GeriÖzlen Çopuroğlu Sen üşüme...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sen üşüme...

Sen üşüme...
Abone Olgoogle-news

2006 Nisan ayından bu yana altı koca yıl geçti. Sensiz geçen ilk bir yılım inanmaya çalışarak, ikinci yılım dönmeyeceğini anlayarak, üçüncü yılım kocaman boşluğunu kavrayarak, dördüncü yılım kabullenerek, beşinci yılım alışarak ve ondan sonrası artık hep

2006 Nisan ayından bu yana altı koca yıl geçti, sensiz geçen ilk bir yılım inanmaya çalışarak, ikinci yılım dönmeyeceğini anlayarak, üçüncü yılım kocaman boşluğunu kavrayarak, dördüncü yılım kabullenerek, beşinci yılım alışarak ve ondan sonrası artık hep özleyerek, hep özleyerek bugünlere geldim Nilü’m.

Öyle farklı duygu durumlarından geçtim ki, öfkeli, duygulu, hassas, kızgın, bazen çok daha kızgın, bazen çok kırgın, bazen çok isyankar, bazen küskün ama içimde aslında hep bir yerlerde kaybetmediğim mutluluk vardı hemen yanıbaşımda...

Kafamı çevirdiğim anda yanımdakilerin bir bir arttığını gördükçe ve sarıp sarmalandığımı o kocaman boşluğun yeşerdiği, yerinde her biri başka renk olan çiçeklerin açtığı...

Öyle zamanlar oldu ki zaman zaman kızgınlığımla tutup kopardım, hiçbir şeyin senin yerini tutmayacağını ispat etmek istercesine.

Bazende sen ne şanslısın, çok şükürler olsun diyerek mutluluğum doldu taştı ben bile şaşırdım.

Şimdi artık hep şanslıyım diyorum, ’evdeki huzurum en büyük mutluluğum kuşkusuz’ ama öyle günler yaşıyorum ki anneciğim, hayatıma öyle güzel insanlar girmiş ki, sanki herbirini bir yaramı sarması için yollamışsın gibi...

Aslında ne düşünürsen, "O‘sun"un bütün örneklerini yaşıyorum.

Herbirini deneyimliyorum gün be gün.

Herkesin dışardan görüp inandığı ve sandığı hiçbir şeyin aslında öyle olmadığını yürekten bilen biri olarak, bunu fark etmiş, öğrenmiş, onlarında deneyimlemiş oldukları kalpleri yumuşacık dostlarla doldurdum yerini, hiçbiri sen olmasanda.

  Sen üşüme...  

Sen tamda bugünlerde burnumda derinden derinden tüterken, biri var ki dert etmiş, düşünmüş, taşınmış, bebeciğin eşyalarını yıkamaya, ütülemeye, yerleştirmeye bende geleceğim diyerek yaşayacaklarımı o an bilirmiş gibi, bütün duygu halimi değiştirip, bazı şeyleri engelleyen ve bu güzel anları aynı seninle olduğu gibi keyfe, eğlenceli bir meraka dönüştüren.

Bir diğeri terliğimi, lokumumu, lohusa şerbetimi soran hepsi hazır bunları çıkar listeden diyen, diğer ikisi, bütün kızlar toplandık havasında "simit, peynir, salep yaptık serilip hadi bu gelişi daha gelmeden analım" diyen.

Bir tanesi var ki, sabah 07.30‘da bende hastanede kapıdayım, itiraz istemiyorum, annenin yerini dolduramam ama en azından Lara ile olurum heyecanını yatıştırırım diyen.

Öteki sınır ötesi evinden tepsileri, bardakları hazırladım hiç uğraşma diyen.

Bir başkası, başbaşa buluşup bütün gayreti ile beni telkin etmeye çalışan,"bak ne güzel fotoğraflar oldu bunlarıda asarız, başucunada bu resmi koyarız. Nilüfer Teyze’min keyfi çok yerindedir şüphen olmasın" diye sarıp sarmalayan...

    Sen üşüme...    

Öteki en sevdiğim çilekli cheesaceke’i elleri ile çarçabuk yapıp, yediren birde yine canım ister diye eve de yollayan.

Bir tanesi hayalimdeki şeker ağacını, sanki içimi okumuş gibi düşünmüş olan...

Annelik böyle birşey demek ki anneciğim, insan sadece çocuklarına açmıyor kanatlarını, aslında onlarda anne kuzuları işte, o kuzular benide aralarına aldılar, kuzu sürüsünün arasında bende kaynadım gittim. Anlayacağın sıcacık oldum, ısındım, hiç üşümedim, titremedim. ‘Çünkü biliyorum, ben üşümeyince, sende üşümüyorsun o zaman...’

Şimdi bir Cafe’de yazdım bu yazıyı annemle ara sıra gittiğimiz sadece eski Türk müziği çalan bir cafe’den. Salep içtim bol tarçınlı, camdan geçen kalabalığı izleyip, tek tek insanlara baktım, yolda yürürken aldığım kestaneyi keyifle yedim, sokaktaki çiçekçilerin arasından geçtim, herbirine tek tek baktım, bir koca bukette kendime aldım, yüzüme esen soğuğu hissedebildiğim için mutlu oldum... Bir ohhh dedim...

Hiç acelem yok, hiç telaşım yok, çalan telefonu açma mecburiyetim yok, hamileliğim bitmeden son üç haftamın tadını çıkartmaya karar verdim buluşma gününe kadar, kendimce, bildiğim gibi, içimden geldiği gibi...

Sensiz başka bir yolculuk başlayacakken benim için, en büyük aşklarım kızım ve aşk’ın kendisine dayadım sırtımı şöyle gerine gerine, en sağlamından.

Bende silkelendim, kabarttım kanatlarımı...

Kalbimi yumuşatan, yumuşacık tutan, yaşlandıkça hepsinin tonton anneler, anneanneler olduğunu hayal ettiğim o güzel, tatlı dilli kalplerden olunca mutlu olduğumu hissettim.

Öfkesiz, sakin, huzurlu, keyifli, mutlu...

Günün birinde benimde kanatlarıma ihtiyacı olacaklarını düşündüğüm sevdiklerim için, iyi bakmaya karar verdim kendime...

Nefes aldım, derinden derinden canımın istediği gibi.

Özlen ben, heyecanlı, coşkulu, umutlu ve çok şanslı.

Ev kokusu içinde başka bir üretken döneme geçiyorum. Sevgili Özlem’imin bütün desteği ile ,oğlumun gelişi ile birlikte onuda büyütüyorum.

Herşeyin bir zamanı var işte, bazı şeyler ne zaman geleceğine kendi karar veriyor, aynı bebekler gibi...

Bütün iyi dileklerimle...

False