"Sibel Bağcı Uzun" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sibel Bağcı Uzun" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sibel Bağcı Uzun

Sibel Bağcı Uzun

İyi şarkının sırrı duygu ve zekada saklı

11 Ekim 2019

Fotoğraflar: Duygu Özbekçi MİLLİ

Aynı zamanda MSG (Musiki Eseri Sahipleri Grubu Meslek Birliği) Yönetim Kurulu üyesi olan Şakir Askan ile söz dünyasının püf noktalarından, ‘Saygı’ albümü ile onurlandırıldığı özel projeye uzanan keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Şarkı sözü yazarlığınızın başlangıç hikâyesini dinleyelim mi?
Lisedeyken şiir yazmaya başlamıştım, gazetelerde de yayınlanıyordu. Ancak şarkı sözü yazarlığı tamamen tesadüf oldu. Eşim Hürriyet gazetesinin açtığı yarışmayı görüp bana söylediğinde denemek maksatlı katılmıştım. Bankada çalışıyordum, iş yerim Çekirge’de evim ise Gençosman’daydı. Yol parası sıkıntısı olduğundan yaya gider gelirdim. Böyle bir günde diğer şarkıların nasıl yazıldığını inceleyerek bir şarkı sözü yazmaya çalıştım. Türkiye genelinden katılan 20 bin şarkı sözü arasında birinci oldum. Jüride ise Orhan Gencebay, Yıldırım Gürses, Coşkun Sabah yer alıyordu. O zamanki maaşımın sekiz dokuz katı, 25 bin lira tutarında bir ödül kazanmıştım. İlk defa yazdığım bir sözden para kazandığım için ayrıca mutlu olmuştum.

UNKAPANI’NDA KİMSE İLGİLENMEDİ

Bestelendi mi ilk yazdığınız söz? Arkasından yeni teklifler de geldi mi?

Yazının devamı...

Fitoterapi Avrupa’ya Türkiye’den yayılacak

4 Ekim 2019

Fotoğraflar; Duygu Özbekçi Milli

Recai Özbir ile Bursa’da, Yeditepe Üniversitesi işbirliğiyle doktor ve eczacılara yönelik düzenlenen fitoterapi sertifikasyon programı kapsamında bir araya geldik. İlaç sektöründeki 30 yılı aşkın deneyimini bilimsel fitoterapi alanına aktaran Özbir, doğru bilgi ve farkındalığı hem sağlık çalışanları hem toplumda yaygınlaştırmayı kendine nasıl misyon edindiğini anlattı.Kariyer yolculuğunuzun kilometre taşlarıyla birlikte sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
Kıbrıs Limasol’da doğdum. İngiliz Koleji’nden sonra İstanbul Teknik Üniversitesi‘nde fizik mühendisliği, arkasından da nükleer mühendisliği okudum. Cerrahpaşa’da nükleer tıpta staj yaparken, aslında iş geliştirme kısmında daha başarılı olacağıma inandığım için İstanbul Üniversitesi‘nde MBA yapmaya karar verdim. Aynı zamanda da çalışmaya başladım. 1989 yılında tercihimi ilaç sektöründen yana kullanarak, Elitaş Grubu’nda başladım. Küçük bir şirketti ama okul gibi olmasının avantajını yaşadım. Dış ticaretten planlamaya kadar birçok şey öğrendim. Daha sonra kariyerime Fako’da ve Alcon’da devam ettim. Her iki kurumda da hep yeni sistemler kurup, ilkleri yaşadığım güzel tecrübeler edindim. Sonrasında ise en büyük okulum dediğim Abdi İbrahim’de 15 yıl kadar çeşitli görevlerde bulundum. Benim hayat felsefem, nerede olursak olalım işinizi tutkuyla ve farklı yapmak üzerine kurulu. Hayata ancak böyle iz bırakabilirsiniz.
İlaç sektöründe 30 yılı aşkın deneyimden sonra fitoterapi alanıyla buluşmanız nasıl gerçekleşti?
Aslına bakarsanız tam da emeklilik hayalleri kuruyordum ki, İsviçre’de bulunduğum bir toplantıda Alchem International’dan birisi benimle tanışarak, fitoterapinin bütüncül sağlığı temel alan felsefesini anlatmak istediğini söyledi. O zamana kadar ilgi alanımda değildi. Hem felsefeyi hem klinik çalışmalarını inceleyince bilimsel destekli fitoterapötik ürünler, kullandıkları teknoloji dikkatimi çekti. Böylece emeklilik hayallerimi de bir kenara bıraktım.

GELENEKSEL TARİFLERE BİLİMSEL YAKLAŞIM

Bilimsel fitoterapi denildiğinde öncelikle neyi bilmemiz gerekiyor?

Yazının devamı...

Eşitsizlik uçurumu 202 yılda anca kapanır

27 Eylül 2019

Fotoğraflar: Duygu Özbekçi Milli

Sürdürülebilirliğin bir sosyal sorumluluktan öte bir risk ve itibar yönetimi aracı olduğunu anlatan Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Dördüncü, artık farkındalığın aksiyona dönüşmesi, bunun için de taahhütlerin bir adım öteye taşınarak; uygulama, ölçme ve raporlama ile desteklenmesi gerektiğinin altını çizdi. Dördüncü ile Kadının Güçlenmesi Bursa Platformu tarafından organize edilen 2. Gücümüz Eşitliğimiz Zirvesi kapsamına bir araya gelerek, UN Global Compact’in uluslararası kabul görmüş 10 ilkesi ve BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları kapsamında insan haklarından çevre alanlarına kadar imzacılar tarafından verilen taahhütleri ve hedeflerin gerçekleştirilme sürecini konuştuk.

UN Global Compact taahhüdü imzacılarına neler kazandırıyor?
UN Global Compact 10 bine yakın şirket ve 3 binin üzerinde şirket dışı üyesi ile dünyanın en büyük kurumsal sürdürülebilirlik inisiyatifidir. UN Global Compact’e imza atan kurumlar, operasyonlarını insan hakları, çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele alanlarındaki uluslararası kabul görmüş ‘10 İlke‘ye uyumlu hale getireceklerini ve bu alandaki çalışmalarını şeffaf bir şekilde raporlayacaklarını taahhüt ediyor. UN Global Compact, aynı zamanda 10 ilke ve BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) çerçevesinde strateji geliştirilme, taahhüt verme, hedef koyma ve performansı raporlama konularında üyelerine rehberlik ediyor.

İYİ ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLDİK

Türkiye’de kaç aktif imzacı oldu ve uygulamalar açısından ağdaki konumu nedir?

Yazının devamı...

Marifet çizmek de değil sanatçı olabi̇lmek de!

20 Eylül 2019

Fotoğraflar: Duygu Özbekçi Milli

Mizah ve karikatür olmadan hayatın adeta tek gözlü yaşamaya benzeyeceğini söyleyen usta çizerle, 25 yıllık birikimini paylaştığı atölyesinde buluştuk. Tüm yasaklar, hayal kırıklıkları ve küsmelere karşı, içindeki tutkuyu bastıramayan ve de sonunda tüm Bursa’nın çizgilerini konuştuğu bir ustayı tanıyacaksınız bu söyleşide. Belki de onunla içinizde ukde kalan şeyleri canlandırmaya karar verecek, tıpkı öğrencileri gibi kendinizi iyileştireceksiniz…
İlk çiziminizi, kağıdı kalemi bunun için elinize alışınızı hatırlıyor musunuz?
İlkokul üçüncü sınıftaydım, ilk resmimi ortaokula giden bir ağabeye çizdirmiştim. Yaptıklarını izlerken, “Ben de yapabilirim” diyerek heveslendim. Ondan sonra da resim yapmaya başladım. Kuş, koyun, kuzu derken sıra en zor olan insana geldi. Ama inatla çizmeye devam edersen onun da üstesinden geliyorsun. Resim öyle bir şey ki sevmek gerekiyor. Ben de çok sevdiğim için sürekli resim yaptım ve kendimi o dünyanın içinde buldum.

SANAT GENEL KÜLTÜR GEREKTİRİR

Sadece sevmek yeter mi? Yetenek de gerekmiyor mu?

Yazının devamı...

Bireysel farkındalık devrim yapmaktır

13 Eylül 2019

Fotoğraflar: Duygu Özbekçi Milli

Mısır ile kendi yolculuğunun izlerini sürdüğü ve kullandığı araçları anlattığı ‘Pusula’ kitabını konuştuk. Ceres Yayınları’ndan çıkan kitabının arka kapak yazısı bir nevi bütün sohbetimizi de özetliyor gibiydi; “Ya farkına vara vara geçeceğiz bu yaşamdan ya da yaşayamadan içinde tükeneceğiz. Ya sürekli zihnimiz içinde düşünüp aynı yerde dönüp duracağız ya da düşüncenin gücünü keşfedip hayata farkındalıkla bakacağız. Ya içimizdeki pusulayı bulup onunla kendi doğrumuzu, kendi yönümüzü bulacağız ya da başkalarının pusulalarını kendimizin zannedip savrulacağız. Karar bizim.”

Farkındalık, son yıllarda fazlaca duyduğumuz bir kelime haline geldi. Neden önemli bu kadar?
Bir şeye dikkat çekmek, onun öneminin altını çizmek ve de empati kurabilmek için kullandığımız bir uyarı levhası aslında. Eğer farkındalık kelimesini olur olmaz harcamaz, içini boşaltmazsak bizi birçok yönden eğitecek etkili bir kavram. Ben de çalışmalarımda bu kavramın kendimizle ilgili olan kısmını vurguluyor, hayatın bütün uyaranlarına karşı içimizde olan bitenleri fark etmenin ve baş etmenin ipuçlarını paylaşıyorum. Farkındalık, iç görü kazandıran büyük bir motivasyon kaynağıdır. Kendimizi onunla daha da şarj ederiz. Kendi kaynağımızdan beslendiğimiz için de kolay kolay kesintiye uğratmaz bizi.

FARKINDALIK KENDİNİ ANLAMAKTIR

O zaman farkındalık zannettiğimiz gibi ne değildir?

Yazının devamı...

Beslenmesiyle beraber hayatı da değişti

6 Eylül 2019

Fotoğraflar: Duygu Özbekçi Milli

 Torunuyla bisiklete binebilmek hayalini kurarken değiştirdiği hayat tarzının ayrıca bir işe dönüşeceğini aklının ucundan bile geçirmediğini anlatan Gözde Aral Ocak ile Hamak Festivali kapsamında bir araya geldik. Ocak ile kendi hikâyesi üzerinden alkali beslenme ve etkileri üzerine sağlık dolu bir söyleşi gerçekleştirdik.
Alkali beslenmeye nasıl karar verdiniz?
Oldubitti kilosu ile derdi olan bir insandım. Dönem dönem neredeyse duyduğum tüm diyetleri deneyip durdum. Sonunda da aslında mevzunun diyet olmadığını, yaşam şekli olduğunu fark ettim. 2 sene önce, yakınlarımdan üst üste gelen kötü sağlık haberlerinden sonra, oğlum Can için kendime daha iyi bakmam ve daha sağlıklı yaşamam gerektiğini düşündüm. Bana da o günlerde vertigo teşhisi konulmuştu. Tatile gittik ve uzun süredir başucumda duran Ayşegül Çoruhlu’nun kuantum beslenme kitabını okurken onun da verdiği enerji ile alkali beslenmeye karar verdim. Hemen annemi aradım ve “Alkali oldum ben anne! Artık hayatım hep böyle olacak; isterseniz size de anlatayım” dedim.

MOTİVASYON OLSUN DİYE BAŞLADIM

‘@alkalioldumbenanne’ sosyal medya hesabınızın adı aynı zamanda. Paylaşımlarınızı yaparken neyi amaçlamıştınız?

Yazının devamı...

Anadolu blues i̇le türkülere köprü oldu

30 Ağustos 2019

Fotoğraflar: Duygu Özbekçi Milli

 Uzun bir süre ayrı kaldığı müzik piyasasına dönüş hikayesinden, “kucaklaşma ve haykırış” olarak gördüğü konserlerinin özüne uzanan keyifli bir sohbet gerçekleştirdiğimiz Can Gox ile Bursa’da sahne aldığı Hamak Festivali konserinde bir araya geldik. Sohbetimizde çocukluğunun, dedesinin Kumyaka’daki evinde ve zeytin bahçelerinde geçtiğini öğrendiğimiz Gox, bir nevi memleketi sayılan Bursa ile de hasret giderdi. Can Gox, unutulmayan eserlere yer verdiği sahnesinde artık aramızda olmayan üstatları anmayı ihmal etmezken, dinleyenlerinin de gönül telini titretmeyi başardı.

- Yaptığınız müziği Anadolu Blues olarak tanımlıyorsunuz. Sizin için bir tarafta Anadolu’nun yanık sesli üstadı Kazancı Bedih bir tarafta Amerikalı blues sanatçısı B.B.King var. Sanatınızdaki bu buluşmanın özünde ne var?
Aslına baktığımızda ikisi de kök olarak aynı şeyden besleniyor. İşin içinde gerçekten emek, toprak, ter ve de aşk varsa, Amerika’nın bilmem ne köyündeki toprakta iş yapanla, Karadeniz’de çay toplayan kardeşimin söylediği melodilerin öz olarak farkı olamaz. Çünkü ikisi de emek içerisinde yapılan işin eşliğinde söylenen şarkılar. Bir tarafta da aşk var ve melodiler aynı duygularla yoğrulmuş olabilir. O dili belki bilmesek de melodilerin hissiyatı aynıdır. O yüzden Amerika›daki bluesla Türkiye’deki türkünün farklı olduğunu düşünmüyorum diyorum.

-Söylediğiniz şarkılarda sözlere, bir hikayesi olmasına çok önem veriyorsunuz. Şarkı seçiminizi neye göre yapıyorsunuz?
Benim için metin, yaşanmışlık ve gelenek çok önemli. Bu üçlüyü bir araya getirdiğimizde yüz yıllık eserler ortaya çıkıyor. Geleneğin, sözlerin ve de yaşanmışlığın o tutarlılığında, elden ele devredilecek hikâyeler olduğu sürece unutulmaz eserlere dönüşüyorlar.

SÖYLEYECEK SÖZLERİMİZ VAR

Yazının devamı...

Bir kıvılcım olarak gitti alev olarak geri döndü

23 Ağustos 2019

Fotoğraf: Duygu Özbekçi MİLLİ

Doç. Dr. Duygu Sağ, kalıpların dışında ve dünya çapında düşünebilmesinin bilimsel anlamda fark yaratmasını sağladığına dikkat çekerken, özellikle gençlere ve kadınlara hikâyesiyle ilham olma duygusunun kendisine büyük enerji verdiğini söyledi. Bursa’da yaptığı TEDx konuşması sonrası bir araya geldiğimiz Doç. Dr. Sağ ile bilim insanı olma yolundaki hikâyesinden kanserle mücadelede umut veren çalışmalarına uzanan dolu dolu bir sohbet gerçekleştirdik. Sağ’ın en büyük mesajı güçlü bir bağışıklık sistemi için öncelikle kendimize iyi davranmamız gerektiği oldu.

Duygu sağ kimdir?

- İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi Araştırma Grup Lideri ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Duygu Sağ, kanserle savaş için bağışıklık sistemini güçlendirmeye yönelik çalışmalarıyla 2018 yılında L’Oreal UNESCO Bilim Kadınları İçin Programı’nda ‘Uluslararası Yükselen Yetenek’ ödülünü kazandı. Doç. Dr. Duygu Sağ, yurt dışında eğitim ve araştırmalarla geçen 10 yılın ardından Türkiye’ye döndü. Kanserle mücadelede radyoterapi ve kemoterapi dışında kişinin kendi bağışıklık sistemini güçlendirip hastalığı yenmesini amaçlayan immünoterapi alanında çalışmalar yürütüyor. Özellikle immünoterapinin (bağışıklık sisteminin tedavisi) gelecekte kanser tedavisinin ana yöntemi olacağına inanan Doç. Dr. Sağ’ın çalışmaları mesane, yumurtalık, meme ve prostat başta olmak üzere kanser için umut veriyor.

- “Ailemin, ‘Çalışma, yeter’ dediğini unutmam” diyorsunuz. Nasıl bir öğrenciydi Duygu?
İlk ve ortaokulu İnegöl’de okudum. Çok çalışkan, disiplinli ve prensipli bir çocuktum. Bununla ilgili annemin hep anlattığı bir anımız vardır. Bir gün Hıdırellez’de gençler dışarıda ateş yakmış, üzerinden atlıyordu. Ben o sırada evde sınav hazırlığı için süre tutmuş, test çözüyordum. Annem dışarıdaki eğlenceyi pencereden izlemem için adeta yalvardı. Başımı bile kaldırıp bakmadım. Süre tutuyordum testi bitirmek için çünkü. Şimdi düşünüyorum da 2 dakika pencereden baksam da olurmuş aslında. Neyse ki ilerleyen yaşlarımda daha esnek biri oldum.

- Ders dışındaki zamanlar da peki?

Yazının devamı...
Sibel BAĞCI UZUN Kimdir?

.