Şenol Kalyoncu

Prostat kanserine Nanoknife yöntemi

21 Mart 2020
Prostat kanseri, erkek üreme sisteminin bir parçası olan prostat bezi hücrelerinin anormal ve kontrolsüz şekilde çoğalması neticesinde ortaya çıkan kötü huylu tümöral oluşumlara denir.

Prostat bezi, mesanenin hemen altında yer alan ve üretra adı verilen idrar kanalını çepeçevre saran ceviz büyüklüğünde bir organdır. Gelişmiş ülkelerde erkeklerde en sık görülen kanser türü olan prostat kanseri, Türkiye’de ise akciğer kanserinden sonra ikinci sıklıkta görülmektedir. Erken dönemde belirti vermemesi nedeniyle tanısı ve tedavisi sıklıkla gecikmektedir. Klasik olarak prostat kanserinin tedavisi ameliyattır ancak son yıllarda tıbbın bir çok alanında kullanıma giren ‘nanoknife’, prostat kanserinde de kullanılmaya başlandı. Konuyla ilgili TOBB ETÜ Hastanesi Uroloji Uzmanı Prof. Dr. Öztuğ Adsan şu bilgileri verdi:

CİLT ÜZERİNDEN GÖRÜNTÜLENİYOR

“Prostat kanseri için en iyi görüntüleme ve tedavi yöntemleri artık füzyon sistemlerle sağlanmaktadır. MR füzyon prostat biyopsilerinde hastanın prostat yapısı detaylı MR ile ortaya çıkartılmaktadır. Prostat içindeki şüpheli alanlar net olarak görülebilmektedir. Daha sonra özel bir yazılımla bu görüntüler 3 boyutlu (3D) ultrasonografi cihazına aktarılmaktadır. Şüpheli alanların işaretlenmesini takiben, özel tasarlanmış biyopsi aparatlarıyla hedefe yönelik biyopsiler alınmaktadır. Füzyon biyopsi sisteminin en önemli avantajlarından bir tanesi de makat yolunun kullanılmamasıdır. Cilt üzerinden direkt prostat görüntülenerek biyopsiler alınıyor. Dolayısıyla standart biyopsilerde görülen enfeksiyon, ağrı ve kanama görülmüyor. Hedeflenen alanlardan alınacak biyopsiler sayesinde tümörün kesin tanısının konulması sağlanıyor. İşlem günübirlik yatarak ve anestezi altında yapılıyor.


Yazının Devamını Oku

Bebeklerde kalça taramasının önemi

29 Şubat 2020
Gelişimsel kalça displazisi (GKD) yada eski adıyla doğumsal kalça çıkığı, ülkemizde yaklaşık her 100 doğumda 1 oranında görülen, erken tanı ve uygun tedaviyle büyük oranda sakatlık bırakmadan iyileşebilen bir kalça sorunudur.


Doğumsal kalça çıkığının erken tanısında yenidoğan bebeklerde kalça taraması çok önemlidir. TOBB ETÜ Hastanesi doktorlarından Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Ömeroğlu şu bilgileri verdi:
“Tanı ne kadar erken yaşta konulursa tedavinin başarı oranı o kadar yükselmekte, seçilecek tedavi yöntemi bebek ve aile için daha az zor olmakta ve tedavi sonrası kalça ekleminde ortaya çıkabilecek kısa ve uzun vadeli problemlerin görülme riski o kadar düşmektedir. Hastanede yatmadan, ameliyatsız ve alçısız olarak, evde kullanılan, kalçaları özel bir pozisyonda tutan basit bir cihaz uygulamasıyla kalçaların çok önemli bir bölümü yaşamın ilk 4-6 ayında başarı ile tedavi edilebilmektedir. Tüm bunlar göz önüne alındığında yaşamın özellikle ilk 4-6 haftası erken tanı ve tedavi için ‘altın dönem’ olarak kabul edilmekte ve erken dönemde kalça taramasının önemi özellikle bu zaman diliminde ortaya çıkmaktadır.
Yaşamın ilk 6 ayında GKD için en doğru ve en güvenilir tanı yöntemi, kalça ultrasonografisidir. Kalça ultrasonografisi bebeğe hiç bir zarar vermeden, kısa sürede tamamlanan kesin bir tanı yöntemidir.
ŞEKİL BOZUKLUĞU, EĞRİLİK

Bazı bebeklerde GKD görülme olasılığı daha yüksektir. Bunlar;

*Bebeğin annesinde, babasında, kardeşinde, bebeğin annesinin ya da babasının ailesinde GKD olması.

Yazının Devamını Oku

Diz, kalça, omuz ağrılarında kök hücre tedavisi

16 Şubat 2020
Diz ve kalça gibi eklem yapılarımız hareketli yapılardır, hareket esnasında sürtünmeyi azaltma amacıyla iki kemik arasında kıkırdak dokumuz bulunur.

Kıkırdak dokumuz kaygan, pürüzsüz bir yapıdır. Yaşımız ilerledikçe kıkırdak içerisindeki su miktarı azalır ve incelir. Bu nedenle kemikler birbirine sürtmeye başlar ayrıca kemik ve kıkırdakta aşınmalar, kemik uçlarında sivrileşmeler görülür. Sürtünmeye bağlı olarak eklemlerde acı ve ağrılar ortaya çıkar. Son yıllarda gelişen tıpla birlikte bu konuyla ilgili bir çok tedavi yöntemi ortaya çıktı. Bu yöntemlerden en yaygın ve etkilisi kök hücre tedavisidir. Kök hücre tedavisiyle ilgili Ankara üniversitesi Tıp Fakültesi İbni Sina Hastanesi Ağrı Bölümü Başkanı Prof. Dr. İbrahim Aşık şu bilgileri verdi:

AMELİYATIN ÖNÜNE GEÇİLEBİLİYOR

“Kök hücre tedavisi uygulamaları öncesinde eklemlere yapılabilecek diğer tedaviler; PRP (trombositten zengin plazma), ozon tedavisi, hyaluronik asit uygulamaları, radyofrekans tedavileri, proloterapi, tetik nokta enjeksiyonları şeklinde özetlenebilir.
Bu tedavilere rağmen, tedavi edilemeyen ve şiddetli ağrılara bağlı yaşam kalitesi azalan hastalarda, kök hücre tedavisi uygulanabilir. Karın bölgesinden liposuction (yağ emilmesi) yöntemiyle alınan yağ dokusu içindeki mezankimal kök hücreler özel bir yöntemle ayrıştırılmakta ve hasarlı eklemin içerisine sadece bir iğne ile kolayca verilmektedir. Verilen hücreler hasarlı eklemlerde rejenerasyon yapmakta ve klinik olarak hastaların ağrılarını uzun dönemde azaltmakta ve yaşam kalitelerini arttırmaktadır. Bu tedavi ile hastaların ameliyata alınmasının önüne geçilebilmekte ve gereksiz olarak operasyon riskinden kurtulabilmektedirler.

UZUN DÖNEMDE POZİTİF SONUÇLAR

Omuz problemleri (kireçlenme, tendinit, kas yırtıkları), diz sorunları (kireçlenme, menisküs yırtıkları veya bağ hasarları) ve kalça eklem problemleri (avasküler nekroz, kireçlenme, artroz) şikâyeti ile başvuran hastaların klinik muayeneleri ve radyodiagnostik değerlendirmeleri sonucunda eklemi kartilaj patolojilerinin erken evre olanlardan grade 2 ve ileri evre grade 3 lezyonları olan hastalardan diğer tedavilerden fayda görmemiş, operasyon olmayı reddeden ve otolog rejeneratif mezankimal kök hücre süspansiyonu uygulanması neticesinde, iyileşme sağlanacağına kanaat getirilenlere bu uygulama yapılmış ve uzun dönemde pozitif sonuçlar alınmıştır. Hastaların yürüme mesafeleri artmış hatta kullandıkları bastonu bırakanlar bile olmuştur.”

Yazının Devamını Oku

Dünyanın gündemine oturan koronavirüs

8 Şubat 2020
Çin’de ortaya çıkan ve dünya gündemini oldukça meşgul eden ‘koronavirüs’ hızla ve kolayca yayılabilmesi sebebiyle kısa sürede bir çok insanı etkisi altına aldı. Bütün dünyanın konuşmasına karşın koronavirüsün ne olduğu ve nasıl yayıldığını çoğu kişi tarafından bilinmiyor. Çin’den sonra dünyanın farklı yerlerinde de yayılmaya başlayan virüs için yapılan ilaç denemelerinde, bazı ilaçlara hastaların iyi tepkiler verdiği gözlendi.

Koronavirüs (Corona), hayvanlar arasında yaygın olan büyük bir virüs grubudur. Bu virüsler insan ve kuşlar gibi memelilerde hastalıklara sebep olur. İnsanlarda genellikle ciddi olmayan fakat ölüm riski bulunduran solunum yolu enfeksiyonlarına sebep olur. Koronavirüs semptomları arasında burun akıntısı, öksürük, boğaz ağrısı, muhtemel baş ağrısı ve birkaç gün süren ateş sayılabilir. Bağışıklık sistemi zayıf olan ileri yaştakiler ve çok genç olanlar için virüsün pnömoni veya bronşit gibi çok daha ciddi solunum yolu hastalığına neden olabilir. Pnömoninin de hızla yayılması ve bağışıklık sisteminin gün geçtikçe azalmasıyla virüs ölümcül bir hal alabiliyor.

YAKIN TEMASTAN KAÇINILMALI

Virüsün ne kadar güçlü olduğuna bağlı olarak, öksürük, hapşırık veya el sıkışma gibi durumlar da virüse maruz kalmaya neden olabilir. Virüs, enfekte olmuş bir kişinin temas ettiği bir yere ve eşyaya dokunmanız, ağzınıza, burnunuza veya gözlerinize temas ettirmeniz halinde size de bulaşabilir. Hastalığa yakalanmayı ve bulaşmasını önlemek için en önemlisi el hijyeni, kalabalık ortamlarda maske kullanmak ve öksürme, hapşırma gibi solunum yolu hastalığı belirtileri gösteren kişilerle yakın temastan kaçınmaktır. Güvenli gıda kullanımı da göz önünde bulundurulmalı, et, yumurta gibi hayvansal gıdalar iyice temizlenmeli ve iyice pişirilmelidir.
Çin ulusal sağlık komisyonunun yaptığı açıklamalara göre Hubey eyaleti merkezli yayılan hastalık şimdiye kadar 304 kişinin ölümüne sebep oldu. Etkilenen 2 bin 110 kişinin durumunun ağır olduğu toplam 14 bin 30 kişi var.

İLAÇLA İLGİLİ DENEMELER YAPILIYOR

Çalışmaları hızla devam eden virüs için Amerika’dan gidip etkilenen birine uygulanan bir ilaç tedavisinin işe yaradığı ve hastalığı gerilettiği gözlendi. The New England Journal of Medicine dergisinde yayımlanan makaleye göre Remdevisir adlı ilacın klinik bulgularının iyileşme sağladığı gözlendi. Hastalığı kapmış birinin hastane gözetimi devam ederken önce sol sonra sol akciğer grafisinde pnömoni gözlendi. Ancak ilacı aldıktan sonra çok kısa bir sürede grafilerin düzeldiği, nefes alış verişlerinin normal düzene girdiği, öksürüğün çok azaldığı ve son olarak da iştahın eski haline geldiği gözlendi. Çok kısa sürede olumlu sonuç veren bu ilaçla ilgili denemeler devam ediyor. Ancak birden yayılan ve herkesi korkutan bu salgınla ilgili güzel bir çözüm yolu olacağa benziyor.

ÖĞRENMEDEN GEÇMEYİN

Yazının Devamını Oku

Ebola virüsü aşısı

2 Şubat 2020
Son günlerin sıkça duyulan koronavirüs hastalığı gibi Ebola virüsü de çok öldürücü bir hastalık.

Bunun en büyük sebebi ise çok hızlı yayılması ve bir tedavisinin olmaması. Ayrıca bu hastalıkların tedavisinin olmadığı gibi aşıları da yoktu. Ancak Geçtiğimiz 2-3 yıl içinde 11 binden fazla kişinin ölümüne yol açan bu hastalığın aşısına Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından onay verildi. Ebola virüs hastalığı, vücutta akut başlangıçlı yüksek ateş ve gastrointestinal kanamalarla seyreden bir enfeksiyon hastalığı şeklinde karşımıza çıkan viral bir enfeksiyondur. Ebola virüsü, hayatı tehdit eden kanamalara yol açan yüzde 50 ile yüzde 90 vakanın ölümle sonuçlandığı ateşli bir hastalığa neden olmaktadır. 

***
Bu virüs filovirüsler ailesinden bir RNA virüsüdür. Hastalık insanlara Ebola virüs ile enfekte olmuş hayvanlarla temas yoluyla veya enfekte olmuş kişinin vücut sıvılarıyla temasla bulaşır. İnsandan insana bulaşma çoğunlukla, enfekte kişilerin kan veya diğer vücut sıvılarının veya sekresyonlarının sağlıklı kişilerin hasarlanmış cildi veya mukoz membranına bulaşması ile olur. Ayrıca enfeksiyonu taşıyan kişilerin vücut sıvıları ile kontamine materyaller veya ortamlar ile temas ile de bulaşma olabilir. Ayrıca EVH’nın cinsel yolla bulaşma yönünden de riski bulunmaktadır. Erkeklerden kadınlara cinsel yolla bulaşması daha güçlü bir olasılıktır.
***
Hastalığın kuluçka süresi 2-21 gündür. İnsanlar, semptomlar ortaya çıkana kadar bulaştırıcı değildirler. Sık görülen belirti ve bulgular; ateş, baş ağrısı, kas ve eklem ağrısı, halsizlik, ishal, kusma, mide ağrısı ve iştahsızlıktır. Hastalık ilerledikçe bulgular ağırlaşır, cilt ve mukozal kanamalar veya organ içine kanamalar görülebilir. Hastalığın ilerleyen safhalarında, göz, burun, kulak, ağız ve rektumdan kan geliyor ve serum iğnesinin ciltte açtığı deliklerden kan akıyor. Temel olarak vücuttan dışarı kan akması hastalığın en tanımlayıcı sendromu olarak görülüyor. Ebola virüsü taşıyan insanlar en sonunda çoklu organ yetmezliğinden hayatlarını kaybediyor. Bunun en büyük nedeni Ebola virüsünün vücuttaki beyaz kan hücrelerini hızla yok ederek bağışıklık sistemini çökertmesi ve insan vücudunun virüse karşı savaşamaz hale gelmesi sonucu organların iflas etmesi.
***
DSÖ, ABD’li ilaç şirketi tarafından geliştirilen Ervebo aşısının kalite, güvenlik ve fayda standartlarını taşıdığını açıklamıştı. Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki Ebola ile mücadele ekibinin başındaki Steve Ahuka Mundeke, gazetecilere yaptığı açıklamada, aşının iki doz halinde Ruanda sınırındaki Goma şehri sakinlerine uygulanacağını söyledi. 30 aşılama uzmanıyla yürütülen kampanyada ilk aşamada 7 bin 500 aşıyla başlanan çalışmalar sonuç alındıkça 250 bin aşıya kadar yükseltildi. Geçtiğimiz günlerde onayını alan Ebola aşısı artık bu virüsün tedavisinde kullanılabilecek.

ÖĞRENMEDEN GEÇMEYİN

Yazının Devamını Oku

Ameliyatsız yüz germe teknikleri

26 Ocak 2020
Hepimiz yaş aldıkça, adeta yaylı yatakların içinde bulunan yaylar gibi yüzümüzü sıkı tutan kolajen liflerinin gevşediğini, formlarını kaybettiklerini bunun sonucu olarak da özellikle yanaklarımızın aşağı doğru sarkmaya başladığını, yanak burun çizgimizin giderek derinleştiğini, gıdımızın yer çekimine karşı koyamayıp aşağı doğru sarkmaya başladığını, boyun çizgilerinin arttığını gözlemlemeye başlarız.

Eski yıllarda daha genç görünebilmek için çoğu hasta, cerrahi operasyonları tercih etmekteydi. Ancak şimdilerde yeni gelişen cihazlarla ameliyatsız yüz germe işlemleri çok başarılı sonuçlar veriyor.

Konuyla alakalı TOBB ETÜ Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Uzm. Dr. Murat Baykır şu bilgileri paylaştı:

“Ameliyatsız yüz germe diye adlandırdığımız bu işlemler; HIFU dediğimiz fokuslu ultrason uygulaması, altın iğne dediğimiz iğneli radyofrekans uygulaması, fraksiyonel lazer uygulaması, PRP uygulamaları, gençlik serumu uygulamaları ve dermapen uygulaması olarak sıralanabilir. HIFU fokuslu ultrason; fokuslanmış bir ses dalgası, özel bir başlık yardımı ile derinin hemen altında yer alan fibroblast dediğimiz hücre gruplarının olduğu bölgede sağlam deri alanları bırakacak şekilde milimetrik kontrollü hasarlar oluşturarak yaklaşık 1.5 mm sıklığında deri üzerinden kaydırılarak uygulanır. Amaç yeni kolajen üretimi başlatıp derinin eski sıkı yapısına geri dönmesini sağlamaktır.
Özellikle yanaklardaki ve gıdıdaki sarkmalarda belirgin toparlayıcı etkisinin olması bu işlemin ‘ameliyatsız yüz germe’ olarak adlandırılan işlemler arasında en önemli uygulama olmasını sağlamaktadır.
Tek seanslık bir uygulama olması da çok tercih edilmesini sağlamaktadır.
Yaklaşık 30-40 dakika süren çok kolay bir uygulamadır. Etkileri 3 ila 6 ay içinde belirgin hale gelecektir. Yavaşça ancak yüksek bir başarı ile sonuç verir.

Yazının Devamını Oku

Diş estetiğinde bir yenilik daha: Gülüş tasarımı

18 Ocak 2020
Diş çürüklerinin tedavisi, diştaşı temizliği uygulaması, eksik dişlerin yerine protez dişler yapılmasının yanı sıra çapraşıklık, düzensizlik, renklenme şikâyetleriyle de birçok hasta, diş hekimlerinin kapısını çalmaktadır.

Son yıllarda estetiğin, hastalar arasında daha öncelikli bir beklenti haline geldiğini görüyoruz. Diş estetiğinde günden güne yenilikler birbirini izliyor ve sürekli yeni bir yöntemle karşı karşıya kalıyoruz. Konuyla ilgili TOBB ETÜ Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü’nde ‘Protetik Diş Tedavisi’ alanında çalışan Diş Hekimi Seda Yıldırım’dan bilgi aldık.

ESTETİK GÜLÜŞ NEDİR?

Estetik, göreceli bir kavram olmakla birlikte tanım olarak ‘doğal güzellik’ anlamına gelir. Birçok faktör, gülüş estetiğine hizmet eder: Dişler, dişetleri, diş görünürlüğü, renk gibi...
Gülerken dişetlerinin ne kadar göründüğünün hastalar farkında değildir. Yapılan çalışmalarda, bireyler dişeti görünürlüğünün 3-4 mm’den fazla olduğu gülüşleri sebebini tarif edemese de estetik açıdan kötü bulmuştur. Üst çene ön dişleri; hastanın kare, üçgen veya oval yüz formunu taklit ettiğinde daha doğal bir görünüm sağlanır. Doğalı korumak amacıyla, diş tedavilerinde de ışık geçirgenliği doğal dişe benzeyen yeni üretim kompozit ve porselen materyaller tercih edilir. Dişeti görünürlüğünü azaltmak için dişetlerinde şekillendirmeler yapmak, diş beyazlatma işlemleri, estetik kompozit dolgular, porselen kaplamalar, zirkonyum kaplamalar, lamina porselenler, estetik problemleri olan hastalarımızda tercih ettiğimiz başlıca tedavi yöntemleridir. Estetik kelimesini duyunca, altın orandan söz etmemek olmaz elbette. Antik Yunan matematikçiler tarafından tanımlanan altın oran formülleri diş hekimliğinde de yüz oranları ve diş boyutlarının belirlenmesi için kullanılır. Üst ön dişlerin boyutlarının altın orana yaklaştıkça daha estetik bir algı yarattığı bilinir.

SON YILLARDA SIKÇA DUYDUĞUMUZ GÜLÜŞ TASARIMI NEDİR?

Gülüş tasarımından bahsetmeden önce estetik diş analizini neden ve nasıl yaptığımızı anlatmalıyız. Tedavinin en önemli aşaması analizdir. Alt ve üst dişlerin birbirilerine göre konumları, şekilleri, rengi ve boyutları değerlendirilir. Öncelikle geleneksel ölçü yöntemiyle veya ağız içi tarayıcılarla hastadan tanı modelleri elde edilir. Ağız içi, ağız dışı, gülüş ve profil fotoğrafları alınır. Hastanın şikâyetleri ve beklentileri göz önünde bulundurularak, dijital tasarım aşamasına geçilir. Elde ettiğimiz tüm kayıtlar, bilgisayar ortamında gülüş tasarım programları kullanılarak bir araya getirilir. Bu programlarda fotoğraflar ve üç boyutlu kayıtlar üzerinde çizim ve değişiklikler yapılabilmektedir. Yapılacak işlemler oluşturulan dijital model üzerine uygulanır ve tedavi sonucuna yakın dijital fotoğraflar oluşturulmuş olur. Gülüş tasarımı sayesinde hastalara işlem yapılmadan önce tedavi sonucuna en yaklaşık görseller elde edilmiş olur. Tanı modelleri üzerinde laboratuarda yapılan çalışmalarla tedavinin bitimini taklit eden modeller hazırlanır. Hasta ağzında geçici materyaller kullanılarak uygulama yapılır. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte, hastalarımıza hiçbir işlem uygulamadan hem fotografik olarak hem de dişleri üstünde yapılabilecekleri değerlendirme şansı sunabiliyoruz.

ÖĞRENMEDEN GEÇMEYİN

Yazının Devamını Oku

Hipertansiyon tedavisinde yeni ufuklar

5 Ocak 2020
Hipertansiyon, tüm dünyada yaygın olarak görülen kronik rahatsızlıkların başında gelir.

Ülkemizde neredeyse 15 milyon kişi, yani her 3 kişiden biri yüksek tansiyon belirtileri taşır. Bu hastaların yaklaşık yüzde 5-6’sı etkili bir tedavi ile sağlığına kavuşabilir. Hipertansiyon birçok nedene bağlı olarak ortaya çıkan kan basıncı yüksekliğidir. Hipertansiyonun ortaya çıkış nedenleri arasında genetik yatkınlık ve aşırı tuz tüketimi ilk sıralarda yer alır. Ancak hastaların yüzde 95’inde yüksek tansiyon nedeni belli değildir. Mutlaka kontrol altına alınması gereken hipertansiyon, ani tansiyon yükselmelerinde beyin kanaması ve felce neden olabilmektedir. Yüksek tansiyon nedeniyle organları besleyen damarlarda tıkanma, genişleme veya yırtılma meydana gelebilir. Hipertansiyon organlara giden kan akışını bozarak organ yetmezliklerine neden olabilir. Yüksek kan basıncı adıyla da bilinen hipertansiyon, uzun süre belirti vermeden böbrek, beyin, kalp ve damar sistemine verebileceği hasar nedeniyle ‘sessiz düşman’ olarak da anılmaktadır. Kan dolaşımı için gereken basıncın normalden fazla olması anlamına gelen ‘yüksek tansiyon’, mutlaka uzman kontrolünde takip edilmelidir. En belirgin hipertansiyon belirtileri arasında aşırı yüksek kan basıncına bağlı olarak baş ağrısı, baş dönmesi, nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı, görmede bozukluk oluşabilir. Ayrıca hipertansiyon belirtileri arasında; halsizlik, yorgunluk, burun kanaması, kulaklarda çınlama, yürüme ve merdiven çıkmada zorlanma, bazen çok sık idrara çıkma, gece uykudan uyanıp idrar yapma ve bacaklarda şişlik olabilir.

ÇOKLU ÇALIŞMA YAPABİLİYOR

Avustralya’daki New South Wales Üniversitesi ile ortaklaşa yürütülen çalışmalarda kardiyovasküler sistem ile boğazdaki kasları eş zamanlı olarak kontrol eden bir grup beyin hücresi bulundu. Bu hücre grubunun oluşturduğu bağlantı da bütün hayatı etkileyen hipertansiyon ve böbrek yetmezliği gibi hastalıklarda çalışmaz halde duruyor. Uzun süredir yapılan çalışmalar bu etkileşimin sinir sisteminin tam olarak neresinde gerçekleştiğini gösterdi. Aynı hücre grubunun yutma hareketi için de rol alıyor olması; bir hücre grubunun aynı anda birden fazla hayati fonksiyonu kontrol etmek için çoklu çalışma yapabildiğini gösteriyor. Bu da beynin, vücudun o anki ihtiyaçlarına göre adapte olabildiğini gösteriyor. Araştırmacılar bu bulguları ilaçlara direnç gösteren ve dünya çapında kardiyovasküler ölümlere neden olan hipertansiyon hastalarının tedavisinde yeni bir yöntem geliştirilmesine imkân sağlayacağı görüşünde.

ÖĞRENMEDEN GEÇMEYİN

CİLT ÇATLAKLARI

Kadınların çoğunun yaşadığı ve çözüm aradığı bir durum olan cilt çatlaklarındaki en önemli faktör hormonlardır. Normal cilt yüzde 80 kolajen ve yüzde 4 elastinden oluşan lif gözenekli bir ağ yapısına sahip. Cilt yapısında bulunan elastin cilde esnekliğini veren ve gerilmesini mümkün kılan bir protein. Elastin lifleri hasar gördüğünde ise cilt çatlakları ortaya çıkıyor. Bu lifleri en çok etkileyen de bilinenin aksine cilt gerilmesi değil hormonlar. Kadınlarda özellikle regl dönemleri, hamilelik gibi dönemlerde hormonların sık değişiklik göstermesi de erkeklere oranlara daha çok görülmesinin en büyük sebebi. Ergenlik çağında, hamilelik döneminde, hızlı kilo alıp verme gibi durumlarda değişen hormonlar sebebiyle de ciltte çatlaklar görülebilir. Bazı insanlarda çok bazılarında ise az görülme sebebi bu hormonal değişikliğin kişiden kişiye değişmesine ve genetiğe bağlı. Genetik yapı farklılıkları yüzünden çatlakların oranları ve ortaya çıkma olasılıkları kişiden kişiye göre değişir. Derisi esnek olan insanlarda deri çatlakları çok daha az görülür. Bu nedenler dışında, kortizon tedavisi gören kişilerde, hızlı hormonal değişimlerde, hamilelik zamanlarında, kolajen lif eksikliği görülen kişilerde, belirli ilaçlar kullananlar kişilerde, vücut geliştirme yapan kişilerde görülebilir. Çatlakları önlemek için alınabilecek en güzel önlem bol su tüketmek. Cilt elastikiyetini artırdığı için çatlakların önüne büyük oranda geçebiliyor. Aynı zamanda E vitamini içeren gıdaların tüketimi, omega 3 almaya dikkat etmek cilt çatlaklarının oluşumunu büyük oranda önleyebiliyor. Cildi devamlı nemlendirmek de içeriden bakım kadar önemli.

Yazının Devamını Oku