Sinan Aliş

DAG Teleskobu Türkiye'de

2 Nisan 2021
Türkiye'nin en büyük teleskobu olacak DAG Teleskobu Şubat sonunda Türkiye'ye ulaştı.

Türkiye'deki astronomlar 1960'lı yıllarda ulusal bir gözlemevi hayali kurmaya başlamışlardı. Cumhuriyetin ilk astronomi bölümünün, 1933 yılında Atatürk'ün "Üniversite Reformu" ile kurulduğundan beri fazla zaman geçmemiş olmasına rağmen bir ulusal gözlemevi ihtiyacı oldukça belirgindir. Elbette, bu yalnızca bir ihtiyaç değil aynı zamanda da geleceğe yönelik yerinde bir öngörüdür. O tarihte bu öngörüyü yapıp, astronomi camiasının dikkatine sunan iki gökbilimcimizi anmamız gerekir: Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan (1910-2003) ve Prof. Dr. Abdullah Kızılırmak (1925-1983). 

İşte 1960'larda dile getirilen ulusal gözlemevi düşüncesi, nihayet 1990'larda gerçeğe dönüşmeye başladı ve 1997 yılında Saklıkent, Antalya'da TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi (TUG) resmen açıldı. Çalışmaya başladığından beri 20 yılı geride bırakan TUG'daki en büyük teleskop, ne yazık ki, bize ait değil. Rusya'nın ortak kullanım için ülkemize getirdiği 1.5m ayna çaplı RTT150 teleskobu iki ülke kurumları arasında imzalanan bir protokolle işletiliyor. Hatta yakın bir zamanda, bu protokol güncellendi ve Rusya'nın Almanya ile birlikte fırlattığı SRG X-ışın teleskobuyla tespit edilecek kaynakların optik gözlemlerinde kullanılacak biçimde güncellendi. Dolayısıyla, Türk gökbilimcilere özgün araştırmaları için kullanabilecekleri "büyük" teleskop kalmadı. Türkiye'de tayf (spektroskopi) gözlemleri yapılabilen tek teleskobun RTT150 olduğu düşünülürse, bu durum özellikle yetişmekte olan yüksek lisans ve doktora öğrencileri için büyük bir sorun oluşturuyor. 

Bununla birlikte; 2015 yılında devreye giren yeni protokole kadar TUG, ülkemizdeki gözlemsel astronominin gelişimine çok önemli katkılar yapmıştır. Bugün öğrenci yetiştiren hocaların bir çoğu TUG'da gözlem yapmaya başlamış, tayf gözlemlerini TUG'da öğrenmiştir. TUG'un Türkiye astronomi tarihimizdeki yeri çok önemlidir ve değerlidir. Bu yalnızca TUG'un sağladığı kolaylıklar ve katkılar açısından değil, ayrıca TUG'un kuruluşunda hep birlikte çalışan, el ele veren, yoğun emek harcayan ve nice fedakarlıklar yapan Türk gökbilimcilerinin başarısı açısından da önemlidir. 

Daha Büyük Teleskoba İhtiyacımız Var! 

TUG'un kuruluşuyla birlikte profesyonel olarak işletilen, merkezi nitelikte ve tüm Türkiye'ye hizmet veren bir gözlemevine sahip olsak da, gözlemevindeki teleskopların teknolojisi, bilimsel incelemeler için gerekli olan odak düzlemi aygıtlarının kapasitesi ve en önemlisi teleskopların büyüklüğü açısından Türkiye'nin bir sıçramaya ihtiyacı olduğu açıktı. 

İşte bu ihtiyacı gören yeni nesil gökbilimcilerimizden bir grup 2008 yılından başlayarak bu düşüncelerini olgunlaştırmaya başladılar. Türkiye'nin gelişmiş ülkelerin gözlemevlerinde bulunanlar gibi modern teleskoplar, gelişmiş optik teknolojiler ve yenilikçi bilimsel aygıtlara ihtiyacı vardı. 

Yazının Devamını Oku

Perseverance'ın diğer Mars görevlerinden farkı ne?

19 Şubat 2021
30 Temmuz 2020'de fırlatılan uzay aracı yaklaşık 7 aylık yolculuktan sonra Mars'a ulaştı ve 18 Şubat 2021 TSİ 23:55'de Mars yüzeyine başarılı bir şekilde indi. Peki Perseverance'ın diğer Mars görevlerinden farkı ne?

NASA tarafından Mars'a gönderilen ilk uzay araçları 1964 yılında fırlatılan Mariner 3 ve Mariner 4'tü. Mariner 3 fırlatma sırasında başarısız oldu, Mariner 4 ise Mars'a yakınından geçen ilk uzay aracı oldu. Sonraki yıllarda Mars'a başka Mariner araçları da gönderildi. Ancak Mars'a gönderilen araçlar içinde tarihe kalıcı iz bırakan araçlar Viking 1 ve Viking 2 oldu. Viking'ler Temmuz ve Ağustos 1976'da Mars yüzeyine indiler. Her ne kadar 1971 yılında Rusya'nın gönderdiği Mars 3 aracı yüzeye inse de, inişten saniyeler sonra aracın bozulması nedeniyle yüzeyden görüntü elde edilemedi. Bu durumda, Viking uzay araçları Mars'ı yüzeyden gösteren ilk araçlar oldular. 

90'larda daha gelişmiş yörünge ve yüzey araçlarıyla Mars araştırmaları yeniden hızlandı. NASA'nın 1996 sonunda gönderdiği Pathfinder uzay aracı taşıdığı Sojourner gezgini ile birlikte 1997 Temmuzunda Mars yüzeyine indi. Sojourner mikrodalga fırın büyüklüğünde bir araçtı ve Mars yüzeyinde uzaktan araç kontrol etmek, yüzey koşullarının deneyimlenmesi konularında çok bilgi verici oldu. 

1976'daki Vikinglerden beri NASA Mars yüzeyine 8 araç indirdi: Viking 1&2, Pathfinder, Mars Polar Lander, Spirit, Opportunity, Phoenix, Curiosity ve InSight. 

30 Temmuz 2020'de fırlatılan ve dün gece Mars yüzeyine ulaşan Perseverance NASA'nın başarıyla Mars yüzeyine indirdiği dokuzuncu araç oldu. 

Mars araştırmaları NASA'nın bütçesinin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Yüzeye indirilen araçlar dışında birçok uzay aracı yörüngeden Mars'ı, yüzeyini, atmosferini ve mevsimlerini inceledi. Çalışmaların iki ana amacı olduğu söylenebilir: Mars'ın coğrafi yapısının ayrıntılı bir şekilde anlaşılması ve gezegenin geçmişinde veya günümüzde yaşam olup olmadığı. 

Perseverance'ın Diğer Mars Görevlerinden Farkı Ne? 

Mars'a gönderilen araçlarla yüzey şekilleri, toprak ve kayaç yapıları, kimyasal kompozisyon gibi konular ayrıntılı incelendi. Ancak özellikle son iki araçla, InSight ve Perseverance, daha ayrıntılı kimyasal analizler yapılmaya başlandı. Önceki görevler sayesinde Mars'ın geçmişinde suyun varlığının kanıtlanması, gezegende yaşama dair izler bulunabileceği konusunda umut yarattı. 

Bu amaçla, Mars yörüngesindeki araçlardan alınan görüntüler yardımıyla Perseverance'ın indirileceği bölge belirlendi. Özellikle 2006'dan beri çalışmaya devam eden Mars Reconnaissance Orbiter (MRO) aracının yüksek çözünürlüklü görüntüleri iniş yerinin belirlenmesinde yardımcı oldu. 

Yazının Devamını Oku

Takım Uydular konusu Birleşmiş Milletler gündemine taşınıyor

5 Şubat 2021
Onbinlerce uydu Dünya'dan yapılan optik ve radyo astronomi gözlemlerini olumsuz etkileyeceği için Uluslararası Astronomi Birliği konuyu daimi gözlemci olduğu Birleşmiş Milletler Dış Uzay İşleri Ofisine taşıyor.

Bilindiği gibi ilk yapay uydu olan Sputnik, Rusya tarafından 4 Ekim 1957'de uzaya gönderildi. Sputnik'ten günümüze kadar geçen yaklaşık 60 yılda on bine yakın uydu gönderildi. Bu uyduların büyük bir kısmı Dünya etrafındaki yörüngelerde bulunuyor. Bir kısım bilimsel uydu ve teleskop Dünya - Güneş kütleçekim sisteminin özel konumlarında, bir kısım uydu Ay başta olmak üzere çeşitli uydu ve gezegenler çevresinde, bir kısım uzay aracı da Güneş Sistemi'nin derinlerinde bulunuyor.

SpaceX şirketinin 2015'te fizibilite çalışmalarına başladığı Starlink projesi, alçak yer yörüngesine (LEO) yerleştirilecek on binlerce uydu içeriyor. Bu uyduların Dünya'nın tamamına hızlı internet hizmeti vermek üzere tasarlandığı biliniyor.

SpaceX dışında alışveriş devi Amazon'un ve ayrıca OneWeb şirketlerinin de benzer planları var. Tüm şirketlerin planları dahil edildiğinde neredeyse 50 bin uydu ediyor. Tüm bu projeler gerçekleşirse insanoğlunun 1957'den beri, 60 yılda uzaya gönderdiği uydu sayısının 5 katı uydu uzaya gönderilecek demektir.

İlk Starlink uydusu Mayıs 2019'da uzaya gönderildi. 2020'de pandemi nedeniyle ertelemeler olsa da, şimdiye kadar yörüngeye oturtulan Starlink sayısı 1500'ü geçti.
Gönderilen ilk Starlink'ler, uyduların beklenmedik ölçüde parlak olduğunu gösterdi. Dünyadan herhangi bir optik alet kullanılmadan görülebiliyorlardı. Böylesi parlak yüzlerce (ve binlerce) uydu astronomik gözlemleri tehdit etmeye başladı.

Astronomlar bu konu üzerine imza kampanyaları ve farkındalık çalışmaları başlattılar. Starlink uydularının ve yakın gelecekte onu takip edecek diğer takım uyduların, Dünyadan optik astronomi yapılmasını imkansız hale getirme tehlikesi oluştu. Bu tehlike yalnızca optik astronomi için değil, ayrıca geniş bant radyo iletişim kanallarını kullandıkları için Dünyadan yapılacak radyo astronomi gözlemlerini de olumsuz etkileyecek. Yörüngede dolanan ve sürekli Dünyaya yayın yapan on binlerce uydu, gökcisimlerinden gelen radyo dalgalarıyla girişim oluşturacak.

Vera Rubin Gözlemevinin Geleceği Tehlikede

ABD'nin kısa bir süre sonra çalışmaya başlayacak 8.4 m'lik teleskopa sahip Vera Rubin Gözlemevi'nin amaçlarına ulaşması tehlikeye giriyor. Düzenli olarak gökyüzünü tarayacak bu dev teleskop, yaklaşık her üç gecede bir bulunduğu konumdan görülebilen tüm gökyüzünü görüntülemiş olacak. Bu sayede, hızlı hareket eden veya ani parlaklık değişimi gösteren gökcisimleri belirlenebilecek. Bu durum, özellikle asteroid ve kuyrukluyıldız gibi Dünyaya tehdit oluşturan cisimlerin belirlenmesini etkileyecek.

Yazının Devamını Oku

2021 yılında uzayla ilgili önemli gelişmeler

9 Ocak 2021
Başta uzun zamandır uzaya gönderilmesi beklenen NASA'nın James Webb Uzay Teleskobu olmak üzere, 2021 yılında uzaya gönderilecek veya gerçekleşecek önemli gelişmeler var.

Bugün sabaha karşı başarıyla fırlatılan Türksat 5A uydusundan sonra Türkiye'nin bir sonraki iletişim uydusu 5B'nin Haziran 2021'de fırlatılması bekleniyor. Bilindiği gibi Türksat 5A ve 5B uyduları bir süre önce yapılan anlaşma sonucunda SpaceX şirketi tarafından uzaya gönderildi. Bu, SpaceX'in 2021 yılında yaptığı ilk fırlatmaydı. Türkiye henüz iletişim uydularını kendi üretemiyor ve kendi uzaya gönderemiyor. Ancak Türkiye Uzay Ajansı'nın hazırlıklarını yaptığı kısa, orta ve uzun vadeli planlarda, dışa bağımlılığımızın ortadan kaldırılması yönünde stratejik adımlar yer aldığını biliyoruz. 

2020 yılında astreoidlerden ve kuyrukluyıldızlardan toplanan taş örneklerinin Dünya'ya ulaştığını izledik. Bu konudaki en kapsamlı projelerden biri de Mars'tan taş örneklerinin toplanıp Dünya'ya getirilmesi. Geçtiğimiz Temmuz ayının sonunda fırlatılan Perseverance uzay aracı, şimdiye kadarki Mars görevlerinde bir yenilik olarak Dünya'ya getirilmesi olası örnek taşları toplayacak. Araç, bu örnekleri paketleyerek bir yere yığacak. Henüz, bu örneklerin nasıl getirileceği bilinmiyor. Ancak Aralık ayında NASA ve ESA bu örneklerin Dünya'ya getirilmesi konusunda bir işbirliği anlaşması imzaladı. Perseverance uzay aracı 18 Şubat 2021'de Mars yüzeyine inecek. 

Yeni Uzay Teleskobumuz 

2017 yılından beri çeşitli nedenlerle ertelenen NASA'nın James Webb Uzay Teleskobu (JWST)'nun Ekim 2021'de fırlatılması bekleniyor. JWST, halefi Hubble'ın yaklaşık 3 katı daha büyük bir aynaya sahip. 6.5 m çapındaki aynası ile evrenin derinliklerini, uzak galaksileri incelemek mümkün olacak. JWST'nin Hubble'dan bir diğer farkı ise daha çok kırmızıöte dalgaboyunda gözlem yapacak olması. Uzak galaksilerin veya evrenin ilk zamanlarının incelenebilmesi için, daha düşük enerji seviyelerinde gözlem yapılması gerekiyor. Kırmızıöte astronomi genel olarak daha soğuk gökcisimlerinin incelendiği bir alan olarak ifade edilebilir. 

Hubble'ın astronomiye yaptığı katkılar ve keşifler göz önüne alınınca, ondan daha büyük bir teleskoptan beklenti de artıyor. Astronomi dünyasının çok uzun zamandır beklediği JWST'nin fırlatılışı 2021'deki en önemli olaylardan biri olacak. JWST, Hubble gibi alçak Dünya yörüngesinde (LEO) bulunmayacak, kırmızıöte gözlemlerin kalitesini arttırmak için Güneş ışınlarının az ulaştığı, Dünya tarafından engellenerek, L2 (Lagrange) noktasına yerleştirilecek. L2 noktası, Dünya-Güneş sisteminin özel denge konumlarından biri; Dünya'nın Güneş'ten uzak diğer tarafında ve yaklaşık 1.5 milyon km uzaklıkta. 

Bir başka astronomi projesi ise NASA'nın IXPE X-ışın polarimetrik gözlemevi. SpaceX tarafından yörüngeye oturtulacak IXPE projesi birbirinin aynısı üç X-ışın teleskobu içerecek. Bu teleskoplar gökcisimlerinden gelen ışıktaki polarizasyonu araştıracaklar. Polarizasyon gözlemleri, gökcisimlerindeki manyetik alan şiddeti hakkında bilgi verirler. 

Bir Asteroidin Yörüngesini Değiştirmek

Yazının Devamını Oku

Jüpiter ve Satürn kavuşumu ne anlama geliyor?

25 Aralık 2020
Güneş Sistemi'nin iki büyük gezegeninin gökyüzünde birbirlerine çok yakın görünmeleri merak uyandırdı.

Gezegenler, Güneş çevresinde yörüngelerde dolanırlar. Bu yörüngelerin biçimi ve gezegenlerin bu yörüngelerdeki hareketleri 17. yy'da Kepler tarafından açıklanmıştır. 17. yy'dan beri gezegenlerin hareketlerini Kepler ve Newton kanunları ile açıklayabiliyoruz. Ne zaman nerede bulunacaklarını önceden hesaplayabiliyoruz. Zaten bu sayede gezegenlerarası yolculuk yapan uzay araçları gönderebiliyoruz. 

Dünya'dan Mars'a araçlar gönderip, yüzeyine indirip, dolaşmalarını sağlıyoruz. Ne zaman varacağını, ne zaman yüzeye ineceğini biliyoruz; metreler düzeyinde doğrulukla ineceği yeri planlıyoruz. 

Güneş Sistemi'nin dışına çıkan uzay araçlarımız var. Voyager 1 ve Voyager 2 uzay araçları Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün'ü inceleyip Güneş Sistemi'ni terkettiler. 

Yıllar önceden ince hesaplar yaparak, bir asteroidle veya bir kuyrukluyıldızla buluşmak üzere uzay araçları gönderiyoruz. Bu araçlar, o gökcisimleri ile buluşmakla kalmıyor; o cisimlerden taş-toprak örnekleri alıp Dünya'ya geri dönüyorlar. 

Tüm bunları yapabiliyorken, Jüpiter ve Satürn'ün gökyüzünde birbirlerine yakın konumda görünmelerinin bilinmeyen, doğa üstü bir anlamı olabilir mi? 

Gezegenler Birbirlerine Yaklaşabilir mi? 

Astronomlar gezegenlerin gökyüzünde birbirlerine yakınlaşmalarına aslında kavuşum derler. Çünkü bu fiziksel bir yakınlaşma değildir. Zaten bir gezegen diğer gezegene nasıl yakınlaşabilir. Gezegenler sabit yörüngelerde Güneş çevresinde dolanmakta olan büyük cisimler. 

Yazının Devamını Oku

Hayabusa-2 Dünya’ya geri döndü

11 Aralık 2020
Japon Uzay Ajansı’nın Hayabusa-2 uzay aracının 2019’da Ryugu asteroidinden topladığı kaya örnekleri, 6 Aralık 2020 günü planlandığı gibi Dünya’ya ulaştı.

Hayabusa-2 projesi daha önce 2010 yılında başarıyla tamamlanan Hayabusa projesinin bir devamı niteliğinde. Hayabusa projesi bir asteroidden örnek toplayıp bunların Dünya’ya getirilmesini başaran ilk uzay aracı olmuştu. Geçtiğimiz günlerde NASA’nın benzer bir projesi (OSIRIX-Rex) başka bir asteroidden örnek toplamıştı. Bu konuda öncü olan Hayabusa uzay aracı 2003’te fırlatılmış, 2005’te Itokawa adlı asteroidle buluşmuş ve topladığı örnekleri 2010 yılında Dünya’ya ulaştırmıştı. 

Japon Uzay Ajansı’nın (JAXA) bu alandaki ikinci projesi olan Hayabusa-2 ise 2014’te fırlatıldı, 2018’de Ryugu asteroidi ile buluştu. Bir yıl kadar asteroidi inceleyen uzay aracı topladığı örneklerle 2019 sonuna doğru Dünya’ya olan dönüş yolculuğuna başlamıştı. 

Hayabusa-2’nin Ryugu asteroidinden topladığı örnekler 40 cm genişliğinde ve 20 cm yüksekliğinde ısıya dayanıklı ve korumalı özel bir kapsül içinde uzayda yolculuk etti. Asteroidden ayrıldıktan sonra yeniden Dünya’ya dönen Hayabusa-2 uzay aracı, taşıdığı kapsülü Dünya atmosferine girmesi için bıraktı. 5 Aralık 2020 Cumartesi akşamı 20:30 (TSİ) gibi atmosfere giren kapsül önceden planlandığı gibi Avustralya’nın güneyindeki Woomera bölgesine düştü. 

On altı kilogram ağırlığındaki kapsül atmosfere girince bir ateştopuna dönüştü ve yerdeki gözlem ekipleri tarafından, tıpkı bir göktaşının atmosfere girmesi gibi, görüntülendi. Pazar sabahı erken saatlerde Japon Uzay Ajansı yetkilileri kapsülü almak için bölgeye gittiler ve vericisinden yayılan sinyal yardımıyla kolaylıkla yerini buldular. Kapsül sağlam haldeydi. Ryugu asteroidinden iki yıl önce toplanmış örnekler incelenmek üzere Japonya’daki merkeze iletildi. 

Hayabusa-2’ye Ne Olacak? 

Japonca “doğan” anlamına gelen Hayabusa uzay aracı, örneklerin saklandığı kapsülü Dünya atmosferine bıraktıktan sonra Dünya’dan biraz uzaklaştı. 2014’te fırlatılıp, 2018’de Ryugu asteroidine ulaşıp sonra Dünya’ya yeniden 2020’de ulaşan uzay aracı toplam yakıtının yalnızca yarısını harcadı. Bu uzay araştırmaları açısından önemli bir gelişme. Hatta bir devrim niteliğinde. 

1990’ların sonunda beri uydularda ve uzun mesafeli uzay araçlarında tercih edilen iyon motorları bir süredir Japon Uzay Ajansı’nın geliştirdiği araçlarda etkin biçimde kullanılıyor. İyon motorlarının en önemli avantajı, birim kütle başına elde edilen itkinin klasik yakıtlı motorlara göre çok daha fazla olması. Alternatif motor teknolojileri içerisinde verimi ve itki gücü en yüksek seçenek iyon motorları. Daha az yakıtla daha çok itki sağlanabildiği için uzaya gönderilen araçların ağırlığı da azaltılabiliyor. Bu durum fırlatma maliyetini de azaltıyor veya aynı maliyetle daha karmaşık, sofistike araçların (genelde daha ağır oluyorlar) uzaya gönderilmesine olanak tanıyor. Elbette bu motorların şimdilik uzayda, düşük yerçekimi etkisi altında çalıştıklarını vurgulamak gerekir. Dünya’dan yapılan fırlatmalarda hala en etkili çözümler klasik roket motorları ve sıvı yakıtlar. 

İyon motorlarında ağırlıklı olarak “xenon” (ksenon) gazı kullanılıyor. Dolayısıyla bu motorlar aslında bir çeşit elektrik motorları. İyon motorları, içerdikleri yakıtın (gazın) elektrik altında iyonlaştırılması ve sonrasında serbest kalan elektronların yarattıkları hareketleri temel alan bir yönteme dayanıyor. 

Yazının Devamını Oku

Arecibo Gözlemevi kapanıyor

27 Kasım 2020
Radyo astronominin en simgesel gözlemevlerinden biri olan Arecibo Gözlemevi'nin kapanacağı 19 Kasım 2020'de ABD Ulusal Bilim Vakfı tarafından duyuruldu.

305 m'lik çapıyla Arecibo Teleskobu çalışmaya başladığı 1963'den 2016'ya kadar Dünyanın en büyük tek çanaklı radyo teleskobuydu. 2016'da Çin'de devreye giren FAST Teleskobu 500 m'lik çapıyla Arecibo'nun ünvanını elinden almıştı. 

1950'lı yıllarda kıtalararası füzelerin takip edilmesi için güçlü radarlar geliştirilmeye çalışılıyordu. Arecibo Teleskobu başlangıçta bu fikirle ortaya çıksa da, sonrasında radyo astronomi ve atmosfer araştırmaları için geliştirildi. 

ABD'nin Ulusal Bilim Vakfı'na (NSF) bağlı olan Arecibo Teleskobu Porto Riko'da kurulu. 305 m çapındaki anten büyüklüğü dolayısıyla, gökyüzünde her doğrultuya bakamıyor. Aslında başlangıçta sabit olarak başucu noktasına (zenit) bakması düşünülmüştü. Ancak, teleskoptan daha fazla verim almak için, çanağın yaklaşık 150 m üzerine yerleştirilen alıcının belirli açılarda hareket edebilmesi sağlandı. 

Arecibo'nun gökyüzünde daha fazla alanı gözlemesine olanak tanıyan bu alıcı aynı zamanda teleskobun sonunu da getirdi. Ağustos ayında bu alıcıyı tutan çelik kablolarda yaşanan sorunlar, 900 tonluk alıcının teleskobun çanağına düşmesine ve çok büyük zarar vermesine neden oldu. Arecibo son 10 yıl içinde başka zararlar da görmüştü. 2017'deki Maria Kasırgası ile 2019 ve 2020 yıllarında meydana gelen depremler teleskoba çok ciddi zarar vermişti.

NSF zaten 2006'dan beri Arecibo'nun bütçesini kısmıştı ve araştırmacıların başka kaynaklardan finansal destek bulmalarını istiyordu. 

Arecibo Teleskobu kısmen NASA tarafından da desteklense de, esas mali kaynağı Ulusal Bilim Vakfıydı. Teleskobun bilimsel operasyonları çalışmaya başladığı 1963 yılından 2011 yılına kadar Cornell Üniversitesi'nin sorumluluğundaydı. 

Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırmaları 

Arecibo Teleskobu, "Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırmaları" (SETI) için önemli bir araştırma merkeziydi. Arecibo Gözlemevinin 1966-1968 yılları arasında müdürlüğünü yapan Frank Drake, SETI çalışmalarının temellerini atan önem bir bilim insanı. Dünya dışı akıllı uygarlıkların sayısını tahmin etmeye yarayan bir denklem geliştirdi. Drake Denklemi, en kötümser yaklaşımla bile galaksimizde 1 milyon gelişmiş uygarlık olabileceğini gösterir. Kısa bir süre önce İngiliz bilim insanları Tom Westby ve Christopher Conselice, Drake Denkleminin modern bir versiyonunu yayınladılar. 

Yazının Devamını Oku

Galaksimizin merkezindeki karadelik

14 Kasım 2020
2020 Nobel Fizik Ödülü, galaksimizin merkezindeki karadeliğin keşfi için Reinhard Genzel ve Andrea Ghez'e verildi.

Karadelik denilince, aslında ilk olarak büyük kütleli yıldızların ömürlerinin sonunda ortaya çıkan çok yoğun cisimler akla gelir. Karadelik oluşturabilecek yıldızlar Güneş'in kütlesinin en az 8 katı ve üstü olanlardır. Dolayısıyla Güneş ve benzeri kütledeki yıldızların ölümüyle karadelik oluşmaz. 

Günümüzde astronomlar karadelikleri üç gruba ayırmaktadır. Bunlar; yıldız kökenli karadelikler, orta kütleli karadelikler ve süper kütleli karadelikler. 

Yıldız kökenli karadelikler, büyük kütleli yıldızların ölümüyle oluşan cisimlerdir. Orta kütleli karadelikler ise 100 Güneş kütlesi ve üstü kütleye sahip karadeliklerdir. Bu karadeliklerin büyük kütleli yıldızların ölümleriyle oluşmaları mümkün görünmüyor, çünkü ölümünden sonra geriye 100 Güneş kütlesi kalabilecek yıldızların olmadığını biliyoruz. Dolayısıyla en olası açıklama; yıldız kütleli karadeliklerin birleşerek daha büyük kütleli, yani orta kütleli, karadelikleri oluşturmuş olmalarıdır. 

Orta kütleli karadeliklerin oluşumlarını anlamak için önemli bulgular son yıllarda hayatımıza giren kütleçekim dalgaları ile elde edildi. Kütleçekim dalgalarını tespit eden LIGO ve VIRGO deneyleri, şimdiye kadar birkaç karadelik birleşmesi olayı gözledi. Özellikle Haziran 2020'de duyurulan GW190521 olayında 85 ve 66 Güneş kütlelerinde iki karadeliğin birleştiği belirlenmişti. Böyle bir birleşme ile ortaya çıkacak karadeliğin kütlesi 142 Güneş kütlesine eşdeğer oluyor. Bu gözlem, orta kütleli karadeliklerin oluşumu hakkındaki teorilere önemli bir gözlemsel destek sağladı. 

Galaksimizin Merkezini Gözlemek 

1609'da Galileo'nun kullandığı ilk teleskoptan bugüne kadar, teleskopların çapı büyüdü, kullanılan teknolojiler değişti, modern detektörler geliştirildi. Ancak yine de galaksimizin merkezinde bir karadelik olduğunu belirleyebilmek için 1990'ların ortalarına kadar beklemek zorunda kaldık. 

Optik bölgede çalışan teleskoplarımız galaksimiz Samanyolu'nun merkezini göremiyorlar. Galaksi diskindeki yoğun yıldızlararası gaz ve toz merkezdeki yıldızlardan gelen ışığı soğuruyor ve sönümlendiriyor. En güçlü teleskobumuz Hubble Uzay Teleskobu bile bu sönükleşme karşısında yetersiz kalıyor. 

Yazının Devamını Oku