Serdar Alyamaç

Kalkınmada milat 2010

2 Ağustos 2009
İNSANOĞLU bu, yanılgıya düşebiliyor. Mesela ben, “İzmir’e dair ne olsa beni şaşırtmaz” derdim.

Ne de olsa gazeteci olarak yıllardır İzmir gündemini yakından izlemek zorundayız. Sözün özü neler gördük... Ama, bu kadarını da açıkçası beklemiyordum. 
Geçen pazar günü “İzmir Hayal Kırıklığı” başlıklı, İzmir Kalkınma Ajansı’nı (İZKA) irdeleyen bir yazı yazdım. Ajans’ın Genel Sekreteri Ergüder Can, “İzmirli” uzman Zeynep Tansu ve asistanı Cangül Kuş’u da alarak ziyaretime geldi. Hemen şunu söyleyeyim, geçen haftaki yazının genel sonucuyla ilgili düşüncem değişmedi. Ama Genel Sekreter Can’la konuştukça şaşkınlığım arttı. Ve tabii biraz da ümitlendim...
Şimdi neden bu kadar şaşırdığıma gelelim: Biliyorsunuz, İZKA’nın değişik organları var; Yönetim kurulu, 100 kişilik kalkınma kurulu... Şimdi, hepimiz bu kurul üyelerinin, üye olduğu kurulun işlevini tam olarak bildiğini kabul ederiz, değil mi? Kesinlikle. Çünkü bilmeleri gerekiyor. Yoksa ne işi var adamın orada, değil mi? İşte öyle değil. Can’la konuşmamızdan ortaya çıkan sonuç, birçok kalkınma kurulu üyesinin, İzmirli işadamlarını falan saymıyorum bile, kalkınma ajansının asli görevi ve ödevi hakkında gerçekten bilgi sahibi olmadığı yönünde. Fikir var, ama gerçek bilgi yok. Elimde olsaydı, bu 100 üyeye bir kağıt kalem verir, “Kalkınma Ajansı nedir, görevi nedir” diye sorardım. Eminim çok ilginç cevaplar gelirdi... Ama kesin sonucu size söyleyeyim: 100 farklı Kalkınma Ajansı kavramı ortaya çıkardı.

Gelecek yıl tam gaz

Şimdi gelelim, konuşmanın ayrıntılarına. Can, bazı aksaklıklar olduğunu kabul ediyor, bunların başında yönetmelikler var. Çok sert olduğunu ve değiştirilmesi gerektiğini söylüyor. Geçen hafta yazdığım İstanbul Kalkınma Ajansı Genel Sekreterliği’ne aday olmadığını belirten Can, İZKA’nın bütün Türkiye’ye örnek olduğunu vurguluyor: “İZKA Türkiye geneli için çok önemli örnek. Bütün kalkınma ajansları şu anda İZKA’ya bakıyor. Diğer yerlerde kurulan ajanslarının genel sekreterleri İZKA’ya gelip eğitim alıyor. Buna İstanbul’da kurulan kalkınma ajansı genel sekreteri de dahil.” Ne diyelim o zaman daha iyi çalışmak şart oldu. Türkiye’de ilk defa İzmir’de bir bölgesel kalkınma planı hazırlandığını belirten Can, ajansa kapatma nedeniyle sekte vurulduğunu belirtiyor. Geçen yıl kısa sürede 2009’un programını hazırladıklarını, bu yüzden bazı eksiklikler olduğunu söyleyen Can, şu anda onu uygulamak zorunda olduklarını belirtiyor. Ama söylediklerinden anlaşılan milat 2010. Kendileri için önemli olanın 2010 olduğunu vurgulayan Can, “Şimdi bütün bu yaşanan tecrübelerden yararlanarak 2010’nda gerçek anlamda faaliyet gösterip, somut olayları yöneleceğiz” diyor.

Yazının Devamını Oku

Allah büyüktür!

30 Temmuz 2009
BU da olmasaydı ne yapardık, bilmiyorum. Bu sözün içeriğini tartışacak halimiz yok, ama insanlar üzerindeki etkisi kesinlikle tartışılmalı. Ne zaman bir açmaza, çaresizliğe düşsek, hemen Allah’a havale ediyoruz. Neden? Çünkü yapacak bir şey yok. O zaman bırak Allah’a... Eğer buna kadercilik derseniz, ben de bunun kadercilikle son noktada buluştuğunu söylerim. Çünkü, "Allah büyüktür" lafı ile yaptığımız, aslında yapabileceklerimiz yadsıyıp, kadere sığınmak. Acizlik... Kendine karşı ikiyüzlülük...

Bu konuyu niye mi tartışıyoruz? Eurobarometre kamuoyu araştırmasına göre krizin başlangıcından itibaren yüzde 12 istihdam kaybı yaşayan Türkiye’de halkın çoğunluğu iyimserliğini koruyormuş. Yani, krizle beraber 71 milyonluk Türkiye’de 8 milyon 552 bin kişi işinden olmuş ve hala iyimserler. Yok, yanlış anlaşılmasın, iyimserliğin sihrine ben de inanıyorum. Umudun sönmemesi gerektiğine de... Hatta, "İyi düşün iyiyi bul" geyiğine de... Ama...

Biz araştırmanın devamına da bakalım. Araştırmaya katılan Türklerin yüzde 44’ü de kriz nedeniyle ailelerinden, akrabalardan ya da yakın arkadaşlarından birinin işini kaybettiğini belirtmiş. Bunun AB ortalaması ise yüzde 36. Türkiye’de krizden endişeli olduklarını belirtenlerin oranı ise yüzde 34. Yani, kalan yüzde 56 endişe duymuyor. Kriz döneminde yüzde 17 istihdam kaybı yaşayan İspanya’da yüzde 65’i, yüzde 4 istihdam kaybı yaşayan Yunanistan’da ise halkın yüzde 40’ı endişeli.

Kriz arsızı

Aklıma başka bir araştırma daha geldi. Yine Eurobarometre yapmıştı. 2007’nin sonbaharında yapılan araştırmanın sonuçları da çok ilginçti. Mesela, araştırmaya göre, Türk halkının yüzde 70’i hayatından memnundu. Katılımcılara göreyse, Türkiye’nin en büyük sorunları ise terörizm ve işsizlikti. Bu araştırmayla ilgili bir not daha düşmekte yarar var sanırım. 2007’de, yani dünyada krizin başlangıcı olarak kabul edilen yılda, Türkiye’de gelecek bir yılda hayatlarının daha iyiye gideceğini söyleyenlerin oranı yüzde 34 olmuş. Dünden bugüne bakarsak, hayatımızdaki ekonomi terimleri işsizlik ve kriz etrafında dönüyor. İşsizlik... Kriz... İşsizlik... Bunlara karşı bir toplumsal bağışıklık geliştirdik sanırım.

Peki, bu iyimserliğin altında yatan iyileşme sinyalleri mi? Piyasalardaki hareketlenmeler etkilerini yavaş yavaş gidermeye başladığını gösterse de kriz bitmedi. Evet, uzmanlar piyasaların bu iyileşmeyi satın aldığını söylüyor. Ama unutmamak gerek, borsada satın alınan bir beklentidir, umuttur. Bu beklenti kesin olacak anlamına gelmiyor. Yani, yine dibe vurma ihtimali var. Ki, Dünya Bankası uyarıyor, kriz geride kalmış değil. 2009’de küresel bazda yüzde 3 küçülme yaşanacak. Türkiye’de?

Yılın ilk çeyreğinde, TÜİK’e göre yüzde 13.8 daraldı. Peki, yılın genelinde ne olacak? Deloitte’ın 2009’un ilk yarısının değerlendirildiği raporuna göre, Türkiye ekonomisi IMF’li bir senaryoda dahi, bu yıl yüzde 5,5-6 oranında küçülecek. Ekonomin gelecek yıl 2-3 büyümesi bekleniyor. Tabii, her şey iyi giderse...

İyimserliğin sihrini yok sayamayız, ama tepkisizliği de... Öyle ya da böyle, yüzde 66’lık iyimserlere katılıyorum, bu kriz elbette bir gün bitecek. Soru şu: Ne kadar zarar verecek ve ne zaman bitecek? Yurdum insanının iyimserlik oranı yüzde 20’ye düştüğü zaman mı?
Yazının Devamını Oku

İzmir Hayal Kırıklığı Ajansı

26 Temmuz 2009
Ben, ‘Hayal kırıklığı’ dedim, ama siz onun yerine istediğinizi koyabilirsiniz. Mesela, İzmir Devlet Ajansı ya da Ankara Ajansı. Gerisi sizin hayal gücünüze kalmış. Şimdi bu başlığı atınca altını da doldurmak gerek. Bunca yıldır çaresizlik ve sonuçsuzluk içinde debelenen bu kent için büyük umut, kurtarıcı olarak görülen bir ajans, ‘Kalkınma Ajansı’ nasıl oluyor da hayal kırıklığına dönüşüyor, hep beraber bakalım. Önce şunu söyleyeyim, buradaki hayal kırıklığının nedeni İzmirliler değil, ya da en azından ben öyle görmek istemiyorum. Hayal kırıklığının nedeni aslında yukarıdaki yakıştırmalardan gayet net anlaşılıyor. Biz ajansımız oldu, artık kent planlı gelişecek, bir o kadar da planlı ve amacına uygun yurtdışında tanıtılacak dedik, değil mi? Dedik, dedik...
İzmir Kalkınma Ajansı... Ne düşünürsünüz? İzmirlilerin ya da İzmir’i gayet iyi bilen kişilerin veya uzmanların çalıştığını mı? Yok, pek öyle değil. Otuz kişilik kadrosunda 22 uzman var. 11’i Ankaralı. Ankaralı olabilir, Malatyalı da olabilir. Ama, bu uzmanlar İzmir’de yaşayan değil, Ankara’dan gelip sınava girip kazanan uzmanlar. Sınavı kim yapmış?  İZKA eşliğinde, Devlet Planlama Teşkilatı, yani DPT. Sakın yanlış anlaşılmasın, amacım Ankaralı uzmanları zan altında bırakmak değil, İzmirli(İzmir’de yaşayan) uzmanların beceriksizliğini ortaya sermek. Neyse, buradan İzmirlilere sesleneyim, duyduğum kadarıyla eylül ayında yine sınav açılacakmış. Kaç kişi alacakları daha net değilmiş, DPT’den gelecek talimata göre belirlenecekmiş.  
Devletleşme
Çukurova ile Türkiye’nin ilk kalkınma ajanslarından İZKA. Beklenen, özel sektör mantığıyla hızlı ve etkin çalışması, değil mi? Ama, yönetmeliği, atamaları ve yapılanması maalesef çok ağır devlet bürokrasisi kokuyor. Bu sonuca oturup düşünerek değil, kalkınma kurulu üyeleri ile konuşarak vardım. Açıklayayım: Öncelikle, valinin bu işte yönetim kurulu başkanı olması, Mülkiye Müfettişi Ergüder Can’ın genel sekreter olması. Ama duyduğum kadarıyla, IZKA Genel Sekreteri Can da sıkılmış olmalı ki, İstanbul Kalkınma Ajansı için başvurmuş.  Sonucu bilmiyorum, ama İstanbul Kalkınma Ajansı Genel Sekreterliği bildiğim kadarıyla hala boş. Can’ı kesinlikle yadırgamıyorum. Neden mi? ‘Peter Prensibi’ diye bir şey duydunuz mu? Anlatayım...
Bu prensibin sahibi, adından belli, Lawrence Peter. Peter Prensibi diyor ki, kişiler bulundukları pozisyondaki işlerini çok iyi yaptıkları için bir üst pozisyona yükseltilebilir. Bu pozisyon da genelde becerileri zorlayacak yeni bir iştir. Ancak herkesin bir yeterlilik sınırı vardır ve kişi eğer yaptığı işte başarılı olamıyorsa artık terfi etmeyecek demektir. Prensibin bir başka bakış açısı da, insanlar sürekli terfi ettirildiği için belli bir anda birçok makamın yetersiz kişiler tarafından doldurulacağı inancıdır. Prensip işte.
Neden-Sonuç
Her şeyin bir nedeni, bir de o nedenin yarattığı sonuç vardır. İzmir’in bu anlamda uzuuuun süredir hissettiği eksiklik, umudun adını, yani sonucu, İzmir Kalkınma Ajansı olarak koydu. Bu açıdan da bakınca, KOBİ ve Sosyal Kalkınma Mali Destek Programları çerçevesinde DPT’nin onayladığı projelere 30 milyon TL ödemek (ki bunun ikincisi de 3 ay içinde olacak), ilçelerde sektörel tanıtım ve bilgilendirme toplantıları, sonuçsuz ve amaçsız 4 (5 de olabilir) yurtdışı gezisi. Ve tabii ki daha bir sürü şey olmuştur, genelin gözünden kaçan. Ama yapılanlarla, İzmirli’nin beklentisi yan yana getirince maalesef hayal kırıklığı ortaya çıkıyor.
Az değil, bu yılki bütçe 73 milyon TL. Gerçekten az değil. Ve ne var biliyor musunuz? Bu kent için gerekli büyük projeleri istediği kurumla ortak olarak doğrudan gerçekleştirme hakkına sahip. Şimdi, önümüzdeki dönemde İzmir’in tanıtımı için ihaleye çıkılacak. Bu, şu anlama geliyor, bir ihale komisyonu kurulacak. Şirketler gelip, projelerini bu komisyona tanıtacak. Komisyon da elemeleri yapacak ve kalanları İZKA Yönetim Kurulu’na iletecek. Yönetim kurulu da karar verecek.
Sabırsızlıkla bekliyoruz. 
Yazının Devamını Oku

İstikrar var, ama...

23 Temmuz 2009
Geçenlerde gözden kaçan bir rapor yayınlandı. Şu ünlü derecelendirme kuruluşlarından Fitch, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin finansal yapısını değerlendiren ve kredi notu veren raporun sahibi. Büyükşehir’in mali yapısındaki eksileri, artıları ve kredi notunu yansıtan raporun tarihi 9 Temmuz. 14 günlük gecikmeyle, buyurun beraber bakalım.

Malum, ekonomik kriz her yerde. Hele hele borç batağında olan belediyelerde. Neden belediyeler mi? Çünkü, 81 ilin 70’inin bütçesi açık vermiş durumda. Kimisi önlemini almış, kimisi de ayazda yakalanmış. "Lafı uzattın da uzattın. Yeter artık bizim belediyeye gel" diyorsunuz. Yok, Büyükşehir’in bütçe açığı yok. Bu durumda fazlası vardır, doğal olarak. Ama fazla olması, iyi olduğu anlamına gelmiyor. Şöyle ki, Maliye Bakanlığı’nın verilerine göre, ocak-haziran arasında, geçen yılın aynı dönemine göre, İzmir’de bütçe fazlası, yüzde 14 gerileyerek, 6 milyar 7 milyon TL olmuş. Yani, gelirleri, az değil, yüzde 14 azalmış.

Gelelim Fitch’in raporuna... Fitch, hem övüyor, hem de ciddi şekilde uyarıyor. Yani, "Durum iyi, ama dikkat" diyor. Kredi notunu ise önceki yıla göre aynen onaylıyor: İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin mali yapısını değerlendiren Fitch, dolar ve TL cinsinden uzun dönemli notunu (BB-), ulusal bazda uzun dönemli notunu ise (AA-) olarak onaylamış. Fitch, genel görünümü istikrarlı olarak veriyor ve Büyükşehir’in ortalamanın üzerinde bir varlığın, orta düzeyde borçlanma kapasitesinin ve esnek mali yapısı olduğunu vurguluyor. Ancak, yüksek harcama talepleri ve kapsamlı risk olduğu da vurgulanıyor. Şimdi de biraz daha detay verip, uyarıları ön plana çıkaralım.

Borç yükseltiyor

Raporda, son 10 yılda borçlanmaya gitmeyen Büyükşehir’in, yatırımlar için banka kredileri kullanması yüzünden, 2008’de doğrudan borçlarının keskin bir şekilde yükseldiği vurgulanıyor. Yani yatırım, beraberinde borcu da getirmiş. Bu doğrultuda da, Büyükşehir’in, doğrudan borç stoku 2008 sonunda 263 milyon TL’ye ulaşmış. (Bu yıl alınan dışında) Borçlanılan rakam da mevcut gelirin yüzde 26’sına eşitmiş. Ayrıca, son iki yılda gelirinin yüzde 30’u kadar borç ödeyebilirken, bu oran yüzde 18’e düşmüş. Yani eskisi kadar borç ödeyemiyor. Raporda ayrıca bu borcun aşağı çekilmesinin metro yatırımlarındaki gelişmeye bağlı olduğu da vurgulanmış. Bu borç biraz bekleyecek anlaşılan.

Büyükşehir’in harcamalarında giderek artan bir paya sahip olan mevcut varlık harcamalarının aşamalı olarak yüzde 50’nin üzerine çıktığının da altı çizilmiş. Bu harcamalarda en büyük pay nereye mi gidiyor? Bayındırlık ve altyapı makyajları önemli yer kaplıyormuş.

Genele bakıldığında ise Büyükşehir’in ekonomik görünümü istikrarlı ve aynı şekilde hem işletme, hem de mevcut varlık harcamalarını azaltabiliyor. Ama Fitch, metro konusundaki yatırımların dikkate değer kaldığını belirtiyor. Ve son uyarıyı yapıyor: İstikrar genel görünümü, yönetilebilir borç, iyi bir bütçe performansı... Ancak bütçe performansında herhangi bir kötüleşme ve borç ödemede aksama, görünümü negatife çevirecektir. Ben yine de, krizin kahini Roubini’nin yine ortalığı karıştıran sözünü hatırlatayım: "İyileşme çirkin olacak."
Yazının Devamını Oku

Aysun Kaptan

19 Temmuz 2009
KAÇ tane kadın kaptan duydunuz?

Fazla olmasa gerek. Alışıla gelmiş bir durum olmadığı kesin. Bu işi yapmak, yani bir gemi dolusu adamla günlerce, haftalarca, hatta aylarca evden uzak kalmak özveri, yaptığın işe büyük tutku gerektirir. Bundan birkaç gün önce adını bile bilmediğimiz Aysun Kaptan’ınki gibi.
İnsanın aklı almıyor, değil mi? 21. yüzyılda yaşıyoruz ve neredeyse ayda bir, “Korsanlar gemi kaçırdı” haberleriyle güne uyanıyoruz. Yani birkaç haydut, gemilere saldırarak, yağmalayan atalarının aksine, mürettebatıyla fidye için rehin alıyor. Ne zaman? Yıl 2009. Ve en iç acıtıcı olansa, bu adamlar başarılı oluyor. NATO mu, Birleşmiş Milletler mi? Türk gemileri devriye mi geziyor? Tamam, ama hala gemi kaçırılıyor.
İşte, İzmirli Aysun Kaptan da, hayatımıza bu korsanlık olayıyla girdi. Somalili korsanların Aden Körfezi’nde kaçırdığı “Horizon 1” adlı Türk gemisinde, dördüncü kaptan Aysun Akbay da vardı. Korsanlar aynı gemiye dört ay önce de saldırı düzenlemiş ama ele geçirememiş. Bana tuhaf gelense, geçenlerde TV’de izlediğim bir haberdi. Aysun Kaptan’ın da bulunduğu “Horizon I” gemisini izleyen Türk firkateyni Gediz’in Horizon I’in peşini bıraktığı. Gemideki mürettebatın can güvenliği için müdahale etmemesi doğal, ama peşini bırakması...
Köpekli fotoğraf
Aslında hepimiz bu sıra dışı 21. yüzyıl korsanlığına aşina olmuş durumdayız. Ama bu kez olayı farklı kılan Aysun Kaptan ve köpekli fotoğrafı. Büyük olasılıkla, gazetelerde o fotoğrafı gören herkes, önce Aysun Akbay ile kaptanlığı yan yana getirememiştir. Ama daha sonra üniformalı fotoğrafı, sempatiyle karışık, “Senin ne işin var orada” dedirtmiştir. Eminim, niye orada olduğunu açıklayacak birçok söylemi vardır. Ama bunu dile getirmesi için onun serbest kalmasını beklememiz gerekiyor.
Aysun Kaptan için sempati ve bir şeyler yapma arzusu her gün biraz daha artıyor. Facebook’ta “Aysun’un sesi olalım” başlıklı bir grup oluşturuldu. Katılanların sayısı her gün artıyor. Arkadaşlarının, denize ve yüzme tutkusu yüzünden, “Denizkızı” dediği Aysun Kaptan ve 23 mürettebat için bir şeyler yapma, onun sesi olma zamanı.
Şu anda ne oluyor, kurtarmak için bir girşim var mı, kimsenin fikri yok. Geminin sahibi Horizon Denizcilik fidye için görüşüyormuş. Haberlerden gördüğüm kadarıyla, korsanların elinde fidye için bekleyen 17 gemi var. Bu görüşmelerin sonu ne olur bilinmez.  Aslında Aysun Kaptan o gemideki 23 mürettebatın sembolü. Menemen’de endişeli bekleyişini sürdüren, devletin kendilerini yalnız bıraktığını haykıran ailesi de, o gemide ne olacağını bilmeden bekleyen mürettebatın yakınlarının sesi. Istırap dolu bu belirsizlik içinde, artık bir şeyler yapılması gerektiğini haykıran bu ses gittikçe güçleniyor.

Yazının Devamını Oku

İzmir’in sorunları

16 Temmuz 2009
BAŞLIK bile çok sıkıcı değil mi? Evet, kesinlikle sıkıcı...

Hatta başlığı görünce, içinizden "Amman, yeter!" diyorsunuz. Bence de... Ama lütfen okumaya devam edin. Çünkü ben de aynı fikirdeyim. Hatta sadık bazı okuyucularım her seferinde, "Bıkmadın mı bu yazılardan, kimse artık bu yazıları okumuyor" diye eleştiri getiriyor. Katılıyorum ama, bir umut arsızı olarak yine de yazmam gerekiyor.

Sağdan say aynı, soldan say aynı. Çözümleri mi? Onlar da aynı. Yıllardır arama-kurtarma çalışmaları yapılır, sorunlar madde madde belirlenir. Sonra ne mi olur? Unutulur. Sonra? Gel zaman, git zaman, yine bir arama-kurtarma, sorun ve çözüm belirleme çalışması yapılır. Aynı maddeler, yeni keşfedilmiş gibi tekrar ortaya dökülür ve unutulur... Yine başka bir çatı altında toplanılır ve yine aynı şey olur: Hiçbir şey... Bunu belki üçüncü defa tekrarlayacağım ama buna ben, “İzmir deja vu’su” diyorum. Bu tür etkinlikleri, önde gelen aktörlerin toplumsal egolarını tatmin aracı olarak görüyorum. Alınmak yok.

Peki, bu yazıyı niye mi yazıyorum? Geçen hafta, “İzmir’in Kurulları” diye bir yazı yazmıştım. Yazıdan sonra, Diyarbakır’a gittim, Hürriyet Daily News için Kürt sorunuyla ilgili birkaç görüşme ve yazı için. Oradayken, güneşin altında kaynama noktasına yaklaşırken, Necmi Çalışkan aradı. Fazla konuşamadık ve dönüşte görüşmek üzere sözleştik. Ve geçen gün uzun uzun konuştuk. İşin özüne geleyim: Boş söz denizinden aynı şekilde bıkmış olan Çalışkan şöyle diyor: Bu kurullar, toplantılar, aynı sorunların tekrar keşfi, insanların umutlarını da kırıyor. İnsanlara umut lazım, tutunacak, “Bak İzmir’de bir şeyler oldu ve oluyor” diyecek işler lazım.

Üç pilot proje

Ve ekliyor: İzmir’de umudu yeşertecek, başarıyla çözülecek üç pilot proje(sorun) gerekli. Bütün önde gelen kişilerin sırtlayabileceği, toplu hareket ederek birlik, bütünlük ve İzmir ruhunu yansıtacak ortam yaratarak tabii. Öneriler de Basmane çukuru, İzmir Limanı ve Kurvaziyer Limanı.

Malum, Basmane çukuru yıllardır sorun. Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun çözmek için gösterdiği çaba yadsınamaz. Kocaoğlu, yaklaşık 2 yıldır bu işle yoğun bir şekilde uğraşsa da, sorun sürüyor.

Yaklaşık iki yıldır, İzmir Limanı’nın gerilemesine neden olan bir devir süreci var. Danıştay, ihalenin iptal istemini reddetti. Dava itiraz yüzünden şu anda Danıştay’da. "Eee ne yapalım, toplu halde Danıştay’a mı yürüyelim” diyeceksiniz. Yok, bunu tavsiye etmiyorum. Ama, bir baskı unsuru olmayı, bu konuda belki Adalet Bakanı’na bir ziyareti tavsiye edebilirim. Çünkü İzmir Limanı, Mersin Limanı’nın gerisine düştü, düşecek.

Kurvaziyer Limanı’na gelince. Malum bu işin içinde de, İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş var. Yatırımı başka yere yapmayı planlayan İtalyan kurvaziyer devi Costa’yı İzmir’e getirmesi yadsınamaz. Yaklaşık 100 milyon dolarlık bu projeye, Kültür ve Turizm Bakanı da, bildiğim kadarıyla Kocaoğlu da, fikri değişmemişse, sıcak bakıyor. Proje için Özelleştirme İdaresi ve Anıtlar Kurulu’ndan onay alınacak. Onay alınırsa, başlamaya hazırlar.

Yazının Devamını Oku

Yanıt: Uygun bulunmadı

14 Temmuz 2009
HÜRRİYET İzmir’in pazar günkü manşetine cevap hızlı geldi. Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Fonu Temsilciliği’nin gönderdiği mektup, Protestan Baptist Kiliseleri Derneği’ne ulaştı. İzmir’in inanç turizminde hak ettiği yere ulaşması için bir yıl önce hazırlanan projeye hayal kırıklığı yaratan cevap geldi.  120’ye yakın ülkenin Hıristiyan cemaat başkanlarını İzmir’de medeniyetler ittifakı kongresinde buluşturma hedefiyle, İzmir’i inanç turizminde bir yere taşımayı amaçlayan proje uygun bulunmamış.  Projeyi hazırlayan derneğin başkanı Ertan Çevik, ret cevabı aldıklarında çok şaşırdıklarını belirterek, “Bu proje için herkesten sözlü onay almıştık. Başbakana, cumhurbaşkanına yazı yazmıştık, onlardan da olumlu cevaplar almıştık. Hatta, AK Parti milletvekillerinden de destek almıştık. Olumlu cevap bekliyorduk” dedi.
Ön onay vardı sonu ise “ret”
Kasım 2008’de proje onaya sunulmasına rağmen cevap yeni geldi. Aradan sekiz ay geçmiş durumda. Yani insan, “Ret edeceksen niye bu kadar beklersin” diye düşünmüyor değil. Çevik’le konuşunca iş daha ilginç hal alıyor. Çevik, “Bu gibi büyük projelerde hazırlık safhası uzun sürdüğünden biz de erken başvurduk. Ben Ankara’ya gittim. Tanıtma Fonu’ndan yetkililerle konuştum. Projeye çok olumlu yaklaştıklarını, onay vermeye hazır olduklarını, ama ilgili bakandan, yani Mehmet Aydın’dan onay olmaları gerektiği söylediler. Demek ki onay gelmemiş” diyor ve ekliyor: “Bizim amacımız İzmir için bir şeyler yapmaktı. Projeyi biz hazırladık ama İzmir Valiliği’nin öncülüğünde yapılmasını istedik. 120 ülkeden din adamı ve dini yayın temsilcileri gelip, bu kenti görecekti. Çok iyi bir tanıtım fırsatı olacaktı.”
Uygunsuzluğun adı: Para yok
Pazar günü kilisenin eline ulaşan mektuta proje için, “İlgili Fon Kurulu’nun ilgili (c) kararı ile uygun bulunmamış ve gündemden çıkarılmıştır” deniliyor. Eminim herkes, “İlgili (c) kararı” nedir diye merak ediyordur. Başbakanlık Tanıtma Fonu Proje Müdürü Kemal Acar’la konuştum. Konuyu bildiğini belirten Acar, kendilerine çok sayıda proje geldiğini, hepsine fon ayıramadıklarını belirtti, “Hepsine destek verme şansımız yok. Gelirlerimiz düştü, dolayısıyla hepsine destek veremiyoruz. Bu nedenle bazen çok hayati projelere bile destek veremiyoruz” dedi. Açıkçası, belki fona yeterli para transferi yapılmıyordur, ama “destek verme kriteri” merak uyandırıcı.
Duruma göre bütçe
Fon’un 2008’de Türkiye geneli destek verdiği proje sayısı 200 civarında. İzmir’den yararlanan proje sayısı merak konusu. Fon’un iller bazında her hangi bir kaydı olmadığı için bu rakama ulaşmak zor. Ne TUİK İzmir Bölge Müdürlüğü’nde, ne Kalkınma Ajansı’nda, ne de Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü’nde böyle bir rakam var. O yüzden bu çok önemli ayrıntı soru işareti olarak kalıyor. Asıl önemli olana gelirsek, Başbakanlık Tanıtma Fonu’nun belirli bir bütçesi yokmuş. Yani, istenirse bütçe oluyor, istenmezse bütçe olmuyor...Şimdi, neresinden tutarsanız tutun, işin içinde hiç hoş olmayan birçok unsur var. Cumhurbaşkanı olumlu, başbakan olumlu, AKP İzmir milletvekilleri olumlu ve destek veriyorlar. Tanıtma Fonu sözlü onayı veriyor, AKP İzmir Milletvekili Bilgi ve Teknoloji ile Medeniyetler İttifakı Projesinden Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın’dan “uygun bulunma” onayı bekliyor. Ve gelen cevap: “Projeniz ilgili Fon Kurulu’nun ilgili (c) kararı ile uygun bulunmamış ve gündemden çıkarılmıştır.” Buyurun siz karar verin...
Yazının Devamını Oku

Sayın Bakan ses lütfen

12 Temmuz 2009
YAKLAŞIK iki aydır bir projenin onayı için AKP İzmir Milletvekili, Bilgi ve Teknoloji ile Medeniyetler İttifakı Projesinden Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın’dan haber bekliyoruz.

Haziran ayının başında yazmıştım, bir türlü içini dolduramadığımız inanç turizmi için çok güzel bir proje Aydın’ın imzasını bekliyor diye. Akademik kariyer sahibi, entellektüel, geniş ilgi alanı olan Aydın, bu projeyi niye onaylamaz anlamakta zorluk çekiyorum. Böylesine bilgi birikimi olan biri projeyi bekletiyorsa, mutlaka bir nedeni vardır diyorum. Ama dürüstçe ifade etmek gerekirse “bu neden” İzmirli’yi ilgilendiriyor mu, hiç zannetmiyorum. Yıllardır süregelen inanç turizmi balonundan bıkmış olan İzmirli için artık icraat ön planda.
120 ülkeden davet
Şöyle bir projeyi hatırlayalım isterseniz. Geçen yıl, Protestan Baptist Kiliseler Derneği Başkanı Ertan Çevik, bir projeyle gündeme gelmişti. Projenin adı “Medeniyetler İttifakı.” Proje, dünyada 120’ye yakın ülkenin Hıristiyan cemaat başkanlarını İzmir’de bir inanç turizmi ve medeniyetler ittifakı kongresinde bir araya getirmeyi hedefliyor. Projenin hedefi Yahudiler ve Hıristiyanlar için oldukça önemli olan bu kenti, gerçek anlamda inanç turizminde bir yere taşımak. Bu nasıl olacak, 120 ülkeden dini liderler davet edilecek. Ve tabii ki, onlarla beraber gelecek gazeteciler ya da spesifik dini yayın temsilcileri de katılacak. Projenin, Medeniyetler İttifakı Projesi’nin eş başkanlığını yürüten Recep Tayyip Erdoğan’ın himayelerinde gerçekleşmesi önemli. Bu çerçevede, projenin maliyetini bir turizm firması çıkarmış, 2 milyon Avro civarında. İlginç olan ise, maliyeti karşılayacak Tanıtım Fonu projeye ön onayı vermiş durumda ve Bakan Aydın’ın imzasını bekliyor, onayı vermek için.
Bakandan onay bekliyor
Projenin fikir babası ve bu aşamaya gelmesini sağlayan Çevik ile son durumu konuştum. Dikkat ederseniz projenin sahibi demedim, çünkü kendisi sahibi denilmesini istemiyor ve bundan sonraki süreci de, “Eğer yapabileceğim bir şey olursa hazırım” diyerek özetliyor. Çevik, bu proje için her türlü yazışmayı ve resmi evrakı, fizibilite raporu ile beraber hazırladıklarını ve gerekli yerlere ulaştırdıklarını belirtiyor. “Başbakan’a, Cumhurbaşkanı’na herkese yazdık ve projeyi anlattık. Proje, fondan ön onayı aldı ve imzalamaları için Sayın Bakan Mehmet Aydın’dan onay bekliyorlar. Bu da yaklaşık 3 ay önce oldu. Şu anda biz de cevap bekliyoruz.” Evet, bir kez daha soralım: Neden onay verilmiyor bu projeye sayın bakan? Öyle ya da böyle, en azından bir akıbetini öğrensek artık.

ÇİNLİLER GELİYOR

Başlığa bakıp, herhalde birkaç gün önce İzmir’in gündemini meşgul eden, “Çinli otomotiv devi Konya’da mı yatırım yapacak, İzmir’de mi?” tartışmalarını hatırladınız herhalde. Hani sonuçta, İzmir’de olacağına yönelik bütün medyamız mutabık kalmıştı. Bence, Siz ne derseniz deyin, İzmir’ çok bahtsız.

Yazının Devamını Oku