Elif Çongur

Karşılıklı bir aşk hikâyesi

9 Mayıs 2022
Joaquin Sánchez Rodríguez. Biz Joaquin diye biliyoruz. Geçtiğimiz haftalarda 40 yaşında, kariyerinin sonunda futbola ilk başladığı kulüpte kaptan olarak İspanya Kral Kupa’sını kaldırdı. Biraz onun aşk hikâyesine bakalım bugün.

Sekiz çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğu olarak Cadiz’de doğar. Aslında matador olmak istese de amcasının ön ayak olmasıyla futbolu seçer. Hatta Cadiz'den Betis'e altyapı seçmeleri için giderken otobüs biletini de amcası alır. Joaquin’in hayatında hem amcasının yeri çok büyük, hem de içinde hâlâ yaşattığı matadorun. Bütün başarılarını amcasına adarken, 24 yıllık başarılı bir kariyeri de bir matadorun düşünce yapısı üzerine inşa eder. 16 yaşındayken Real Betis alt yapısında oynamaya başlar. Ancak henüz Betis A takımına geçemeden, en büyük hayali yeğenini Betis formasıyla görmek olan amcası hayatını kaybeder.

Genç Joaquin o yıllarda hızı, çabukluğu ve tekniğiyle dikkat çeker. Sağ kanatta oynayan futbolcunun İspanyol Milli Takımı’na girmesi de çok zaman almaz. 21 yaşında ilk kez milli formayı giyer.

Betis'te geçirdiği dokuz yıldan sonra herkesi şaşırtan bir kararla Valencia'ya gider, parayı seçtiği düşünülür. Ancak hatasını anlaması çok uzun sürmez, birkaç ay sonra yakın çevresine “Betis’e mutlaka geri döneceğim” demeye başlar.
Beş yıl Valencia, iki yıl da Malaga’da oynayıp, 32 yaşındayken ilk ve tek yurtdışı transferini gerçekleştirip Fiorentina'ya gider. Oradaki iki yıldan sonra 2015'te tekrar Betis'e döner. Üstelik bu sefer büyük paralardan vazgeçerek. Çünkü derler ki anlamıştır: Mutluluk parada değil Betis'tedir.

Joaquin artık kırk yaşında. Ne eskisi kadar çabuk, ne de eskisi kadar hızlı ama hâlâ takımının önemli bir parçası. İçindeki matador eskisi gibi savaşmaya devam ediyor. Bugünkü başarısının sırrını soranlara “Herkesten çok çalışıyorum, herkesten daha fazla dinleniyorum ve herkesten daha iyi besleniyorum, ancak en önemlisi futbolu herkesten çok seviyorum" diye cevap veriyor.

Geriye dönüp baktığında 20 yılın bir çırpıda geçtiğini ve ilk günlerini daha dünmüş gibi hatırladığını söylüyor ve ekliyor, “Futbola olan aşkımda da, bağlılığımda da en ufacık bir azalma yok.”

O gece Kral Kupası’nı 40 yaşında kazandığında “Bu, benim bu oyuna olan 20 yıllık aşkımın karşılığı” dedi.

Yazının Devamını Oku

Ernie Davis ve Hüseyin Çakıroğlu

10 Nisan 2022
Hiç aklımızdan çıkmıyor Hüseyin Çakıroğlu’nun bizde bıraktığı derin sızı ama en çok da derbi zamanları vuruyor galiba. Bugün yine hem onu hem de dünyanın öbür ucundan bu dünyadan erkenden ayrılan bir sporcuyu anmak istiyorum.

Ernie Davis. 1939 yılında Amerika’da doğar. Dar gelirli bir anne babanın çocuğudur. Babasını hiç tanımadan, daha bebekken bir trafik kazasında kaybeder. Annesi, Ernie on dört aylıkken ona bakamayacağını anlar, annesine ve babasına sığınır. Ernie’yi anneanne ve dede büyütecektir.

Hasret, Ernie on iki yaşına geldiğinde biter. Annesinin yanına, Elimira, New York’a taşınmasıyla hikâye başlar. Elmira Free Academy’de harikalar yaratır, elini attığı her sporda göz doldurur. Öyle yeteneklidir ki beyzbol, basketbol ve Amerikan futbolunu bir arada sürdürür. Hatta basketbol takımı onun liderliğinde arka arkaya 52 maç kazanır.  Herkes bir basketbol yıldızını selamlamak üzereyken Ernie, gerçek aşkının Amerikan futbolu olduğunu anlar.

Amerikan futbolundaki başarısı Syracuse Üniversitesi’nin yıldızı Jim Brown’un da ilgisini çeker. Amerikan futbolu tarihinin en büyük efsanelerinden biri olan ve gelmiş geçmiş en iyi 50 oyuncu arasına giren Brown, Ernie’yi varisi olarak ilan eder. Ernie o kadar yetenekli, o kadar çalışkan ve azimlidir ki Jim Brown’un tüm rekorlarını alt üst eder. Aynı onun gibi 44 numaralı formayı giyer. Yetişilmesi mümkün olmayan hızı nedeniyle de “Elmira Ekspresi” lakabını alır. Syracuse’un şampiyonluğunun da mimarı olur. Ülke ırkçılığın azgın dalgalarıyla boğuşurken kolej futbolunun en büyük ödülü olan Heisman ödülünü alan ilk siyah futbolcudur artık. Dönemin Amerika Başkanı John Kennedy kendisiyle tanışmak ister ve onunla tanışmanın bir ayrıcalık olduğunu söyler.

Artık 1962 Draft'ında ilk sırada seçilmesi de sürpriz değilidir. Gerçi o zamana kadar draftta ilk sırada seçilen siyah bir futbolcu yoktur. Ancak onu seçen Washington Redskins’in sahibi George Preston Marshall ırkçı olduğunu gizlemeyen biridir ve “Takımımda siyahlar oynayamaz”  diyecek kadar da alçaktır.  Bunu fırsata çeviren Cleveland Browns hemen takasla Ernie'yi kadrosuna katar. Burada Ernie’nin yolu bir kez daha Jim Brown ile kesişir ve takım arkadaşı olurlar.

Rüyanın en güzel yerindedir. Yıllarca büyük sıkıntılar çeken, babasını hiç bilmeyen, 12 yaşına kadar annesiz yaşayan ve yoğun bir biçimde ırkçılığa maruz kalan Ernie için yıllardır verdiği emeklerin karşılığını alma vakti gelir. Hem de kahramanı Jim Brown ile aynı takımda.

Ancak kolej All-Star maçı için Chicago'dayken bir sabah uyandığında boynunda bir şişlik hisseder. Önce bunun bir enfeksiyon olduğunu düşünülse de sonra Ernie’nin lösemi olduğu ortaya çıkar. Her türlü tedavi denenmesine rağmen 1963 Mayıs’ında 23 yaşında hayata veda eder. Daha Cleveland Browns formasını bir kez bile giyemeden.

O forma bir daha Browns forması giyen hiçbir oyuncuya verilmez ve stada asılır. Heykeli dikilir. Anısı hep yaşatılır. Bizim de artık Hüseyin Çakıroğlu’nun ismini Fenerbahçe’nin bir tesisinde filan yaşatmamız gerekmiyor mu? Hadi artık.

İkisinin de ruhu şad olsun.

Yazının Devamını Oku

Hiçbir şeyimiz yok, her şeyi yapacağız

25 Mart 2022
Oydu buydu derken dünyanın en şahane ikinci spor organizasyonuna veda ettik işte. Birincisi Olimpiyatlar tabii. Yine Dünya Kupası’nda Arjantin’i tutacağımız günlere geldik. Ben yani, Arjantin’i tutarım çocukluğumdan beri. Bir pislik olduğunda Almanya’yı. Almanlar kazanıyor hep. İyi geliyor.

2022 Katar Dünya Kupasına veda ettiğimiz bugün size, eskilerden bir Dünya Kupası kahramanının hikâyesini anlatayım istiyorum izninizle. Bir hüzün yerine başka bir hüzün koyalım, çivi çiviyi söker.

Tam adı Carlos Dittborn Pinto’dur. Carlos Dittborn olarak bilinir. Babası Brezilya’da görev yaptığı için 1924 yılında Rio de Janerio’da doğar. Dört yaşında memleketine döner. Çok küçük yaşlarda futbola vurulur. 1953 ve 1954 yıllarında Club Deportivo Universdad’ın başkanlığını yapar. Kulübün başındayken bir şampiyonluk görür.

Esas hikâye Şili Futbol Federasyonu’nun 1962’de Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmak isteğiyle başlar. Carlos Dittborn’un yüreğine aşk ateşi o günlerde düşer. O andan itibaren gece gündüz demeden ülkesinin kupaya ev sahipliği yapması için her şeyi yapar. Uzun Seyahatler, bitmeyen görüşmeler, yorucu konuşmalar. Çabaları sonuç verir. Şili, Arjantin'e karşı 11’e karşı 32 oyla kupanın ev sahipliğini kazanır.

 Ancak ülke, topyekûn kupa hazırlığındayken beklenmedik bir felaket olur. Şili önce 21 Mayıs 1960’ta büyük bir depremle sarsılır. Ertesi gün daha da büyüğü gelir. Dünyanın gördüğü en büyük depremdir. Richter ölçeği 9,5'i gösterir. Şehirler yerle bir olur. Şili korkunç bir sarsıntı geçirir. Ülke yasa boğulur.

Yaraların sarılmaya başlamasından sonra, zaman içinde yavaş yavaş Dünya Kupası meselesi gündeme gelir. Depremler Concepción, Talca ve Valdivia gibi Dünya Kupası maçlarına ev sahipliği yapması öngörülen birçok şehri yok etmiştir, diğer seçenekler ev sahipliği yapacak maddi güçte değildir. Koşullar bu aşkın önünde engeldir.

Ama Dittborn’un aşkı koşul filan dinlemez. Ne yapar eder organizasyon komitesi etkinliği yeniden başlatmayı başarır. İçinde bulundukları durum için şöyle diyecektir: “Çünkü hiçbir şeyimiz yok, her şeyi yapacağız!” Bu slogan yalnızca Dünya Kupası için değil, Şili'nin toparlanması için de bir yol haritası haline gelir. Şili Dünya Kupası’nı düzenleyecektir.

Ancak koşulları değiştiren adam belli ki çok yorulmuştur.  Dittborn, en büyük hayalinin gerçekleştiğini göremez. 28 Nisan 1962’de, Dünya Kupası’nın başlamasından bir ay önce “çatık bir kaş gibi gelen bir kalp kriziyle” hayatını kaybeder. 38 yaşındadır. Bazı kaynaklar ölümünün pankreatitten kaynaklandığını söylese de, derler ki sebep ne olursa olsun, Dünya Kupası aşkı için verdiği uzun savaşı vücudu kaldırmamış, Dittborn aşkından ölmüştür.

O kupada Şili Milli Takımı sahaya formalarındaki siyah bantla çıkar, onun için oynar bütün kupayı. 1962 yılında anısına Arjantin ve Şili arasında dostluk turnuvası yapılır.  Arica’daki stadyumlardan birine onun adı verilir.

Yazının Devamını Oku

Trabzon halkına açık mektup

20 Mart 2022
Bu satırları yazarken Trabzonspor henüz matematiksel olarak şampiyonluğunu ilan etmedi. Rakamlarla hiç aram olmadığından ve görünen köy kılavuz istemediğinden ben bugünden şampiyon Trabzonspor’u selamlıyorum. Şampiyon belli, Trabzon halkında mutluluk gani, şimdi tek soru bu büyük kutlamaya nasıl gölge düşmeyeceği üzerine.

Çoğumuz izlemişizdir. Trabzonspor Kulübü geçtiğimiz günlerde sosyal medya hesabından bir paylaşım yaptı. Bir kampanyanın da fitilini ateşledi. Havaya ateş açılmaması için yürütülecek olan “Mutluluğa kurşun sıkma” kampanyası diyebiliriz buna.

Kampanya için hazırlanan videoda, 11 Ağustos 2021’de 15 yaşındaki oğlu Emir'i havaya açılan ateşten çıkan mermi nedeniyle kaybeden Mustafa Atıcı ile tanışıyoruz.  Mustafa Bey’in sözü çok net: “Senin sevincinde sarıldığın silah, benim sevincimde ve üzüntümde sarılacağım evladımı aldı benden” diyor.

Tek dileği başka canların yanmaması, bu yüzden yüreğinin orta yerinden konuşuyor:

“Bir insanın bir anlık zevki için ben bir ömür acı çekiyorum, çekeceğim. Allah aşkına şu silahı elinize aldığınızda lütfen gözünüzün önüne ben geleyim, eşim gelsin, ailem gelsin, benim güzel kuzum gelsin gözünüzün önüne, şu silahı elinize almayın, kurban olayım, şu silahı elinize almayın. Emir son olsun, Emir gibi evlatlar ölmesin, kimse acı çekmesin.”

Mustafa Bey için insanları havaya ateş açmaktan vazgeçirmek temel amaç olmuş: “Bir kişiyi dahi bu yoldan çevirebilirsem, o bir kişinin dahi silahını ona bıraktırabilirsem, benim için kardır, artıdır” diyor.

Trabzonspor’un şimdiden başladığı bu çağrılar çok kıymetli. Çığ gibi büyümeli. Sosyal medyada, televizyonlarda, yazılı basında sürekli gündemde tutulmalı.

Benden de naçizane bir mektup olsun bu yazı. Ola ki eline silah atıp kutlamaya katılacak bir kişi bile varsa Emir’i düşürsün aklına. Gencecik bir evladın yitişini düşünsün. Silahla kutlama olamayacağını düşünsün. Mustafa Baba’nın dediği gibi şampiyonluk geldiğinde silaha değil yanındaki sevdiğine sarılsın. Genç Emir’imizin ruhu şad olsun.

Kıymetlimiz Kazım Koyuncu’nun takımı şampiyonluğa yürüyor. Onun da ruhu şad olsun. Silahsız, olaysız, kavgasız su gibi bir kutlama olsun. Uzun horonlar kurulsun. Kazım Koyuncu türküleri söylensin. Trabznspor’un  şampiyonluğu şimdiden kutlu olsun.

Yazının Devamını Oku

“Altyapı antrenörüyüm!”

20 Şubat 2022
Beşiktaş teknik direktörü Önder Karaveli bu yazıda ısrarla ve kasıtlı olarak Önder Hoca olarak anılacaktır.

Önder Hoca, Altay galibiyetinin ardından yaptığı basın toplantısında şöyle dedi: “Beşiktaş A takımı teknik direktörü olmaktan gurur duyuyorum. Hayal bile edemediğim şeydi. Beşiktaş Yönetim Kurulu bunu bana layık gördüğü için onlara sonsuz teşekkürlerimi gönderiyorum. Sevdiğini kollayan Beşiktaş camiasına teşekkür ediyorum. Ben bir şeyi daha gururla yaptım. Altyapı antrenörüyüm, 22 yıldır Türk gençleri için çalışan, emek harcayan, hayatını onlara adamış, onlar için çok şey de yapacak altyapı antrenörüyüm. Evet altyapı antrenörüyüm. Bununla da gurur duyuyorum. Ülkedeki bütün altyapı antrenörleriyle gurur duyuyorum. Neden altyapıdaydım, Süper Lig'de hiçbir teklif gelmedi, o yüzden oradaydım. Diğer kulüplerde o insanları da bulmaya çalışsın. Önder Karaveli ile kalmasın. Beşiktaş cesaret gösterdi, cesaretle arkamda duruyor. Altyapıda çok cevherler var, değerli antrenörler var. Lütfen onlara bu fırsatı tanıyın, oradan çok güzel şeyler çıkacaktır.”

Önder Hoca konuştu, ardından sabahlara kadar cevap yetiştirdiler. “Romantik” diyen de oldu, “Yeter anladık” diyen de oldu, söylediklerinin Şenol Güneş’e cevap olduğunu iddia edenler de oldu. Her şeyden, herkesten, tüm söylenenlerden bağımsız olarak Önder Hoca’nın sözleri çok kıymetli. Futbolu sadece milyonların havada uçuştuğu bir endüstri olarak görmeyenler için çok önemli. Hoca-öğrenci ilişkisini bilenler, öğrenciye “yatırım” yapmak değil “emek” vermenin anlamını bilenler, hayatını spora adamanın ne demek olduğunu bilenler için çok anlamlı.

Tıpkı maç sonunda ekranlara yansıyan heyecanlı görüntüsünün de çok kıymetli olduğu gibi. Bizim futbol uleması bu içten görüntülere de takılmış, konuşup durdular saatlerce. “Böyle bir görüntü Beşiktaş’ın başındaki teknik direktöre yakışıyor muymuş” bilmem ne. Çok yakışıyor bence. En çok da Beşiktaş’a yakışıyor üstelik. Duygularını hiçbir zaman aklın terazisine vurmayan Beşiktaş taraftarına çok yakışıyor. Kaldı ki hocalık böyledir. Heyecanını filan saklayamazsın, bazen tutamaz kendini ağlarsın.

Önder Karaveli her şeyden önce bir hoca. Hoşunuza gitsin ya da gitmesin bir teknik direktörden önce de bir hoca. Her şey gelir geçer, unvanlar alınır verilir, teknik direktörlük biter, hocalık en yüksek mertebe olarak kalır. Hele altyapı hocalığı, futbolun kıymetini bilenler için yere göğe sığmaz bir mertebedir. Siz konuşup durmaya devam edin Önder Hoca altyapı antrenörüdür, uzaktan bakar bakar notunuzu şak diye verir.

Yazının Devamını Oku

Elveda koç

16 Eylül 2021
Avrupa basketbolunun efsane ismi Dusan Ivkovic hayatını kaybetti. Sırbistan Basketbol Federasyonu’ndan öğrendiğimize göre Ivkovic, akciğerlerinde sıvı toplanması nedeniyle Belgrad’da yattığı hastanede yaşamını yitirmiş.

Dusan Ivkovic 29 Ekim 1943 tarihinde Belgrad’da doğar. 1958-68 yılları arasında besketbolcu olarak sadece Radnicki’de forma giyer. Hocalık kariyerine de Radnicki’nin genç takımında başlar. Dušan Ivković'in ağabeyi Slobodan “Piva” Ivković de kendisi gibi basketbol koçudur. Bu yazıyı yazarken öğrendiğime göre Ivković aynı zamanda ünlü fizikçi Nikola Tesla'nın da akrabasıdır.

Avrupa'da Partizan, Aris, Radnicki, Sibenka, Vojvodina, PAOK, Panionios, Olympiakos, AEK, CSKA Moskova, Dinamo Moskova ve Anadolu Efes gibi önemli takımları çalıştırır.  Uzun yıllar Yugoslavya ve Sırbistan milli takımında görev yapar.

1988 yılında Yugoslavya'nın 1996 yılında Sırbistan’ın başında olimpiyat gümüş madalyası alır. Yugoslavya 1989 ve 1991'de Avrupa, 1990'da Dünya şampiyonu olduğunda koç yine Ivkovic’tir. Sırbistan ile 1995'te Avrupa şampiyonluğu, 2009'da ise Avrupa ikinciliği yaşar.

Olympiakos takımının başındayken 1996-97 ve 2011-12 sezonlarında iki Euro League şampiyonluğu yaşar. Türkiye macerası 2014’te başlar. Dusan Ivkovic 2014-2016 yılları arasında Anadolu Efes'i çalıştırır. Türkiye Kupası şampiyonluğu yaşadığı Anadolu Efes'i Euro League'de de çeyrek finale çıkarır.

Dusan Ivkovic'in kariyerinde 1 Koraç Kupası, 1 Saporta Kupası, 1 ULEB Kupası, 1 Yugoslavya Ligi, 3 Yugoslavya Kupası, 3 Yunanistan Ligi, 4 Yunanistan Kupası, 3 Rusya Ligi ve 1 Rusya Kupası şampiyonlukları bulunur.

1 Temmuz 2016’da emeklilik kararı alarak hocalığı bırakan Dusan Ivkovic, Yunanistan, Rusya ve Avrupa Ligi'nde birer defa yılın antrenörü seçilir. Milli takımlarda 3 Avrupa Şampiyonası ve bir FIBA Dünya Kupası'nda altın madalya elde eder.

2017 yılında FIBA Hall of Fame’e seçilmiş ve yine aynı yıl “Euro League Basketbol Efsanesi” olarak onurlandırılır.

Yazının Devamını Oku

Euro 2020’nin enleri

17 Temmuz 2021
Öyleydi böyleydi derken dünyanın en şahane spor organizasyonlarından Avrupa Futbol Şampiyonası’nı geride bıraktık. Euro 2020’nin bana göre enlerini arz ederim.

En iyi takım: Şampiyon İtalya

En iyi teknik direktörler: Roberto Mancini, KasperHjulmand, Vladimir Petkovic

En üzücü olay: Leonardo Spinazzola’nın Belçika maçında aşil tendonunun kopması.

En trajik olay: Christian Eriksen’in gözlerimizin önünde yaşadığı, hepimizi yasa boğan rahatsızlık.

En sevindirici olay: Christian Eriksen’in sağlığına kavuşması.

En sürpriz takım: Yaşadıkları talihsiz olayın ardından büyük şoku atlatıp, bu sayede motivasyon kazanarak oynadıkları müthiş futbolla yarı finale kadar yükselip İngiltere’yi elemenin eşiğinden dönen ve bütün futbolseverlerin sempatisini kazanan Danimarka milli futbol takımı.

En büyük hayal kırıklıkları: Fransa, Hollanda, Almanya ve Türkiye.

Spor ahlakından en uzak taraftar grubu:

Yazının Devamını Oku

Gülen gözler: Ayşe Begüm Onbaşı

29 Mayıs 2021
Azerbaycan'da düzenlenen Aerobik Jimnastik Dünya Şampiyonası’nda altın madalya kazandı. Gülen gözleriyle yüzümüzü güldürdü. Hikâyesini anlatmak istiyorum.

Ayşe Begüm Onbaşı, 9 Aralık 2001’de Manisa’nın Akhisar ilçesinde dünyaya gelir. 3 yaşında spora başlar.  Aynı zamanda bale eğitimi de alan Ayşe Begüm’ün yeteneği İspanyol bale öğretmeninin dikkatini çeker. Öğretmeninin ailesini yönlendirmesiyle jimnastiğe yönelir. Çalışmalarına Manisa Celal Bayar Üniversitesi’nde devam eder. Aerobik jimnastik antrenörü Gürkan Er’le birlikte çalışır. Haftanın beş günü evinden yaklaşık 50 kilometre uzaklıktaki antrenman salonuna gider. Bu uzun çalışmalar onu dünyaca ünlü bir jimnastikçiye dönüştürecektir.

2011 yılında milli takıma kabul edilen Ayşe Begüm Onbaşı, grup etkinliklerinde Çek Cumhuriyeti, Slovakya ve Bulgaristan'daki uluslararası yarışmalara katılır.  Daha sonra bireysel performansa geçer. 2019 yılı sonuna kadar spor çalışmalarını Manisa Büyükşehir Belediyespor Spor Kulübü bünyesinde sürdürür. Ocak 2020 tarihinden itibaren Akhisar Belediyespor'a katılır.

Meksika'da düzenlenen 2015 Dünya Şampiyonası'nda bronz madalya, Güney Kore’de düzenlenen 2016 Aerobik Jimnastik Dünya Şampiyonası'nda Genç Kadınlar Bireysel kategorisinde altın madalya kazanır. Dünya şampiyonaları öncesinde gençler için aynı yerde düzenlenen 7. Dünya Yaş Grubu yarışmalarında takım arkadaşları Mehmet Ercoş ve Deniz Şahin ile birlikte Trio etkinliğinde gümüş madalya sahibi olur.

2017 yılında İspanya Guadalajara’daki 2. Akdeniz Şampiyonası ve Portekiz Cantanhede’deki 7. Uluslararası Açık Müsabaka ’da toplam üç altın madalya kazanır. Fas Marakeş’teki 2018 Gymnasiade’de gümüş madalya alır. Portekiz Guimarães’de düzenlenen 2018 Aerobik Jimnastik Dünya Şampiyonası’nda Genç Kadınlar Bireysel etkinliğinde bronz madalya kazanır. Ulusal ve uluslararası yarışmalarda 35 altın madalya da dâhil olmak üzere 100’den fazla madalya kazanır. “Madalya Canavarı” lakabı buralardan gelir.

Onbaşı, “son şampiyon” unvanıyla mücadele ettiği Büyük Kadınlar kategorisinde altın madalyaya uzanırken Karışık Çiftler ve Trio kategorilerinde de zirveyi kimseye bırakmaz. Son olarak Aerobik Jimnastik Dünya Şampiyonası'nda mücadele eden 19 yaşındaki milli sporcu Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de de bireysel kadınlar finalinde 21.850 puanla altın madalya elde etti.

Gülen gözleri hiç solmasın. Yolu hep çok açık olsun. Teşekkürler Ayşe Begüm.

Yazının Devamını Oku