Sibel Bağcı Uzun

Şehrin kemanları müzikte direniştir

13 Ocak 2022
Keman sanatçıları Ozan Sari ve Erhan Can Dereçiçek, sosyal sorumluluk bilinciyle kurdukları Şehrin Kemanları topluluğunu müziğin Kuvayı Milliye hareketi olarak gördüklerini belirtiyor ve “Şehrin Kemanları Müzikte Direniştir” diyor. Türkiye’deki ilk ücretsiz oluşumu kurduklarını anlatan sanatçılar, amaçlarını “Bu ülkede üreten, çabalayan, arayan, sorgulayan her genç beyinin, müzisyenin yanında olup, ihtiyacı doğrultusunda elinden tutmayı; ayrıca yaşadığımız şehirdeki müzik algısını değiştirmek için de ortak projeler hayata geçirmeyi amaçlıyoruz” sözleriyle açıklıyor.

Şehrin Kemanları topluluğu, 17-22 Mart tarihleri arasında Türkiye’nin dört bir yanından seçilmiş yetenekli öğrencileri Bursa’da bir araya getirmeyi planlıyor. Uluslararası üne sahip Prof. Ildiko Moog’un katılımıyla yapılacak ücretsiz keman akademisi de bir ilk olma niteliği taşıyor.

Söyleşimizde B.U.Ü. Devlet Konservatuvarı öğretim görevlisi olan Ozan Sari ve Keman eğitmeni Erhan Can Dereçiçek ile hem çok yönlü müzik kariyerlerini hem projelerini konuştuk. Dereçiçek ayrıca Türkiye’de ilk olan ‘Herkes Keman Çalabilir’ kitabı ve yazdığı metot hakkında da bilgi verdi.

Fotoğraflar: Gürkan Dural

Kemanı bilinçli olarak mı seçtiniz?
Ozan S.: Konservatuvar sınavına girdiğimde, sınav odasından çıkmadan önceki son cümlem “Eğer keman çalmayacaksam beni okula boşuna almayın” olmuştu. Aslında konservatuvar okumamdaki sebep de keman çalmak isteğimdir. Yoksa hayalimde Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi veya İstanbul Hukuk Fakültesi’nde okumak vardı. Ancak kemana başlamamla bu hayallerimin yerini kemancı olmak aldı. Eğitimim süresince ulusal ve uluslararası pek çok masterclass’a katıldım. Bunların en önemlileri Salzburg Mozarteum Academy ve Crans-Montana Classics’tir. Ayrıca solist olarak Türkiye’nin pek çok şehrinin yanı sıra Macaristan, Bulgaristan, İsviçre, Belçika, Bosna Hersek, Avusturya ve Tunus’ta konserler verdim.

Erhan C. D.: Aslında burada yüzde 50 gibi bir durum söz konusu. Enstrümanı önce hobi olarak aile ile birlikte seçiyoruz. Daha sonra profesyonel olarak konservatuvara giriş sınavları aşamasında uzman kişilerden oluşan sınav komisyonu ile karar veriyoruz. Sınava katılan adayın çalmayı istediği iki enstrüman seçeneği arasından en doğrusuna yönlendirilmesi ile yürüyen bir süreçtir bu. Dolayısıyla ben enstrümanımı tamamen hür irademle seçmedim fakat bugün doğru yönlendirildiğimi düşünüyorum.

MÜZİĞİ MODERNİZE ETMEYİ ÖĞRENDİM

Yazının Devamını Oku

Girişimden korkmayan 2022’de kazanacak

30 Aralık 2021
Gelenektir! Yıl biterken önümüzdeki yıl ne olacağı mutlaka merak edilir, astrolojik yorumlar araştırılır, olumsuzlukların bitmesi arzu edilirken; sağlık, para, aşk ile ilgili beklentiler giderek artar. Biz de yılın son söyleşisi için Vedik Astrolog, araştırmacı yazar Şebnem Ekşib ile bir araya geldik. Hem son kitabı ‘Sayıların ve Renklerin Sırlı Dili’ni konuştuk hem herkesin merakla beklediği 2022 yılı hakkındaki öngörülerini.Şebnem Ekşib, söyleşimizde 2022 yılının duygusal ihtiyaçların, bireyselliğin ve girişimlerin artacağı bir yıl olacağını belirtirken, “Yeni dünya düzeninde sisteme güvenme döngüsü tamamlanıyor. Girişimden ve yeni olanı deneyimlemekten korkmayanlar, bilinçli bir şekilde yönetenler ve farkları anlayanlar kârlı çıkacak” dedi. Evrenin bizimle sayılar ve renklerin titreşimi ile iletişim kurduğuna dikkat çeken Ekşib, herkesi bu kadim öğretiyi anlamaya ve sahip çıkmaya çağırdı.

Vedik Astroloji denilince akla gelen ilk isimlerden birisiniz. Öncelikle kurumsal hayattan astrolojiye geçişinizin hikâyesini sizi tanımak adına kısaca dinlemek isteriz?

Esasen okuma yazmayı öğrendiğim günden bu yana hayatın mistik yönlerini anlamaya çalışan, araştıran, okuyan biriyim. Kurumsal hayatın bana önemli getirileri olduğunu bugün geriye baktığımda daha net olarak görebiliyorum. Örneğin iyi analiz nasıl yapılır bunun tekniklerini öğrenmemi sağladı, ancak farklı şeyler yapma isteğim de yüksekti. Kurumsal hayat sizin bütün vaktinizi ve enerjinizi alabiliyor. Daha özgür şekilde ve sevdiğim bir şeyle uğraşma hedefim vardı. Bu nedenle 2006 yılında radikal bir karar alarak yolumu değiştiriyorum diyebilme cesaretini gösterdim. Bu süreçte Vedik Astroloji ile çoktan tanışmış ve ilerlemiştim. Çok sevdiğim ama Türkiye’de neredeyse hiç bilinmeyen farklı bir alanı hem daha derinden keşfedip, hem de sevdiğim bir şeylerle uğraşmak istedim. 2012 yılından bu yana da Vedik Astroloji alanında eğitim ve seminerler veriyorum. Taşlar, renk analizleri, sayıların kader ve kişiliğimiz üzerine etkileri konularında da çalışmalarım ve araştırmalarım bulunuyor.

Son kitabınız, ‘Sayıların ve Renklerin Sırlı Dili’nde okuyucular neler bulacak?
İnanıyorum ki evrenin bir dili var. Ve bu dil, bizimle güçlü biçimde, sayıların ve renklerin titreşimi ile iletişim kurmakta. Ceres Yayınları’ndan çıkan son kitabımı, sayıları sevmeme ve anlamama yardım eden matematik sevdalısı anneme ithaf ettim. Unuttuğumuz ve hatta çok bilinçli olarak bize unutturulan çok fazla bilgi, gelenek ve kadim öğreti bulunuyor. Renkler ve sayılar da bu kadim öğretilerden biri. Bu kitabımla okuyucuları bir uyanışa, bilgiye sahip çıkmaya ve hayatlarına akıtmalarını sağlamaya çağırıyorum.

Binlerce yıldır sayılar, semboller, renkler üzerinde çalışıldığını biliyoruz. Sizin için özellikle önemli olan ya da etkilendiğiniz bir dönem var mı?
Benim ilgimi en çok Orta Asya dönemimiz çekmekte. Fazla bilinmez ya da ilgi hep Osmanlı dönemine odaklanmıştır diyebiliriz. Oysa köklerimizin, Anadolu’ya gelişimizin ve öncesinin hikâyesi ve tarihi, geleneklerimiz hepsini çok severek inceliyorum. Diğer bir noktada dünyanın bilhassa 13 ve 14. Yüzyılda Doğuda büyük bir yükseliş içinde olduğunu fark ettim. Anadolu’da Selçuklu çok önemli bir dönemdir diye düşünüyorum. Selçuklu severek incelediğim dönemlerden birisidir.

EVREN SAYILARLA TAMAMLANIR

Kitabınıza ünlü matematikçi Pisagor ile başlıyorsunuz. Sizin için önemi nedir?

Yazının Devamını Oku

‘Onlar hayat değil hayal sunuyorlar!’

16 Aralık 2021
Eğitmen, yazar Banu Yüksel “Sorunları olan bir erkek, psikolog yerine neden konsomatrise gitmeyi tercih eder?” sorusundan yola çıkarak Kadın Araştırmaları Anabilim Dalındaki tezi için akademik bir araştırma gerçekleştirdi. Bu çalışma için pavyon müşterileri, sahipleri ve konsomatrislerle görüşmeler yapan Yüksel, tezinin bulgularını daha geniş kitlelere ulaştırmak için “Kimse Fahişe Doğmaz” isimli bir roman yazarak okuyucularıyla buluşturdu. Yüksel, röportajımızda kurguladığı hikâye ile çocuk yetiştirme konusunda yapılan yanlışların ileride nelere mal olabileceğini göstermek istediğini de anlattı.


Özellikle annesinden yoğun iltifat gören erkek çocuklarının aynı tatmini yaşamak için bir yalanı para ile satın alma çaresizliğine düştüğünü savunan yazar Banu Yüksel, “Bunu da eril düzenin kendilerine yüklediği roller ve her şeyden önemlisi de özgüven eksikliğinden yapıyorlar. Pavyondaki kadınlar ise bu durumu fırsata çevirerek onlara bir hayat değil istedikleri hayali sunuyorlar,” dedi.

İddialı soru ile başlayan kitabınızın hikâyesini nasıl kurguladınız?
İçinde bulunduğumuz toplum neredeyse her şeyi yaftalayan bir kalabalık. Yani bir erkek pavyona gidiyor ise bu; oradaki kadının ucuzluğu, hafif meşrepliği ya da cinselliğini kullanarak erkeği müptela etmesinden kaynaklı. Oysa kök neden bunların hiçbiri değil! İlk kez merak ettiği için gittiğini söyleyenin de sonrasında bunu alışkanlık haline getirenin de, reelde birtakım duyguların eksiliğinden sebep orada olduğunu düşünüyorum. Bu duygular da; ilgi ve tatmin. Bu yüzden faturayı kötü kadın damgası vurulan konsomatrislere kesmektense, bilerek ve isteyerek bu âlemin başrol oyuncusu olan erkeklere mâl etmenin önemini vurgulamak adına bu hikâyeyi kurguladım.

Ardından savınız için yüksek lisans yapmaya karar vermişsiniz. Nasıl bir hazırlık süreci geçirdiniz?
Takdir edersiniz ki hiç bilmediğim bir dünya idi ve buna ait internetten edindiğim bilgiler de kesinlik taşımıyordu. Bir de ‘neden psikolog yerine pavyona gider?’ sorusunun cevabına ait kafamdaki savı da ispatlamam gerekliydi. Bunun için Mersin Üniversitesi Kadın Araştırmaları Anabilim Dalında ikinci yüksek lisansımı yaptım. Tez hocam konuyu ilk duyduğu an çok şaşırdı ve benim için zor bir süreç olduğunu ifade etti. Sonrasında geri bildirimleri ile çok ciddi destek oldu. Onun da sayesinde başarılı bir proje teslim etmiş oldum.

Kaynaklarınıza nasıl ulaştınız?

Yazının Devamını Oku

Dijital dönüşümün ‘ses’i yükseliyor

2 Aralık 2021
Dijitalleşme tüm hızıyla gelişmeye devam ederken, pandemi ile tanıştığımız sosyal mesafe kuralları yeni nesil iletişim ortamlarına açılan yeni bir evrenin kapılarını daha hızlı aralamamıza neden oldu. ‘Ses ve video’ temelli dijital dünyanın geleceğini ve her alanda genişleyen mobil yaşamın etkilerini konuşmak üzere Sosyalink Podcast Ajansı Kurucusu ve Dijital İletişim Stratejisti Özcan Yazıcı ile bir araya geldik. Bugün metaverse olarak adlandırılan kurgusal evrenin teknoloji ve dijital devrimin ‘ustalık dönemi’ olduğuna dikkat çeken Yazıcı, “Avatarlarımızla dolaşacağımız ortamlarda en önemli aracımız sesimiz ve görüntümüz olacak,” dedi.


Sohbetimizde Bursalı şirketlerin dijitalleşme sürecini de değerlendirmeyi ihmal etmeyen Yazıcı, bildiğimiz 200 yıllık sanayi toplumunun ve dünyasının sonuna hızla yaklaştığımızın altını çizdi. Özcan Yazıcı, üretim ve hizmet sürecinin temeline yapay zekayı, otomasyonu, mobil uygulamaları, online ticareti, dijital iletişim ve pazarlamayı koymayan tüm şirketler için “geçmiş olsun,” ifadesini kullandı.

Bursa’nın ilk podcast ajansının kurucusu olarak, yeni nesil iletişim kanalı podcast’i en kolay nasıl anlatırsınız?
Son iki yıldır yeni nesil iletişim kanalı olarak yaygınlaşan podcast’i ilk kez duyanlar için en yalın olarak, şöyle yanıtlıyorum: Podcast, radyonun dijitalleşmiş halidir. RSS teknolojisi ile çalışan, indirilebilir, istediğiniz zaman ve yerde, istediğiniz şekilde dinleyebildiğiniz ses dosyalarına podcast diyoruz. Bu ses dosyaları bu alanda uzmanlaşmış ses sunucularında (hosting) tutuluyor ve RSS feed’leriyle Spotify, Apple Podcasts, Google Podcasts, Deezer gibi çok sayıda dinleme uygulamasına dağıtılıyor. Siz de istediğiniz uygulama üzerinden bu ses dosyalarını dinleyebiliyorsunuz.
Podcast yükselişinin temelinde ne var sizce?
Yazılı metin ile video içerikler belli bir dikkat ve odaklanma, fiziksel sınırlamalar gerektirmesine karşın, ses temelli içerikler daha esnek koşullar içerisinde tüketilebiliyor. Nerede olursanız olun ses oynatıcınızı çalıştırıyorsunuz ve dinlemeye başlıyorsunuz. Zamanınızı isteğiniz ve ilginiz çerçevesinde daha esnek (mobil) yönetebiliyorsunuz. Sese olan ilgi arttıkça kişilerin, kurumların, markaların ilgisi de hızla büyüyor. Hemen her tür medya kuruluşu yazılı ve video temelli içeriklerinin yanı sıra podcast kanallarını da oluşturuyor. Çok sayıda popüler isim, hedef kitleleriyle bağ kurmak isteyen kurumlar/markalar podcast yayınlarını başlatarak takipçileriyle buluşturmaya başladılar.

‘SES VE GÖRÜNTÜ’ EN ÖNEMLİ ARAÇ

Dijital markaların ses temelli teknolojilere olan yatırımlarının artması , yaşam biçimimize nasıl yansıyacak?

Yazının Devamını Oku

Yazarak gençlere umudu aşılıyorum

18 Kasım 2021
İş insanı, yazar Özkan İrman, hayatı ilk Bursa Pirinç Hanı’nda esnaf babasının yanında henüz yedi yaşındayken öğrendi. Bugün yüzlerce kişiye istihdam sağlayan girişimcilik kazanımlarını daha o yıllarda edinirken, bilginin ve servetin doğru aktarılmadığında nasıl yok olduğu gerçeğiyle de aile hikâyesini yazarken yüzleşti. Mezeci Çırağı kitabı ve filmi ile başlayan farkındalığını, yedi yılda kaleme aldığı otuz kitabı ile aktarmaya devam eden İrman, “Kendimi bir anlamda yazmaya ve umudu yeşertmeye adadım” diyor.

Özkan İrman, sohbetimizde Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar binlerce kitap ulaştırarak, söyleşiler gerçekleştirerek özellikle gençlere “Ben başardıysam siz de başarabilirsiniz” mesajını verme gayesinde olduğunun altını çizdi. Her biri farklı ufuk açan özelliklerini bir röportaja sığdırmakta zorlandığım İrman ile engin bir okyanus dediği çocukluğunun izlerini sürüp, yazmayı tutkuya dönüştürdüğü kitaplarına uzanan dolu dolu bir söyleşi gerçekleştirdik.

Röportaj fotoğrafları: Çağlar Şapolyo

 İş insanı unvanınızın yanına, kitaplarınızla yazar kimliğinizi de eklediniz. “Neden yazıyorum?” sorusunun sizdeki yanıtı nedir?
İz bırakan ne varsa ömrümde, onları tek tek yazarak göçmek isteyenlerdenim. Bu gaye uğruna uğraş veriyor, en küçük vaktimi yazmaya ayırıyorum. Değerli mi değersiz mi diye bir kaygım yok. Tek kaygım, usuma düşüp yazmak üzere not aldığım bir konuyu, duyguyu, kişiyi yazamadan göçmek bu dünyadan. Yazamama gibi bir derdim hiç olmadı. Tam tersi vakitten yana derdim var; hem iş hem hayat yükü arasında yazıyorum çünkü. Hali hazırda kaleme aldıklarımla; denemeler, hikâye, roman, şiir kitabı derken 30 kitapta toplandı yazdıklarım. Ama inanın yaşamımın kırıntısı bile değil!

Ekmek parası serüvenini çocuk yaşta öğrenmişsiniz. Bursa Pirinç Hanı’nda geçen ilk kitabınız Mezeci Çırağı ve filminin sizde ayrı bir yeri var biliyoruz. Sonraki yazma sürecinize nasıl bir katkısı oldu?
Ekmek parası serüvenini tam olarak öğrendim mi bilmiyorum, hala devam ediyor çünkü. Evet, çocuk yaşta babamın yanında, o serüvenin tam ortasında buldum kendimi. Çünkü 1970’li yıllarda çocuklar çıraktı, kalfaydı, yani ailesine mutlaka yardım ederdi çalışarak. O zamanlar apartman çocukları daha şanslı gelirdi bize. Şimdi bir çocuğun ya da bir yetişkinin el becerilerinin gelişmemiş olduğunu gördüğümde üzülüyorum. Ve fark ediyorum ki Pirinç Hanı hayata atılmak konusunda çok şey katmış bana. Elimizden çakımız hiç düşmezdi, ağaç yontardık çünkü. Bir çekiçle demir dövebilir, kendi kızağımızı ya da arabamızı yapardık. Doğadaki otları, yabani hayvanları bilirdik. İşte Mezeci Çırağı kitabımı yazmam, bir şekilde hafızamın tıkanıklığını açtı diyebilirim. Orada ne engin bir okyanus varmış ve çocukluk ne kadar önemliymiş daha iyi anladım. Öte yandan kitabın filmini de çekerek, dürüstlüğü ve yardımseverliğiyle tanınan babam İsmail Hakkı’ya vefa borcumu ödeyip, ölümsüzleştirmiş oldum.

ÇOCUKLUĞUMDA MAHPUS KALDIM!

Yazının Devamını Oku

Geleceğin çizeri Irmak Çavun: Sanatımı önemsemeyen sisteme kırgınım!

4 Kasım 2021
Bursalı Çizer Irmak Çavun (20), dünyanın en prestijli ve köklü yarışması olarak kabul edilen ‘Geleceğin Yazarları ve Çizerleri’ yarışmasından iki yıl önce kazandığı ödülüne geçtiğimiz hafta Hollywood’da düzenlenen törenle kavuştu. Lise son sınıfta başvurduğu yarışmada binlerce bilim kurgu çizeri arasından kazanan ilk Türk olan Çavun, şu anda Kaliforniya’da üniversitede, dünyanın bir numaralı oyun tasarımı programında okuyor. Ödül töreni konuşmasında yer alan 'hayalleri ve sanatı önemsemeyen ülkem' sözlerinden kırgınlık mı algılamalıyız?" sorumuza ise "Kesinlikle! Kırgın ve sinirliyim evet!” diyor...

Hürriyet Bursa yazarlarından, değerli Prof. Dr. Sinan Çavun’un kızı olan Irmak’ın başarısını ailesinin paylaşımlarından takip ediyordum. Ödül törenini izlediğimde gurur ve heyecanının yanı sıra, “Hayallere ve sanata önem vermeyen bir ülkeden geliyorum” sözleri ile bir kırgınlık yaşadığını da hissettim. Yanılmamışım! İletişime geçtiğimde, Türkiye’deki eğitim sisteminden kaynaklı “sözelciler-sayısalcılar” ayrımı nedeniyle maruz kaldığı ikilemleri tüm samimiyetiyle anlattı. Dijital sanatlarda Max adıyla da bilinen Irmak Çavun ile çizim yeteneği ile oyun sevgisini nasıl birleştirdiğini, başarısının arkasındaki zorlu maratonunu konuştuk. Bu yoldaki azminden ve verdiği mesajlardan büyük heyecan duyduğumu ayrıca belirtmek isterim.



Öncelikle ülkemizden ilk kez sizin ödül kazandığınız yarışmanın ve çizdiğiniz hikâyenin içeriği hakkında bilgi alabilir miyiz?
Writers & Illustrators of the Future yani Geleceğin Yazarları ve Çizerleri isimli yarışma Amerika’nın Hollywood bölgesinden 37 yıldır düzenlenen; özellikle bilim kurgu yazar ve çizerleri için dünyanın en prestijli ve köklü yarışması. Bir yıl süren yarışmaya her üç ayda bir, üç yazar ve üç illüstratör seçiliyor. Toplamda kazanan 12 yazar ve çizerle devam ediliyor. Her bir yazarın hikâyesi için bir çizer çizim yapıyor. En son galada ki ödül seremonisinde tüm çizimleri görüyorsun ve kendi yazarınla tanışıyorsun. O zamana kadar her şey sürpriz oluyor yani.
Yarışmaya katılmaya nasıl karar verdiniz?
Ben Bursa’da lisede okurken üçüncü çeyrekte başvurdum. Spesifik olarak bu yarışmaya çalışmasam da ABD’deki üniversitelere başvurmak için hep bu hedef doğrultusunda çalışmalar yapıyordum. Sürekli haberleri de takip ettiğim ve de bilim kurgu da benim stilime ve portfolyomdeki bazı parçalarıma yakın olduğu için bu yarışmayla karşı karşıya gelmem şansım oldu. Çizimlerimi gönderdim. Önceki çalışmalarımın meyvesi oldu diyebilirim.

TRAJİK BİR BİLİM KURGU HİKÂYESİ

Yazının Devamını Oku

‘Kadın liderliğinde dünyayı değiştiriyoruz’

21 Ekim 2021
Türkiye’de kadın odaklı ilk ve tek yatırım platformu Arya’yı kuran Ahu Büyükkuşoğlu Serter, kadın liderliğinde dünyayı dönüştürme vizyonuyla çıktıkları yolda bugüne kadar 15 girişime 3,5 milyon dolardan fazla yatırım yaptıklarına dikkat çekti. “En iyi bildiğim iş; girişimcilik, yeni iş geliştirmek ve para kazanmak,” diyen Serter, motivasyon kaynağını, “Bu hayatta hepimizin olmaz diyenlere değil; yeterince çalışır, inanır ve peşinde olursanız nasıl olunacağını gösterenlere ihtiyacımız var” şeklinde özetledi.


Ahu Serter ile Bursa’da düzenlenen Gücümüz Eşitliğimiz Zirvesi söyleşisi sonrası bir araya geldik. Serter, Arya Kadın Yatırım Platformu ile hem kadın ortaklı, kadın istihdamını artırıcı girişimleri desteklediklerini, hem de daha fazla kadının bu tür şirketlere yatırım yapmasını hedeflediklerini anlattı. Yakın zamanda açtıkları Bursa şubesi ile de potansiyeline güvendiklerini belirten Serter, Bursalı kadınlardan beklentilerinin yüksek olduğunun altını çizdi.

Önce otomotivci, sonra girişimci ve yatırımcı olmak diye özetlediğiniz iş hayatınızda, öncelikle sizi seri bir girişimci olmaya iten şey neydi?
Daha fazlasını öğrenme, deneyimleme ve sahip olduklarımızı farklı insanlarla paylaşma arzusu diyebiliriz.
“Hayır” ve “olmaz” kelimeleri belki de girişimcilerin fikirleri için en sık duyduğu şeyler arasında. Sizin için bu iki kelime ne anlam ifade ediyor?
Kelimeler tek başlarına anlam ifade etmiyor esasen; bunları kimin, hangi gerekçelerle söylediği de çok önemli. Bir işe başlamadan önce her söyleneni dinlemeli fakat cebimize koyacaklarımızı iyi seçmeliyiz. Bir kişi için “Hayır” olan, bir başkası için “Evet” olabilir. Hangisinin kendimize uygun olacağını bilmek, kişisel bir yetkinlik.

“OLMAZ” DENİLMESİ MOTİVASYON KAYNAĞIM

Siz kendinizi ezber bozan biri olarak tanıtıyorsunuz. Bu anlamda hangi özellikleriniz ön plana çıkıyor?

Yazının Devamını Oku

Duygu dönüşmeden beden iyileşmez

7 Ekim 2021
Kişisel Gelişim Uzmanı, eğitmen Bahar Su Dinçeller, kendi kişisel gelişim yolculuğunu anlattığı “Bahar’ın Kitabı” ile kariyerine yazar kimliğini de ekledi. Sohbetimizde her insanın mutlaka bilinçaltı temizliği yapması gerektiğine dikkat çeken Dinçeller, bedensel hastalıkların altında duygu hasarlarının yattığını anlatarak, “Fiziki bedende kan akarken, enerji bedende duygu akar. Hiçbir hastalık yoktur ki duygular hastalanmadan sadece bedende olsun! Bu nedenle önce negatif duygu, düşünce, dil ve davranış dörtlüsünü denetlemeyi öğrenmek ve dönüştürmek gerekiyor” dedi.


Yaklaşık kırk yıldır özellikle spritüel alanda eğitimler alan ve eğitim veren Bahar Su Dinçeller, kitap yazarken bilmeden neler başardığını, nelerden sınıfta kaldığını paylaşmanın kendisine de terapi olduğunu söyledi. Okuyuculara ise hangi konulardan hangi derslerin çıkarılabileceğini farklı bakış açılarıyla sunmuş olduğunu ifade eden Dinçeller ile röportajımızda çocukluktaki kodlamalardan başlayıp bilinçaltı dönüşümüne uzanan bir yolculuk yaptık.

Kişisel gelişim son yıllarda herkesin merak ettiği bir alan oldu. Siz de yıllardır bu anlamda hizmet ve eğitim veren biri olarak ilk kitabınızı çıkardınız. Öncelikle içeriğini nasıl oluşturdunuz?
Evet, herkes bir biçimde kişisel gelişimden bahsediyor ve duyduklarını kendisinde uygulamaya çalışıyor. Ancak herkesin birebir destek alması mümkün olmadığından yazılan kitaplarda da genellikle bilimsel bilgiler ve öneriler yer alıyor. İşte, ben de tam bu noktada bambaşka bir kitap yazabilmek hayaliyle yola çıktım. Yaklaşık 40 yıl önce kâinatı merakla başladı yolculuğum ve kendi bilinçaltımı dönüştürmek için eğitimler aldım, eğitimler de veriyorum. Kitap yazmak ise çocukluk hayalimdi. On yıl önce yazarlık kursuna gittim ve sonrasında spritüel yaşam koçluğunun, diğer eğitimlerin tekniklerini, yöntemlerini, kendi sentezlerimi yıllarca not aldım. Ancak yaklaşık dokuz defter olan notlarımı derlemek için bilgisayarın başına oturduğumda hiç içimden gelmedi ve kendi kişisel gelişim hikâyemi yazmaya başladım. Bilmeden neler başardığımı, nelerden sınıfta kaldığımı ve zorlandığım noktaları paylaşmak bana hayatımı bir kez daha gözden geçirme imkânı sundu. Öte yandan içeriği okuyucular için de hangi konulardan hangi derslerin çıkarılabileceği, olaylara ne türlü bakış açıları ile yaklaşılabileceğini yaşamın içinde gözlemleme şansı veriyor.

BANA DA TERAPİ OLDU

Kitabınızın ismi de “Bahar’ın Kitabı” olunca yazarken kendinizle de bir yüzleşme de yaşadınız sanırım?
Hem de nasıl bir yüzleşme! Pandemiden önceki yaz üç ay boyunca eve kapandım. Beni gizli kameraya alsalardı herhalde bir yazarın yazma hikâyesi diye film olurdu. Bilinçaltım beni öyle gerilere götürdü, öyle olayları çıkarttı ki ortaya, zaman zaman çok ağladığımda oldu. Benim için hem keyifli hem de çok zor bir süreçti. Kısacası kitabım bana da terapi oldu. Bahar’ın Kitabı’nı okurken okuyucular da kendi hayat kitabını da okuyor olacak. Belki şimdiye kadar almadığınız dersler vardır, affetmeniz için sizi bir köşede bekleyen anılar, eski tanıdıklar; hatta şükretmeyi unuttuğunuz, varlığından duyduğunuz mutluluğu dile getirmeyi ihmal ettiğiniz sevdikleriniz. Dökün siz de şöyle bir içinizi, anılarınızın kapaklarını aralayın, duygularınızın altını deşin, özlemlerinizi, hayallerinizi olumlamalarla dile getirin diye yazdım kitabımda. Ben ruhumun seyr-i sefasına çıkarken siz de kendi ruhunuzun semalarında bir dolaşın istedim. Çünkü, bulduklarınıza inanamayacaksınız.

ÇOCUKLUĞUMUZU İYİ TAHLİL ETMELİYİZ

Yazının Devamını Oku