Sibel Bağcı Uzun

XYZ kuşakları sanatla buluştu

23 Eylül 2021
İllüstratör Anej Nuhanovic (42); tecrübeli, duyarlı, şüpheci bir X kuşağı. Endüstriyel tasarımcı Ömer Faruk Boyacı (30); girişimci, esnek, özgür bir Y kuşağı. Karikatürist Arda Mert Tulum (19); işbirlikçi, kararlı, teknolojik Z kuşağından. XYZ kuşaklarının sanatçıları kuşaklar arası iletişimsizliğe ve bireyselleşmeye tepki olarak işbirlikçi ve yenilikçi bir yaklaşımla sanatsal bir buluşma gerçekleştirdi.


Farklı bakış açılarını İstanbul temalı eserlerine yansıtarak, “XYZ İstanbul’a 3 Kuşak Bakış” sergisi ile ziyaretçilere açan sanatçılar, çalışmalarına Bursa ile farklı şehirleri de dâhil edeceklerini açıkladı. Söyleşimizde serginin temel amacını ise “Özellikle X ve Z kuşağının iletişimi giderek zorlaşırken, bireyselleşme artıyor. Bu noktada köprü kurma görevi her iki kuşağa da yaklaşabilen Y kuşağına düşüyor. Projemiz ile hem hali hazırdaki teknikleri devam ettirmenin hem de yeni ve güncel eserler üretmenin mümkün olduğunu kuşaklar arası görsel iletişim örneği olarak sunuyoruz” sözleriyle açıkladılar.

Ömer Faruk Boyacı, Anej Nuhanovic

Anej Bey, tecrübeli X kuşağı sanatçısı olarak sizi tanıyabilir miyiz?
Anej Nuhanovic: 70’lerin sonlarında Saraybosna’da doğdum. Çocukluğumun çoğu yaratıcılık ve sanatla geçti. Gençlik yıllarımda Bosna-Hersek, okul eğitimimi ve sanata bakışımı etkileyen bir etnik savaşın içindeydi. İlhamımın çoğu illüstrasyon ve çizgi romanlardan ve yerel baskı resim sanatçılarından geldi. Avrupa çizgi romanlarını okuyarak büyüdüm ve ancak daha sonra babam ve amcam aracılığıyla daha ciddi sanatçılar buldum. Cezanne, Rubens ve Norman Rockwell gibi insanlar. Yıllarımın çoğunu, eğitimimi tamamladığım ve George Mason Üniversitesi’nden mezun olduğum Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Washington DC’de geçirdim. Birçok müzede ve antika firmasında çalıştıktan sonra Çek Cumhuriyeti Prag’a taşınmaya karar verdim. Prag’da heykel yüksek lisansımı bitirdim. Altı yıl sonra kendimi İstanbul’da evli ve çocuklu buldum ve bu büyülü yerin temalarından, atmosferinden ilham aldım.

Ömer Bey, siz de özgür Y kuşağısınız. Bursa’da başlayan sanat eğitiminizi nasıl devam ettirdiniz?

Yazının Devamını Oku

Üşenme, erteleme, vazgeçme!

9 Eylül 2021
Pandemi ile birlikte herkesin gezmeye, tatile ve de doğaya özlemi daha da arttı. Kapalı mekânlardan, kalabalıklardan uzak durmak isteyenler çadır ya da karavan ile kamp yerlerine akın etti. Ancak doğa aşığı Ercan Sönmez gibi tamamen karavanda tam zamanlı yaşamını sürdürenler de var. Halen kurumsal hayatta görev yapan Sönmez, pandemi sürecinden önce verdiği karar ile iki buçuk yıldır Misi Karavan Parkı’nda konaklıyor. Her fırsatta yeni yerler görmek, farklı kültürden insanlarla tanışmak için yola çıkarken, deneyimlerini CaravanSurfing isimli sayfalarında takipçileriyle paylaşıyor.

Sporu ve sağlıklı beslenmeyi yaşam tarzı haline getiren biri olarak karavanın kendisine özgürlük verdiğini ve güvenini artırdığını anlatan Sönmez, hayat felsefesini “Üşenme, Erteleme, Vazgeçme” olarak açıklıyor.

Misi Karavan Parkı’nda ailecek bir araya geldiğimiz Ercan Sönmez ile çocukluk hayallerini gerçekleştirdiği karavan yaşamından, karavancılığın ne olup olmadığına uzanan, deneyimlemek isteyenlere öneriler de sunduğu keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Karavan aşkınıza geçmeden önce kısaca sizi tanıyalım?
Doğma büyüme Bursalıyım, belki de her insan gibi, doğduğum şehre âşık biriyim. Sporu ve sağlıklı beslenmeyi yaşam tarzı haline getiren, farklı kültürlerden insanlarla tanışmayı seven ve her fırsatta yeni yerler görmeyi amaç edinmiş, doğa aşığı bir insanım.
Profesyonel çalışma hayatınız devam ediyor mu?
Büyük bir tekstil firmasında, iç pazar sorumlusuyum, yaklaşık 14 yıldır aynı firmadayım. İşimi seviyorum, karavan ile ikisini çok güzel kombinlediğimi düşünüyorum. Tabii ki tamamen işimi bırakıp tam zamanlı dünyayı gezmek hep sonraki hayalim ama bunun için biraz daha zamana ihtiyacım olduğunu düşünüyorum.
Belli ki doğa ve seyahat hayatınızın hep merkezinde olmuş. Karavan öncesi farklı rotalara deneyimleriniz oldu mu?

Yazının Devamını Oku

20 Umut dolu hikâye “Sesim Resim”de buluştu

26 Ağustos 2021
Sanatçı Cenk Yüksel, “Sesim Resim” projesi ile Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği’ne başvuran ve destek alan kadınların hikâyelerini duygu dünyasında tuvale aktarırken; sanat, iş dünyası ve akademik alandan tanınan isimler de sesleriyle resimlere hayat verdi. Dünyada ilk kez, sesi, hikâyeyi, resmi ve teknolojiyi bir arada kullanan bir sergi gerçekleşeceğine dikkat çeken Yüksel, sosyal sorumluluk esasına dayalı projenin dernek yararına gerçekleşeceğini belirtti.


Toplumsal cinsiyet eşitliği, kadına yönelik şiddet konularında yaptığı çalışmalarla dikkat çeken Cenk Yüksel ile bu kez şiddeti yaşayan kadınlara bir nefes ve destek olma amacını taşıdığı resim sergisini konuştuk. Ziyaretçileriyle ilk olarak 3-30 Eylül tarihleri arasında İstanbul’da buluşacak olan “Sesim Resim” projesinde, 20 umut dolu hikâyeden birine ses vermenin mutluluğunu ve heyecanını da yaşadığımı ayrıca paylaşmak isterim.

Kadına yönelik şiddetle ilgili birçok resim ya da fotoğraf çalışmaları oldu. Ancak “Sesim Resim” projeniz içeriği itibariyle birçok ilkleri barındırıyor. Öncelikle bir sosyal sorumluluk projesi olarak nasıl hayat buldu?
Merkezi Bursa’da bulunan Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği uzun süredir tanıdığım ve kadına şiddete karşı yaptığı çalışmalarla ulusal ve uluslararası alanda da organize olmuş bir dernek. Müzikal anlamda bir proje yapmak ve onlara destek vermek pandemi şartları altında mümkün değildi. Ben de resim projemden bahsederek, size başvuran kadınların hikâyelerini duygu dünyamda tuvale aktarmak istiyorum dediğimde gerçekten onlar için de çok büyük bir mutluluk oldu. Pandemi dönemi özellikle sanatçıların en büyük sıkıntıyı çeken grup olmalarının yanı sıra, yaratıcılık konusunda çok beslendikleri bir dönem oldu açıkçası. Ben de bir müzisyen olarak resim çizeceksem de bunun belli bir manifestoya ve alt yapıya dayanmasını, sesin de mutlaka buna dâhil olması gerektiğini düşünüyordum. Ama nasıl olacaktı buna kafa yormak gerekiyordu.

RESİM, HİKÂYE, SES BİR ARADA

Hikâyeler önce resme ve sonra sese dönüşmesi nasıl gelişti?
Zor durumda olan o kadar çok kadın hikâyesi vardı ki… Benim çizeceklerim de, belki hepsine ses olmayı başaracaktı. Ses olmak derken aklıma sergiyi gezenlerin hikâyeyi hem tuvalde görmesi hem de hikâyenin sahibinden QR kod vesilesiyle dinlemesi fikri geldi ve beni daha da fişekledi. Çünkü dünyada ilk kez sesi, hikâyeyi, resmi ve teknolojiyi bir arada kullanan bir sergi gerçekleşecekti. Ancak kadınların gizlilik durumlarından dolayı seslerini kullanmak tehlike arz edebileceği için bu hikâyeleri sanat, iş, akademik dünyada tanınan isimler seslendirsin; şiddeti yaşayan kadınlara da bir ses bir destek bir nefes olsun diye düşündüm. Hikâyeleri beni kırmayan çok sevgili dostlarım seslendirdi.

Yazının Devamını Oku

“Masal işte!” deyip geçmeyin

12 Ağustos 2021
Masal Terapisti, eğitmen Gülsün İcik Yılmaz, masalların en eski öğrenme metodu olduğunu anlatırken, “Masal işte!” deyip geçmeden önce çocuklara farklı yaşam becerileri kazandırmak adına bir tohum ektiğimizin farkında olmamız gerektiğine dikkat çekti. Çocukların, ruhsal, zihinsel ve fiziksel bütünlüğünü sağlamasına yardımcı olan masalların, zehirli etkisinin de olabileceğinin altını çizen Gülsün İcik Yılmaz, ebeveynleri yaşanabilecek travmalara karşı bilinçli olma konusunda uyardı.

GÜLSÜN İcik Yılmaz, birçok farklı alanda eğitimler alarak yaşam boyu öğrenci olmaya yani eğitime gönül vermiş eski bir sağlık çalışanı. Yazdığı masalların kızında yarattığı olumlu değişimleri gözlemleyerek, masal terapisi alanında uzmanlaşmaya karar veren Yılmaz ile çocuklar için kurduğu masal atölyesinde bir araya geldik. Öfke kontrolü, özgüven kazanma, problem çözme becerileri, dil, hafıza geliştirme gibi konular üzerinde atölye çalışmaları yapan Yılmaz ile masallların çocuklar üzerindeki etkileri ve terapi yöntemi olarak faydalarını konuştuk.

Çalışma hayatınıza baktığımızda birçok alanda eğitim aldığınızı görüyorum. Uzmanlık alanlarınızla birlikte sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
İş hayatıma Ankara Üniversitesi İbni Sina Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon bölümünde başladım. Bursa Çekirge Devlet Hastanesi’nin anestezi bölümünde görev yaptım. Eğitime gönül vermiş biriyim. Çalışırken birçok üniversitede okul hayatımı da hep sürdürdüm. Sosyal hizmetler lisans bölümünü bitirdim, psikolojik danışmanlık yüksek lisansı yaptım. Aile danışmanlığı, bütüncül psikoterapi, psikanalitik psikoterapi, bilişsel davranışçı terapi, profesyonel yaşam ve kurumsal koçluk, nlp, hipnoz gibi birçok alanda eğitimler aldım. Masal ve hikâye anlatıcılığı, masal terapisi üzerine eğitimler aldım, aynı zamanda eğitmeniyim de. 17 yılın sonunda sağlık bakanlığından istifa edip eşim, Aykut Yılmaz ile Holistik Yaşam merkezimizde birlikte çalışmaya başladım. Öncesinde çevreme faydalı olmak için gönüllü olarak yaptığım danışmanlığım, artan talep üzerine son 4 yıldır profesyonel olarak kişisel gelişim ve farkındalık seansları ile birlikte kendi masal atölyemde çocuklarla çalışarak devam ediyor. Öğrenciliğim ve öğrenme sürecim ise hâlâ sürüyor.

İLK MASALIMI KIZIMA YAZDIM

Masal terapisi alanında uzmanlaşmaya nasıl karar verdiniz?
Aile danışmanlığı eğitimleri aldıktan sonra yetişkinlerle görüşmeler yapıyordum. Danışmanlık seanslarında kendi çocuğum da olduğu için bu alanda yöntem ve teknikler açısından eksiklikler hissettim. Çocuklara hitap eden ancak onları hem cezbedecek hem eğlendirecek yöntem arayışına girdiğimde masal terapisi ile karşılaştım. Hemen eğitimini alarak uygulamaya başladım. İlk masalımı kızım için yazdım ve ondaki olumlu gelişmelerle, nokta atışı ile sorunları çözebildiğimi fark ettim. Bu konuya daha çok asılmam gerektiğini düşünerek çocuklar için bir masal atölyesi kurmaya karar verdim. Masal terapisini mutlaka teknik olarak uygulayanlar vardır ancak masal atölyesinde yapan Türkiye’de de yok aslında.
Özellikle hangi konular üzerinde çalışmalar yapıyorsunuz?

Yazının Devamını Oku

Rekabetin yeni adı sosyal fayda

29 Temmuz 2021
Sosyal Girişimci Mentörü İsmail Hilmi Adıgüzel, birçok sosyal sorunun pandemi sürecinde deneyimlenerek farkına varıldığına dikkat çekerken, çözüm odaklı sosyal girişimciliğin daha da ivme kazandığına dikkat çekti. Şirketlerin rekabet alanının da değiştiğinin altını çizen Adıgüzel,  “Artık sosyal fayda rekabeti, ticaretin en önemli rekabeti haline gelecek ve kurumsal yapılar sosyal girişimcilikle iç içe geçecek,” dedi.


Social Business Global Başkanı İsmail Hilmi Adıgüzel ile kaleme aldığı kitabında da bahsettiği, “Kapitalizmin 2. versiyonu” olarak yorumladığı sosyal girişimcilik üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Aynı zamanda sosyal girişimciliğin ülkemizde daha fazla uygulanmasını misyon edinerek düzenlediği ulusal ve uluslararası etkinlikler ile girişimleri hakkında da bilgi almayı ihmal etmedik.

Sosyal sorumluluk, sosyal girişimcilik ve sosyal fayda kavramları çoğunlukla karıştırılan konular. Aralarındaki bağlantıyı ya da farkı nasıl anlatırsınız?  
Sosyal sorumluluk projesi karşılıksız vermekten bahsederken, sosyal girişimcilik hem vermek hem kazanmaktan bahsediyor. En özet bu şekilde ifade edebilirim. Sosyal girişimciliği sosyal sorumluluk projelerinin gelir elde ederek sürdürülebilirliğinin sağlanması olarak düşünebiliriz. Sosyal girişimcilik sosyal faydayı içinde barındırıyor, birbirini destekleyen iki kavramı aslında, aynı amaca farklı yollardan ilerleyen iki arkadaş gibi düşünebiliriz. 
Sizin sosyal girişimcilik hikâyeniz nasıl başladı? 
Ben İzmir’in ilkler ilçesi olarak bilinen Bergama’da dünyaya geldim. Hiç tanımadığım insanların hayatlarına, olumlu yönde dokunabilmek hazzını yaşamak, benim sosyal girişimciliğe adım atmamı sağladı. Acayip İşler Atölyesi’nde ajans başkanlığı ve marka danışmanlığı yapıyorum. Öncelikle iletişim fakültesinde okuyan öğrencilerin, staj imkânı konusunda yaşadıkları sorunları fark ederek, çözüm bulmak ve mesleki anlamda deneyim elde etmelerine olanak sağlamak adına, 2011 yılında kurduğumuz “genchaber.com.tr” sitesini, sosyal girişime dönüştürdük. Uzun dönem staj yaparak portfolyolarını oluşturabilecekleri bir yapıda kurguladık ve yayın hayatımıza “gençlere özgü tek haber sitesi” olma özelliğinin yanı sıra ikinci anlamı katarak devam ediyoruz.

MANİFESTO KIRILIM YARATTI

Sosyal girişimciliğe ilgi genel anlamda hangi dönemde ivme kazandı?  

Yazının Devamını Oku

Dans tutkuları hayatlarını değiştirdi

15 Temmuz 2021
İçlerindeki dans tutkusunu eğitimle geliştirmek istediklerinde yaşadıkları şehirlerde kurs bulamadılar. Bireysel olarak videolar izleyerek kendilerini geliştirirken kader onları Bursa’da bir araya getirdi. Oğuzhan Kule ve Şüheda Kuyucak üniversitede okurken tanışıp hayatlarını dans üzerine kurmaya karar verdi ve aradıkları kursu bulamayınca zorlu bir süreç sonrası 20’li yaşlarının başında kendi okullarını açtılar. Kendi tarzlarını geliştirip Bursa’nın ilk ve tek hip hop dans kursu olmayı başarırken, 3 yılın sonunda milli sporcular yetiştirmek için de çalışmalara başladılar. Bitmeyen enerjileriyle girişimlerini “deli cesareti” olarak da tanımlayan Şüheda Kuyucak ve Oğuzhan Kule çifti ile ön yargıları yıkan girişim hikâyelerini ve dansın inceliklerini konuştuk.

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Dansa olan ilginiz ne zaman başladı?Oğuzhan: 1995 doğumluyum, Aydın İncirliova ilçesinde doğdum, büyüdüm. Dans tutkum kendimi bildim bileli vardı. Ama Aydın bölgesinde hiç dans okulu olmadığı için özellikle lisedeki birkaç arkadaşımla dans ediyorduk, sürekli araştırıyorduk. Uludağ Üniversitesi Makine Mühendisliğini kazanınca Bursa’ya geldim. Üniversiteye başladıktan hemen sonra dans kursu araştırdım. 2014 yılıydı ve o sırada bir İngilizce kursunda Şüheda ile tanıştım. Beraber bir dans kursuna yazılmaya karar verdik. Aradığımız hip hop tarzı bulamayınca da sosyal medya üzerinden videolarla kendimizi geliştirmeye başladık. Beş ay sonra ise hayatımızı dans üzerine şekillendirmeye karar verdik. İki yıl önce de hayatımızı birleştirdik.

Şüheda: 1996 doğumluyum. Annem babam memur olunca, lise dönemimde Bursa’ya geldik. Benim de dansa hep ilgim vardı. İskenderun’da büyüdüm, dans kursu olmadığı için eğitim alamadım. Kendi kendime evde dans ediyordum. Oğuzhan ile tanışmak benim için bir dönüm noktası oldu; çünkü yapmak istediğim şeyi gerçekleştirmeme sebep oldu. En büyük hayalim aslında pilot olmaktı, dans hobim olur diye düşünürken mesleğim oldu. Üniversitede ise sanat tarihi okudum. Pilotluk hayalimi de artık hobi olsa da gerçekleştirmek istiyorum.

KENDİ DANS TARZIMIZI GELİŞTİRDİK

Kendi okulunuzu açma süreci nasıl gelişti?
Oğuzhan: Birkaç yerde küçük çaplı eğitmenlikler yapmaya başladık. Kazandığımız bütçelerle ilk yılımızda şehir dışına çıkarak workshoplar, eğitimler aldık. İkinci yılımızda birikim yapmak için üç dört farklı yerde çalışmaya başladık. Yurt dışında bir dans kampına gittik ve bizim için büyük bir çıkış noktası oldu. Üçüncü yılımıza da katkısı oldu ve daha fazla yerde eğitim vermeye başladık. Okul açma hedefimiz ilk başta yoktu, geliştikçe üzerine ne katabiliriz diye düşünmeye başlarken, sonunda kendi okulumuzu açmaya karar verdik. 2018 yılı Eylül ayında 190 metrekare tek salonlu ilk stüdyomuzu Nilüfer’de açtık. Bursa’da hiphop dansının yeterli olmamasından dolayı, genellikle eşli danslara yönlenmemiz söylense de biz başlarda üç dört öğrenci de olsa kendi tarzımızla ilerlemeye karar verdik. 2021 yılının Şubat ayında 700 metrekarelik dört salonlu bir stüdyoya geçiş yaptık. Şuanda Viadance stüdyomuzda , Hiphop, Urban, k-pop, High Heels branşlarında eğitim veren tek kurs ve okuluz.

Aileleriniz başka bir alanda okurken dansı meslek olarak yapmaya karar vermenizi nasıl karşıladı?

Yazının Devamını Oku

Dans tutkuları hayatlarını değiştirdi

14 Temmuz 2021
 İçlerindeki dans tutkusunu eğitimle geliştirmek istediklerinde yaşadıkları şehirlerde kurs bulamadılar. Bireysel olarak videolar izleyerek kendilerini geliştirirken kader onları Bursa’da bir araya getirdi. Oğuzhan Kule ve Şüheda Kuyucak üniversitede okurken tanışıp hayatlarını dans üzerine kurmaya karar verdi ve aradıkları kursu bulamayınca zorlu bir süreç sonrası 20’li yaşlarının başında kendi okullarını açtılar. Kendi tarzlarını geliştirip Bursa’nın ilk ve tek hip hop dans kursu olmayı başarırken, 3 yılın sonunda milli sporcular yetiştirmek için de çalışmalara başladılar. Bitmeyen enerjileriyle girişimlerini “deli cesareti” olarak da tanımlayan Şüheda Kuyucak ve Oğuzhan Kule çifti ile ön yargıları yıkan girişim hikâyelerini ve dansın inceliklerini konuştuk.

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Dansa olan ilginiz ne zaman başladı?
Oğuzhan: 1995 doğumluyum, Aydın İncirliova ilçesinde doğdum, büyüdüm. Dans tutkum kendimi bildim bileli vardı. Ama Aydın bölgesinde hiç dans okulu olmadığı için özellikle lisedeki birkaç arkadaşımla dans ediyorduk, sürekli araştırıyorduk. Uludağ Üniversitesi Makine Mühendisliğini kazanınca Bursa’ya geldim. Üniversiteye başladıktan hemen sonra dans kursu araştırdım. 2014 yılıydı ve o sırada bir İngilizce kursunda Şüheda ile tanıştım. Beraber bir dans kursuna yazılmaya karar verdik. Aradığımız hip hop tarzı bulamayınca da sosyal medya üzerinden videolarla kendimizi geliştirmeye başladık. Beş ay sonra ise hayatımızı dans üzerine şekillendirmeye karar verdik. İki yıl önce de hayatımızı birleştirdik.

Şüheda: 1996 doğumluyum. Annem babam memur olunca, lise dönemimde Bursa’ya geldik. Benim de dansa hep ilgim vardı. İskenderun’da büyüdüm, dans kursu olmadığı için eğitim alamadım. Kendi kendime evde dans ediyordum. Oğuzhan ile tanışmak benim için bir dönüm noktası oldu; çünkü yapmak istediğim şeyi gerçekleştirmeme sebep oldu. En büyük hayalim aslında pilot olmaktı, dans hobim olur diye düşünürken mesleğim oldu. Üniversitede ise sanat tarihi okudum. Pilotluk hayalimi de artık hobi olsa da gerçekleştirmek istiyorum.

KENDİ DANS TARZIMIZI GELİŞTİRDİK

Kendi okulunuzu açma süreci nasıl gelişti?
Oğuzhan: Birkaç yerde küçük çaplı eğitmenlikler yapmaya başladık. Kazandığımız bütçelerle ilk yılımızda şehir dışına çıkarak workshoplar, eğitimler aldık. İkinci yılımızda birikim yapmak için üç dört farklı yerde çalışmaya başladık. Yurt dışında bir dans kampına gittik ve bizim için büyük bir çıkış noktası oldu. Üçüncü yılımıza da katkısı oldu ve daha fazla yerde eğitim vermeye başladık. Okul açma hedefimiz ilk başta yoktu, geliştikçe üzerine ne katabiliriz diye düşünmeye başlarken, sonunda kendi okulumuzu açmaya karar verdik. 2018 yılı Eylül ayında 190 metrekare tek salonlu ilk stüdyomuzu Nilüfer’de açtık. Bursa’da hiphop dansının yeterli olmamasından dolayı, genellikle eşli danslara yönlenmemiz söylense de biz başlarda üç dört öğrenci de olsa kendi tarzımızla ilerlemeye karar verdik. 2021 yılının Şubat ayında 700 metrekarelik dört salonlu bir stüdyoya geçiş yaptık. Şuanda Viadance stüdyomuzda , Hiphop, Urban, k-pop, High Heels branşlarında eğitim veren tek kurs ve okuluz.

Aileleriniz başka bir alanda okurken dansı meslek olarak yapmaya karar vermenizi nasıl karşıladı?

Yazının Devamını Oku

Pandemide Doğan Türk-İtalyan kardeşliği

1 Temmuz 2021
Pandemi döneminde televizyonlarımızın başında dünyanın dört bir yanından gelen endişe verici haberleri izlerken, Bursa-İtalya arasında aynı zamanda bir kültür köprüsü kuruluyordu. Dünya vatandaşı olmanın önemine inanan 17 yaşındaki iki liseli genç kız; Asya ve Martina, uluslararası değişim organizasyonu AFS programına başvurarak birey olma yolunda hayatlarında yeni bir kapı daha aralıyorlardı. Korona vakalarının en yoğun yaşandığı dönemde kararından vazgeçmeyen ve Türkiye’ye gelen 8 AFS öğrencisinden biri olan Martina’ya, Bursa’da evini Asya ve ailesi Feray – Uğur Yılmaz çifti açtı.


Asya ve Martina söyleşimizde, karantina da dâhil genellikle evde geçirdikleri 8 aylık süreci ve kurdukları “kültürlerarası iletişimi” ön yargılardan uzak bir büyüme aracı olarak özetlerken; birbirlerine kardeşim demenin güzelliğini ve ayrılacak olmanın da tatlı hüznünü yaşıyorlardı. Bu hafta ülkesine dönen Martina’yı yolcu etmeden önce, Bursa’da ona kapılarını açan Yılmaz ailesi ile AFS Bursa Bölge Koordinatörü Sibel İstanbullu ile bir araya geldik ve gençlerin “cesaretle değişim” sloganına örnek hikâyelerini dinledik.

Martina öncelikle seni ve aileni tanımak isteriz?

Martina Bussaccihini: Kuzey İtalya’da Bresca şehrine bağlı 11 bin nüfuslu Nave kasabasında yaşıyorum. 17 yaşındayım, Annem Cecillia Santoro bankacı ve babam Nicola Bussaccihini metal fabrikasında ara kademe yöneticisi. Tek çocuklarıyım. Büyükbabamın 30 dönümlük çiftliğinde ve kasaba hayatı içinde doğayla uyumlu, 3 yaşımdan beri kendi meyvemi sebzemi yetiştirerek, domates sosumu bile yaparak, doğal beslenerek büyüdüm. Diğer taraftan 5 yaşından beri profesyonel dans ediyorum, akademik hayatımı başarıyla sürdürmeye çalıştığım mütevazı bir yaşama sahibim.

AFS programına başvurarak Türkiye’ye gelmeye nasıl karar verdiniz? Üstelik pandemi sürecinde aileniz endişe etmedi mi?

Martina B. : AFS programına kabul edildiğimi öğrendikten bir hafta sonra salgın patlak verdi. Ancak bu deneyimi çocukluğumdan beri yaşamak istediğim için gelmeye karar verdim, ailem kaygılansa da destekledi. Sonuçta 17 yaşındaki tek çocuklarını yurt dışına gönderiyorlardı. Kozmopolitlik ve kültürlerarası iletişimin, bizi önyargılardan ve klişelerden kurtarabilecek bir büyüme aracı olarak önemine derinden inanıyorum. Aslında Türkiye ilk tercihim değildi, hakkında da çok bilgim yoktu ancak amacım bir ülkeden çok farklı kültürleri tanımaktı. Çevrem önce ön yargılı yaklaştı ancak ben Bursa’daki aileme yerleşince kültür yapılarımızın da çok farklı olmadığını gördüm. Uyum sağlamakta zorlanmadım. Tofaş Fen Lisesi öğrencisi olarak geldim ancak 8 ayın sadece 3 haftasında okula gidebildim.

DÜNYAYI ANLADIM İNSANLARI TANIDIM

Asya biraz da deneyimlerin eşliğinde seni tanıyalım?

Yazının Devamını Oku