. Unutmayalım ki, krizlerin de, krizleri çözmenin de faturası her geçen gün ağırlaşır.

Nobel ödülü almış iktisatçı Stigler'ın bize öğrettiği gibi, belirsizlik ortamında, faizlerin yükselmesi yatırımcı çekmeyebilir, aksine yatırımcıları kaçırabilir. 1998 yılında bu olguyu yaşayarak çok iyi öğrendik.

Yazarın Tüm Yazıları