GeriÖmür Kurt İnce hastalık
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İnce hastalık

Eski insanlar hastalıkları bile en güzel sözcüklerle ifade edermiş. ‘İnce hastalık’ derlermiş meselâ… Şimdi ise ‘kanser’ deyip geçiyoruz. Soğuk, tekdüze, uzak…

Ben çocukken hasta ziyareti yapmak çok önemliydi. Hastanelerin soğuk ve yalnız odalarında hâlsiz yatan hastaların gözleri daima kapıdaydı. “Biri gelip hâl hatır soracak” diye mecalsiz bir bekleyiş içindeydiler.

Pek çok kez tanıklık etmişimdir. Hasta ziyaretlerinde mutlaka meyve ve kolonya götürülürdü hastaneye. Hasta olan kişi o meyveleri yiyip güçlenecek, kolonya kokusuyla ferahlayıp temiz kalacaktı. Bu nedenle çocukluğumun hastanelerini ilaç kokularıyla değil, portakal ve limon kolonyası kokularıyla hatırlarım ben. Bir de “Bizim aşağı köyden filanca hastaneye yatmış” sözleriyle…

Şehre inen hastaneye uğramadan dönmezdi eve… Hasta ziyareti önemli bir kültürdü. Çocukluğum gözlerimin önünde ilk günkü gibi taze anılarla canlanıyor. Annemin manavdan alığı portakallar, “Geçmiş olsun, Allah bir daha göstermesin…” cümleleri hastane odalarını doldururdu. İyi dilekler ve umut veren sözlerdi ağızdan çıkanlar… Zira ağızdan önce gönülden çıkardılar…

Pandemi, hayatımızı kökten değiştiriverdi. Zaten hastane kültürü epey sarsılmıştı. Eskiden cana can katan doktorlara dualar edenler, yerlerini çoktan doktorlara saldıranlara bırakmıştı, ama hiçbir şey böylesine sarsılmamıştı. Artık değil hasta ziyareti yapmak, sağlıklıyken bile hastaneye gitmeye korkar olduk. Oysaki doktorlar gece gündüz hastanede, görev başında! Cana can katmak telâşında… Ve kaç kişinin umurundalar acaba?

Kaç kişi 24 saat boyunca uykusuz kalan bir doktorun kendisini ameliyat etmesini ister? Kaç kişi böyle bir zamanda bir doktorun yerinde olmak ister?

İnsan bencil olmamalı… Kimseye yük de olmamalı. Düşünmeli, taşınmalı!

Düşüncesizlik, doktorları ‘ince hastalığa’ düşürüyor artık! Bir doktor kimseyi öldürmez, doktorlar hayat kurtarırlar. Sevin doktorları…

False