GeriElvan Kılıç Kadın haklarına ilişkin hukuki bilgiler
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kadın haklarına ilişkin hukuki bilgiler

Kadın haklarına ilişkin hukuki bilgiler

Her yıl 8 Mart’ta kutlanan Dünya Kadınlar Günü, Birleşmiş Milletler tarafından bu şekilde tanımlanan uluslararası bir gündür. 8 Mart, insan hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına ayrılmaktadır. Aslında sadece 8 Mart değil tüm diğer günlerde de kadınların hakları hatırlanmalı ve buna yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Türkiye'de Kadın Hakları, Mustafa Kemal Atatürk'ün öncülüğünde kendilerine tanınan “Seçme ve Seçilme Hakkı” ile 5 Aralık 1934 tarihinde tanınmıştır.

Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmak yolundaki mücadelenin başlangıcı 8 Mart 1857 yılında Amerika’nın New York kentinde tekstil sektöründe çalışan yüzlerce kadının düşük ücretlerini, uzun çalışma saatlerini ve insanlık dışı çalışma koşullarını protesto etmek için grevler yapması olarak kabul edilmektedir. Bugünden sonra Dünya Kadın Hakları Günü, kadınların seslerini duyurabilmeleri, cinsiyet eşitsizliğini vurgulamaları, toplumda bilinç ve farkındalık yaratmak, kadının hak ettiği değeri görmesini sağlamak amacıyla tüm dünyada kadınlar başta olmak üzere erkekler tarafından da kutlanan ve kutlanması gereken bir gün haline gelmiştir.

Bilindiği üzere uzun yıllar boyunca erkek kadından üstün görülmüş ve erkeğin sahip olduğu haklardan kadınlar yararlanamamıştır. Kadınların mücadeleleri sonucunda kadın erkek eşitliği mevzuatlar açısından da sağlanabilmiştir. Cinsiyete dayalı ayrımcılığı yasaklayan “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi”ne (CEDAW)’e göre kadın-erkek eşitliğini sağlamak için taraf devletlerin geçici ve özel önlemler alacağı düzenlenmiştir.  Sözleşme, 18.12.1979 tarihinde kabul edilip 3 Eylül 1981 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu sözleşmeye dayalı Ek Protokol’ün kabulünden sonra Türk Medeni Kanunu’nda yapılan 2002 yılı değişiklikleri ile kadın-erkek arasındaki eşitliği sağlayan daha önemli düzenlemeler getirilmiştir. Örnek vermek gerekirse;

-“Aile reisi kocadır” hükmü değiştirilerek “evlilik birliğini eşler beraber yönetirler” hükmü getirilmiştir.

-Eski Kanunda evlilik birliğini temsil hakkı, bazı haller dışında kocaya ait iken, yeni Medeni Kanun’unda evlilik birliğinin temsili eşlerin her ikisine verilmiştir.

-Yeni Kanunda eşlerden birinin meslek ve iş seçiminde diğerinin iznini almak zorunda olmadığı hükmü getirilmiştir. Bu düzenlemeyle eşler mesleklerini diğer eşten izin almadan sürdürebileceklerdir.

-Yeni Kanun ile vesayeti kabul yükümlülüğünü, sadece erkek ve koca için öngören madde kadın-erkek eşitliğini zedelediği için tamamen kaldırmıştır.

-Eski Kanuna göre diğer rejimlerden biri seçilmemişse geçerli olan kanuni mal rejimi “Mal Ayrılığı” iken, Yeni Kanunda “Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin” esas olacağı kabul edilmiştir.

-Yeni Kanun ile boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesinde yetkili olacağı kabul edilmiştir.

-Aile konutu ile ilgili yapılan düzenleme ile eşlerden birinin diğerinin açık rızası olmadan aile konutu üzerindeki tasarruflarına sınırlandırma getirilmiş, kiralık bir konut bile olsa, diğer eşin rızası olmadan kira akdinin feshedilemeyeceği kabul edilmiştir.

Medeni Kanun’da yeni yapılan değişiklikler ve kabul edilen uluslararası sözleşmeler ile kadınlar boşanma hakkına, velayet hakkına ve malları üzerinde tasarruf yetkisine sahip oldular. Analık sigortası, yaşlılık sigortasının kadın ve erkekler için eşit esaslara göre düzenlenmesi, kadınların eşlerinin soyadıyla kendi soyadlarını da kullanmaları, iş ve meslek seçiminde eşlerinden izin almak zorunda olmamaları, iş sözleşmelerinde cinsiyet veya gebelik nedeniyle farklı işlem yapılamayacağının hükme bağlanması da önemli düzenlemeler arasında yer almıştır.

Sonuç olarak kadınları ve haklarını koruyan düzenlemeler mevcuttur. Bunlar;

Uluslararası mevzuatlar:

-İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi

-Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

-Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye Edilmesine Dair Sözleşme (CEDAW)

-Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Bildirisi (1992)

-Kadınlara Karşı Şiddetin Tasfiye Edilmesine Dair Bildiri

-Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi diğer adıyla İstanbul Sözleşmesi.

Ulusal mevzuatlar:

-Türkiye Cumhuriyeti Anayasası

-Türk Medeni Kanunu

-İş Kanunu

-Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu

-6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun

-6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliği

-Ailenin Korunmasına Dair Kanun’un Uygulaması Hakkında Yönetmelik

- Devlet Memurları Kanunu

- Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu

-Vergi Usul Kanunu

Kadın haklarına ilişkin düzenlemeler umut verici olsa da bakıldığında “Kadın hakkı” diye bir kavram yoktur çünkü kadın aslında insandır, bu yüzden de insan olarak haklarından bahsetmek gerekir. Ancak günümüzde her ne kadar kadınları koruyabilecek sayıda mevzuatlar düzenlense de kadına karşı şiddet bir türlü azalmamaktadır. Ülkemizde yaşanan kadın cinayetleri göz önünde bulundurulduğunda öncelikle “yaşam hakkı” en başta ihlal edilen haklardandır. Kasten öldürme, kasten yaralama gibi kadına karşı işlenen suçlar bakımından kadının hayatı tehlikededir. Yargı mekanizmasında da kadınların adil yargılanma hakları ihlal edilmektedir çünkü şiddet gören kadınların çoğu uzaklaştırma kararı almalarına rağmen bunları denetleyen bir mekanizma olmadığı için (kolluk, savcılık gibi) ölüm tehlikesiyle karşı karşıya gelmektedirler. Öldürülen ve şiddete uğrayan kadınların davalarında adalet istendiği gibi sağlanamamakta, suçun failleri genelde serbest kalmakta veya iyi hal indiriminden yararlanmaktadır. Bu yüzden de kadının sahip olduğu “adil yargılanma hakkı”, yaşam hakkından sonra ihlal edilen hak olarak belirtilebilir. Yine bir başka ihlal edilen ilke ise “eşitlik ilkesidir”. Anayasa’nın 10. Maddesinde kadın ve erkeğin yasalar önünde eşit olduğundan bahsedilse de iş hayatı, eğitim, ekonomi, toplum gibi alanlarda kadın- erkek eşitliğinin sağlanamadığı görülmektedir.

Kadının kendisini koruyan mevzuatlara rağmen şiddete uğraması durumunda başvurabileceği mekanizmalar mevcuttur. Şiddete uğrayan kadın ilk aşamada kolluk birimine veya bulunduğu yer jandarma bölgesinde ise jandarmaya gitmelidir. Şiddet esnasında ağır yaralanandıysa tıbbi müdahaleye acil ihtiyaç duyacağından doğrudan bir sağlık kuruluşuna gitmeli ve şiddet gördüğünü dile getirmelidir. Bu durunda vaka hastane polisine intikal ettirilir. Şiddet gören kadınlar, doğrudan Cumhuriyet Savcılığı nezdinde de şikayetçi olabileceği gibi, İl ve İlçe Sosyal Hizmetler Müdürlükleri, belediyelerin veya baroların Kadın Dayanışma Merkezleri, Mor Çatı gibi çeşitli kadın örgütlenmelerinden yardım isteyebilir veya Alo 183’ü arayabilir. ALO 183 kadın, çocuk, özürlü sosyal hizmet danışma hattı, şiddete maruz kalan veya kalma ihtimali bulunan kadınlara psikolojik, ekonomik ve hukuki destek vermekte ve gerekli duydukları hizmete ulaşmalarını sağlamaktadır.

Savcılık nezdinde oluşturulan şikâyet ile soruşturma başlatılır. Eğer savcılık kadının hayatından endişeli ise uzaklaştırma kararı verebilir. İşlenen fiil Türk Ceza Kanunu’nda hangi maddeye giriyorsa ona göre o maddeden kişiye soruşturma açılır. Failin yargılanması ve ceza alması gerektiğine ilişkin iddianame düzenlenerek mahkemeye sevk edilir. Soruşturma evresi kapanır ve kovuşturma evresi başlar. Kovuşturma evresinde mahkeme failin ne kadar ceza alacağını ceza kanunda düzenlenen hükme göre belirleyecektir. Hakları ihlal edilen, kendisine işlenen fiile göre belirli mercilere gidebilirler. Şiddete uğramaları durumunda doğrudan polis birimlerine, Cumhuriyet Savcılığına, Jandarmalara başvurabilirler. İl ve İlçe Sosyal Hizmetler Müdürlükleri, belediyelerin veya baroların Kadın Dayanışma Merkezleri, Mor Çatı gibi çeşitli kadın örgütlenmelerinden destek alabilirler. Ayrıca uğradıkları zararların tazmini için bulundukları ildeki adliyelerde mahkemelere başvurarak maddi-manevi tazminat davası açabilirler.

False