"Büşra Taşpınar" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Büşra Taşpınar" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Büşra Taşpınar

Büşra Taşpınar

Korona Günlerinde Evdeki Zamanı Nasıl Daha Verimli Geçirebiliriz?

2 Haziran 2020

Karantina sürecinde sokağa çıkma yasağının olduğu şu günlerde alışkanlıklarımızdan ve sosyal yaşantımızdan uzaklaşırken aslında içimizde ki 'ben'e yaklaşıyoruz. Kısacası kendi içsel yolculuğumuzu başlatıyoruz. Aslında yol içimizde başlıyor ve herkese kendi iç dünyasında mistik bir yolculuğa çıkma fırsatı tanıyor. Çünkü yoldayken her şeyden uzaklaşıp, kendimizle baş başa kalabiliyoruz.  Küresel anlamda bir pandemi krizinin yaşandığı bu dönemde hepimiz ilk defa deneyimlediğimiz bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bu deneyimi yaşam yolunda ki dirençlerden biri olarak görmek yerine yolculukta gördüklerimizle yeni bir bakış açısı kazanmak olarak düşünebiliriz. Yolculuklar düşüncelerimizi değiştirmek ve yeni bir bakış açısı kazanmak için harika fırsatlardır. Kaygı ve stres seviyemizin artması çok doğal ve beklenen bir sonuç. Peki, bütün bu stres faktörleri hayatımızda iken ve evlerimizde gönüllü karantina sürecinde vaktimizi daha efektif nasıl geçirebiliriz?

Evde kalınan sürede neler yapılabiliriz?

Günü planlayarak organize edin: Öncelikle güne başlarken o günü organize etmek çok önemli. Karantina süreci öncesi hepimizin belirli rutinleri vardı.  Ancak bu rutinler şu anda değişmiş durumda. Günü programlı ve planlı yaşamak güvenlik ve öngörülebilirlik duygusu sağladığından, rutin oluşturmanıza yardımcı olur ve kaygılarınızı azaltır. Sabah uyanır uyanmaz bugün neler yapmam gerekiyor diye kendinize sorun ve bunu planlayın.

Özel biriyle randevunuz varmış gibi öz bakımınıza dikkat edin: Bugünün ne kadar özel bir gün olduğunun farkına varın bugün kendinizle randevunuz var, sevdiklerinizle ailenizle bir arada olmak özel bir gün olması için yeterli olduğunun farkına varın. Daha sonrasında öz bakımınıza dikkat ederek gece uyurken giydiğiniz kıyafetle güne devam etmemeye özen gösterin. Normal zamanda ne yapıyorsak düzeni bozmadan aynı şekilde devam etmek çok önemli.

Sağlıklı beslenmenize dikkat edin: Kendinize bir iyilik yapın, sağlıklı beslenme düzeninize dikkat edin. Örneğin kahvaltımızı güzel bir şekilde yaparak güne başlayabilir, normalde 3 öğün besleniyorsak yine aynı şekilde devam ettirmeye çalışabiliriz.

Online etkinlikleri takip edebilirsiniz: Birçok müze, orkestra gösterileri ve kültür-sanat etkinlikleri online olarak çalışmalarını sürdürüyor. Bu etkinlikleri web sitelerinden ya da sosyal medyadan takip edin. Her gün için bir etkinlik belirleyebilir ya da almak istediğiniz bir eğitimi online olarak alabilirsiniz. Böylece kendinizi geliştirdiğinizi hissedecek ve bu his size iyi gelecektir.

Hobi edinebilirsiniz:

Yazının devamı...

Kilo Veremiyorsanız Sebebi Duygusal Açlık Olabilir

20 Mayıs 2020

Ancak fiziksel açlıkla duygusal açlık ayrımının farkına varmak gerek. Her hafta başında diyete başlayarak hafta ortasında bozuyorsanız, sabah kararlılıkla başlanan rejimlerde gün içerisinde tatlı krizi yaşayıp buna yeniliyorsanız, kilo veremiyorsanız, verdiğiniz kiloları koruyamıyorsanız veya yeme atakları yaşıyorsanız 'duygusal açlık' ile karşı karşıya olabilirsiniz.

Açlık duygusunu fizyolojik ve duygusal olmak üzere ikiye ayırırız. Fizyolojik açlık, vücudun enerji ihtiyacı için duyulan gerçek açlıktır. Normal bir öğünden 4 saat sonra başlayan, midede hissedilen giderek artan bir açlık türüdür. Duygusal açlık ise vücudun değil, beynin açlığıdır. Özellikle stres, aşırı üzüntü, yalnızlık duygusu, öfke hali ile günlük hayatın getirdiği güçlükler nedeniyle negatif duyguların tetiklenmesiyle oluşan hormonel değişimlerimiz doğrultusunda duygusal açlık ortaya çıkar.

Duygusal açlıkta kişi neden yediğini kontrol edemez ve neden yediği hakkında hiçbir fikri olmaz. Fiziksel açlık midede hissedilir, duygusal açlık ise ağız boşluğunda ve göğüs kafesi hizasında hissedilir. Fiziksel açlık aniden hissedilmez ancak duygusal açlık aniden hissedilir. Fiziksel açlıkta kişi yedikçe doyar ancak duygusal açlıkta tokluk hissi olmaz. Fiziksel olarak midenizin dolu olduğunu bildiğiniz ama kendinizi hala aç hissettiğiniz her an duygusal açlık yaşıyor olabilirsiniz.

Karın doyurmakla ruhu doyurmak aynı şey değildir

Duygusal açlık dediğimizde; duygusal temele dayanan ve duygusal alandan gelen bir açlıktan bahsediyoruz. Karın doyurmakla ruhu doyurmak aynı şey değil. Düşüncelerimiz duygularımıza dönüşüyor, duygularımızsa davranışlarımıza. Yani tıkınırcasına ve fark etmeden yeme davranışı oluşuyor. Burada önemli olan nokta farkındalık oluşturmaktır. Duygularımızın yeme davranışını tetiklediğini biliyoruz dolayısıyla duygularımızı fark etmeyi öğrenmeliyiz.

Kişi bazen hatta çoğu zaman fiziksel açlıktan ziyade doyuramadığı duygusal açlığından ötürü yeme davranışında bulunabiliyor. Hal böyle olunca da birey, gereğinden fazla beslendiği için şişmanlayabiliyor. Tüm dünyada günümüzün en büyük sağlık sorunlarının başında şişmanlık, hatta daha ileri boyutu ise obezite geliyor. Ciddi bir halk sağlığı sorunu olan obezite, fiziksel görünümün yanında kişinin ruh sağlığını da olumsuz etkiliyor. Böyle olunca kişi evine kapanıyor, yalnızlaştıkça yalnızlaşıyor, ciddi psikolojik sorunlar yaşayabiliyor. Eğer bugün duygusal açlık olmasaydı yeryüzünde bir tane bile obezite ile mücadele eden insan olmazdı. Duygusal açlığı olan kişiler ne kadar çok sevilmek istiyorsa o kadar çok yiyebiliyor.

Stresörlerin yoğun hissedildiği Covid-19 günlerinde beynimiz savunma mekanizması olarak hayal kırıklığı, üzüntü, kaygı, depresyon gibi durumlarla baş etme stratejisi olarak aşırı yeme davranışını geliştirebiliyor. Kişi mutsuzluk duygusu ile bazı ruhsal açlık ya da yaşanılan çatışmalardan dolayı yemek yiyerek haz almanın peşine düşüyor. Yeme anında o hazzı alıyor ancak sonrasında inanılmaz bir pişmanlık hissediyor ve suçluluk yaşıyor. Yaşadığı bu ruhsal durumdan yine yemek yiyerek kurtulma gayretine düşüyor. Mutsuzluğunu giderme arzusu bir kısır döngüye dönüşüyor. Beyin artık ‘En ufak bir mutsuzluk halinde yemek ye mutlu ol’ mesajını veriyor. Unutmayın ki haz alınmayan hiçbir şeye bağımlılık oluşturmaz.

Yazının devamı...

Korona Günlerinde Hamileler ve Eşler Arasındaki İletişime Dikkat

9 Mayıs 2020

Hamilelik süreci hem bedensel hem ruhsal anlamda bir değişim sürecidir. Her zaman değişimin iyi olduğuna ve hayatımızın bir parçası olduğuna inanırız.

Son zamanlarda dünyamız da büyük bir değişim ve dönüşüm içerisinde. Ramazan ayının da gelişiyle birlikte manevi hayatımıza kazandırdığı huzurun yanı sıra alışılmışın dışında bir Ramazan geçiriyoruz. Tüm bunların yanında çağımızın salgını olan Koronavirüs, gebelerin anksiyetelerini artırmış durumda.

Şu ana kadar elde edilen bilgiler üzerinden değerlendirildiğinde hamilelik döneminde bağışıklık genel olarak baskılandığı için özellikle grip, influenza ve diğer enfeksiyon kaynaklı hastalıklarda hamileler risk grubunda yer alıyor. Dolayısıyla gebelerin kafalarında onlarca soru var; “Korona bebeğe bulaşır mı” “Doğum yapacak hastane bulabilecek miyim” gibi.. Dünyada bununla ilgili kesin veriler yok bu nedenle umutsuzluğa kapılmaya gerek de yok. Unutmayalım ki bebeğinizin sağlığı büyük oranda sizin sağlığınıza bağlı.

Bu dönemde hem anne hem baba adaylarında kaygıların olması çok doğaldır. Anne adaylarının yaşadığı, vücutlarındaki fiziksel ve ruhsal değişikliklerden dolayı duygularının dalgalanması beklenilen bir durumdur.  Tüm bu değişikliklerden baba adayları da etkilenir. Dolaylı olarak aile ve ilişki de etkilenir.

‘’Hamilelik bir ekip işidir’’

Hamilelik, anne ve baba adayının bebek sahibi olmaya karar vermeleriyle başlayan bir süreçtir. Planlı ve istenilen bir gebelik eşler arasında ki ilişkinin derinleşmesini sağlarken, bunun dışında planlanmayan veya istenmeyen bir gebelik eşler arasında pek çok sorunun ortaya çıkmasına yol açabilir. Burada en önemli nokta eşlerin anne ve baba olmaya birlikte karar vermeleri ve hamilelik sürecinde, sonrasında birbirlerine olan desteği eksik etmemeleridir. Araştırmalar göstermektedir ki; sosyal destek fiziksel ve ruhsal rahatsızlıklarda iyileştirici rol üstlenmektedir. Kısacası hamilelik bir ekip işidir. Kadının bu süreçte eşinin desteğine her zamankinden çok ihtiyacı olmaktadır. Eşi ile ilişkilerinde mutlu ve duygusal desteği tam olan kadın gebelik sürecini daha kolay geçirmektedir.

Baba adayları hamilelik sürecinde eşlerine nasıl destek olmalıdır?

0-3 ay arasında anne adayında yoğunlukta olan Progestron hormonunun etkisiyle duygu durum değişiklikleri yaşayabilirler bu duruma baba adayları hazırlıklı olmalı eşlerinden fazla bir beklenti içerisine girmemelidirler.

Yazının devamı...

Yaşadığınız Bahar Depresyonu Olabilir

2 Mayıs 2020

Baharın gelmesi ile birlikte mutluluk hormonu olarak da bilinen 'seratonin' ve sağlıklı uyumamızı sağlayan 'melatonin' hormonunda ki dalgalanmalar ne yazık ki depresyona neden olur. Bu nedenle son günlerde kendinizi yorgun, mutsuz, keyifsiz, motivasyonunuzu düşük hissediyor olabilirsiniz. Güne başlarken yataktan çıkamama hali, ajitasyon ve duygu dalgalanmaları içerisinde buluyorsanız bahar depresyonunda olabilirsiniz. Tıpta “Mevsimsel Duygulanım Bozukluğu” olarak tanımlanan bahar depresyonu, erken fark edilmediği gibi tüm semptomlara rağmen tedavi edilmez hafife alınırsa kronik depresyona dönüşebilir. Bu yüzden bazı önlemler almakta fayda var.

Bahar depresyonundan kurtulmanın yolları nelerdir, neler yapmalıyız?

Öncelikle yapabildiklerimizin ve yapamadıklarımızın farkına varıp kendimizi olduğumuz gibi kabul edebilmeliyiz. Değiştiremeyeceğimiz şeylere zihnimizde yer açmalıyız. Onları kabul edebildiğimiz anda zihnimizi ve bedenimizi kronik bir yorgunluktan kurtarmış oluruz.

Depresyonu fast food yiyerek düzeltemeyiz; “Depresyona girdiğimiz için mi abur cubur yeriz, yoksa abur cubur yediğimiz için mi depresyona gireriz ?”  sorusunun cevabı abur cubur ve fast-food tarzı yiyeceklerin depresyon riskini arttırdığıdır. Yemek yediğimizde sadece besin tüketmiş olmayız, aynı zamanda bağışıklık sistemimizi geçici bir inflamasyon yanıtı üretmek için tetikleriz. İnflamasyon; vücudun strese karşı korunmasını sağlayan, enfeksiyona ve hasarlara verdiği doğal bir yanıttır. Özellikle zeytinyağı, domates, yeşil sebzeler ve yağlı balıklardan oluşan Akdeniz tarzı beslenme depresif belirtilerin azalmasına yardımcı olur.

Ruhsal dengemizi sağlayabilmek için öncelikle bedenimizi temizlemek gerekir; Bunun için atmanız gereken en önemli adım beslenmenize dikkat etmek olacaktır. Dengeli ve sağlıklı beslenmeye özen gösterin. Yeterli miktarda protein aldığınızdan, bedeninizin ihtiyaçlarını karşılayacak kadar sebze, meyve tükettiğinizden emin olun. Bol bol sıvı tüketin, su için.

Yaşam alanınızın daha aydınlık olmasını sağlayın. Evinizin daha çok ışık alan odasını yaşam alanı olarak daha aktif kullanabilirsiniz.

Düzenli olarak egzersiz yapın; fiziksel egzersizler stresle baş etmenizde size yardımcı olacaktır.

Zararlı maddelerden uzak durun.

Yazının devamı...

Korona Virüs Salgını ile Mücadelede Eşlere Tavsiyeler

22 Nisan 2020

7’den 70’e herkes bu değişikliklerle, içinde bulunduğumuz stres faktörleri ile başa çıkmayı öğreniyor. Hem hastalıkla ilgili kaygılı bir süreçte bir hem de normal rutinin dışında dört duvar arasında geçirilen bir yaşamın çiftler arasındaki ilişkileri de zorluyor.

Ne kadar süreceğini bilmediğimiz evlerimizde kaldığımız bu süreçte duygu durumu değişikliklerini ortaya dökmenin ve ilişki sorunlarımızı tartışmanın zamanı olmadığını bilmek son derece önemlidir. Bazı durumlarda çiftler arasındaki tartışmalar sadece can sıkıntısından bile doğabiliyor. Sosyal izolasyon yaşadığımız şu dönemde; iş stresinin de aynı zamanda eve taşınması ile birlikte online çalışma düzenine alışmak ve gündelik rutinlerin yeniden şekillenmesi ile birlikte belirsizlik durumu sonucunda kaygı oluşması oldukça normal. Özellikle de Türkiye ve dünyadaki gündemi takip ederken aldığımız her kötü haber sonucunda stres seviyemiz yükseliyor. Ölüm kaygısına kadar götürebilecek düzeyde bir kaygı, bizde geçmişte yaşadığımız travmaları tetikleyebiliyor. Yeterince sosyalleşemiyor olmak, sevdiklerinden uzakta olmak stresin reaksiyonlarını artıyor olacağından panik atak bozukluk, anksiyete kaygı bozukluğunu da beraberinde getiriyor.

Tartışmalar nelere sebep oluyor?

Kaygı yükseldiğinde yaşanan bütün semptomları çiftler şu dönemde ilişkileri arasında problem olarak yaşayabiliyor. Peki bu semptomlar nelerdir?

Unutulmamalıdır ki bu gibi durumlarda endişelerimiz arttığı için bağışıklık sistemimiz, zihinsel kapasitemizi ve ruh sağlığımız bozulmaya başlar.

Peki neler yapmalıyız?

Bu gibi durumlarda sesin yükselmesi veya tartışmalara yol açabilecek hassas konuları konuşmak gibi yaygın iletişim tuzaklarından kaçınmalıdırlar. Bu olağanüstü durumun farkında olarak birbirlerine her zamankinden daha fazla anlayış, ilgi, sevgi ve takdir göstermek için fırsatlar aramalılar ve birbirlerinin duygularına saygı göstererek destekleyici olmalılar. Bu süreci, umutlarını ve hayallerini geliştirmek ve ilişkilerini derinleştirmek için iyi bir fırsat olarak değerlendirme şansını da kaçırmamalılar. Peki evde küçük ama etkili olarak neler yapmalıyız?

Çok okuyun, çok sevin, iyi insan olmaya gayret edin. Sevgi çok büyük bir enerjidir, unutmayın.

Yazının devamı...
Büşra Taşpınar Kimdir?

Büşra Taşpınar